Adı:
Akdeniz
Baskı tarihi:
14 Mart 2016
Sayfa sayısı:
247
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754068320
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Méditerranée
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Cem Yayınevi
“Güneşin Doğuşu” ve “Güneşin Batışı” adlı iki bölümde Istrati’nin âşığı olduğu bir bölgeden tablolar sunduğu bir roman.

Istrati bu romanında, yaşama sevinciyle dolu, yaşamı paylaşarak sürdürmeye tutkuya bağlı olan, güzellik arayışındaki Adrien Zograffi aracılığıyla Abdülhamid dönemi Osmanlısı’nın İskenderiye, Şam, Kahire, Beyrut, Gazir gibi Akdeniz bölgesi kentlerini, bu kentlerde görüştüğü her biri ayrı ayrı kişilikler ve tipler olan Mikail, Musa, Sara, Titel, Salamon, Simon gibi çeşitli milliyetlerden, dinlerden insanları karşımıza getiriyor. Her birinin dramını, iyiliğini, kötülüğünü, sevgisini, sevgisizliğini anlatıyor.
223 syf.
Bilinmeyene doğru uçuşan heyecan dolu bir yüreğin,ağzına kadar tıka basa hasretle, özlemle, çaresizlikle ve küçük bir parça umutla dolu başka bir yüreğe eşlik ederek çıktığı bir yolculukla başlıyor her şey.

Değişen düzenin çarkları arasında ezilen bir dizi bahtsız insanın hikayesi.
Neden mi bahtsız?
Insanların para kazanmak uğruna yok saydıkları hassasiyetler, hayata tutunabilmek için ruhlarından verdikleri tavizler, katlanmak zorunda oldukları kişiler, içi boşaltılmış dostluk ve arkadaşlık kavramları..derken " İNSAN RUHU ACINACAK ŞEY.." dedirten olaylar silsilesi birbiri ardına sayfalara düşüyor.

Hasılı oradan oraya savrulan insancıkların küçücük çığlıkları bunlar.

Asıl problem şurada; deli gibi istedikleri şeylere sahip mi oluyorlar, yoksa esir mi?
İşte bu noktada tercihler devreye giriyor. Bazıları için, hoş ve basit bir yaşam kollarını açmış beklerken, bazıları için şatafatlı uçurumlar göz kırpıyor.

Aykırı olan, topluma ve zamana boyun eğmek miydi, diyorsunuz.
Ya da tüm ahlak kurallarını müreffeh bir yaşam için feda etmek miydi?..

Haklarında hüküm vermeden önce bu kitaptaki herkesi tek tek dinleyip anlamak lazım diye düşünüyorum.

Kitap iki ana bölümden oluşuyor ; gündoğusu ve gün batısı. Ilk kısımda yönünü doğuya dönen kahramanımız, ikinci kısımda geri dönüşüyle yolculuğunu tamamlıyor.

Bu hikaye, birçok Akdeniz şehrinde dolaştırıyor bizi. Sıcak, bol güneşli ve kendine özgü atmosferiyle içimizi ısıtan, bir zamanlar Osmanlı sınırına dahil oldukları için herhangi bir yerinde bizim izlerimizi taşıyan şehirler bunlar. Dönemin,özellikle sosyal ve siyasi anlamda, izdüşümlerine oldukça hakim.

Yazarın da, romanın kahramanı Adriyen gibi, Romanya 'da, hatta Ibrail 'de doğduğunu okuduğumda her şey biraz daha yerine oturdu benim için. Baştan itibaren, neden bir anı kitabı okuyor gibi hissettiğimi, daha iyi anladım.

Musa'nın acısında, özleminde,
Güzel Sara 'nın bahtsızlığında, çaresizliğinde,
Ve Adriyen 'in zengin olma ve dünyayı tanıma düşünde, sıcacık bir hikaye sizleri bekliyor.




Keyifli okumalar..:)
248 syf.
·90 günde·Beğendi·7/10 puan
Şükür ki kitabı bitirdim. Dili ağır değildi tam aksine çok akıcı bir üslubu vardı fakat bu kitabın olay örgüsü karışıktı.Teknik bakımından kusurlu bir kitap olsa da okudum. Okumak isteyenlere pek tavsiye etmiyorum.
224 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10 puan
Panait Istrati... Adını ilk duyduğumda Yunan sandım fakat Romanya doğumlu gezgin bir yazar. Olayların çoğunun Osmanlı'nın Akdeniz'e kıyısı olan yerlerinde (Suriye ve Lübnan) ve Mısır'da geçtiği bu romanı "yine oryantalist bakış açısıyla yazılmış, gerçekçilikten uzak bir roman olabilir" düşüncesiyle okudum, fakat yanılmışım.

Kitabın kahramanı Adriyen (aslında Panait Istrati) bizden birisi. Samuel ve Mihail de öyle. Romandaki diğer insanlar da bizden, çünkü gerçek! Evet bunu iliklerinize kadar hissediyorsunuz romanı okurken. Peki kim bu Adriyen? İbrail/Romanya doğumlu, hayalleri olan ve boynuna zincir bağlanılmasını sevmeyen bir genç. Zincirden kastım, bağlanma sorunu var bu arkadaşımızın. Ama insanlarla alâkalı değil bu bağlanma sorunu, iş anlayışıyla alâkalı. Dünyayı tanımak istediği için "çakılı" işlerde tutunamayan bir arkadaşımız. Ama bazılarının dediği gibi bu romanı "aylaklığın kitabı" olarak göremiyorum. Adam her gittiği yerde çalışıyor, hem iş de seçmiyor (tabii çakılı kalacağı işleri yine seçmiyor Adriyen beyimiz). Bu nasıl aylak?

Romanda her olaya onun gözünden, onun hisleriyle bakıyoruz. Adriyen'in bu hayatta en önem verdiği şey, anladığım kadarıyla arkadaşlık. Başlangıçta tanıştığı Samuel gibi meczup bir babayı bile yarı yolda bırakmıyor mesela, hatta aile işlerinde bile ona yardımcı olmaya çalışıyor. Kitabın son bölümleri yürek burkan ve insana bazı değerleri sorgulatan cinsten, üzülebilirsiniz.
174 syf.
YARIM KALAN BİR ŞEYLER VAR, AKLIMDAN HİC ÇIKMIYORLAR...

İki defa yarım bıraktıktan sonra, tamam bu sefer okuyacağım dediğim kitabın artık sonuna gelmiş buldum kendimi.. Çok uzatmicam.

Akdeniz akşamları kadar sıcak, nemli ve boğucu olmasa da, karmakarışık bı olay örgüsüne sahip olan bu güzelim kitap, bazen kendimle kavga etmeme neden oldu. Nasıl mı? Çok basit; zincir koptu, koptuğu yerden bağlamak için aradığım o halkayı bir türlü bulamadım. Kısa aralar verdim, ince belli bardaklardan çaylar içtim yine de kafayı resetleyip odaklamadım. Kafamda bambaşka şeyler vardı çünkü. Atamıyordum bir türlü...
Neydi? Kimdi o dikkatimi dağıtan? Soylicem ama kimseye söylemek yok. Tamam mı? [Not: spoiler içerebilir, dikkatli tüketin (; ]
Mihail . Hep onun suçu. Bir zamanlar maddiyata hiç önem vermeyen, ilim peşinden koşan, kendi halindeki bu "arkadaş", Akdeniz'de bambaşka biri olmuştur. Gözünü para hırsı bürümüştür. Kadın düşkünü adi birine dönüşmüştür. Öyle ki, Dönüşüm deki Gregor Samsa'nin fiziksel dönüşümü gibi bir değişim olmuştur Mihail'in ruhunda :(
Bu durum beni gerçekten etkiledi desem çoğunuz " hadi beee, o kadar da değil" diyebilir. Ancak, durum bildiğiniz gibi değil. Kitaptaki karakterler sadece birer sembol. Bu semboller gerçek hayatta, birilerini cagristiriyorsa işte o zaman anlamını buluyor, okuma yolculuğunuza bir heyecan katıyor. Heyecan mı dedim ben :/ Kahretmesin, o hayal kırıklığı olacaktı. Neyse, Mihail değişiyorsa değişsin. Bana yüreği güzel bir Adrien Zagrofi yeter. Evet, adam gibi adam, madde için kişiliğinden taviz vermeyen, saflığını, ruhunun güzelliğini koruyan Adrien.
Adrein,hayatının monotonluğundan bıkar ve daha güzel bir hayat gayesiyle Mısır'a gitmeye karar verir. Ve Yola çıkar. Yolda yoldaş edinir, adı Musa.
Bu Musa Nil'in musasi değildir. Elinde deryalari yaran asası da yoktur. Ancak, iyi biridir o da. Kızı kötü yola düştüğü için onu aramaya bulmaya koyulmuştur. Kör talih işte, ilerde bu ızdırap onu kahredecektir.
Neyse yolculuk güzel geçiyordur, Musa ve Adrien içten bir sohbetten sonra çok iyi birer arkadaş olmuşlardır. Yaş farkları olabilir ancak hiç önemli değildir bu. Ben de yaşlılarla çok güzel anlaşırım. Hatta bir zamanlar öğrenci olduğum ilde ev arkadaşlarımla huzur evine gitmeye karar vermiştik. Gitmeden önce adresi almak isterken, o ilde huzur evi olmadığını öğrendik. Uzulelim mi sevinelim mi bilemedik ve araftaki duygularımızı da alıp bir güzel eve geldik.
Evet, yine kafam başka yerlere gitti, erkek olsaydım sanırım şimdi askerlik anılarımı inceleme olarak kaydediyor olurdum. Dikkatimi altüst ettin Panait Istrati ! :/

Neyse devam edelim..
Musa'nın isteğini geri cevirmeyip, ona kızını bulma konusunda yardım etmeye karar verir Adrien ve kendi işlerini erteler, digerkamligi nedeniyle de çevresinde sevilen biridir zaten.
Kızı aramaya koyulurlar ama tüm adresler boş çıkar. Umudunu tam kaybedeceği sırada kızını bulur Musa.
Kızı sefalet içindedir ve bu durum karşısında yaşlı Musa ızdırabin kör kuyusuna düşer, kahrolur baba yüreği...
Babama çok düşkün bir kız olduğum için midir bilmiyorum ama Musa amcaya ağladım diyebilirim.
Evet, kızının o halini gördükten sonra yorgana sarılıp kısa bir süre de olsa hayata küsmesi gözlerimi yaşarttı. Bir baba bunu hakeder miydi?! Bir kız babasını gerçekten bu kadar uzebilir miydi?!
Hayır. Olmamalıydı böyle bişey. Ah Musa amca! Ah Sara! Tanrı sizi cennetinde saraylarda musmutlu yaşatsın..

Akdeniz'de ekonomi sosyal hayatı çok etkilemektedir. Para için imanını pazarlama derler ya o misal işte.
Samimiyetin lüks bir nitelik olduğu, amaçlar için kadın çocuk herşeyin araç edindiği bu iki kuruşluk metaya dönüşmüş Akdeniz'de hayat kolay değildir..

Panait istrati'nin okuduğum ikinci eseri. Gerçekten muazzam ve sıradışı bir dünyası var.
Eserlerinde insanlık dersleri veren nadide yazarlardan diyebilirim. Mutlaka okunmalı.

Kitapla kalın...
217 syf.
·4 günde
"kitabı okurken aha yabancı bir yazardan akdenizi anlatacak güzel bir kitap olacak dedim ama sanırım yanıldım. kitapta Musa lakaplı bir babanın kızı ne kötü işler yapıyor ama baba buna sessiz arada kendi yer öfkelenir hatta küfür savurur ama iki tokat çekip izaya getirmez. üstünde milli eğitimin 100 temel eseri mührünü görmeseydim neyse derdim ama o kadar okumaya değer kitap varken böylesine karışık bir kitabı milli eğitimin seçmesini anlamıyorum. kitabı bitirince hele şükür dedim. evet yarım bırakabilirdim ama bunu kitaba saygısızlık düşünürdüm. Romanya dan mısıra Lübnan'a oradan Türkiye ye gelen bir seyahat öyküsü belki ama çok karıştırdı kafa mı şuan nereden nereye nasıl geçtiler bilemedim. bu kızı yüzünden 4 evladı da evlenemiyor hatta J. olan kız nişanlanıyor ama ablasının ne denli kötülükler yaptığını öğrenince nişanı atıyor baba buna dayanamayıp vefat ediyor. tavsiye eder miyim deseni< tabi ki de hayır"
208 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Yüz Temel Eser içinde olması sebebiyle okuduğum bir diğer kitap. Sanırım içinde sırf İstanbul mekanı geçtiği için Yüz Temel Eser içine konulmuş, zira okullarda öğrencilere mutlaka okutulmasını gerektirecek bir içeriğe sahip değil. Kitap ne ufkumu genişletti ne de iyi vakit geçirtti bana. Adeta sıkılarak ve bir an önce bitmesini umarak okudum. Yüz Temel Eser içinde olması gereken çok daha güzel kitaplar var, bu tamamen zaman kaybı.
300 syf.
"Bizi yaşatan kendimiz için beslediğimiz değil, başkalarına, hatta nefret ettiğimiz insanlara karşı duyduğumuz sevgidir."

Kitabı çok severek okumuştum. Hayata dair altı çizilecek çok sözü vardı.
Hatta bir bölümünde gülmekten kitabı okuyamadığımı bile anımsıyorum. Şöyle ki,

Yazar, bütün dünya klasiklerini okumuş bir yazar ve bir gün Hamlet'den bir söz alıntılarken sohbet arasında, Hamlet in yazarını unutuyor; dilinin ucuna geliyor , ama bir türlü hatırlayamıyor:) Sonra kahvehane kahvehane gezip, bu eserin yazarını millete soruyor ve bakıyor ki ,kimse Hamlet diye bir eser olduğunu bilmiyor bile:)
Sinirleri iyice harap oluyor yazarın...
Neyse

Sonuç Rumen yazarın , Panait Istrati , kalemi çok samimi çok yalın.
Verdiği satır arası mesajlar oldukça insancıl.
İlk okuduğum kitabı bu olmuştu ve son olmayacağı da kesindi...
174 syf.
·3 günde·8/10 puan
Panait Istrati 51 yıllık yaşamında özgürlüğünün peşinden koşan, hatta belki daha doğru bir ifadeyle “kafasının dikine giden” bir işçi sınıfı yazarı. Yoksul bir aileden gelen, babasını hiç tanımayan, çamaşırcılıkla evi geçindiren annesinin kazandığı ile bir yandan okumaya çalışırken diğer taraftan kendini bekleyen kaderinden; bir eş, bir dolu çocuk, kıt kanaat geçinen bir aileden son sürat kaçan bir yazar.

Serseri bir hayat süren ve kalıplara girmeyi reddeden yazar bir dönem Bolşevizm’e ilgi duymasına ve çeşitli eserlerinde bu sevgisini ve Bolşevik propagandayı okurları ile paylaşmasına rağmen, artan zulüm ve nüfuz kullanımı sonucu eski arkadaşları ile bağlarını da aynı cesaretle atmış ve “Troçkist”, hatta “Faşist” olarak suçlanmasına rağmen geri adım atmamış.

“Balkanların Maxim Gorki’si” olarak adlandırılan; “serseri dahi” olarak da bilinen Panait Istrati tüm eserlerinde kendi yaşamından kesitler sunmuş. “Akdeniz” de yazarın kahramanlarının ağzından 1906-1909 yılları arası Akdeniz’indeki yaşamı aktarıyor bize.
Romanın baş kahramanı Adrian Zografi Panait Istrati’nin kendisi, hatta bir nevi alter ego’su. Romanda Adrian ve arkadaşı Mihail ile Mısır’da, Beyrut’ta, Şam’da, Aynaroz’da ve nihayetinde vatanları Romanya’da geziyoruz. Gördüğümüz, 1900lerin başında, Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılmadan önceki son günlerinde, bu diyarlardaki günlük yaşamın yanında açlık ve sefalet içindeki küçük insanların hayata tutunma savaşı aynı zamanda. Yazarın kitabın sonunda tariflediği şekli ile “Musa gibi insan artıkları, Sara gibi kokotlar, Klein gibi sevda tellalları, Moldovan gibi dolandırıcılar ve Akdeniz’de kaynaşan bütün o serseri takımı”nın romanı.

Dönemin atmosferini ve iki büyük dünya savaşına ramak kalmışken aşağı sınıfların hayat mücadelesini birebir tanıkların dilinden duymak isterseniz kitap tam size göre. Beni romanda en çok etkileyen karakter Adrian’ın kadersiz arkadaşı, veremli Mihail oldu. Ailesi varlıklı olmasına rağmen işçilere zulüm ve baskı ile gelen bu serveti reddeden Mihail’in onca yokluk ve hastalık içinde dahi servetine dönüp bakmaması ve yaşam sevincini her daim diri tutması çoğumuza ders olacak nitelikte.

Her ne yaşanırsa yaşansın yaşam sevincini hep muhafaza edebilmek ve hayata Mihail gibi umutla tutunabilmek dileğiyle…
208 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
Güzelim milli eğitim bakanlığı bu kitabı yüz temel esere koyarken ne düşünüyordu dediğim bir eser... Deli gibi yandığım Akdeniz'i duyunca hevesle aldığım ama dili akıcı olmasına rağmen karmaşık olay örgüsü yüzünden kitap sayısı az olsa da notlar tutup kitaba kendimce düzenleme getirmem gerekti... Öyle yaptım...

Adriyel'in özgürlük tutkusu, aylaklığı(ki bu yönden aşırı derecede eşime benziyor) insanın ruhuna küçük bir gezintiye davet ediyor... Akdeniz'in kıyı ülkelerine çıkılan bu seyahatte olabildiğince kitabı kendinize tanıdık ve kendin gibi hissediyorsun... Arkadaşlık ana unsurumuz... Ve ortaya şahane bir yolculuk çıkıyor...

Yüz temel eser için ağır ama biz gibi okurlara gerçekten Akdeniz'in dalgaları gibi şen bir eser...

Okuyun okutun efendim....
96 syf.
·8 günde·Beğendi·Puan vermedi
Akdeniz'in göğü altında isterse sefalet içinde olsun yaşamanın hayalini kuran Romanyalı genç Adriyen başladığı bu yolculukta kendisinden yaşça daha büyük olan yahudi bir adamla dostluk kurar. Musa, İskenderiye 'de bar açtığını söyleyen kızını artık evine döndürmek amacındadır. Adriyen, çaresiz dostuna yardım etmek için İskenderiye' ye onunla gitmeye karar verir. Sonrasında karmaşık olay örgüleri ile kitap yorucu olmaya başlıyor. Akdeniz'in bir şehrinden diğer şehrine sürüklenmeye başlıyor Adriyen. Kahire, Beyrut, Şam... Kendisi gibi beyhude hayalleri olan insanlarla karşılaşıyor ve bu Akdeniz şehirlerinde sözde ona 'hayallerini vaadedecek' insanlar tarafından kandırılıyor. Bu kandırmacaların, insanların birbirini ilk fırsatta aldatma girişimleri insanlığa bakış açımı iyiden iyiye güvensiz konuma getirdi. Gittiği çoğu yerde kalıcı bir yaşam kuramıyor, kurmak istemiyor. Şam'da iyi bir iş bulmuş olmasına rağmen Hamlet 'in yazarını bilen kimseyi göremeyince bu şehir de ona dar geliyor. Kitabın en keyifli, karakteri en iyi anladığım bölümdü. Kitap sonlara doğru çok daha akıcı bir hâl almaya başlıyor. Özellikle dostluk hakkında çok güzel yorumlar var.
96 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Kitap dünya klasikleri arasında yer alıp fazla tanınmamış bir kitaptır. Kitapta kahramanlar sürekli manasızca dolandırılıyor. Sonunda da ana karakter devrimci olup Paris’e kaçıyor. Bu kitap üzerine kurulacak fazla bir analiz yok gibi :)
%63 (140/224)
·Puan vermedi
Bu kitaptan önce başka bir kitap okumam gerekiyormuş onu okuyup buna devam edeceğim. Kronoloji bilmeyince böyle oluyor işte, aradım ama bulamadım. Hangi sırayla okunur diye. Neyse ben yapacağım bunun sırasını nasip olursa. Hadi eyv.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Akdeniz
Baskı tarihi:
14 Mart 2016
Sayfa sayısı:
247
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754068320
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Méditerranée
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Cem Yayınevi
“Güneşin Doğuşu” ve “Güneşin Batışı” adlı iki bölümde Istrati’nin âşığı olduğu bir bölgeden tablolar sunduğu bir roman.

Istrati bu romanında, yaşama sevinciyle dolu, yaşamı paylaşarak sürdürmeye tutkuya bağlı olan, güzellik arayışındaki Adrien Zograffi aracılığıyla Abdülhamid dönemi Osmanlısı’nın İskenderiye, Şam, Kahire, Beyrut, Gazir gibi Akdeniz bölgesi kentlerini, bu kentlerde görüştüğü her biri ayrı ayrı kişilikler ve tipler olan Mikail, Musa, Sara, Titel, Salamon, Simon gibi çeşitli milliyetlerden, dinlerden insanları karşımıza getiriyor. Her birinin dramını, iyiliğini, kötülüğünü, sevgisini, sevgisizliğini anlatıyor.

Kitabı okuyanlar 770 okur

  • Erhan K.
  • Alev Günal
  • İlkay Yurttaş Koşar
  • Seyma Nur Sahin
  • Rojda Kapar
  • Kemal Kestane
  • Özgür Yılmaz
  • şuayip alkış
  • Yaşar Elgin
  • Şadan Çağlar

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%1.1 (2)
7
%0.5 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0