Başka canlıların nasıl hissettiğini, bizleri nasıl gördüğünü hep merak etmişimdir. Jack London'ın bu kitabı bize bir Kurt köpeğinin insanlara karşı hislerini ve gözlemlerini anlatıyor. İnsanların hayvanları eğitirken onlara yaptığı kötü davranışlar, onları doğasından koparışını bize empati yaptırabilecek bir dilde anlatıyor. Kendi doğasında besin zinciri içinde tehlikede olsalar bile doğalarında mutlular. Bir insanın boyunduruğuna sıcak bir yuva ve yemek için giren hayvanlar, evcilleşme yolunda çoğu zaman vicdanı tam oturmamış insanlar tarafından yaptıkları hatalar nedeniyle şiddetle karşılaşmaktadırlar. Ülkemizde hayvana sevginin yüksek olduğu, bu konuda duyarlı olduğumuz söylenemez. Kitap bize bu konu da bazı farkındalıklar katıyor. Kendimiz dışındaki diğer canlıların önemini hissettirerek anlatıyor. Beyaz Diş'in duyguları, yaşadıkları ve sonunda doğru bir ev arkadaşına ulaşması, gerektiğinde onu koruması çok güzel bir hikaye olmuş. Çok güzel ve derin anlamlar olan bu kitabı okumanızı tavsiye ederim.
Kısa Özet:
Beyaz Diş, diğer yavrulardan farklı olarak dünyaya gelir. Kurt ile köpek karması bir hayvandır. Kitapta Kurt mu? Köpek mi? tartışması çok yapılmaktadır. Farklı olduğu için annesinden farklı tavır gördüğünü düşünen Beyaz Diş daha sonra aslında olayın farklı olduğunu anlayacaktır. Ormandaki mağarasından aylar sonra çıkmaya cesaret eden Beyaz Diş hayatı ve vahşiliği yavaş yavaş deneyimler. Belli zaman sonra kanlı eti seven Beyaz Diş besin zincirini kendine göre çözer. Onun için büyük olan küçüğü yer. Bundan dolayı büyükten kaçıp küçük olanları avlamayı öğrenir. Belli zaman sonra insanlar onu bulur ve aralarına alır. Evcilleşmeye bir türlü yanaşmayan Beyaz Diş zaman zaman agresifliği yüzünden sahibinden şiddet görür. Sahibi ile yaptığı bir seyahat sonucunda
Kitabı okumaya başladığınızda sanki belgesel izliyormuşsunuz gibi geliyor .(özellikle belgesel çekimi yapanlar okusun )Fakat biraz ilerleyince hayvan ve insan ilişkilerinin benzer yönleri ile karşılaşıyorsunuz. Bazı şeylerin bize atalarımızdan yadigar olduğu yani ne kadar da olsa içgüdüsel davranışlardan kurtulamayacağımızı ve onlarla var olduğumuzu betimliyor.Zayıf ve güçlü olmanin yönlerini açıklıyor .Kişilere sevgi ile mi bağlı olmak yoksa korku ile mi bağlanmak arasındaki farkı çok güzel yansıtıyor. En güzel yanı da evrendeki tüm canlıları ayakta tutan' sevgi' kavramını birkez daha benimsiyor ve son olarak dünyayı sevgi iyileştirecek umudunu tekrar hissediyorsunuz.
Beyaz DişJack London · Ayrıntı Yayınları · 201695,5bin okunma
Jack London kaleminin karizması diye bi gerçek var. Vahşi yaşamda ve insan-hayvanların arasında hayatta kalma mücadelesi.Yaşadığı yerlere kişilere uyum sağlamaya çalışan ve başaran asil zeki bir kurt köpek Beyaz Diş. Bilinmeyenden korkan her daim temkinli.Kitabın başından sonuna sadakat örneği. Boğazım düğümlenerek okudum. Nefes kesen bir romandı. Mutlaka okuyun derim.
Beyaz DişJack London · Ayrıntı Yayınları · 201695,5bin okunma
"Beyaz Diş efendisi ölmüş bir köpek gibi uluyordu. Mutlak kederini dile getiriyordu, feryadı yürekleri dağlayan muazzam bir sel halinde yükseliyor, hafifleyerek titrek bir ıstıraba dönüyor ve tekrar bir acı seli halinde yükseliyordu."
Hayatımda hep kedi sahibi olmak istemiştim. Ancak bu kitabı okuduktan sonra düşüncelerim değişti, artık bir köpek sahiplenmek istiyorum. Bir köpeğin sadakati, sevgisi, teslimiyeti ancak bu şekilde, bu denli dokundurucu anlatılabilirdi herhalde...
Kitabı okuduktan sonra birçok konuda düşüncelerim değişti. Çevremizde birçok kötü insan görüyoruz, onları yargılamamız için kısa bir bakış yeterli bizim için değil mi? Fakat unuttuğumuz bir şey var; bizlerin yani toplumun, yeri geldiğinde ne kadar acımasız olabileceği. Bizler, hiç düşünmediğimiz zamanlarda, düşünmediğimiz şekilde bilmeden veya bilerek çevremizdekileri etkiliyoruz ve hatta zarar veriyoruz. Özellikle o kişi biraz güçsüzse.
Toplumun bu konudaki bencilliği, zayıf kalanın kendini bu yönde aciz görüp toplumdan soyutlaması bizi içinden çıkılmaz bir paradoksa götürüyor. Beyaz Diş'te de bu soyutlanmaya en yakından şahit oluyor, onunla aynı acıları çekiyor ve yaşıyoruz. Onun motivasyonu bizim motivasyonumuz oluyor ve onunla hemen kendimizi özdeşleştirebiliyoruz.
Kitapta Beyaz Diş ile beraber büyürken ve kurtların yaşamını tanırken adeta kuzey kutbunda geçen bir belgesel içine düşüyoruz. Henüz 1900lü yıllarda bu kadar inceleme, gözlem ve bilgi sahibi olmadan hayvanlar ve vahşi doğa hakkında bu kadar bilgili olmak ve bunu romanlastirmak gerçekten mükemmel bir iş. Jack London farkı!
Yazarımızın deyimiyle doğadaki "ye ya da yen!" mücadelesi, daima süren kaotik yaşam, kıtlık ve sonunda baharın gelişi ve bunun sonsuza dek aynı döngüde devam etmesi, doğanın ne denli zorlu bir arena
İnsan eli neye nasıl dokunursa öyle oluyor. Kötüyü iyi, iyiyi kötü yapabilir. Ah insan her şeyi batıran da, çıkaran da o. Keşke dünyaya hep güzel dokunabilsek...
Beyaz DişJack London · Ayrıntı Yayınları · 201695,5bin okunma
Bu kitabi okurken yan komsumuzun kurt kopegini hep aklimda bulundurdum.
Ilk kez sorguladim bu kopegin kulubesi o kadar genis bir arazide iken neden 1 metrelik zincirle bagli ve ne zamandir bagli?
Yanina yemek vermek haricinde ugranmaz gurultu yapildiginda dovulur! Kafasi bile oksanmaz!
Bu kitabi okurken bunlari sorguladim ve cidden vicdanim cok kotu oldu. Insanlar kendi bencillikleri haricinde diger canlilarin hakkini hic dusunmezler!
Gordugunuz bu kitap ise Jack London klasiklerinden...
Farkli kisiliklerin hayatini ilahi bakis acisi ile anlatip empati yapmamizi sagliyor yazar.
Ademden Once kitabinda da ayni sey olmustu. Bittikten sonra tatli bi burukluk dusunce olusmustu.
Ana karakter ve kurt kopek karisimi olan Beyaz Dis i gec okuma firsatim oldu. Gorunmeyen bir goz tarafindan kurt/kopek karisimi bir hayvanin yasadiklari anlatilmis.
Hayvansever bir insan bu kitaptan cok sey cikartabilir. Insanlari zalim olarak gostermis cogu hayvanin ve kopeklerin gozunde yazar.
Tanri olarak gosteriyor onlari karakterin gozunde.
Edebi anlamda degil ama hayvan sevgisini ve insanlarin diger canlilara olan tutumlarini ,o hayvanlarin gozunden dunyaya bakarak, bir miktar elestirdigini dusunuyorum, yazarin. Kitabin bazi bolumleri sıkıcı geldi ama bitirince hepsi geride kaliyor. :)
#isbankasi yayinlarindan cikmis olan Beyaz Dis i okumanizi tavsiye ederim.
Beyaz DişJack London · Ayrıntı Yayınları · 201695,5bin okunma
Jack London okumayı seven biri olarak bu kitaba da başlarken pozitif bir ön yargı ile başladım, sonuçsa benim ön yargımdan çok yazarın başarılı kaleminden ve hayal gücünden dolayı bu kitabı çok ama çok beğenmem oldu. Bana kalırsa bu kitabı yorumlamak ve incelemek gerçekten büyük bir ustalık gerektirmektedir.
Bu da Yazarımızın en beğendiğim kitabı olan Martin Eden gibi okuyup bitirdikten sonra bile günlerce kafa yorulabilecek kadar ince konuları işlemiş ve bunu vahşi bir Kurt'un insanla tanışıp onun modern dünyasına katılıp uyum sağlamaya çalışan hayatını anlatarak gözler önüne sermiş olmasından kaynaklanmaktadır.
Kitapla ilgili tek kusur birçok yayın evinden basılmış ve ne yazık ki bunların bir çoğuda neredeyse orijinal kitabın ortasından başlıyor olması, benim aldığım kitap eski bir basım ve dediğim gibi neredeyse orjinalin ortasından başlıyordu. Bir arkadaşımın kitap hakkında konuşurken uyarması ile doğru kitabı okudum.
Esas kitap birkaç adam ve kızak köpeklerinin yolculukları sırasında kurt sürüsünün saldırısına uğramaları ile başlıyor.
Beyaz Diş kitabı bana bazı bölümlerde geçen yazılar ve olaylardan dolayı Vahşetin Çağrısı kitabıyla bir bütünlermiş izlenimi verdi. Kitabımızda etnik köken kavgalarından, saf sevgiye, sadakatten, hayatta kalmak istiyorsan o seni yemeden sen onu yemelisin mottosu"na kadar bir sürü alt konu işlenmiş. Bakış açısı ne olursa olsun bu kitabı okuyan bir çok insana çok sayıda ders ve örnekler verebilen bir kitap.
Benim için bir kitabın iyi olduğunu gösteren en önemli unsur; hikayeleştirmedir ki hikayesi iyi olmayan bir kitap akıcı olmayacağı için bir çok kitapta da gördüğümüz gibi yarım kalır. Fakat bu kitapta yazar olay örgüsünü o kadar iyi sıralanmış, hikayeleştirmeyi o kadar iyi yapmış ki bir yerden sonra kendinizi Beyaz Diş için endişeleniyor ya da
Bu tarz klasikler okuyacaklara naçizane tavsiyem kesinlikle iyi bir yayınevinden okuyun. Bunu belirtmekteki amacım bir dönem, ne olacak kitap işte deyip bazı klasikleri murdar etmiş yayınevlerinden okumam ve bazı yorumlarda aynı sıkıntıları yaşayan arkadaşlara denk gelmiş olmam. Bana göre en iyisi İş Bankası Yayınları sonrasında Can Yayınları geliyor. İkiside kaliteli ve iyidir. Tercih yine sizin. Yayınevine değinmişken çevirmen Levent Cinemre’nin de hakkını teslim edelim. Yine mükemmel bir çeviri olmuş. Çoğu Jack London eserini onun çevirisinden okuduğum için, yazarı ve eserini beğenip taktir ederken, yayınevini ve çevirmenini boş geçmek istemedim.
Kitaba gelecek olursak, Niyetim bir inceleme yapmaktan ziyade sadece düşüncelerimi paylaşmak. Jack London en sevdiğim yazarlardan biri olmasına rağmen ve çok iyi bir kitap okuyacak olduğumu bilmeme rağmen itiraf etmeliyim ki beklentimin de üstünde bir kitaptı. Tıpkı diğer eserlerinde olduğu gibi yaşam mücadelesi, hayatta kalma, varoluş gibi konuları iliğine kadar işlemiş. Naturalist (Doğalcı) bir tema kullandığından her şey bütün çıplaklığıyla oldukça yalın ve gerçekçiydi. Bunu bu kadar başarılı kullanabilmesinin nedenlerinden biri de gençliğinde bizzat maceralara atılmış birçok deneyim elde etmiş olması olabilir.
Aslında benim için eserlerde kurgu birinci planda değildir. Genelde diyaloglara ve karakter gelişimlerine odaklanırım. Verilen mesaja bakar, kendime pay çıkartırım. Ama kitaptaki kurgu o kadar muazzam ki birkaç yorum yapmadan geçemeyeceğim. Roman aslında beş ana bölümden oluşuyor. Ama ben A,B,C diye üç bölüm altında yorumlamaya çalışacağım.
A bölümünde bir cenaze taşıyan kızak takımı ve onları takip eden aç bir kurt sürüsü anlatılır. Aslında her iki tarafta hayat mücadelesi verirken okur bu savaşta, türdeşi
Beyaz diş farklı hayatların bakış açısını bize ustalıkla sunmuş bir hikaye. Ancak beni en çok etkileyen şey beyaz dişin bakış açısıyla bir hayvanın insana olan bağlılığı sevgisi nefreti ve bütün duygularını onun saf hayvan içgüdüleri ile gözlemleme şansnı bize vermesiydi.. Hayvansever biri olarak bazen hem güldüm hem heyecanlandım hem de birçok kez hüzünlendim.
Bazen insanoğlunun ne kadar kötü ne kadar korkunç duygular besleyebileceğini görmek bazen de bir insanın melek kadar mükemmel bir varlık olabileceğini de yüzümüze vuruyor. Kitapta Beyaz diş'in başından geçen iyi ve kötü her şeyi onun duygularıyla harmanlanıp okuyacaksınız. Benim için bu hikaye listemde ilk üçe girmeyi basardi. Tabii ki size de şiddetle tavsiye ediyorum. Beyaz DişJack London
Beyaz diş'e sevgilerimle
Beyaz Diş benim için, “vahşilik” ile “medeniyet” arasındaki çizginin aslında ne kadar geçirgen olduğunu anlatan çok güçlü bir roman.
Beyaz Diş’i okurken onu bir hayvan kahramandan çok, koşulların şekillendirdiği bir bilinç gibi görüyorum. Kitap boyunca Beyaz Diş ne “iyi” ne de “kötü”; sadece hayatta kalmayı öğreniyor. Kuzeyin acımasız doğasında sertleşmesi, saldırganlaşması bir tercih değil, zorunluluk. Bu yüzden onun vahşiliği bana korkutucu değil, son derece anlaşılır geliyor.
Romanın en çarpıcı yanı bence şu fikir:
Sevgi öğrenilen bir şeydir.Beyaz Diş sevgiyle doğmuyor; hatta uzun süre sevginin ne olduğunu bilmiyor bile. Ama doğru insanla, doğru ortamda, yavaş yavaş değişebiliyor. Bu dönüşüm, “doğa mı, yetiştirme mi?” tartışmasına çok insani bir cevap veriyor: İkisi de.
Ayrıca kitap bana şunu da hissettiriyor:
İnsanın zalimliği, doğanın zalimliğinden daha yaralayıcı. Doğa öldürür ama kin tutmaz; insanlar ise gücü ele geçirdiklerinde acımasızlaşabiliyor. Beyaz Diş’in en derin yaralarını dişler değil, insanlar açıyor.
Son olarak, Beyaz Diş’in vahşetten evcilliğe doğru yolculuğu bana ters bir evrim gibi geliyor:
Modern dünyada bizler de bazen tam tersini yaşıyoruz kalabalıklar içinde yaşayıp içten içe yabanileşiyoruz.
Kısaca, Beyaz Diş benim için sadece bir macera romanı değil;
koşulların ruhu nasıl yoğurduğunu, sevginin ise onu nasıl yeniden şekillendirebildiğini anlatan çok güçlü bir hikâye.
12 Ocak 1876’da San Francisco’da doğdu. Gerçek adı John Griffith Chaney’dir. Evlilik dışı bir çocuk olarak dünyaya gelen Jack London, soyadını, henüz sekiz aylıkken annesinin evlendiği John London adlı savaş gazisinden aldı. Maddi sıkıntılar nedeniyle küçük yaşta okulu bırakıp gazete satıcılığı, tayfalık, balıkçılık, istiridye korsanlığı, gazetecilik, sahil koruma devriyeliği gibi çeşitli işlerde çalıştı ve Amerikan işçi sınıfını tanıdı. 1894’te serserilik suçlamasıyla otuz gün hapis yattı. Hapisten çıktıktan sonra hayatını değiştirmek arzusuyla liseye kayıt yaptırdı. Lise öğrenimini bir senede tamamlayarak 1896 yılında Kaliforniya Üniversitesi’ne girdi. Bir dönem okuyabildiği üniversiteden maddi zorluklar sebebiyle ayrıldı. 1897’de Klondike bölgesinde altın arayanlara katıldı ama bir yıl sonra yine yoksul ve işsiz olarak geri döndü. Yoğun bir çalışma programı hazırlayarak şansını yazarlıkta denemeye karar verdi. Soneler, baladlar, nükteli fıkralar, anekdotlar, korku ve serüven öyküleri yazmaya başladı. 1909’da yazdığı Martin Eden bu dönemi yansıtması bakımından otobiyografik izler taşır. İlk kitabı Kurt Dölü (1900) büyük ilgiyle karşılandı. Aynı yıl Elisabeth Maddern ile evlendi ve bu evlilikten iki kızı oldu. Ancak bu beraberlik uzun ömürlü olmadı ve 1904’te sona erdi. Charmian Kittredge ile ikinci evliliğin ardından 1916’da Kaliforniaya’daki çiftliğinde hayatını kaybetti. London yazarlık kariyeri boyunca elliye yakın kitap yazdı ve döneminin en çok okunan yazarlarından biri oldu. Yazdıkları, yaşadıkları etrafında şekillenmiş, sosyalizmin de etkisiyle toplumcu bir dünya görüşüne ulaşmıştır. Başlıca eserleri arasında Beyaz Diş, Martin Eden, Uçurum İnsanları, Vahşetin Çağrısı yer alır.