Berci Kristin Çöp Masalları

8,1/10  (17 Oy) · 
55 okunma  · 
13 beğeni  · 
919 gösterim
"Kadınlar kucaklarından bebeklerini atıp ellerine keserleri aldılar. Erkekler karınlarını küreklerin saplarına verip konduların önünde durdular. Konduların birinin duvarını tekmeyle yıkan bir yıkımcı, topal bir kadından ilk darbeyi yedi. Kanlar içinde yere serildi. Yuvarlana yuvarlana ta dereye indi. Konducular topluca yıkımcıların üstüne atıldılar. Kuşlar kanat çırpıp bulutlara yukarı uçtu. Yıkıcımlar kazmalarını bırakıp dere aşağı kaçtılar."

Berci Kristin Çöp Masalları, kentin kıyısında, geniş çöp sahaları ile sanayi bölgesi arasında kurulan bir gecekondu semtinin hikâyesidir. Geride bıraktıkları kırsal çevrenin gelenek ve alışkanlıkları ile büyük şehrin maddi olanakları arasında sıkışıp kalan insanların hayata ve kente tutunma mücadelesi. Bir yanda yoksulluğu aşmak için yoğun bir çaba, diğer yanda büyük şehrin getirdiği yozlaşma, yıpranma, boş inançlar, tutkular, özlemler...

Latife Tekin manilerle, tekerlemelerle ördüğü, kendine has diliyle öyküsünü anlatırken, yoksulluğa, yabancılığa, sürgün edilmişliğe sahici ve içeriden bir bakışla yaklaşıyor. Bir gecede türeyen ve "alnında kara derin harflerle, fabrikalar, çöp ve rüzgâr yazılı" kondularda yaşananları, gerçekçi bir noktadan ve şefkatle anlatıyor.

"Bu 'cinli kız' Türkiye'de yaşayan insanların çok kalabalık bir kesiminden seçtiği kişilerin inançlarını, tutkularını, sevgilerini, boşinanlarını, sürekli didişmelerini anlatırken, neredeyse ülkemizdeki 'akla aykırı' yaşama biçiminin nedenlerini de sergiliyor."
-Memet Fuat-
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Kasım 2012
  • Sayfa Sayısı:
    143
  • ISBN:
    9789750511127
  • Yayınevi:
    İletişim Yayınevi
  • Kitabın Türü:
Ebru Hacıalioğlu 
18 Eyl 2015 · Kitabı okudu · 26 günde · Beğendi · 7/10 puan

Şimdilik ilk 40 Sayfayı okuyabildim ama karşımızda modern ve bir o kadar acıtıcı, zorlayıcı bir Dede Korkut Masalı var gibi... Ilk sayfalarda okurken düşünmeden edemediğim toplumun ne kadar fevri olduğu oldu. Fabrikadan gelen atıklar yüzünden hastalanan gecekondu halkının fabrika sahibine isyan ederken iki gün sonra gönderiği yoğurt için duacı olduğunu görüyoruz maalesef. Fevri ama boşuna, neye feverân ettiği belli değil, dün sayarken bugün duacı... Yani normal yurdum insanı aslında...
Henüz okuma devam ediyor...
...
Dedikten sonra nihayet bitirebilDim!

Dedikten sonra nihayet bitirebilirim...
Öncelikle ilk yorumumu devam ettirerek zor okunan bir roman/destan diyebilirim.
İç ezici... Romandaki karakterlerin hayatları içinizi eze eze yaşıyorlar hayatı, daha doğrusu vahşi kapitalizmle birleşmiş cehaleti. Okurken sanki Yılmaz Güney filmi seyreder gibi oluyorsunuz, seyretmem lazım bu kadar gerçekliği diyorsunuz ya filmi seyrederken işte öyle bir duygu verdi bana bu kitap.
Baştan sona derlenmiş bir emek hikayesi aslında.
Halk bir barınak, ev kurmak için geliyor çöp toplama bölgesine ve bir gecede kuruyor haneleri ama önce rüzgar, sonra fabrika kuracaklar rahat vermiyor barınmalarına. Halk cehalet ve çaresizlik içinde her söylenceyi dinleyip inanmaya ve ondan bir efsane yaratmaya hazır. Her söz allanıp pullanıp efsane oluyor ve kendi masallarına inanıyorlar. Arada isyan etmek geliyor içlerinden ama tabi ki birileri bir kap yoğurda dindiriyor isyanları. Tek bir işçinin direnişi ile fabrika çalışıyor veya duruyor ama farkında değiller güçlerinin öyle bilinçsizce, içgüdüsel ayaklanıyorlar sabun köpüğü gibi. Ne zaman bir grev çadırı kurulsa hep aynı şey oluyor, bir söylenti başlıyor ve korkutucu bir efsaneye dönüyor ve elbette bitiriyorlar grevi...
Demem o ki bu kitap insan hayatı uğruna sanayileşen küçük burjuva toplumu destanı.

Buse Birinci 
10 Tem 03:06 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Değerli bir hocamın önerisi ile okuduğum bu eserde yepyeni bir oluşum ve bu oluşumun oluşma aşamaları ele alınmış ve ele alınırken günümüzde hala devam etmekte olan boş inanç diye nitelenen batıl inançların ağir bastıği ve bunun sebebinin yeni bir oluşumdaki eğitimsizlik olarak niteleyen bir eser. İçinden bir çok kaliteli çıkarımlar yapabileceğiniz bu kitap gecekondulaşmadan şehirleşmeyi anlatan bir eserdir. Ayrıca bu eserdeki anlatılanları ele alırsak yazar 1980 öncesinin minyatür Türkiye'sini gözler önüme sermiştir.

Gülizar 
21 Ara 2015 · Kitabı okudu · 1 günde · 8/10 puan

Çöp masalları! ilk bakışta çok enteresan görünüyor. Ancak kitabı okudukça sayfalar birbiri ardına ilerledikçe ne kadar doğru bir tabir olduğunu belirtmekten alamıyorum kendimi. Evet çöpten masallar; evinin çöp, çevrenin çöp ve hayatının çöple dolu olduğu...
Berci ve Kristin in ne veya kim olduğunu merak edebilirsiniz. Onu da kitabın ilerleyen sayfalarında karakterleri tanıdıkça anlayacaksınız ve çok şaşıracaksınız..
Sanayi devrimi ilk zamanlar insanlık için büyük bir nimetti ki halen teknolojik acıdan baktığımızda .önemini muhafaza etmekte. Ancak getirileri kadar götürülerini de görüyoruz acı bir şekilde. Güçlünün daha da güçlendiği zayıfın ise daha da insanlıktan çıktığı bir sistemden fayda beklemek pek akıl karı olmasa gerek.
İnsanların oldukları için aşağılandığı yok sayıldığı bir masal... Ne masal ama... Yaşadıkça pisliğe battığımız, çırpındıkça ruhumuzun kirlendiği hayalimizin ütopyalar gerçeğimizin ise distopyalar olduğu hakiki bir masal...

Norma 
25 Tem 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Anlatımı çoğu okuyucuya garip ve uzak gelse de Türk edebiyatında gerçeküstücülük akımının en net ve en güzel örneklerinden biridir. Diline ve anlatımına alıştıktan sonra Latife Tekin'in masalsı anlatımı sizi kendine çeker.

Kitaptan 3 Alıntı

tabula rasa 
28 Nis 19:29 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Çiçektepeli erkeklerde çöp yolunda oynadıkları rüzgâr oyunu yüzünden zamanla değişmeler baş gösterdi. Yan yan yürümeyi, yürürken ellerini böğürlerine dayamayı, kafalarını öne yıkmayı alışkanlık haline getirdiler. Rüzgârın konduların üstünden kar savurduğu bir kış günü de tümden eğrildiler. Kar akşamı kondularına belleri bükülmüş, boyunları sarkmış döndüler. Gece ateş ve ter içinde yataklara düştüler. ‘Rüzgâr hastalığı’ on gün Çiçektepe’de erkeklere göz açtırmadı. On gün sonra ter ve ateş çekildi. Hastalık boyunları daha da eğriltip, omuzlarını yamultup geçti.

Berci Kristin Çöp Masalları, Latife TekinBerci Kristin Çöp Masalları, Latife Tekin
tabula rasa 
28 Nis 19:28 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Rüzgâr gece yarısından sonra konduların çatılarına yanaştı. Çatıları söküp kanatlandı. Çatılara bağlı beşiklerde uyuyan bebeklerde çatılarla birlikte uçup gitti.
İnsanlar derin uykularından sıcak yüzlerine yağan, kirpiklerine konan karla uyandılar. İlkin gökyüzünün kar olup konduların içine döküldüğü güzel bir rüya gördüklerini sandılar. Sonra bağıra çağıra karanlığı yırttılar. Kadın erkek, çağ çocuk herkes içlikleriyle dışarı döküldü. Fenerler yakıldı. Topluca çatı ve bebek aramaya çıkıldı. Kadınlar bebeklerini daha da uzağa sürüklemesin diye rüzgârın yolunu bağladılar. Bir ağıtla mendillerinin, yazmalarının ucuna düğüm attılar.

Berci Kristin Çöp Masalları, Latife TekinBerci Kristin Çöp Masalları, Latife Tekin
tabula rasa 
28 Nis 19:29 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Baston Güllü Baba'nın körlüğüyle yaşıttı. Gözleri bir baraj inşaatında işçilik ettiği sıralarda yüksekten düşme sonucu kapanmıştı. Güllü Baba’nın kendi körlüğü üstüne yaktığı bir türküsü vardı. Bu türküyü Çiçektepe’de herkes bilirdi. Ama en iyi de Güllü Baba söylerdi.

İçin aynası gözdür diyenler için
İçim türlü renktir gözlerim kara
Düştüm yücelerden engine
Kırıldı aynam ne fayda

Berci Kristin Çöp Masalları, Latife TekinBerci Kristin Çöp Masalları, Latife Tekin