#AndreGide’den okuduğum üçüncü kitap #Batak ve şunu söyleyebilirim ki çelişkilerle dolu, tutarsız ve üstelik bundan korkmayan, kendini yargılayan, estetik duygusu yüksek (bu nedenle şiir vs yazamadığından bu kitapta bahsediyor) bir yazar ve bu kitap yazarın kendini hicvettiği (kişinin kendi hatalarını, zayıflıklarını, çelişkilerini alaycı veya eleştirel bir dille ortaya koyması, bizzat kendisini eleştiri nesnesi yapması) tek eser.
Batak, yazar başkahramanın sanatsal üretiminin sancısına, eylemsizliğine odaklanır. Yaratamayan bir yazar yani. Sürekli bir şey yazmaya niyeti var, notlar tutuyor vs ama ilerleme katedemiyor, yazdıklarını toparlayamıyor ve bir araya getiremiyor. Herkese “Batak” adlı romanı yazdığını söylüyor ama ortada oluşmuş bir roman yok. Bir girizgah yalnızca ve birkaç şablon cümle. Bu haliyle Gide, kendi yazma sürecindeki tembelliklerini ve ertelemelerini iğneleyerek alaya alıyor.
“Yazmayı düşünüyorum ama henüz başlamadım. Belki de düşünmek yeterli, değil mi?”
Roman boyunca karakter sürekli gözlem yapıyor. Kitabı için bataklıktaki bitkileri araştırıyor, dostlarıyla sohbetler ediyor, kendini düzene sokmaya çalışıyor. Şimdi gelelim roman içindeki romana. “Batak” henüz tamamlanamamış bir kitap. Bir şeyler yapmış olmak için Batak isimli bu kitabı yazıyor kahramanımız. Kitaba esin kaynağı ise Vergilius’un Tityre’si. Onunkine benzer bir tarlaya sahip, etrafı bataklık olan bir kulede bekar yaşayan ismi bile aynı olan karakter, oradan çıkmak yerine, orada kalmaktan mutludur. Sıradan bir arazide herkesin içinde yaşattığı bir kişidir. Daha doğrusu herkesle bağı olan, hakkında konuşulan, bizimle yaşayan, ama bizimle ölmeyen sıradan insanın, üçüncü kişinin hikayesi. Sürekli uzanıp yatan bir adamın hikayesi. Aslında içimizden biri. Peki ya yazarı? Bence dürüst,