Berci Kristin Çöp Masalları

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.497
Gösterim
Adı:
Berci Kristin Çöp Masalları
Baskı tarihi:
Kasım 2012
Sayfa sayısı:
143
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750511127
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınevi
Baskılar:
Berci Kristin Çöp Masalları
Berci Kristin Çöp Masalları
"Kadınlar kucaklarından bebeklerini atıp ellerine keserleri aldılar. Erkekler karınlarını küreklerin saplarına verip konduların önünde durdular. Konduların birinin duvarını tekmeyle yıkan bir yıkımcı, topal bir kadından ilk darbeyi yedi. Kanlar içinde yere serildi. Yuvarlana yuvarlana ta dereye indi. Konducular topluca yıkımcıların üstüne atıldılar. Kuşlar kanat çırpıp bulutlara yukarı uçtu. Yıkıcımlar kazmalarını bırakıp dere aşağı kaçtılar."

Berci Kristin Çöp Masalları, kentin kıyısında, geniş çöp sahaları ile sanayi bölgesi arasında kurulan bir gecekondu semtinin hikâyesidir. Geride bıraktıkları kırsal çevrenin gelenek ve alışkanlıkları ile büyük şehrin maddi olanakları arasında sıkışıp kalan insanların hayata ve kente tutunma mücadelesi. Bir yanda yoksulluğu aşmak için yoğun bir çaba, diğer yanda büyük şehrin getirdiği yozlaşma, yıpranma, boş inançlar, tutkular, özlemler...

Latife Tekin manilerle, tekerlemelerle ördüğü, kendine has diliyle öyküsünü anlatırken, yoksulluğa, yabancılığa, sürgün edilmişliğe sahici ve içeriden bir bakışla yaklaşıyor. Bir gecede türeyen ve "alnında kara derin harflerle, fabrikalar, çöp ve rüzgâr yazılı" kondularda yaşananları, gerçekçi bir noktadan ve şefkatle anlatıyor.

"Bu 'cinli kız' Türkiye'de yaşayan insanların çok kalabalık bir kesiminden seçtiği kişilerin inançlarını, tutkularını, sevgilerini, boşinanlarını, sürekli didişmelerini anlatırken, neredeyse ülkemizdeki 'akla aykırı' yaşama biçiminin nedenlerini de sergiliyor."
-Memet Fuat-
(Tanıtım Bülteninden)
Abartmayayım ama okuduğum en iyi romanlardan biridir belki. Muhteşem kurgu ve süper bir dil. Masalsı anlatımla gönüllere taht kuran dev isim Latife Tekin.

Sanayi ile çöplük arasında kalan kentin sosyal, ekonomik, kültürel tüm yaşantılarını geçmişten günümüze gelen tüm sorunlarla anlatıyor.

Çoğu kişinin anlamaması veya sevmemesi kesinlikle anlatılan dilin masalsı, imgelemi çok yüksek olması zannımca. Zaten başlı başına farklı bir dille yazılan bir roman. Başka şu ana kadar bu şekilde yazılmış roman okumadım. İmgelerin düşsel güçlere, mitolojik efsanelere ve metaforlara dönüşmesi işi git gide zorlaştırıyor.

Gecekondu yaşamını ele almış yazar şiirsel bir dille lakin çingenelerden tutun da kızılbaşlara kadar giden bir sosyalitesi var. Günümüzün tam da problemlerinden roman, çingene, kürt, alevi sorunları ile ilgili bir eser ortaya konulmuş.

"BERCİ kız" diye, köyde gece dışarıda kalan koyunları sağmaya giden kızlara denirmiş.

Çok sıkı politik söylemler var. Sanayileşmeden tutun, erozyona... Kirlilik ve sosyal çürüme hakkında bir sürü güzel düşünceler mevcut. İnsanların insanlığından utandığı ekolojik yıkım karşısında gerçekten de çaresizliği, politikanın ve devletin kötü gücünü yansıtmış. Kapitalizme karşı müthiş bir eleştiri var. Yoksulluğun nasıl olduğu içinize kadar işleyecek. Sosyallaştikçe yozlaşan halkın hikayesi.

Yoktan var olan bir çöpten şehir. Sıfırdan fabrikalaşan, sosyal yaşamı gelişen ve gelişirken tüm olayları ülkemizde, kendi şehrimizde dahi aynı şekilde ilerleten anlatım. Ampul, ilaç ve tabak fabrikalarının kenarında kurulan şehrin hikayesi. Fabrikaların atıklarından yıkanan, bacalardan üzerlerine dökülen atıkları kar gören halkın yoksullukla orada savaşması, yoğurt ile kandırılmaları. İşçi sınıfı ile ilgili muhteşem düşünceler.

Dine karşı tutumu, anlayışı ve eleştirisi de benim için ön plana çıktı. Muhtar seçimlerinde üç adayın farklı görüşleri ( düşünür, idealist, masalcı ) belirtmesi bunların bize anlatımı süperdi.

Berci saflığı,masumiyeti;
Kristin fahişeliği,kirlenmişliği;
Çöp itilmişliği,unutulmuşluğu,çaresizliği;
Masallar ise düşleri ve umudu ifade ediyor.

Böylece Latife Tekin’in kurguladığı çatışma,kitabın kapağında başlamış oluyor…(Burcu Sevil Şahin)

Gerçekten de muazzam bir eser. Kesinlikle tavsiye ederim.
Latife Tekin’in ekofeminizmi büyülü gerçeklik ile birlikte ele aldığı ve okuduğum ilk romanı.Ekofeminizmde kadın ve doğa üreticidir, verimlidir, hayatı üretir. Bilim ise erkekler gibi hükmedici, bencilce hakimiyet altına alıcıdır. Bilim, doğanın insanın kullanımına hazır bir hammadde olmasından sorumludur. Doğanın ve kadının kurtuluşu ise birbirlerine bağımlıdır; yani feminizm ve ekoloji hareketleri aslında aynı şeydir ve temelde ataerkil gelişmeyi hedef alırlar. İşte bu bağlamda Latife Tekin romanda doğaya yapılan haksızlıkları, kadına yapılan haksızlıkları erkekleri belirli şartlarda belirli ölüçülerde cezalandırarak okuyucuya sunmuştur. Romanda rüzgar hastalığına sadece erkekler yakalanır ve bu şekilde Tekin erkekleri cezalandırır. Toplum tarafından ötekileştirilmiş, örselenmiş bir kesimin doğaya verdikleri zararları adeta bir çizgifilm edasında büyülü gerçeklikle aktarmıştır. Zaten Latife Tekin edebiyatımızda büyülü gerçekliğin temsilcilerindendir ve ondaki büyülü gerçekliği Marquez’in Yüzyıllık Yalnızlığında da görmek mümkündür. Cahilliğin ve örselenmişliğin çevresinde çeşitli akılüstü tavırlarla küçük bir kasabanın rivayetimsi öyküsü bir çırpıda okunabilir. Cumhuriyet dönemi Türk romanının konularından ve karakterlerinden uzak bir yapıya sahiptir ama kullanılan dil çok sadedir. Romanı okurken sanki bir mahallenin içinde bu olaylar sizin etrafınızda yaşanıyormuş hissine kapılabilirsiniz.
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.920 Oy)19.837 beğeni45.424 okunma3.469 alıntı191.965 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (11.097 Oy)13.909 beğeni36.029 okunma3.754 alıntı153.085 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.908 Oy)9.181 beğeni30.108 okunma922 alıntı146.149 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.750 Oy)8.364 beğeni23.906 okunma947 alıntı95.268 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.883 Oy)9.422 beğeni26.499 okunma1.791 alıntı135.302 gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (4.601 Oy)4.087 beğeni13.600 okunma1.529 alıntı56.158 gösterim
  • Simyacı
    8.6/10 (8.220 Oy)9.208 beğeni27.492 okunma2.921 alıntı121.143 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.705 Oy)9.655 beğeni27.106 okunma1.996 alıntı125.528 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (6.262 Oy)6.617 beğeni17.598 okunma2.938 alıntı90.059 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.712 Oy)8.173 beğeni22.238 okunma4.392 alıntı136.418 gösterim
Şimdilik ilk 40 Sayfayı okuyabildim ama karşımızda modern ve bir o kadar acıtıcı, zorlayıcı bir Dede Korkut Masalı var gibi... Ilk sayfalarda okurken düşünmeden edemediğim toplumun ne kadar fevri olduğu oldu. Fabrikadan gelen atıklar yüzünden hastalanan gecekondu halkının fabrika sahibine isyan ederken iki gün sonra gönderiği yoğurt için duacı olduğunu görüyoruz maalesef. Fevri ama boşuna, neye feverân ettiği belli değil, dün sayarken bugün duacı... Yani normal yurdum insanı aslında...
Henüz okuma devam ediyor...
...
Dedikten sonra nihayet bitirebilDim!

Dedikten sonra nihayet bitirebilirim...
Öncelikle ilk yorumumu devam ettirerek zor okunan bir roman/destan diyebilirim.
İç ezici... Romandaki karakterlerin hayatları içinizi eze eze yaşıyorlar hayatı, daha doğrusu vahşi kapitalizmle birleşmiş cehaleti. Okurken sanki Yılmaz Güney filmi seyreder gibi oluyorsunuz, seyretmem lazım bu kadar gerçekliği diyorsunuz ya filmi seyrederken işte öyle bir duygu verdi bana bu kitap.
Baştan sona derlenmiş bir emek hikayesi aslında.
Halk bir barınak, ev kurmak için geliyor çöp toplama bölgesine ve bir gecede kuruyor haneleri ama önce rüzgar, sonra fabrika kuracaklar rahat vermiyor barınmalarına. Halk cehalet ve çaresizlik içinde her söylenceyi dinleyip inanmaya ve ondan bir efsane yaratmaya hazır. Her söz allanıp pullanıp efsane oluyor ve kendi masallarına inanıyorlar. Arada isyan etmek geliyor içlerinden ama tabi ki birileri bir kap yoğurda dindiriyor isyanları. Tek bir işçinin direnişi ile fabrika çalışıyor veya duruyor ama farkında değiller güçlerinin öyle bilinçsizce, içgüdüsel ayaklanıyorlar sabun köpüğü gibi. Ne zaman bir grev çadırı kurulsa hep aynı şey oluyor, bir söylenti başlıyor ve korkutucu bir efsaneye dönüyor ve elbette bitiriyorlar grevi...
Demem o ki bu kitap insan hayatı uğruna sanayileşen küçük burjuva toplumu destanı.
Çöp masalları! ilk bakışta çok enteresan görünüyor. Ancak kitabı okudukça sayfalar birbiri ardına ilerledikçe ne kadar doğru bir tabir olduğunu belirtmekten alamıyorum kendimi. Evet çöpten masallar; evinin çöp, çevrenin çöp ve hayatının çöple dolu olduğu...
Berci ve Kristin in ne veya kim olduğunu merak edebilirsiniz. Onu da kitabın ilerleyen sayfalarında karakterleri tanıdıkça anlayacaksınız ve çok şaşıracaksınız..
Sanayi devrimi ilk zamanlar insanlık için büyük bir nimetti ki halen teknolojik acıdan baktığımızda .önemini muhafaza etmekte. Ancak getirileri kadar götürülerini de görüyoruz acı bir şekilde. Güçlünün daha da güçlendiği zayıfın ise daha da insanlıktan çıktığı bir sistemden fayda beklemek pek akıl karı olmasa gerek.
İnsanların oldukları için aşağılandığı yok sayıldığı bir masal... Ne masal ama... Yaşadıkça pisliğe battığımız, çırpındıkça ruhumuzun kirlendiği hayalimizin ütopyalar gerçeğimizin ise distopyalar olduğu hakiki bir masal...
Değerli bir hocamın önerisi ile okuduğum bu eserde yepyeni bir oluşum ve bu oluşumun oluşma aşamaları ele alınmış ve ele alınırken günümüzde hala devam etmekte olan boş inanç diye nitelenen batıl inançların ağir bastıği ve bunun sebebinin yeni bir oluşumdaki eğitimsizlik olarak niteleyen bir eser. İçinden bir çok kaliteli çıkarımlar yapabileceğiniz bu kitap gecekondulaşmadan şehirleşmeyi anlatan bir eserdir. Ayrıca bu eserdeki anlatılanları ele alırsak yazar 1980 öncesinin minyatür Türkiye'sini gözler önüme sermiştir.
Masallara özgü tekerlemelerin bolca kullanıldığı, masalsı bir dille anlatılmış bir kitap bu. Dolayısıyla isminin vadettiğini karşılıyor. Kitap boyunca kırsal yaşam ile büyük şehir yaşamı arasında sıkışıp kalmış insanların abartılı hikayesini okuyoruz. Karakterler devamlı değişiyor. Olaylar çok hızlı akıyor. Ve çok fazla gerçekçiliğin sınırları aşılıyor. Farklı bir anlatım okumak isteyenler tercih edebilir. Ben sevdim mi sevmedim mi karar veremedim.
Elimdeki baskı 1985 basımı. Bunun için yakın geçmişde geçen bir Dede Korkut hikâyesi diyebiliriz. Kısa ve kesin cümlelerle konu üzerinde gerçeğe hem yakın hem de masalsı anlatımlar harmanlanarak sunulmuş.
Yokluk anlatımıyla kitaba hakim. Gecekondu kültürünün, yeri yurdu olmayan insanların bir gecede yaptıkları çatısı bile olmayan evler ile bir çok büyükşehrin oluşumunun başlangıcı ve sonrası anlatılmış. Bu düzensiz yaşamda insanların çektikleri Türkân Şoray'ın oynadığı "Sultan" filmini aklıma getirdi.
Bu bağlamda konular o kadar güzel anlatılmış ki, yokluk, insanlar, dayanışma, toplumun oluşumu, gelişmesi, sorunları, sanayinin etkisi, kadın-erkek ilişkileri konularında yaşanmışa yakın olaylar mevcut.
Başlarda tarzıyla değişik gelmesine rağmen, sonraları okuyucuyu kendisine bağlayan kitap, anlatılamayacaklardan. Okuyunca siz de hak vereceksiniz...
Çöplük çevresine kurulmuş gecekondular. İçlerinden yaşayan Osmanlı'dan bile haberi olmayan binlerce insan. Binlerce acı. Binlerce hastalık. Batıl inanışlar, bitmek bilmeyen dedikodular. Yazarın okuduğum ilk kitabı. Bazen zorlasa da tekerleme ile şiir arasında bir yerde öyküleme tarzı. Okunmalı..
Latife Tekin büyülü gerçekçiliği başarılıyla yansıtmış.Öyle ki devlet-fabrika-insan üçlüsü,biopolitika,kutuplaşma gibi temalar rahatsız ediciliğini kaybedip ninni gibi geliyor.
Anlatımı çoğu okuyucuya garip ve uzak gelse de Türk edebiyatında gerçeküstücülük akımının en net ve en güzel örneklerinden biridir. Diline ve anlatımına alıştıktan sonra Latife Tekin'in masalsı anlatımı sizi kendine çeker.
Aynı konunun daha iyi anlatıldığı eserleri okuduğumdan olsa gerek çok ısınamadım. O yüzden detaylı bir yorum yapmayacağım.
Bu paylaşımı yaparkense iç sesimin kitaba dair cümleler kuruyor olması gerekirken kurduğu cümle :
Denize inen sokakları,
Kitapları,
Ve seni...
En çok seni.
Bebek, şilteyi usulca toprağa bırakıp kanatlandı. Annesi arkasından saçlarını yoldu. Entarisinin döşünü yırttı. Eteğine taş doldurup tepenin burnuna çıktı. Söve saya rüzgârı taşa tuttu. Kadını çeke çeke burundan aşağı indirdiler. O günden sonra bu buruna "Kovma Burnu" dediler.
Latife Tekin
Sayfa 11 - İletişim Yayınları
İçin aynası gözdür diyenler
İçim türlü renktir gözlerim kara
Düştüm yücelerden engine
Kırıldı aynam ne fayda
Latife Tekin
Sayfa 30 - İletişim Yayınları
Kırağı düştü. Yağmurlar yağıp dindi. Yaz geldi. Grev bezinin rengi döndü. Bezin üstündeki "Bu işyerinde grev var" yazısı soldu. Çadırlarını rüzgârdan korumak için güvercin uçurup halay çeken işçiler birer ikişer çadırın başından kayboldu. Akü fabrikasının kapısında bir avuç insan kaldı. Çadırlarının başından ayrılmayan inatçı grevcilere öteki işçiler "Çadır tutan" diye ad taktı.

Grevden sonra çadır tutan işçiler içten çıkartıldı. Akü fabrikasına "kanı temiz" işçiler alındı. Kanı kurşunlu grevci akü işçileri arkalarına baka baka Çöp Yolu'ndan yürüyüp kayboldu. "Çadır tutan" lafı Çöp Yolu'ndaki işçilere onlardan hatıra kaldı. O grevden sonra fabrikaların soyunma odalarında, helalarında, grev yerlerinde başına adam toplayıp işçi sınıfı diye bir sınıfın varlığından, sömürüden laf açan işçilere "Çadır tutan" dendi.
Latife Tekin
Sayfa 33 - Everest Yayınları
"Minibüs yolunda işçilerin üstü yazılı bezleri yırtıldı. Sopaları kırıldı. Güneş hışır hışır döndü. Asfalt yolda 'Işçi hakkı yenmez, kursakta kalır!' diye haykıran işçilerden biri kurşun yarasıyla düşüp öldü. Güneş usulca çöp tepelerinin ardına çekilip söndü."
Latife Tekin
Sayfa 102 - İletişim Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Berci Kristin Çöp Masalları
Baskı tarihi:
Kasım 2012
Sayfa sayısı:
143
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750511127
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınevi
Baskılar:
Berci Kristin Çöp Masalları
Berci Kristin Çöp Masalları
"Kadınlar kucaklarından bebeklerini atıp ellerine keserleri aldılar. Erkekler karınlarını küreklerin saplarına verip konduların önünde durdular. Konduların birinin duvarını tekmeyle yıkan bir yıkımcı, topal bir kadından ilk darbeyi yedi. Kanlar içinde yere serildi. Yuvarlana yuvarlana ta dereye indi. Konducular topluca yıkımcıların üstüne atıldılar. Kuşlar kanat çırpıp bulutlara yukarı uçtu. Yıkıcımlar kazmalarını bırakıp dere aşağı kaçtılar."

Berci Kristin Çöp Masalları, kentin kıyısında, geniş çöp sahaları ile sanayi bölgesi arasında kurulan bir gecekondu semtinin hikâyesidir. Geride bıraktıkları kırsal çevrenin gelenek ve alışkanlıkları ile büyük şehrin maddi olanakları arasında sıkışıp kalan insanların hayata ve kente tutunma mücadelesi. Bir yanda yoksulluğu aşmak için yoğun bir çaba, diğer yanda büyük şehrin getirdiği yozlaşma, yıpranma, boş inançlar, tutkular, özlemler...

Latife Tekin manilerle, tekerlemelerle ördüğü, kendine has diliyle öyküsünü anlatırken, yoksulluğa, yabancılığa, sürgün edilmişliğe sahici ve içeriden bir bakışla yaklaşıyor. Bir gecede türeyen ve "alnında kara derin harflerle, fabrikalar, çöp ve rüzgâr yazılı" kondularda yaşananları, gerçekçi bir noktadan ve şefkatle anlatıyor.

"Bu 'cinli kız' Türkiye'de yaşayan insanların çok kalabalık bir kesiminden seçtiği kişilerin inançlarını, tutkularını, sevgilerini, boşinanlarını, sürekli didişmelerini anlatırken, neredeyse ülkemizdeki 'akla aykırı' yaşama biçiminin nedenlerini de sergiliyor."
-Memet Fuat-
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 125 okur

  • AYŞEGÜL
  • Ayşe Hasan
  • büyük yolların haydudu
  • meltem şen
  • Mehmet Yılmaz
  • Meryem
  • Özgür Coşkun
  • ss
  • Şinasi dündü
  • Gökhan Gök

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%1.8
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%10.5
25-34 Yaş
%42.1
35-44 Yaş
%29.8
45-54 Yaş
%10.5
55-64 Yaş
%3.5
65+ Yaş
%1.8

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%64.7
Erkek
%35.3

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%23.6 (13)
9
%14.5 (8)
8
%29.1 (16)
7
%16.4 (9)
6
%7.3 (4)
5
%1.8 (1)
4
%3.6 (2)
3
%0
2
%0
1
%0