Babailer İsyanı

·
Okunma
·
Beğeni
·
971
Gösterim
Adı:
Babailer İsyanı
Baskı tarihi:
1980
Sayfa sayısı:
202
Format:
Karton kapak
ISBN:
9787331327
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergah Yayınları
Baskılar:
Babailer İsyanı
Babaîler İsyanı
Babailer İsyanı
326 syf.
·7 günde·Puan vermedi
Selam️ Ahmet Yaşar Ocak “Babaîler İsyanı” / Aleviliğin Tarihsel Alt Yapısı..

Prof. Dr. Ocak’ın 1978’de Claude Cahen’in başkanlığında bir jüri önünde savunulan doktora tezi olduğu, 1980’deki özetlenmiş baskısında belirtilmiş, daha sonra jüri tarafından kabul edilen orijinal Fransızca versiyonu Türk Tarih Kurumunca neşredilir. 1996 yılında bu versiyon genişletilip yeniden düzenlenmiş şekilde Türkçe olarak yayınlanır. Daha sonraki baskılarda 1996 baskısı esas alınır.

1240 yılında Türkmenlerin, Anadolu Selçuklu yönetimine karşı isyanını ve isyanın altındakini sebepleri, Selçuklu dönemi Anadolu’nun toplumsal, ekonomik ve inanç yapısını teşrihini ortaya koymanın ötesinde, Osmanlı kuruluş dönemini, bu dönemin Bizans uçlarındaki toplumsal ve dini yapısından, günümüz Türkiye’sinde hala tartışılan Bektaşilik ve Aleviliğin tarihsel, sosyolojik zeminini akademik platformda tartışmaya açtığını belirten Ocak, eser içinde bölümler halinde, bize kapsamlı bir “Babaîler İsyanı” portresi çiziyor.

Kısaltmalar ve Kronolojik Tablo ardından, Kaynaklar ve Araştırmalar ile giriş kısmı, isyanın sebepleri, iktsadi olanlar, sosyal ve psikolojik olanlar, ilaveten toprak ve vergi rejimi , elverişli dini şartlar ve siyasi ortamın uygunluğu, katılımcılar; konar-göçer Türkmenler ve köylüler, maceraperest ve yağmacılar, yönetenler; heterodoks şeyhler ve dervişler, kitabın ilk çeyreğini oluşturuyorlar.

İsyanın ideolojisi: Mehdici (Mesiyanik), Bağdaştırmacı (Senkretik) ve Mistik Heterodoks İslâm üzerine satırları isyanın lideri konusu ile tamamlıyoruz. Ki o da başlı başına bir soru, Baba Resûl, Baba İshak, Baba İlyas?

Kendime aldığım notlarla buraya uzun uzun anlatabileceğim bir kurgu eser olmadığından, daha fazlası için anca alın okuyun diyebilirim.
Benim meraklısına tavsiye listemdedir diyeceğim kaynak eser, tarih okumayı seven her okur için eminim cezbedici olmuştur. Nitekim ciltli baskısı ve zengin muhteviyatıyla benim de mirasıma katıldığı için mutluyum. Bir de; eldeki kaynaklarla her yönden incelenmeye çalışılan isyanı, kısaca aşağı not düşüyorum. Saygılarımla

1237 yılında 2. Gıyaseddin Keyhusrev babası Alaeddin Keykubad’ın zehirlenerek ölmesinden sonra, Anadolu Selçuklu tahtina geçer. Babasının zamanında doruk noktasına erişen memleketin siyasi, içtimai ve iktisadi nizamı, yeni genç sultanın beceriksiz ve kötü idaresi yüzünden hızla alt üst olur. Bilhassa veziri Sâdeddin Köpek’in kendi ikbal ve iktidarını daha da yükseltmek için işlediği siyasi cinayetler ve gayri meşru faaliyetleri, halkın hayatında büyük krizler meydana getirir.

Bu arada göçebeler ve köylü ahali kötü yönetimden son derece zarar görür. İşte bu rahatsızlık yüzündendir ki, 1240 yılında bir ihtilal patlak verir.
Önce Güneydoğu Anadolu mıntıkalarında, sonra da Orta Anadolu’da yayılan ihtilalin merkezi Amasya. Kefersûd taraflarında otururken Amasya’ya gelip yerleşen Baba İshak adındaki bir Türkmen babası, peygamberliğini ilan ederek Selçuklu yönetimine karşı ayaklandı ve bu ayaklanma gittikçe büyüdü. Çevresine toplanan Türkmenler etrafı yağmalamaya başladı. Baba İshak emrindeki Türkmen ordusu (ki bu ordu, kadınlı erkekli, çocuklu ihtiyarlıydı) peşpeşe başarılar kazandı. Selçuklu hükümeti birçok defa isyancılar üzerine kalabalık kuvvetler gönderip bu büyük tehlikeyi bertaraf etmeyi denediyse de başarılı olamadı. Nihayet 1240 yılında son bir teşebbüsten sonra Baba İshak yakalanıp idam edildi. Daha sonra, Malya ovasında vukû bulan bir çarpışmayı müteakip yenilgiye uğratılan Türkmenlerin büyük çoğunluğu katliâma uğradı. Ücretli frank askerlerinin sayesinde tehlikeyi savuşturan Anadolu Selçuklu Devletine pahalıya mal olan bu zafer, Selçukluyu Moğol istilasına uğramaktan kurtaramadı.
282 syf.
·9 günde·Puan vermedi
Tarihi süreçte yaşanan bir takım olayların ama ekseninde içtimai, iktisadi ve ahlakı nedenlerin olduğunu, salt dini akım ile açıklamanın yetersiz olacağını ortaya koyan tarihi ilmi bir kitap. Bunun yanında, bize öğretilen ve anlatılan birçok tarihi ve dini şahsiyetlerin aslında bambaşka olabileceğini de kayıtları ile gösteren kaynak bir kitap.
Meraklısı için mutlaka okunması gereken ufuk açıcı bir kitap.
282 syf.
·4 günde·9/10 puan
Ahmet Yaşar Ocak hoca bu alanın sayılı ve belki de en önde gelen tarihçisidir. Onun bu tezine kısmı yönden eleştiriler gelse de temelde onu çürüten başka bir tez yoktur. Selçuklu tarihi, dinler tarihi ve alevilik üzerine okuma yapmak isteyenlerin kütüphanesinde bulunması gereken bir eser.
282 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Ahmet Hoca alanında müstesna akademisyenlerden onun yazdığı her eseri tekrar ve tekrar okurum ve hiç sıkılmam akademik ve aydınlatıcı bir eser olan bu kitap onun Nirvana eserlerinden
282 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Hoca tek kelimeyle ilminin hakkını vermiş. Babai isyanı ve Anadolu’daki İslam anlayışını çok iyi yorumlamış. Konu hakkındaki bir çok olayı bütün kaynaklarıyla ortaya koymuş, ayrıca farklı görüşlere de yer vererek akademik çalışmanın nasıl olması gerektiğini de göstermiş. Konuya ilgisi olanlar mutlaka okumalı.
326 syf.
·Beğendi·8/10 puan
XIII. Yüzyıl Anadolu'sunun toplumsal, etnografik, dini ve siyasi halini,
Tarikat, tasavvuf ve sufi karakterini,
Devlet ve toplum tasavvurunu,
Heterodoks (farklı inanç ve kültür karışımı) İslâm anlayışını ve bu yapının medrese İslâmı karşısındaki pozisyonunu,
Konar-göçer Türkmenlerle, yerleşiklerin sosyo-ekonomik mücadelesini,
Saray ve göçer, saray ve tüccar, saray ve sufi, saray ve köylü çekişmesinin nedenlerini,
akademik bir dille ele alan kapsamlı bir eser.

Ahmet Yaşar Ocak hoca, Moğol istilasından hemen önce Anadolu'yu kasıp kavuran, Selçuklu'yu yıkımın eşiğine taşıyan Babai isyanını, öncesi ve sonrası ile birlikte ele alıp, olağanüstü bir iş çıkarmış, gerçekten de...

Dün yaşanan hadiselerin sebep ve sonuçlarına bakıldığında, bugün yaşananların ve yarın yaşanacak olanların daha iyi anlaşılacağı kanaatindeyim. Tarihsel olaylar ve olgularda kişiler, araçlar ve tavırlar değişmiş olsa da sosyolojik temeller aynı kalmakta ve şaşırtıcı bir şekilde olay ve olgular birbirini hatırlatmakta...

Unutma! "Tarih bitmiş olan değil başlamış olandır!"
282 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Türkiye de Babailer isyanı ve Aleviliğin tarihsel gelişimi hakkında bilimsel kaynaklara dayandırılan eşsiz bir yapıt. Toplumsal tarihteki en derin etkilere sahip isyanlardan biri ile toplumun ve tarihimizin nasıl şekillendiğini çok çarpıcı iddialara ev sahipliği yaparak anlatıyor. Zevkle okukancağından oldukça eminim.
Diğer yandan Selçuklu hükümeti devlet işlerinde İranlı unsurları tercih etmek durumunda olduğu için Türkmenlerin kızgınlıklarını kışkırtıyordu. Bürokrasideki yüksek kademeleri işgal eden İranlılar da Türkmenlere horlayarak davranıyorlardı. Öyle görünüyor ki, devletin ana demografik gücünü oluşturan Türkmenler, kendilerini kendi topraklarında ve kendi devletlerinin sınırları içinde "istenmeyen vatandaş" gibi hissediyorlar ve bunu hazmedemiyorlardı.
Ahmet Yaşar Ocak
Sayfa 62 - DERGAH YAYINLARI
Şehirli ahali tabii olarak bir yerde devamlı oturmaları sebebiyle, medreselerde işlenen ve öğretilen ve tabiatıyla kitabî esaslara daha sadık bir İslâm anlayışını, başka bir deyişle, ayrıca devletin resmî desteğini de sağlayan Sünnî Müslümanlığı benimsemişti. Konar-göçer Türkler ise, kendilerine önce İranlı, sonra da Türk sûfiler tarafından getirilen, tasavvuf ağırlıklı ve eski inançlarıyla da benzeşen mistik bir Müslümanlık anlayışını benimsediler. Kısa zamanda geleneksel inanç yapılarının rengini alan bu Müslümanlık, Sünnî Müslümanlıktan birçok bakımlardan farklılaştı. Pekçok tarihçinin eskiden beri heterodoks İslâm dediği bu Müslümanlık tarzı, Türk göçleriyle beraber XI. yüzyıldan itibaren Anadolu'ya da girdi ve birtakım popüler Sufi çevreleri temsil eden Türkmen babaları etrafında odaklaştı.
Ahmet Yaşar Ocak
Sayfa 66 - DERGAH YAYINLARI
Moğol istilası başladığı zaman pek çok Yesevî şeyh ve dervişi yaşayabilecekleri yerlerden olarak Hindistan sahasını tercih etmiş ve daha XIII. yüzyılda Keşmir vadisinden başlamak suretiyle yavaş yavaş Hindistan içlerine yayılmışlardır. Buralardaki Yesevî dervişlerinin Türk kökenli oldukları biliniyor. XVI. yüzyılda Osmanlı denizcisi Seydi Ali Reis, Sind ve Pencap bölgesinde bazı Türk Yesevî dervişlerine rastlamıştı. Fakat XIV. yüzyıldan itibaren Hindistan sûfîliğinde belli ölçüde İran tasavvuf etkilerinin arttığı müşahede edilmekle beraber, Yeseviliğin etkisinin sonraki yıllarda daha çok, Nakşibendîliğin bazı kolları içindeki âyin ve erkânla sınırlı kalmış olduğunu da unutmamak lazımdır.

Diğer bir kısım Yesevî dervişinin ise daha çok Kıpçak Türklerinin yaşadığı Karadeniz'in kuzeyindeki alanlara yöneldikleri tahmin edilebiliyor. Adlarını bildiğimiz Yesevî halifelerinin bazılarının buralarda faaliyet gösteren şahsiyetler olduğu günümüzdeki araştırmalarca ortaya konulmuştur.

Üçüncü saha olan Anadolu'ya gelince, buradaki Ahmed-i Yesevî ve Yesevîlik kültürü, ilk defa Fuad Köprülü tarafından bahis konusu edilmiş, Haydarîlik ve özellikle Bektaşílik'le bağlantısı üzerinde durulmuştur. Ona göre Yesevîliğin Anadolu'ya girişi de Moğol istilâsı akabinde, yani XIII. yüzyılın ilk çeyreği içinde olmuştur.
Ahmet Yaşar Ocak
Sayfa 91 - TÜRK TARİH KURUMU YAYINLARI
Mehdici (mesiyanik) karakter: Bu İslâm anlayışı, çok güçlü bir mehdici karakter sergiler. Yani ezilmiş, horlanmış kitleler, zamanı gelince kendilerini bu durumdan kurtarmakla görevlendirilmiş, ilâhî yetki sahibi, karizmatik bir şahsiyetin zuhur edeceğine kuvvetle inanırlar, sürekli bir “ilâhî kurtarıcı" beklentisi içindedirler. Bu inanç genel çizgileriyle evrensel bir yaygınlık göstermekle beraber, eski dünyadaki ana merkezinin Mezopotamya ve o temel üzerinde oluşan Yahudi mesiyanizmi olduğu konusunda genel kabul görmüş bir kanaat vardır ki kökü antik Mezopotamya mitolojisidir. Mehdici inançların İslâm'dan önceki dönemde de Türk zümreleri arasında belli ölçüde tanınmakta olduğuna dair birtakım ipuçları vardır. Ancak bu inançların Zerdüştîlik, Maniheizm ve Mazdekizm gibi İran dinleri vasıtasıyla Türkler arasına girdiği anlaşılıyor.
Ahmet Yaşar Ocak
Sayfa 102 - TÜRK TARİH KURUMU YAYINLARI
Konar-göçer Türkmenlerle yerleşik hayata geçmiş Türklerin hayat tarzları arasındaki bu ayrılıklar ve sebep olduğu sosyal zıtlaşma, iki zümre arasında karşılıklı bir hor görme ve düşmanlığa yol açıyordu. Şehirli Türkler, tıpkı kendileri gibi Türk olan fakat eski geleneklerinden hiçbir şey yitirmemiş bulunan bu konar-göçer hemcinslerini hayat tarzları ve zihniyet dünyaları yüzünden aşağılıyorlardı; hatta onları kendilerinin hasmi olarak görüyorlardı.
Ahmet Yaşar Ocak
Sayfa 62 - DERGAH YAYINLARI
Eski tabiat ve atalar kültlerinden Şamanizm'e, Şamanizm'den Budizm ve Zerdüştîliğe, Zerdüştîlik'ten Maniheizm ve Mazdekizm'e ve hatta Hıristiyanlığa ve Yahudiliğe varıncaya kadar muhtelif Türk toplumları arasında yayılan dinlerin ve mistik kültürlerin inançları ve birtakım pratikleri, bir dinden ötekine geçerken, sürekli eskisinin yenisi içinde devamı suretiyle yeni kalıplara girerek İslâm'ı kabul dönemine kadar gelmiştir.

 İslâm X. yüzyılda Türkler arasına girmeye başladığı zaman, çoğunlukla konar-göçer bir toplumsal hayat tarzına dayalı ve bütün bu sayılan dinlerin bakiyelerini bağrında saklayan şifahî bir kültür geleneğiyle uzlaşmak zorunda kaldı. Eski kam-ozanlar, yeni derviş ve şeyhler oldular. Onlar bu uzlaşmayı, Türkmenleri hiç sarsmadan sağladılar. İşte heterodoks Türk İslâmı dediğimiz Türk halk Müslümanlığı, doğarken bu bağdaştırmacı (senkretik) yapı ile doğdu. Babaîler isyanının ideolojisini teşkil eden bu İslâm tarzı, unsurlarının büyük çoğunluğunu daha Orta Asya'da iken şekillendirdi. Dolayısıyla bu bağdaştırmacılığın temeli, daha Orta Asya'da iken atılmış oldu.

Bu, görüldüğü gibi, özel birtakım sosyo-ekonomik ve kültürel şartların, teologlar arası tartışmaların oluşturduğu yüksek bir teolojinin değil, tabii olarak kendiliğinden oluşan, mistik öğeleri ağır basan, hurafeci bir Müslümanlık tarzıydı. 
Ahmet Yaşar Ocak
Sayfa 103 - TÜRK TARİH KURUMU YAYINLARI Sayfa 103-104
Büyük bir çoğunluğu okuma yazma bilmeyen, sade zihniyetli ve ya­şantılı, güç hayat şartları içinde bulunan bu insanlar, Sünni İslam'ın karmaşık ve anlaması güç bir takım inanç esaslarını ve abdest alarak günde beş vakit namaz kılmak, yahut Ramazan ayında bir ay oruç tutmak gibi ancak yerleşik hayatın sağlayabileceği bir intizam gerektiren şer'i ibadetleri pek de önemsemiyorlardı. Bu sebepledir ki, çoğu zaman İslam'ın ince ve karmaşık teolojik konularıyla hiç ilgilenmeyen, ama güçlü bir mistik cezbenin hakimiyetindeki, çoğunluğu okuma yazma dahi bilmeyen Türkmen babalarının geleneksel hurafelerle karışık, kendilerine daha uygun gelen, tasavvufun basitleştirilmiş fikirleriyle yorumlanmış müslümanlık anlayışına yöneliyorlardı. Ama onlar kendilerini çok samimi bir şekilde İslam'a adamışlar ve ona bağlanmışlardı.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Babailer İsyanı
Baskı tarihi:
1980
Sayfa sayısı:
202
Format:
Karton kapak
ISBN:
9787331327
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergah Yayınları
Baskılar:
Babailer İsyanı
Babaîler İsyanı
Babailer İsyanı

Kitabı okuyanlar 72 okur

  • Zafer Erginli
  • Kitabî

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%3.2 (1)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0