Dizisi varken sadece magazinsel olarak baş karakterlerinden aşina olduğum Aşk -ı Memnu 'yu kitap olarak okumak istedim. Dizinin bir kaç bölümlerini izlemiştim. Genellikle kitabı olan dizilerin önce fırsatını bulursam okuyarak tanımak isterim. Çünkü dizilerde kitap aynı şekilde direkt yansıtılmaz hatta genelde bambaşka bir şekilde televizyon ekranlarına (biz izleyicilere) yansıtılır. Amaç toplum ahlakını bozmaktır.
Gelelim kitap yorumuma, açıkçası olay örgüsü her ne kadar basit olsa da anlatım dili ağır ve akıcı olmayan bir üslup ile yazılmış diye düşünüyorum. Tabii ki yazıldığı zamanın en modern tarzda ve bu tür romanlara da öncülük etmiş değerli bir yazar tarafından iki kez dizisi çekilmiş bir roman. Bilmiyorum belki de günümüzde hayatı çok hızlı yaşadığımızdan mı nedense bana yavaş ilerleyen bir kitap geldi.
İncelemem ciddi spoiler içerir.
Gerçi herkes az buçuk bu hikayeyi biliyordur.
Aşk-ı Memnu öncelikle yazar harika bir dil kullanmış okurken çok keyif aldığım bir roman oldu.Çay demlemek istedigim yazarlar arasına girdi.
Kitaba gelecek olursak 50 yaslarinda Adnan Bey adında iki çocuk babası eşi hastaliktan öldükten sonra Bihter diye kızıyla hemen hemen yaşıt biriyle evlenir.
Kitapta dönem kitabı olduğu için herkes çarşaflı şık giyinimli diziyle alakası yok.
Bihter Adnan beyi sevmeden evlenir çünkü mal mülk başını döndürür bunun için evlenir.
Evliliginden 1 yıl sonra kendini sorgular ben bu adamı sevmiyorum diye.
Daha sonra pislik Behlül Bihter'i kandırır ve aşık eder kac defa beraber olurlar.
Behlül bir süre sonra kendini sorgular ve Bihterden kaçar .
Sırf kaçmak için Nihal'le evleneceğini söyler.
Daha sonra Behlül bir kağıt düşürür ve herşeyi Nihal okur öğrenir.
((Nişanlısı aslında üvey annesinin gizli aşığı.))
Daha sonra Beşir de aslında herşeyin farkındadır ve Adnan beye anlatir.
Bihter o sırada kocasının tabancasıyla kalbine tek kurşun ederek öldürür kendini.
Behlül kaçar,Bihter ölür.
Burda gercekten bir aile faicasi okudum.Dili üslubu ne kadar güzel olsa bile hayatta da karşımıza çıkan hatta bu olayların çoğaldığı bir dönemdeyiz.Kim kimle belli değil.
Herkes nefsini bir kenara bırakmalı ben böyle yapıyorum ama sonrası ne olacak demeli.
Nefsimizin kurbanı olmamak dilegiyle.
Allaha sığınalım.
Keyifli okumalar.:))
Halid Ziya'yı edebi olarak arşa çıkaran bir eser olmuş diyebilirim. Mai ve Siyah'tan sonra yine çok beğenerek okudum bu romanı da. :)
Eseri anlatacak olursam; Melih Bey Takımı olarak adlandırılan Firdevs Hanım ve iki kızı Bihter ile Peyker sosyetede pek iyi bir nam salmazlar. Firdevs hanımın kaçamaklarını öğrenen Melih bey kalp krizi geçirerek vefat eder. Firdevs Hanım eşinin ölümünden sonra evlenmek için uygun adaylar arar. Kızlarıyla arası iyi değildir. Onların gençliklerini ve güzelliklerini kıskanır. Sivridilli ve ara ara çekilmez bir kadın olur. Keza Bihter'le hiç anlaşamaz. Kızlarının mutluluğunu bile baltalamak için uğraşır.
Bir müddet sonra Peyker evlenir. Bihter genç ve çok güzel bir kadındır. İstanbul 'un zengin isimlerinden olan Adnan bey kendisiyle izdivaç etmek istediğini bildirir. Firdevs Hanım buna şiddetle karşı çıkar. (çünkü Adnan beyi kendisi için gözüne kestirmiştir.) Bihter, isimlerinin kötü anılması, bir daha evlenememe korkusu ve Adnan Bey' in oldukça zengin olması sebebiyle bu izdivaçı, annesine rağmen gerçekleştirir.
Evlendikten sonra yalıya gelen Bihter'in çekindiği bir konu vardır. Adnan Bey'in ilk evliliğinden olan çocukları Bülent ve Nihal. Bihter, Bülent ile hemen uyum sağlar bunun nedeni biraz da Bülent 'in küçük olmasıdır. Nihal ise ergenlik döneminde, annesinin vefatını atlatamamış, tüm sevdiklerini kıskanan (özellikle babasını), narin ve oldukça kırılgan bir gençtir. Bihter' in gelmesiyle yalının dengesi tamamiyle değişir. Nihal zamanla alışır ama annesinin yerine geçen bu kadını benimseyemez,sevemez.
Bihter her şeyi anlayan, açıkgözlü, aynı zamanda kendi kadınlığını yeni yeni farketmeye başlayan bir portre çiziyor.
Evin bir de deli dolu, çapkın mı çapkın , ayran gönüllü diğer üyesi: Behlül.
Behlül, İstanbul
İlk defa Türk Dizisi olarak ekranlara uyarlanan Türk Klasiği Servet-i Fünûn döneminde yazılan kitaplardandır. Kitabın genel olarak konusu ekranlarda da gördüğümüz gibi 22 yaşında'ki Bihter'in Melih Bey takımına karşı çıkıp kendinden yaşça büyük Adnan Bey'le evlenmesi ve bu aşktan pişmanlık çekip Adnan Bey'in yeğeni saydığı arkadaşının oğlu Behlül ile aşk yaşamasıdır. Birçok yabancı uyarlamada da olduğu gibi dizidekinden farklılıkları olan bu Türk Klasiği ismi gibi Yasak Aşk'ın yasak aşkın bir aile'ye yaşattığı dramı okuyucuya aktarıyor.
Hemen hemen herkes diziyi izlediği için genelde insanlar bu kitabı okuduğuna inanıyorum belki aranızda izlemeyenler de bu kitabı okumuş olabilir kısacası benim görüşüm diziye izleyenler için bu kitabı okumanızı tavsiye etmiyorum
Aşk-ı MemnuHalid Ziya Uşaklıgil · Ren Kitap · 201822,8bin okunma
Günlerdir okumaya kıyamadığım, bir yandan çabucak bitmesin diye uğraşırken, bir yandan da merakla sayfalarını çevirmekten kendimi alıkoyamadığım ölümsüz eser. Batılı tekniğe uygun olarak yazılan ilk romanımız, herkesin bildiği, bilmese de hakkında ufak da olsa bir fikir sahibi olduğu bir efsane. Hem 1975 hem de 2008 yılı uyarlaması olan iki diziyi de izlemiş biri olarak kitabını ilk kez okudum. Ve iki dizinin üstüne diyebilirim ki, keşke kitabını dizilerden önce okusaydım. Kitapta kullanılan dil, olayların anlatılış şekli ve muazzam tasvirler öylesine güzeldi ki... Sanki kitabın içine girip, bizzat o yalıda yaşamış ve olaylara yakinen şahit olmuş gibi hissettim.
Kitap herkesin bildiği üzere ihanet üzerine kurulu bir aşkı anlatıyor. Ancak genel geçer olan bu temadan ziyade, konunun aslı daha derinlerde saklı upuzun bir hayatın acısını anlatıyor bana kalırsa. Gencecik bir hayatın, değmeyecek bir hiç uğruna son buluşu... Ve hepsinden öte bana göre kitabın ana teması "açgözlülük" diyebilirim. Karakterlerin hemen hepsi açgözlülüğün birer kurbanı oluyor ve sonunda hepsi bunun cezasını çekiyor. Firdevs Hanım'ın kendisine olan düşkünlüğünden ötürü hep daha iyisini ve daha fazlasını istemesi, Adnan Bey'in kızı yaşında biri ile evlenmesi, Bihter'in sırf annesinden ötürü ve şatafat için sevmediği bir adamla evlenmesi, Behlül'ün Bihter'i zorla kendisine aşık etmesi ve onu yüz üstü bırakarak Nihal'e aşık olması... Herkes yaptığı hatanın bedelini ödese de, olan gencecik iki hayata oluyor. Elbette bahsettiğim bir diğer isim Nihal. Bana göre kitapta geçen en saf karakter olan bu genç kız, hiç sevilmediğine kanaat getirdiği bir zamanda nihayet sevileceğine inanırken, hayal kırıklığıyla karşılaşması uzun sürmüyor...
Kitaptan çıkarılacak ders ve hakkında yapılacak yorum öylesine fazla
Edebiyatımızın batılı tekniğine uygun ilk romanı Aşk-ı Memnu...Valla ne yalan söyleyeyim biraz sıkıldım okurken ama bu yazarın anlatış tarzıyla alakalı. Halit ziya uşaklıgilin okuduğum ikinci kitabı.İlkinde de sıkılmıştım.Kitaba gelecek olursak Behlülün bitmek bilmeyen hevesleri, vicdansızlığı ee yuh artık bu kadarı da olmaz dedirttirdi bana.Behlül sen nasıl bi vicdansızsın? Bihtere ümit verip başka kızlara oynuyosun.Tamam ben Bihterin suçu yok demiyorum ama elebaşı sensin Behlül.Püü yazıklar olsun sana
Aşk-ı MemnuHalid Ziya Uşaklıgil · Ren Kitap · 201822,8bin okunma
Batılı tekniğe uygun ilk romanımız.19. YY. İstanbul'unu İstanbul Türkçesiyle tasvir eden bir yazar. Göksu'yu, sandalları, boğazı, yalıları bol bol hayal etme şansı bulacaksınız. Hatta bu tasvirler bazen sayfalarca uzayacak ki bu kısımlar benim için biraz sıkıcıydı. Uzun bir roman. Konu bir türlü akmıyor maalesef. Kaldı ki konuyu da pek beğenemedim. Hani kitabı okuduğumda bana bir şeyler katmış olsun derseniz fazla beklentiye girmeyin derim
Aşk-ı MemnuHalid Ziya Uşaklıgil · Ren Kitap · 201822,8bin okunma
Kitabını okuduğumun dizisini izlemem, dizisini izlediğimin kitabını okumazdım. Bu ön yargımı yıkmak için çok sevdiğim dizinin kitabını okudum. Dizi ile alakası olan tek kısmı Bihter’in intiharı. İşte dizi ile kitap arasındaki farklar; Firdevs sarı saçlı bir kadın. Melih bey Peyker 8 yaşındayken ölüyor ölme sebebi Firdevs’in onu bir başkası ile aldattığı ve bu aldatmayı mektuplardan öğreniyor, dizi de Melih Bey Bihter’le çiftlikte ki evlerine giderken Firdevs ve sevgilisini basıp kalp krizi şeklinde öldü gösteriyorlardı.Nihal 12 yaşında Bihter 22 yaşında Katya’nın adı Katina.Nihat 50’li yaşlarda Cemile 10 yaşında Arsen hanım Büyükada’da oturuyor, kitapta hala diye bir karakter var ama adı Arsen değil.Süleyman efendi alışverişle görevli kişi eşi Şakire hanım, dizi de Süleyman efendinin hanımı Şayeste ve kızı Cemile diye gösteriyorlar.Evin aşçısı Hacı Necip. Şayeste de başka bir çalışan. Behlül Adnan’ın evinde hafta bir kalıyor. Galatasaray’da yatılı kalıyor ve babası yaşıyor memur. Behlül 20 yaşında. Adnan’la Bihter evlendiğinde çocuklar ve matmazel adadalar. Bülent yatılı okula gönderiliyor. Şakire Hanım Cemile ve Süleyman Efendi Eyüp’e taşınıyorlar. Firdevs Bihter’in yanına evini borçlardan kaybettiği için değil evi rutubetli olduğu için kalmaya gidiyor ve Matmazelde Firdevs gelmeden evden ayrılıyor. Bihter hiç hamile olmadı oysa dizide 2 defa hamile kalmıştı biri Adnan’dan biri Behlül’den ikisini de aldırmıştı. Taş ev diye bir yer yok. Behlül hiç nişanlanmamış dizide Elif diye birisi ile nişanlanıyor. Nihal’in Pelin diye bir arkadaşı yok. Hilmi önal ve eşi Aynur Önal diye birileri yok. Firdevs’in Sevil diye bir arkadaşı yok, Çetin Özder diye bir nişanlısı yok. Katina evden kovulmuyor, evlenmek istediği için ayrılıyor. Yerine Alman Emma geliyor. Cemile Beşir’e hiç aşık
Aşk-ı MemnuHalid Ziya Uşaklıgil · Ren Kitap · 201822,8bin okunma
Servet-i Fünun Edebiyatının en önemli eserlerinden olan bu kitap başlarda ağır dili sebebiyle çok ağır ilerlese de, alıştıktan sonra bir çırpıda bitiverdi.
Halid Ziya Uşaklıgil, Servet-i Fünûn ve cumhuriyet dönemi Türk romancı ve yazardır. Bazı edebi yazılarını Hazine-i Evrak dergisinde Mehmet Halit Ziyaeddin adıyla yayımlamıştır. Servet-i Fünun edebiyatının en büyük nesir ustası kabul edilir. İlk büyük Türk romanı olarak kabul görmüş Aşk-ı Memnu'nun yazarıdır.
Aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğu'nun Sultan Reşat devri Mabeyn Başkatibi (1909-1912), ve Ayan Meclisi üyesidir.
İstanbul'un Eyüp semtinde doğdu. Babası halı tüccarı Halil Efendi, Uşak'tan İzmir'e göçmüş varlıklı bir ailedendi. Halit Ziya, o sırada İstanbul'a yerleşmiş olan Halil Efendi ile Behiye Hanım'ın üçüncü çocuğu olarak dünyaya geldi. Mahalle mektebindeki ilk eğitiminin ardından Fatih Askeri Rüştiyesi'ne devam etti. 93 Harbi'nin başlaması ile Halil Efendi'nin işleri bozulunca aile, İzmir'e yerleşti ve Halit Ziya öğrenimini İzmir Rüştiyesi'nde sürdürdü. Ardından İzmir'de Ermeni Katolik rahiplerinin çocukları için kurulmuş yatılı bir okula devam ederek Fransızcasını geliştirdi; Fransız edebiyatını yakından tanıdı. Fransızca çeviri denemeleri yaptıktan sonra henüz öğrenci iken ilk yazılarını yayımlamaya başladı. Önce İzmir çevresinde kendini tanıttı. Bazı edebi yazılarını İstanbul'da Hazine-i Evrak adlı önemli bir dergide "Mehmet Halid" adıyla yayımladı. Son sınıfta iken okuldan ayrıldı, babasının kâtibi olarak iş yaşamına başladı. Aynı yıl, Bıçakçızade Hakkı ve Tevfik Nevzat adlı arkadaşlarıyla Nevruz adlı bir dergi yayımlamaya girişti. 10 sayı kadar yayın hayatında bulunan ve İzmir'in ilk edebiyat dergisi olan bu dergide çeviri şiir ve hikâyeler, mensur şiirler, bilimsel yazılar yayımladı. Babasının yanındaki işi edebiyat merakı ile bağdaştıramadığından farklı bir iş aradı. İstanbul'a giderek hariciyeci olmak için başvurdu; başvurusu kabul edilmeyince İzmir'e döndü. İstanbul'da bulunduğu süre içinde Fransız edebiyat tarihi ile ilgili olarak uzun süredir yazmak istediği kitabı yazdı. Garbdan Şarka Seyyale-i Edebiye: Fransa Edebiyatının Numune ve Tarihi adlı kitabı 1885'te 84 sayfa olarak basıldı. Bu eser, onun basılan ilk kitabıdır ve Türkçede basılmış ilk Fransız edebiyatı tarihi olma özelliği taşır. İzmir'e döndükten sonra İzmir Rüştiyesi'nde Fransızca öğretmenliği yaptı, öğretmenliğe devam ederken Osmanlı Bankası'nda çalışmaya başladı. İzmir İdadisi'nin açılmasından sonra öğretmenliğe bu okulda devam etti; Fransızcanın yanısıra Türk edebiyatı dersleri verdi.
Milli mücadele döneminde genellikle Ahmet Cevdet’in İkdam Gazetesi’ne yazılar gönderdi. Çoğunlukla dil ve edebiyatla ilgili yazılar yazdı.
Cumhuriyet döneminde kendisini tamamen edebiyata verdi. Cumhuriyetin ilk yıllarında devletin şekillenmesini uzaktan izledi ve fazla eser vermedi.
1930’larda yazı hayatına büyük bir canlılıkla döndü. Cumhuriyet ve Son Posta gazetelerinde yazıları yayımlandı. Özellikle hatıra tarzında yazılarıyla edebiyat dünyasında aktüel bir isim haline geldi.
Dil devrimi’ne gönülden inanan yazarın I. Türk Dili Kurultayı’nda (26 Eylül 1932) sunduğu, Türkçenin geçirdiği evreleri ve dil sevgisini sanatkârane bir üslûpla dile getiren bildiri çok ses getirdi.[3] Bazı eserlerini sadeleştirdi ve Latin harfleriyle yeniden yayımladı.
1937’de Tiran elçiliğinde görevli oğlu Halil Vedat’ın 33 yaşında intihar etmesi üzerine büyük bir yasa girdi. Acısını, yazmakla hafifletmeyi seçti. Her türlü tedaviyi reddettiği uzun bir hastalığın ardından 27 Mart 1945’te öldü. Bakırköy mezarlığında oğlu Halil Vedat’ın yanına gömüldü.