·
Okunma
·
Beğeni
·
82050
Gösterim
Adı:
Amok Koşucusu
Baskı tarihi:
Eylül 2019
Sayfa sayısı:
80
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052050873
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dokuz Yayınları
Amok, bir delilik halidir. Eline hançerini alıp sokaklarda koşmak, önüne gelen her şeyi yok etme arzusunu taşımaktır. Ve amok, Hint Adaları’nda doktorluk yapan bir adamın geldiği son noktadır. Ruhsuz, ilgisiz, donuk bir adam bile olsa doktorluk onun için hep bir kırılma noktasıdır ancak bu zengin kadının yardım talebini kabul etmeye yetmez doktorluk etiği. Kadının tavrı önce gururuna dokunmuş, ardından da verdiği karar vicdanına sığmamıştır.

Pişman olmak yeterli gelmemiş, bu yaptığını telafi etmeyi denemiş ancak başaramamıştır. Koşmuş, uzaklaşmayı denemiş ama kendinden kaçmayı başaramamıştır. Ve sonu, elinde bir hançerle koşarken gelmiştir.

Gururu ve vicdanı arasında sıkışıp kalmış bir adamın, verdiği karardan pişmanlığı, bunu telafi etme çabası sırasında takıntı haline getirdiği yardım etme isteğiyle nasıl bir buhranın içine düştüğüne tanık olmaya hazır mısınız?
64 syf.
·2 günde·8/10
“Gerçekten hiçbir şey hatırlamıyorum, bana ne oldu bilmiyorum… Neden bu kadar çok Zweig kitabı okumaya başladım, bilmiyorum...”

Stefan Zweig okuyanlar bilir, Zweig'in bir kitabını okuyan kişi artık iflah olmaz ve bütün kitaplarını okumaya başlar. Adeta bir Amok Koşucusu gibi...

Peki Amok koşucusu nedir? Hemen cevaplayayım, bir tür çıldırma durumudur. Bu tabir, bugün dünyanın her yerinde benzer cinnet olaylarında faili tanımlamak için kullanılır. Kökeni bir çeşit intihar saldırısı geleneğine dayanır. Amok koşucusu sonuna kadar savaşır sonunda savaştığı şey uğruna ölür.

Hem ülkemizde, hem de dünyanın pek çok yerinde, bir dizi insanı öldürüp ardından kendisini öldüren insanların haberlerini sürekli duyuyoruz/okuyoruz. İşte bunların hepsi birer amok koşucusu. Bu durumun aktörlerinden, şayet hayatta kalanlar varsa, ifadeleri de genelde şöyledir; “Gerçekten hiçbir şey hatırlamıyorum, bana ne oldu bilmiyorum…”

İşte amok koşucusu da böyledir. Bir çıldırma haliyle harekete geçer. Kendisinin gücü kalmayacak ve artık düşüp ölecek hale gelene kadar karşısına çıkan her şeyi yok etme eğilimindedir.

Esasen yazarımız Stefan Zweig da bir amok koşucusudur. Yaşamına intihar ederek son verdiğini düşünürsek, kısmen de olsa yazarın da bir amok koşucusu olduğunu söyleyebiliriz.
189 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Gelirleriyle çocuklara kitap hediye ettiğim YouTube kanalımda Amok Koşucusu kitabının da içinde bulunduğu kitaplık turu videomu izleyebilirsiniz:
https://youtu.be/D5hFSk0ntRM

Koşmak değerli şey.

Ruhsuz, ilgisiz ve donuk bir şekilde öylece oturmalarımızın sonucunda biz de bazen nereye gittiğimizi bilmeden "sen" zamirini yakıştıracağımız insanlara doğru koşarız.

Bizim için değeri fazla olan bazı insanlar sesimizi duyamazlar bazen fakat bu yine de onları yanımızda hissetmemizi engellemez. Koşacağız ki hayatlarımızın bir anlamı olsun. Koşacağız ki Amok Koşucusu'nun sıkıldığı o donuk ruh halinden çıkış gibi elimizde bir amacımız olsun. Çünkü Raif koşuyordu, Forrest koşuyordu, Dava'daki K. koşuyordu, Nicholai Hel koşuyordu, Kayra koşuyordu... Sırf onların fiziksel ya da beyinsel koşuları için de değil, kendimiz için koşacağız zaten. Sonunu düşünmeden ama. İnsanlar uyarmak için ismimizi bağırırken takmayacağız onları hem, gözümüz hedeflerimizden başka bir şeyi görmeyecek çünkü. Sonunda ne olur bilinmez... Ama koşma deneyiminin verdiği farkındalık hep bizde kalacak.

Nereye nasıl gittiğimizden çok, neden gittiğimizin önemi olacak. Niceliklerden çok niteliklere önem vereceğiz. Fedakarlıklarımız olacak aynı bu kitaptaki doktor gibi. Tamir etmeye çalışacağız kırılan kalpleri. Bazen baştan beri bir araya gelmeyeceğini bildiğimiz kalpler çıkacak karşımıza. Mesleklerimiz de önemli olmayacak o anda çünkü herkes hayatının bir döneminde doktor olur. Geleceğimizi tedavi etmeye çalışırken şimdiki anımızdan fedakarlıklar yaparız çünkü. Koşmadan olacak şeyler değil bunlar. Belki yavaş koşacağız, detaylarda ve yaşanmışlıklarda arayacağız hayatı evet ama yine de sıkıldığımızın sıkıntısında olacağız.

İşsizlik %13'lere yükselecek, yoksulluk sınırı 5000 liralara gelecek ve etrafımızdaki ülkelerde masumlar her daim ölecek. Peki bunların Amok Koşucusu'yla ne alakası olabilir? Bu kitaptaki doktorun yaşadığı bu kadar pişmanlık bu kadar yardım etme dürtüsü boşuna mı peki? Açın milyon katı tok var. Peki bizim Amok Koşucusu olmak için ne eksiğimiz var? Neden hala ruhsuz, ilgisiz ve donuk bir şekilde öylece oturuyoruz? Forrest'a yaptıkları gibi bize de birisinin koş demesini mi bekliyoruz? "Sen" zamirini kullanacağımız insanlar bazen bizim sevgilimiz, çocuğumuz, cumhurbaşkanımız, manavımız ya da hayvanımız olacak. Bu "sen" kelimesiyle etiketlendireceğimiz oluşumların hayatları için kendi hayatlarımızdan neleri paylaşacağımızı bilerek mi koşacağız acaba? Madem ki koşacağız, o başlangıçta duyduğumuz başlangıç sesinin de bir anlamı olsun. Belki bilmeyerek koşacağız bazı şeylere evet ama bilmemekten gelen bir öğrenme, tanıma duygusunun verdiği çekiciliğe koşacağız o zaman. Bizi, bizden daha iyi tanıyanlar olacak mutlaka. Bizim için fedakarlıklar yapanlar, bizimle kitaptaki gibi yüzlerce üç noktayla konuşup da gözümüzün içine baka baka sürekli bir şeyler anlatmaya çalışanlar... Bu gözlere koşacağız işte biz de. O gözlere sadece retina, iris, gözbebeği, tabaka ve kör nokta gibi fiziksel özellikleriyle değil de fedakarlıklarla, pişmanlıklarla, ders almalarla ve çığrından çıkmalarla bakacağız.

Hepimiz bu hayatta Amok Koşucularıyız. En azından yüreğimizden gelip de bugüne kadar koşamadığımız şeylere karşı koşuyoruz işte. Biz de nereye gittiğimizi bilmiyoruz ama bu koşu süreci de bize zevk veriyor işte.

Zweig da edebiyatıyla koşmaya devam ediyor. Şu an mezarda bilinmezlikler arasında olsa bile bir sadaka-i cariye misali edebiyatıyla bizleri büyütmeye devam ediyor. Bir gün alıyor Viyana Prater'de olağanüstü geceler yaşatıyor, bir gün alıyor Amok Koşucusu'yla beraber hayattaki manevi tamamlanamamışlıklara karşı koşmamızı söylüyor.

Çünkü, koşmak güzel şey.
64 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Bazı kitaplar vardır ,söylemek istediği şeyi dolaylamadan bir çırpıda tam suratınızın ortasına söyler o an midenize yediğiniz yumruğu kestirecek vaktiniz olmadığını fark edemezsiniz bile. Tam da böyle bir kitap olmuş 60 sayfalık kısa fakat bir o kadar da uzun bir serüvene çıkmış gibi hissettim. Edebi dili zengin, üslup, anlatım bir o kadar lezzetli bir hikayeydi. Yazarın okuduğum ilk kitabı ve çok beğendim. Herkese şimdiden iyi okumalar.
276 syf.
·1 günde·10/10
Stefan Zweig'ın geçen hafta başladığım Merhamet adlı romanına devam ederken bir de hikâye kitabını sıkıştırdım araya-aslında bir Conrad bir de Cortazar da sıkıştırdım- ve çok nadiren olan birşey gerçekleşti: birkaç saat içinde kitabı bitirdim. Bitirmek zorundaydım; çünkü elimden bırakamadım. Zweig'ın bu kitabı ne zaman yazdığını bilmiyorum; ama kendi trajik sonuna yakın bir zaman mı diye düşünmeden edemedim. Kitap ne zaman yazılmış olursa olsun muazzam bir inceliğin, maharetin sonucu. Kitap muhteşem. Hikâyeler muhteşem. Dil, üslûp, ruhumuza akan o lezzet muhteşem. Yapamadım, bırakamadım elimden; okudum, okudum, okudum. Zweig'ın insan ruhunu berrak, lekesiz bir şekilde anlattığı hikâyeler bunlar yine, ve yazar yine en iyi yaptığı şeyi yapıyor: zayıf, yaralı, zaafları olan, yalnız olan, aşık olan, yabancı olan insanların hikâyelerini anlatarak bize bu dünyada yaşamanın trajedisini hikâye ediyor, bize insandan, insan olmaktan, zaaflarla yaralı bereli olmaktan söz ediyor, bize bu hayatta zayıf olmanın, yabancı olmanın, aşık olmanın, yalnız olmanın acıtıcı sonuçlarından söz ediyor; ve bütün bunları bugüne dek okuduğum hikâyelerinin arasında en güzel, en etkileyici edebi üslûbuyla, en üst düzeyde bir incelikle anlatıyor, en azından kitabı okurken benim hissettiklerim bunlardı. 'Amok Koşucusu' adlı hikâye, kitabın zirvesi olabilir, kendi adıma hayatım boyunca okuduğum en etkileyici öykülerden biriydi ve en son Martin Eden'ı okurken ağlamıştım, hikâyenin son birkaç sayfasında artık kendimi tutamadım...pek duramadım da üstelik, okumaya devam ederken yaşlar da akıp gittiler. Zweig'ı ve diğer ruh kazıcılarını, iyi ki edebiyat var ve hayat edebiyattır, edebiyat hayattır diye bize düşündüren, bize söyleyen, anlatan, yazan bütün edebiyatçıları okumaya, onlarla düşünüp hislenmeye ve kendi hayat tecrübemizi böyle muhteşem dil eserleriyle süsleyip güzelleştirmeye devam...bu siteden kim sebep oldu da Stefan Zweig okumaya başladım, hatırlamıyorum; ama hakikaten minnettarım. Zweig okumadan şu dünyadan gitmiş olsaydım, bu lezzeti, bu tadı bilmeden, Zweig'ı tanımadan gidecektim.

Kitabı edebiyat seven herkese öneriyorum. İyi bir edebiyatçı, romancı, hikâyeci ancak karakter yaratabilen, anlatabilen; anlattıkları bizde gerçek hissi yaratabilen; sahteliklere, geçici, basit imaj ve maskelere ihtiyaç duymadan pozsuz, bize hakikati işaret eden ya da gösteren yazarlar olabilir. Tanımadığımız halde hayat deneyimlerinden, hayal güçlerinden, fikir ve hayal yürütmelerinden bizimle bu tecrübeyi paylaşabilen ve bize şu ne olduğu muğlak dünya üzerinde yaşamanın ne olduğuna dair bize bir şeyler, çok şeyler söyleyebilen bütün edebiyatçılar, yazarlar, şairler hepimizin hayat yoldaşı aslında. Bu insanları okuyor olabilmek bile büyük lütûf, büyük bir güzellik. Bu yüzden; okumayan herkese mutlaka bu yaralı, güzel yazarı okumasını ve onun hikâyelerinde bize anlattığı bütün insanlarını tanımasını öneriyorum...
80 syf.
·2 günde·6/10
Galiba gemi yolculuğu Zweig'in hayatında önemli bir unsur olarak yerini almış ki, hikayelerini gemilerin üzerinden başlatıyor, Satranç'tan sonra ikinci bir gemi yolculuğu ve geriye dönüşle aktarılan bir hikaye daha. Yine bir kişinin psikolojik savaşı...

Nedir bu Amok ya da Amok Koşucusu? Merakımızı gidermek için yazar da bu soru sormuş ve cevaplamış bakalım neymiş:

"Amok’un ne olduğunu biliyor musunuz?
-"İşte Amok... evet Amok, şöyle oluyor: Bir Malezyalı, herhangi bir sıradan, kendi halinde adam içkisini içiyor... Ruhsuz, ilgisiz, donuk bir biçimde oturuyor oracıkta... tıpkı benim odamda oturduğum gibi... sonra ansızın ayağa fırlıyor, hançerini kapıyor, sokağa fırlıyor... dosdoğru koşuyor, dosdoğru... nereye gittiğini bilmeden... Yoluna ne çıkarsa, insan olsun hayvan olsun, hançerini saplıyor, akan kan onu daha da çıldırtıyor... Ağzı köpürüyor, kudurmuş gibi uluyor... ama koşuyor, koşuyor, koşuyor, ne sağa bakıyor ne sola, acı acı haykırarak, elinde kanlı hançeriyle, korkunç koşusunu sürdürüyor... Köylerdeki insanlar bu Amok koşucusunu hiçbir gücün durduramayacağını bilirler... o gelirken uyarmak için ‘Amok! Amok!’ diye haykırırlar ve herkes kaçışır... ama o bunları hiç duymadan koşar, görmeden koşar, önüne çıkanı devirir... sonunda kuduz bir köpeği vururcasına vurup öldürürler onu ya da o ağzından köpükler çıkararak yere yığılıp kalır..." (can yayınları)

Tabii bunu okuduğumuz zaman hepimizin birer Amok Koşucusu'na aday olduğumuzu rahatlıkla anlayabiliriz. Olay ne biliyor musunuz: Hani yanlışlarınız, hayal kırıklıklarınız, üzüntüleriniz üst üste gelip, öyle bir birleşir ki, kaya parçası gibi yüreğinize, beyninize her yerinize bir ağırlık oturur! Ne düşünce üretecek aklınız kalır, ne de konuşacak mecaliniz, sadece ama sadece yüreğiniz çırpınır durur...Dışarıdan bakıldığında, sanki bir mumya gibisiniz ve sesiniz çıkmadığı için de varlığınız dikkat bile çekmez. Ancak kalbiniz öyle bir atar ki, patlamaması için fırlarsınız cümbüşün içine, artık söz de tehdit de kifayetsiz kalır...

İnsanız ve insanlar hata yapar, kişi bazen hatasını anlar bazen anlamaz, bazen anlayıp düzeltmeye çalışır bazen ise aynı hatayı yapmakta ısrar eder ve ısrar eden kötü karakterli olarak toplumda yerini alır...

Buradaki hikayede hatasını anlayıp, tüm varlığıyla düzeltmek için çaba gösteren bir karakter görürüz. Aslında bize o kadar çok şey anlatıyor ki mesela hukuk fakültesinde soru olabilecek bir ifadeyi bile ortaya atabiliyor. "Hatayı başlatan mı suçlu yoksa yapılan hatayı düzeltme imkanı vermeyen mi?" şeklinde sorulabilir. Tabii ki hukukta olayın detaylı açıklanması gerekir ve karar vericiler de geçerli olan ülkenin yasasına göre bunun kararını verirler. Ama bizim için bu olay çok daha farklı biz yasaya bakarak değil vicdanlara bakarak değerlendiririz;

o zaman sorumuzu güncelliyorum
"Arzularına yenilip mesleğini kötüye kullanmak mı daha kötü yoksa bunu gurur haline getirip, o hatanın düzeltmesini engellemek mi daha kötü"

şehvet ve gurur...
64 syf.
Amok (gözü kara, hiddetle saldıran ve öldüren) Güneydoğu Asya bölgesinde ve bu bölge kültüründe "cinnet" hâlini ifade etmek için kullanılan bir tanımdır.Psikolojide "amok", derin bir depresyon döneminin sonrasında ortaya çıkan şiddet ile sonuçlanan atakların görüldüğü disosiyatif bir ruh hâlidir.

Öncelikle ilk kez duyduğum bu terimi bu enfes kitap sayesinde öğrenmekle,öğrenmek yetersiz kalır,o terimin içine girerek,yaşayarak,hissederek içimin yağlarının eridiğini belirtmek istiyorum.Bazı erkekler,bilirsiniz işte bazen kısa amok koşularına çıkabilir.Durdurulamayan istekler karşında Cem Yılmaz bu duruma erkekte bulunan bir organı(!) kastederek''fikri var beyni yok''der.Ve ekler,''onun dikine gidersen yandın'' Zweig Amok Koşucusu demiş.Bir amok koşucusu asla durdurulamaz.Koşar ve yolun sonuna geldiğinde düşer.Kurban bayramlarında kasabın elinden kurtulup kaçan boğalar da amok koşucularına güzel bir örnektir bence.

Kitapta yine çok iyi psikanalizler ve betimlemeler var.Zaten Zweig her kitabında bir durumu,bir hali betimleyemezse o durum için ''bunu size betimlemem mümkün değil'' diyerek bile durumu o kadar güzel betimliyor ki,bu kadar olur ancak diyorsunuz.Kitaptaki olaylardan bahsetmemekle birlikte bu kitabın yine Zweig'in ''Bir Kadının Yaşamından 24 Saat'' kitabıyla hem sunuş,hem anlatış,hem de konu bakımından aynı formatta olduğunu söyleyebilirim.Bir Kadının Yaşamından 24 Saat kitabında bir kumarbaza yardım etmek için yanıp tutuşan bir kadın,Amok Koşucusunda ise fikri olup beyni olmadığı için :) geç olsa da bir kadına yardım etmek için yanıp tutuşan bir doktorun hikayesi.Ve hikayeyi her iki kitapta da ikici şahıslara bir sır anlatarak sunuş biçimi.Evet bu durumlar iki kitapta da aynı olsa da,derin analizler,terimler,betimlemeler olarak birbirlerinin arasında dağlar kadar fark var.Ve ben Amok Koşucusu kitabını daha çok sevdim.Giriş-gelişme ve sonuç tek kelimeyle enfes.Bu kadar kısa kitaplarla,böyle dolu dolu bir anlatımı verebilecek başka bir yazara rastlamadım daha.Bu belki de benim hatamdır.Koşmaya,pardon okumaya devam :)
64 syf.
Bilmiyorum bunu benden başka yapan biri olmuş mudur ama bir süre art arda kadın yazarların kitaplarını okudum. Elbette kadınları daha iyi anlayabilmek için. Sonuç mu?:) Muhtemelen başladığım yerden daha gerideyim:))

Şaka bir yana, çok da başarılı olmadı bu hareketim. Hatta kadın yazarları okudukça (genelde yabancı) kadınların bile kendilerini anladığına dair şüphelerim oluştu. Açıkçası kitaplardan kadınca düşünceyle ilgili en gerçekçi metinleri Zweig'in eserlerinde gördüm desem yalan olmaz.

Bu eser de Zweig'in bir kadının duygularını yansıttığı şaheserlerinden. Okurken zaman zaman kitabın kahramanının kafasının içindeymişim gibi olduğumu söyleyebilirim. En hatalı ya da saçma geleceğini düşündüğüm hareketlerini bile o kadının yerinden bakınca mantıklı olarak kabul ettim. Açıkçası şaşırdım kendime. Sonra anladım ki benim bir katkım yoktu. Zweig yine beni hikayenin içine almış ve kendimi, kendimden soyutlamayı başarmıştı.
64 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
Her zamanki gibi muhteşem bir Zweig kitabı daha...
İçimizdeki pişmanlıkların dışa vurumu bazen çok üzücü sonuçlar yaratabiliyor.
Bazen bende kendimi Amok koşucusu gibi hissediyorum.Hedefimde ne varsa ona emin ve hızlı adımlarla giderken etrafı görmüyorum duymuyorum gerçekten kitaptaki betimleme gibi sarhoşluktan çok insan kudurması gibi bir şey bu.
Uzun bir süre de okudum hastayım çünkü sadece 1 günde okuyabileceğiniz çok güzel bir eser ve Zweig zehirlenmesi yaşıyorum, kurtulamıyorum bir türlü :)
64 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Bir Zweig kitabının daha sonuna gelmiş bulunmaktayım.
Yine 60 sayfaya bir çok duygunun, betimlemenin sığdığı bir kitap ve öykü.

*Orta miktarda spoiler

" 1912 yılının Mart ayında Napoli limanında, büyük bir transatlantiğin yük boşaltma işlemleri sırasında, gazetelerin hakkında oldukça kapsamlı, ama hayali unsurlarla süslenmiş haberler yayımladıkları tuhaf bir kaza meydana geldi, “Oceania”nın yolcusu olmama rağmen benim de tıpkı diğerleri gibi bu garip olaya tanık olmam mümkün değildi, çünkü olay gece kömür yükleme ve yük boşaltma işlemi sırasında cereyan etmişti ve o sırada biz, gürültüden kaçmak için karaya çıkmış, oradaki kafelerde ya da tiyatrolarda vakit geçiriyorduk. Yine de ben şahsen, o zamanlar dile getirmediğim bazı tahminlerimin, yaşanan o [sahnenin gerçek açıklaması içinde barındırdığını düşünüyorum ve aradan geçen bunca yılın ardından, o garip olayın hemen öncesinde gerçekleşen özel bir konuşmayı artık açıklayabilirim diye düşünüyorum. " syf:1

Diye başlayan ve o özel konuşmayı, olayları size bir solukta anlatan bir öykü.

Peki nedir Amok ?
"Bir Malezyalı, son derece sade, son derece iyiliksever bir insan, içkisini içiyor… orada öylece oturuyor, duygusuz, umursamaz, donuk… tıpkı benim odamda oturduğum gibi… ve birden ayağa fırlıyor, hançerini kapıyor ve sokağa koşuyor… dosdoğru koşuyor, hep dosdoğru… nereye olduğunu bilmeden. Yolda karşısına ne çıkarsa çıksın, insan, hayvan, hançeriyle vurup yere seriyor ve kan sarhoşluğu onu daha da öfkelendiriyor… sürekli koşar, hiçbir şey görmez, karşısına çıkan her şeyi yere yıkar… ta ki biri onu kuduz bir köpek gibi vurup yere serene ya da kendiliğinden köpükler içinde yere yıkılana kadar…” (s.31)

Romanın başkahramanı doktor malesef böyle bir hastalığa yakalanmış, kaçmak da olduğu gemide hiç tanımadığı bir kişi ile de bu durumu ve yaşadıklarını paylaşır.

İlk sayfalarda sıradan bir yardım etme hikayesi gibi gözüksede ilerledikçe konunun sizi tamamen içine çektiğini fark edecek, duygudan duyguya sürükleneceksiniz. Ve tabiki bir adam bir kadının ruh halini duygularını nasıl böyle mükemmel ifade etmiş diye şaşıracaksınız.

Başkahramanımız doktor bir kadına yardım etmek için hastanenin kasasından para çalar ve ülkeden uzaklaşmak zorunda kalır.
Yeni görevi için gittiği yer de "amok" hastalığını tetikleyecek bir kadının gizli kalmasını istediği bir konuyla doktoru ziyaret etmesi ile başlar her şey.

Kadının kibirli tavrına sinirlenip rica etme isteği karşısında red alıp üstelik "bunu yapmaktansa ölmeyi tercih ederim" diyerek kadının kliniği terk etmesi ile doktor en başta olduğu yerde kalır fakat bu yardımsever isteği büyük bir hırsa yani amok koşucusuna dönüşünce var gücü ile kadının peşinden koşmaya başlar.

Çılgınca yardım etme isteği ise başına hiç beklemediği şeyleri getirir.

İlk satırlardaki kaza nasıl başlamış gelişmiş ve nelerle sonuçlanmış diye merak ediyorsanız cevabı bu kısacık ama dopdolu 60 sayfanın içinde.

Şimdiden iyi okumalar ^_^
64 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Yine bir solukta biten Zweig hikayesi. Kesinlikle kısa olduğundan değil, sayfaları nasıl çevirdiğinizi anlamadığınızdan.
Hem bu kadar sade bir üslupla hem de bu kadar kısa yazılmış öyküler nasıl bu kadar etkileyici olabilir? Yazar o korkuyu, çaresizliği nasıl bu kadar hissettirebilir? Zweig gerçekten başarıyor. Kahramanın çıkmazlarını, duygularını birebir yaşatıyor. Diğer tüm kitapları sırada.

Bu ay Arka Kapak dergisinde dosya konusu Zweig. Kesinlikle alınmalı. Benim gibi meraklılarına duyurulur :)
64 syf.
·2 günde·9/10
Öncelikle şu notu sizlere aktarmam gerek: Kitabı İş Bankası Modern Klasikler olarak tek öykü Amok Koşucusu olarak okudum. Çünkü Can Yayınları Amok Koşucusunu 7 farklı öykü olarak basmış içerisinde 7 farklı öykü var; günümüzde bu öykülerin hepsi ayrı ayrı bir kitap.

Klasik haline gelmiş bir cümle olacak ama elimde uzun zamandır duruyordu bu kitap. Romanların arasına kısa bir öykü kitabı sıkıştırmak için elime aldım. Aldım almasına da Zweig beni aldı sanırım kendi dünyasına.

Öylesine usta bir kalem ki... Betimlemeler, canlandırmalar, dil vb. resmen hikayenin içine yerleştirdi... Bu adamı okuyunca öylesine hızlı ve ondan ayrılmadan okumak istiyorum ki gerçekten çok farklı bir dili var. Devamlı bir okuma hırsına kapılıyorum bu adamda; e tabi kitapta kısa olunca kitap hemencik bitiveriyor.

Mükemmel bir aşk hikayesi yazmış Zweig. Öylesine aşık olmuş ki bir Amok Koşucusu olmuş... Amok Koşucusu ne ? O da kitabın içinde kalsın. Bütün duygulara, edebiyatın güzelliklerine hükmediyor sanki. Kitabın ismini zaten Can Yayınları olsun, İş Bankası Yayınları olsun duymuşsunuzdur ki klasik haline gelmiş artık bu eser. Öylesine güzel uzun cümleler kurmuş ki okuyorsunuz ama okuduğunuzdan sıkılmıyorsunuz ve o uzun cümlelerin güzelliğine vuruluyorsunuz. Karakteri ve eşyaları olağanüstü gözünüzün önünde gibi canlandırıyor Zweig.

Tüm duygulara hitap edebilen bir eser. Üzücü, çok kötü bir son var ki gerçekten duygulanmamak elde değil. Eser öylesine güzel ki; belki de öykü diyemeyeceğim kadar güzel bir roman gibi. Duyguyu karşıya çok iyi geçiriyor Zweig. Kesinlikle gözü kapalı tavsiye ederim.
Güvenin şartı samimiyettir, kayıtsız şartsız samimiyet.
Stefan Zweig
Sayfa 21 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Bana anlatabilirdi...Ona hiçbir şey için söz veremezdim,ama onu dinlemeye hazır olduğumu söylemek bir insanlık göreviydi.Birini zorluk çekerken gördüğünüzde,ona yardım etmek elbette bir insanlık göreviydi.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Amok Koşucusu
Baskı tarihi:
Eylül 2019
Sayfa sayısı:
80
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052050873
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dokuz Yayınları
Amok, bir delilik halidir. Eline hançerini alıp sokaklarda koşmak, önüne gelen her şeyi yok etme arzusunu taşımaktır. Ve amok, Hint Adaları’nda doktorluk yapan bir adamın geldiği son noktadır. Ruhsuz, ilgisiz, donuk bir adam bile olsa doktorluk onun için hep bir kırılma noktasıdır ancak bu zengin kadının yardım talebini kabul etmeye yetmez doktorluk etiği. Kadının tavrı önce gururuna dokunmuş, ardından da verdiği karar vicdanına sığmamıştır.

Pişman olmak yeterli gelmemiş, bu yaptığını telafi etmeyi denemiş ancak başaramamıştır. Koşmuş, uzaklaşmayı denemiş ama kendinden kaçmayı başaramamıştır. Ve sonu, elinde bir hançerle koşarken gelmiştir.

Gururu ve vicdanı arasında sıkışıp kalmış bir adamın, verdiği karardan pişmanlığı, bunu telafi etme çabası sırasında takıntı haline getirdiği yardım etme isteğiyle nasıl bir buhranın içine düştüğüne tanık olmaya hazır mısınız?

Kitabı okuyanlar 21.058 okur

  • mesude
  • Senaa
  • Can
  • Büşra karaca

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları