Selamün aleyküm
Öncelikle Hüseyin Rahmi Gürpınar'dan okuduğum ikinci kitap olaraktan, yazarın tarzını bir hayli sevdim. Yazarın | Gulyabani isimli okuduğum ilk kitabının incelemesi de profilimde mevcut.
Kitabımız Fikriye adlı kahramanımızın evlilik konusu ile başlıyor. Yengesi ona ballandıra ballandıra anlattığı ve çok evlenmesini istediği için hemencecik Bir talip bulmuştur. Fakat ortada talibi için çok tuhaf ve Bir hayli korkunç dedikodular dönmektedir.
Yengesinin bulduğu talibin (Neşit Nefi efendi) ölmüş karısı hakkında bulundukları yerde, sır gibi saklanan söylentiler vardır.
Öldükten sonra cadıya dönen bir eş....(Binnaz Hanım)
Neşit nefi Efendi'nin boğulan öteki karısı....
Cadının(Cadı dedim bana kızacak kesin, Azizz Hayal) sonsuz bitmek bilmeyen ürkütücü istekleri...
Hikayemizin kocaman bir kısmını (Neredeyse hepsini) Neşit Efendi'nin eski karısı olan (boğulmaktan yırtan) Şükriye hanım'dan dinleyeceğiz.
Uzun uzun..... başından geçen, dehşet verici ve yılmışlık içeren, ağır bir hikayeyi, kitap okurcasına Fikriye hanım'a ve yengesine anlatılacaktır.
Bu anlatımlar sonucu Fikriye'yi evlendirmek için bir hayli israrcı olan yenge bile ağzını açıp tek laf edemez olur.
Böylelikle gizemler ve yaşanmışlıklar tek tek anlatılarak kitabımız ilerler...
Çok düşündürücü kısımların olması ve Bir hayli felsefe kokan sayfalara rastlamam çok hoş oldu.
Kitabın içinde "sorunlara" karşın hem mizah hemde mantık ve realistlik bir bakış açısı ile bakılmış olması da çok güzeldi.
Naşit Nefi Efendi ile evlenmeye mecbur bırakılan Fikriye Hanım, Rumelihisarı'ndaki bir yalıda oldukça tuhaf bir cinayet şüphesinin ortasında kalır. Bir "cadı", bu evliliği ve hayatı zehir etmeye yemin etmiştir.
.
Naşit Nefi Efendi ve Binnaz Hanım’ın( Cadı) 2 çocukları vardır. Bir gün Binnaz Hanım ölür. Tabii ki Naşit Efendi hemen evlenmek ister. Ama Cadı karısı Naşit Efendi’yı kıskanmaktadır ve evlendiği kadınları, mezarından çıkarak boğar. Peki ölüler dirilebilir mi?
.
Mükemmel bir Hüseyin Rahmi Gürpınar romanı. Dili oldukça açık, akıcı bir roman. Son sayfaya kadar aslında kimin ne olduğunu anlaşılmıyor. Birkaç karekter için “ Acaba cadı bu mu?” diyorsunuz ama ilerledikçe yanılıyorsunuz. Son derece gizemli.
Hepinize keyifli okumalar dilerim…
"Bizi hayat uyutuyor. Ölüm uyandırıyormuş."
Eşi vefat eden Fikriye Hanım, dayısının evine yerleşir ama bu durumdan memnun olmayan yengesi onu biriyle evlendirmeye karar verir. İki çocuğu olan & maddi açıdan sıkıntısı olmayan Naşit Nefi Efendi ile kısa bir süre sonra da evlendirilir. Buraya kadar bir sorun yoktur ta ki Naşit Nefi Efendi'nin ölen ilk karısı Binnaz Hanım'ın ruhlar aleminden sık sık ziyarete gelmesine & insanların aklını oynatmaya başlatmasına kadar.
Yine canım H.R.G kaleminden kahkahası bol, gizemi bol, düşündürücü bir kitap daha. Bana kimi zaman Efsuncu Baba & Gulyabani kitaplarını anımsatsa da okumaktan en çok keyif aldığım Türk yazarın bir kitabını daha bitirdiğime çok mutluyum. Okuduklarım arasında son sıraya girmiş olması sizi aldatmasın, en iyilerini sanırım en başta okuduğum için bu kitabın sonu beni pek de şaşırtmadığından dolayı bu konuma oturttum. Sıralama ise şöyle:
1.Gulyabani
2.Efsuncu Baba
3.Mürebbiye
4.Şıpsevdi
5.Gönül Bir Yel Değirmenidir Sevda Öğütür
6.Kuyrukluyıldız Altında Bir İzdivaç
7.Şık
8.Hazan Bülbülü
9.Cadı
İyi okumalar -.-
Hüseyin Rahmi Gürpınar Gulyabani’de olduğu gibi Cadı romanında da korku ögelerini kullanmış ,öldükten sonra dünyayı terk etmeyen bir hayalet üzerinden medyumluk ve spiritizma girmiş bu kez işin içine.Fikriye Hanım ve yengesi Emine Hanımın sohbetiyle başlıyor roman.Fikriye Hanım’ın kocası ölmüş,dayısının evinde yaşarken Naşit Nefi Bey’den bir evlilik teklifi gelir.Naşit Nefi Bey’in ilk karısı ölmüş,ölen kadın cadı olmuş,kocasının evlendiği kadınları boğuyor,hayaleti evde her gece geziyor ve bunlar gibi birçok söylentiyi Fikriye Hanım da duyar ve akla uygun olmayan duyduğu bu işin aslını öğrenmek için Naşit Bey’den boşanan kadın Şükriye Hanım’a gider.Şükriye Hanım anlatmaya başlar.Gulyabani’ de olduğu gibi bugünden geçmişe dönerek hikayeyi dinleyerek okumaya başlıyoruz Cadı romanını.Şükriye Hanım başkarakter olur böylece.
Şükriye cadı söylentilerine rağmen bu durumu ciddiye almadan Naşit Bey’le evlenmiş.Bir zaman sonra evde esrarengiz olaylar başlamış.Kocası Naşit Bey’in de gayretleriyle Şükriye’nin uzunca bir mücadele dönemi olmuş ilk eş cadı Binnaz Hanım’la,Aziz Ruh,Sayın Hayal’le ama cadı işini çözememiş,baş edememiş ve evlilikleri boşanmayla sona ermiş.Sonrasında Naşit Bey bitmez cadı hikayeleriyle yıllarca yalnız yaşıyor,hiçbir kadın evlenmiyor onunla.Bir zaman sonra da cadı gösterilerinin arkası kesiliyor.Naşit Bey’e bir gün bir mektup geliyor,hayatın cadı bilmecesini öğreniyor,gerçekleri öğreniyor öğrenmesine de iş işten geçiyor,hayatını faciaya çeviren bir kadın ve ömrünün sonunda yine bir kadın olmasını arzularken.
Hayaletler,hortlaklar,ölüm,ölümden sonra ne olduğu,bilimin buna nasıl baktığı,spiritzm seanslarına kadar uzun uzun anlatılmış,korkunç sahneler cehaletin gülünçlüğü ile kitabın trajikomik atmosferini korumuş,toplumsal mesajlar verilmiş yine ve bana
Hüseyin Rahmi Gürpınar, bu kitabında da yine beni şaşırtmadı. Okurken çok eğlendim. Çok güldüm. Zaman zaman Osmanlı Dönemine ait, o dönemin yaşam tarzları, kadın- erkek ilişkileri, evlilikleri vs... yeni bilgiler edindim.
Yazar bu kitabında ruhlar alemi, cadı, doğaüstü varlıkları konu edindiği, spritüelelizme karşı, metafizik ve felsefi açıdan bir tartışma yürütmüştür.
Her şey kocasının ölümüyle dul kalan Fikriye Hanım için, çöpçatanların araya girerek, Neşit Nefi Efendi ile evlenmesine aracılık etmeye çalışmalarıyla başlar. Fakat Neşit Nefi Efendi, öyle sıradan bir adam değil, üstelik ilk eşi Binnaz Hanım, ölüp Cadı olmuştur. Neşit Nefi Efendi 'nin evlendiği eşlerine ve kendisine huzur vermeyen bir cadı veya Aziz Ruhun hikayesidir kitapta anlatılan.
Okurken yine zaman zaman kendimi, kendi kendime kahkaha atarken buldum, zaman zaman okurken ürpermedim değil. Kitap boyunca felsefe üzerine, ruhlar üzerine de bolca düşündüm. Kitabı elimden bir an olsun bırakamadım. Çok güzel bir yolculuk oldu benim için Şükriye ve Neşit Nefi Efendi ile.
Neyse efendim, Neşit Nefi Efendi, Cadı olan ölmüş karısı Binnaz, Şükriye, Fikriye derken her bir karakteri tanımak çok eğlenceli oldu benim için.
Türk edebiyatına gönül veren veya gönül vermiş olan birilerinin kesinlikle Hüseyin Rahmi Gürpınar ile tanışması lazım.
Bu arada Türkiye İş Bankası Yayınlarından okudum. Harika bir çeviri olmuş yine. Hem yazarı rahmetle yad ediyorum burada hem de çevirmeni tebrik ediyorum.
Mesela tutunuz ki benim sekiz on göbekten beri büyükannelerim yeniden dünyayı özleyerek geri dönmüşler.
Onların bu evrende benden başka kimseleri yok...Elbette bana gelecekler... Ben bir annemi hoşnut edemiyorum.Tanrı esirgesin,öyle bir düzine çenesi düşük kocakarı ile ne yaparım.
️
"Kadının fendi erkeği yendi" cümlesinin ispatıdır bu kitap :)))
Bukadar keyifle okuduğum bir kitap daha oldumu bilemiyorum...
Alıntı yapmaya fırsat bulamadım not adım ilk fırsatta inşallah yayınlarım ...
Hayatın yorucu, sıkıcı, monoton geçmesinden bunalanlar mutlaka okusun iyi gelir :)
Hüseyin Rahmi, kadın okuyucularının isteğiyle Garaip Faturası üst başlığı altında Gulyabani, Cadı adlı iki roman yazarak halk arasında inanılan metafizik varlıkları eleştiri hedefine alır. Serinin son kitabı olan Cadı’da , Hüseyin Rahmi, Türk toplumundaki cin, peri, hortlak, gulyabani inanışlarını istihza etmekte, bu gibi inanışlara sahip insanları komik ve müziç durumlara sokarak âdeta okuyucusunu bu çeşit inanışlardan menetmeye çalışmaktadır. Hafif pikaresk tarzı havi olan bu roman, kurgu bakımından biraz zayıf olmakla birlikte yazarın nüktedan ve eğitici üslubunun gözlemlenebileceği bir eser vasfına sahiptir. Orijinal metinden okunması tavsiye edilir.
Kitabı beğendim, dili ve konusu akıcıydı. Sonu hiç beklemediğim bir şekilde bitti. Okurken kendi kendime düşünüyordum nasıl olur gerçek mi falan diye. Okumanızı tavsiye ederim. :)
Bu kitap ile ilgili konuşmaya başlamak için hangi ifadeleri kullanmam gerektiğini bilemiyorum. Hüseyin Rahmi’nin, okuyucularının isteği üzerine yazmış olduğu “Garaib Faturası Külliyatı”nın ilk romanı olan Gulyabani’yi okurken çok büyük bir keyif almıştım ve ne zaman sayfalarını tekrar karıştırsam satırları aynı keyifle okurum. Fakat serinin 2. romanı olan Cadı’da Gürpınar çıtayı arş-ı âlâya çıkarmış. İçinde toplum eleştirisi var, mizah var, felsefe var, aksiyon var, kültürel ögeler var… Uzun lafın kısası sevgili yazar, bu kısacık eserinin içine dünyaları sığdırmış.
Ayrıca öyle içten bir dil kullanılmış ki kitapta, sanki kitap okumuyor da babaannemin anlattığı hikayeleri dinliyorum gibi hissettim okurken.
Yazarımız, toplumun batıl inançlarını mizahı bir yolla eleştirmekle de kalmayarak heyecanı öyle yüksekte tutuyor ki sayfaları yırtarcasına çevirmek zorunda kalıyorsunuz.
Kitabı okurken sonunu tahmin ettiğimi düşünüyordum ama kesinlikle beklediğimden çok farklı bir sonla karşılaştım.
Hüseyin Rahmi Gürpınar, ruhun şad olsun. Çok büyük bir ustasın…
CadıHüseyin Rahmi Gürpınar
17 Ağustos 1864 tarihinde İstanbul'da doğdu. Hünkâr yaveri Mehmet Sait Paşa'nın oğlu olan Hüseyin Rahmi, üç yaşında iken annesinin ölümü üzerine, Girit'te bulunan babasının yanına gönderildi. İlkokula başladı ancak babasının evlenmesi üzerine altı yaşında tekrar İstanbul'a anneannesinin yanına gönderildi ve eğitimine burada devam etti. Yakubağa Mektebi, Mahmudiye Rüşdiyesi ve idadide okuyan Hüseyin Rahmi, tarihçi Abdurrahman Şeref Bey'in himayesiyle Mekteb-i Mülkiye'ye girdi (1878). Okulun ikinci sınıfında iken ciddi bir hastalık geçiren Hüseyin Rahmi buradaki öğrenimini yarıda bıraktı (1880). Kısa bir süre, Adliye Nezareti Ceza Kalemi'nde memur, Ticaret Mahkemesi'nde Azâ Mülazımı olarak çalışan Hüseyin Rahmi hayatını kalemiyle kazanmaya çalıştı.
1887'de Tercüman-ı Hakikat gazetesinde yazmaya başlayan Hüseyin Rahmi, ardından İkdam ve Sabah gazetelerinde mütercim ve muharrir olarak çalıştı. II. Meşrutiyet döneminde 37 sayı süren Boşboğaz ve Güllâbi adlı bir gazete çıkardı. İbrahim Hilmi Bey ile birlikte çıkardığı Millet gazetesi de uzun ömürlü olmadı. 1925-1927 yılları arasında yayımlanan Türk Kadın Yolu adlı derginin yazarları arasındaydı. Sonraki çalışmalarını İkdam, Söz, Zaman, Vakit, Son Posta, Milliyet ve Cumhuriyet gazetelerine neşretti. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde 5. ve 6. dönemlerde Kütahya milletvekili olan Hüseyin Rahmi, ömrünün son otuz bir yılını geçirdiği Heybeliada'daki köşkünde 8 Mart 1944 tarihinde öldü ve oradaki Abbas Paşa Mezarlığı'na defnedildi.
Edebiyat hayatı
Hüseyin Rahmi Gürpınar; İstanbul halkının toplumsal, töresel yaşantılarını, aile geçimsizliklerini, batıl inançlarını, yaşadığı çağdaki Türk toplumunun geçirmekte olduğu krizleri hümuristik bir mizah dehasıyla anlatır. Servet-i Fünûncuların yaşıtı olduğu halde, ayrı bir sanat görüşünü sürdürür. Romanlarındaki kahramanların çoğu 19. yy sonu İstanbul'un canlı, renkli insan, hayat manzaralarıdır. Eserlerinde Anadolu yoktur. Mizahı, güldürücü olduğu kadar, gülünç yönlerimizin yansıtılması, hicvedilmesi için gerekli bir araçtır. Hüseyin Rahmi, seçtiği tipleri seviyelerine uygun, ustaca konuşturur ve olayları gülünçlü, acıklı yönleriyle belirtir. Kuvvetli bir gözlem gücü vardır. Realist, natüralist bir görüşle "toplum için sanat" yapar. Ertem Eğilmez tarafından 1976 yılında çekilen Süt Kardeşler sinema filminin konusu Hüseyin Rahmi'nin Gulyabani (1913) isimli romanından uyarlanmıştır. Bağımsız sanatçılardan biri olarak da anılır.
Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın romanları ve öyküleri yeni nesiller tarafından da kolayca anlaşılabilmesi için 1960 sonrasında içinde Mustafa Nihat Özön'ün de yer aldığı bir edebî kurulca sadeleştirilmişti. Bu sadeleştirme kimilerince yerinde bulunurken kimileri de özgün dilin dokunulmadan bırakılması gerektiğini savunmuşlardı.
Kaynak: tr.wikipedia.org/wiki/Hüseyin_R...