Dokuzuncu Hariciye Koğuşu

·
Okunma
·
Beğeni
·
79.820
Gösterim
Adı:
Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053334811
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Beta Yayınları
Baskılar:
Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
Hasta ve yalnız bir delikanlının, çıplak hastane duvarlarını saran sessiz hıçkırıklarını, bedeniyle ruhu arasındaki ilişkiyi, çocukça aşkını ve ızdıraplarını anlatan, Peyami Safa'nın hayatından derin izler taşıyan romanı Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Türk Edebiyatı'nın en büyük klasiklerinden biri.
112 syf.
·121 günde·10/10
Yedi yıldan beri bacağındaki hastalikla uğraşan hasta genç, tedavi için hastane hastane dolaşmaktadır. Son derece duyguludur ve iyileşmesi için sakin bir hayat yaşaması gereklidir. Ancak sıklıkla evlerine gittiği akrabası Nüzhet'e aşık olmasıyla heyecanlı günleri başlar. Nüzhet'in Ragıp adlı bir doktorla evleneceği öğrenmesi üzerine bunalıma girer ve hastalığı daha da artar. Doktorlar onu ameliyat ederek ayağını kurtarırlar ancak biraz kısalmıştır.
112 syf.
Kitabı okuduktan sonra Peyami Safa adına derin bir üzüntü duydum.
Çünkü psikolojik tahlil dediğimiz şey bundan daha iyi yapılabilir mi bilmiyorum.
Çünkü hemen hemen her cümle için “bu cümle böyle de söylenebiliyor muymuş vay be!” dedirten bir kitap okudum.
Çünkü şimdiye kadar en çok alıntı yaptığım kitap bu kitaptı sanırım hatta bir ara tüm kitabı siteye kopyalamaktan korktum.
Peyami Safa adına derin bir üzüntü duydum çünkü siyasi görüşü nedeniyle geri planda bırakılmış, gereken değer verilmemiş bir usta yazar olduğunu gördüm.
Keşke sanatçıyı kişiden bağımsız kılarak sadece sanat yönünden değerlendirsek. Ama yapamayız.

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, genç yaşta yakalandığı ve tüm hayatını etkilediği hastalığı olan bir gencin çektiği acıları ve yalnızlığını, yaşadığı aşk acısı ile harmanlayarak psikolojik tahlil ve enfes betimlemelerle ele almış olduğu bir yapıttır, diyebilirim. Hastane sahnelerdeki betimlemeler ve genç hastanın psikolojisinin aktarımı o kadar olağanüstü ki hastanenin kokusunu duyarak çektiği acıyı ta içinizde hissediyorsunuz.

Peyami Safa bu eseri eski kadim dostu Nazım Hikmet Ran'a ithaf etmiş.
Ve kitabın arkasında da bulunan Nazım Hikmet'in kitap ile ilgili düşünceleri şöyledir;
"Ben Peyami'nin bu son romanını üç defa okudum, otuz defa daha okuyabilirim ve okuyacağım. Bu kitabın karşısında ben, yıldızlı göklerin sonsuzluğuna bakanve k layetenahi (sonsuz) alemde yeni pırıltılar, o zamana kadar hiçbir gözün görmediği acayip, fakat hakiki alemler keşfeden müneccimin hayranlığını duymaktayım. Eğer ıstırabı, azabı ve nefleyi coşkun bir ciddiyetle duyan öz ve halis halk kitleleri okuma yazma bilselerdi, bu romanın on bin, yüz bin, hatta bir milyon satması işten bile değildir."

Görüşlerini ve siyasi olaylar ve durumlara tutumunu hiçbir bağlamda kendimle bağdaştıramayacağım bu yazarın icra ettiği sanata hayran kaldım ve biliyorum ki diğer kitaplarını da büyük bir ilgi ve hayranlıkla okuyacağım.

Okuyunuz efenim, ön yargılarınızı bir kenara bırakarak okuyunuz. Emin olun hayran kalacaksınız.

(Ama insan diyemeden de geçemiyor; keşke Necip Fazıl'a değil de eski kadim dostun Nazım Hikmet'e dönseymişsin yüzünü be usta.. her şey çok farklı olurmuş)
  • Çalıkuşu
    8.8/10 (6.502 Oy)7.667 beğeni30.038 okunma2.106 alıntı120.016 gösterim
  • Kuyucaklı Yusuf
    8.5/10 (9.278 Oy)10.099 beğeni35.262 okunma4.561 alıntı125.986 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (9.972 Oy)10.224 beğeni36.984 okunma2.249 alıntı177.712 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.2/10 (10.452 Oy)12.882 beğeni36.620 okunma13.231 alıntı238.047 gösterim
  • İçimizdeki Şeytan
    8.6/10 (8.011 Oy)9.061 beğeni28.973 okunma10.983 alıntı168.741 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (13.051 Oy)15.239 beğeni46.890 okunma5.551 alıntı251.937 gösterim
  • Bin Muhteşem Güneş
    9.0/10 (7.489 Oy)8.297 beğeni27.361 okunma2.457 alıntı110.211 gösterim
  • Aşk
    7.7/10 (6.772 Oy)7.439 beğeni27.850 okunma2.037 alıntı114.561 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (13.975 Oy)14.091 beğeni52.599 okunma2.390 alıntı210.458 gösterim
  • Simyacı
    8.6/10 (13.304 Oy)14.721 beğeni47.852 okunma6.930 alıntı186.759 gösterim
112 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10·
Gecikmeli olarak elime aldığım bu roman aylarca kütüphanemde durdu, durdu, sonunda elime aldım ve su gibi okudum derler ya, işte öyle, hemencecik bitirdim ama bir yandan da hiç bitmesin istedim.
Peyami Safa’yı tanımayan birisi olarak benim adıma çok sürpriz bir tanışma oldu.
Çok şaşırdım; bu incelikte böylesi bir başyapıtla karşılaşacağımı asla tahmin edemezdim.
Muazzam bir derinliğe sahip olan bu eser, beni insan ruhunun koridorlarında, sokaklarında, en ücra köşelerinde adeta elimde fotoğraf makinemle seyahat ettirdi, ben de kare kare fotoğraflar çektim ve sizlerle paylaştım.
Acının ve acziyetin psikolojik tahlillerini Peyami Safa öyle güzel, öyle ustaca yapmış ki kitabı defalarca okumak isteyebilirim.
Üslubuna ve tarzına hayran kaldığım Peyami Safa, Türk edebiyatının kudretine olan inancımı kat be kat arttırdı.
112 syf.
·Beğendi·9/10
Yapacağım en ilginç incelemeden selam olsun sizlere hormonlu Riki Martinler !Bu incelemeyi Aziz Nesin ' e hırsız deme cürreti göstermiş bir "akıl küpü" sayesinde yapıyorum .. Hayır ! Size onu savunacak değilim pek tabi ! BABA' nın verilemeyecek bir kalem hesapsız - kitapsız ve "akçeli" işi YOK ! (VAR DİYEN VARSA ÇIKSIN .. ALNINI ROKETLE KARIŞLARIM !!) Bir iletide atıştık bir Peyami Safa severle .. O hınçla , gayet "iyi" tanıdığım bu adamın romanlarını okumadığım için bir bakam dedim neler oluyor romanlarında .. Evet ,siyasi - tarihi her iki taraftan da okuduğum için, bu tayfayı yani nfk'ları (üstad ?!?) Atsız'ları ve Safa gibileri bilirim... Dur hemen celallenme muhafazakar ve milliyetçi kardeşim ... Önce ben bir derdimi anlatayım sonra roketleşiriz ! DOYA DOYA !!! Gelin bambaşka bir açılış yapalım .. Duta TUT , tuta DUT denilen bir ilimize götüreyim ben sizi .. BİR DÜDÜKLE ÇIKILACAK , BİR DÜDÜKLE TOPLANACAK , BİR DÜDÜKLE YENİLECEK kayısılarıyla ünlü o şehre ..

Sene 2010 falan sonları .. Askerdeyim .. Zaten erteleye erteleye normal askerlik sürecini don lastiğine evirmişiz .. Gittik katıldık usta birliğine .. Sancılı bir süreç .. Eve rest çekip gitmişiz .. Alayını silmişiz harddiskten shift+delete ile .. Dağıtım iznini bile kullanmadan usta birliğine geçmişiz .. Bilen bilir cehennemden çıkıp cehenneme dönüştür bunun adı .. Orda yaşananlar fasiküllerce ansiklopedi olur , bir çoğunuz da anlatmamı istiyorsunuz ya bir başka sefere diyelim devam edelim ..Söz anlatıcam işsiz askeriye maceralarımı da yeri geldikçe .. Devre kaybı gitmişim ... Hesabım, rahatsızlığımdan dolayı olacağım ameliyat ve kullanmadığım izinlerimle yuvaya 2 ay erken dönüş .. 2 ay "boru" yani ! Hesaplara bak hele !! Askerliği severim , askeri daha çok severim KAMUFLAJIN MANYAĞIYIM diyordum ama askerlikten yıldırdılar beni orda .. Çarşıya beyaz kamuflaj şortla çıktım diye izin kitlemeler mi ararsın , okuduğum kitabı satanizme yoranı mı ? Burnuma fitil ettiler sondaj çakıp çıkardılar .. Neyse efenim .. Günler aylara , aylar şafağa kapı araladı , hesabını kitabını yaptığımız ameliyat günü geldi çattı .. Gittik gün aldık .. Hastaneler gelecek yakının yoksa kötü ya askeri hastaneler daha da bir kötü .. Yarı açık cezaevi .. Aç mı tok mu gittim ameliyata hatırlamıyorum .. Bizimkilere masada kalırız , nolur nolmaz falan diye son anda haber verdim ameliyattan 10 dakka önce.. Gelmeyin de dedim .. Gülme! Bura Türkiye canım kardeşim .. Bademcik ameliyatına girip sol testisinden olan adam var bu memlekette ! =)) Ben girmeden sedyeyle birini çıkardılar önümden .. Narkozlu .. Bildiğin mezbaha ortamları.. Girdim o haleti ruhiye ile .. Anestezi uzmanı geldi .. Bir tomar kağıt serdi önüme .. Okutmadı da .. Çaktık imzaları .. Meğerse spinal anestezi sırasında felç kalma riskim var imiş .. TSK işi şansa bırakır mı ? Bunu da local anestezi sonrasında girdiğim ameliyatı gerçekleştiren ve Monstrosity dinlediğini öğrendiğim bir asteğmenden ameliyat sırasında öğrendim .. Herif kütür kütür kesip biçiyor bizi , adamla 90 sonrası Swedish Death Metal muhabbeti yapıyoruz .. Vomitory klas grup ama Cannibal Corpse davayı sattı ! Sen şu spliti dinledin mi ? Vay efendim Hypocrisy de mainstream 'e kaydı falan .. ŞAKA GİBİ ! Bkz : hacı hacıyı Şam'da , bok boku kenefte bulurmuş !!! =)) Her ne kadar bizim cenap adamı da olsa ameliyat bitti .. Bu arada o soğuk metalden musalla taşına yatmak , kesilen damarları hissetmek bir başka duygu .. Getirdiler odaya beni .. İlk gece .. 3 bilemedin 5 saat sonra anestezinin etkisi geçti .. Açlıktan feleğim dönmüş çarkı felek misali.. Kalkıp tuvalete bile gidemiyorum .. Çalınmasın diye cüzdanımı neredeyse ameliyat sargılarına sokucam .. Kavga dövüş (?!?) bir hemşire bulduk çağarttık .. Zor zar 2 ağrı kesici alıp ,attım .. Atmayaydım kendimi camdan atacaktım artık .. O gece bir başka geceydi işte ! Kalbini kırdığım insanları sabaha kadar uykusuzluk ve acıya sebep düşündüm durdum .. Ne kadar üzülmüştüm ?Ne kalpler kırmıştım .. Hayat neydi ? Ne alıp veremediği vardı onun benimle ? Ertesi gün sabah oldu .. Baygınlık geçirip uyumuşuz =)) Kalktık! Hastanede minimize edilmiş Hacıbekir lokum sandığı kıvamında bir peynir PARTİKÜLÜ ve 4 adet nişan atmış , depresif, hayata küsmüş , buruşuk zeytin tanesiyle yaptık kahvaltıyı .. Sanırsın ki dana fajita yiyorum zohahahahahaha =))BU NASIL BİR LEZZET !! ÖLMEMİŞTİM İŞTE ! İlk gün böyle geçti .. Sonraki günlerde yarısı mavi yarısı beyaz duvarlara baka baka kafayı sıyırma raddesine geldim .. Önceden kızdığım , beni yarı yolda bıraktığını düşündüğüm sevip ardımda bıraktığımı düşündüğüm kimselerle alakadar oldum düşüncelerimde çoğu kez .. Garsonluk , barmenlik zor zanaat.. Askerlik daha bir zor .. Barmenlikten arttırdıklarımla , askere gelmeden önce ve o paranın içinden kendime , yanıma 5 kuruş dahi almadan karşımdakine ben yokken geçinirsin bunlarla diyerek verdiğim , üstüne askerde telefonla beni terki diyar eyleyen insanlara bile hak verdim.. Tavanlara baka baka Error Büyükburç ' a döndüm.. Bunları size niçin anlattım ? Peyami Safa , bu romanı okurken bana o günleri tekrar YAŞATTI çünkü .. Bu adamın dünya görüşü ve ideolojisinden kelimenin tam anlamıyla NEFRET ediyorum !! Ama büyük bir yazar mıdır ? KESİNLİKLE !! Yaşar Kemali saymaz isek bu adamın tahlil ve betimlemelerinin emsaline ben Türk edebiyatında rastlamadım .. Sezarın hakkı kardeş ! Kimse kusura bakmasın ! Yazar hakkında söylenecek çok şey var ..Lakin bu inceleme vasıtasıyla oruçlu bünyeler kotayı sanırım ki aştı .. Bugün kendi düşüncelerimi bilen bir arkadaşım dedi ki yazacaklarını merak ediyorum .. Burdan bir kez daha söyleyeyim öyleyse .. Doğru HERYERDE DOĞRU ! Ama hakkını teslim edelim ..

Bitirirken roketi de eksik etmeyelim .. OLMAZ İSE OLMAZ !! Şimdi birileri kalkıp derse ki ya ama Knut Hamsun da nazilere bayrak açtı !

Knut Hamsun düşüncelerinden hiç ama HİÇ VAZGEÇMEDİ !! RÜZGAR GÜLÜ OLMADI O HİÇBİR ZAMAN !!

Son olarak .. Biliyorum ki bundan önce incelemelerin bitiminde verdiğim şarkıların linkleri sizler için hep KÖTÜ sürprizlerle bitti =))) Bu kez öyle değil .. BANA İNAN !!

NÜZHET 'ini kaybedenler için ben bir parca atayım .. O acıyı ancak bilenler anlar .. Parçanın ismi Your Absence..
Meali : YOKLUĞUN ! Sözleri de şöyle bırakayım ... Ayrılanlar, yol ayrımı yapmak zorunda kalanlar SANIRIM Kİ anlar... Sözler arapça ..

Farewell

Get up and say goodbye, because it's time for me to leave...

It's farewell day (the day to say goodbye) i hope there is no rain we're tired from the distance between our remains...

Softed up, be gentel, and say goodbye cause the distance is BITTER - "i beg you" - and the separation is long...

https://www.youtube.com/watch?v=anaZn4BiBqs

4: 40 ' dan sonrası takdirinize kalmış ...
112 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
İsimde koğuş geçince hapishane ile ilgili bir kitap diye düşünüyordum. Halbuki koğuş oda demektir, hariciye de tıpta dış hastalıklar anlamında kullanılır. Yani ana karakterimiz melun bir hasta. Evet ana karakterimizin ismi verilmemiş. O genel itibariyle bir hasta.

Peyami Safa küçük yaşlarda yaşadığı kemik hastalığını ve çektiği sıkıntıları bu kitap ile ölümsüzleştirmiş. Soyut kavramları, hisleri, duyguları, acıları öyle bir somutlaştırmış, öyle bir tasvirlemiş ki hayran kaldım. Özellikle "Duvarlar" kısmı büyüleyiciydi.

Yer yer kitapta Ahmed Hamdi Tanpınar kokusu aldım. Bu iki yazar aynı dönemde yaşamışlar fakat hangisi hangisini etkiledi bilemem.

"Ağır bir hastalık geçirmemiş biri hayatı tam anladığını iddia edemez."

Mutlaka okuyun...
112 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Merhaba Sevgili Kitap Kurtları,

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu kitabını incelemeye başlamadan önce müellifi olan Peyami Safa hakkında biraz araştırma yaptım. Bu araştırma kafamda eksik kalan bazı noktaları doldurmada yardımcı oldu. Varmış olduğum sonuçları ve değerlendirmeleri sizlere elimden geldiği kadar aktarmaya çalışacağım. Vakit ayırıp okuyan değerli insanlara şimdiden teşekkür eder, kıvanç duyduğumu bilmelerini isterim.

Peyami Safa'nın yazmış olduğu Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, psikolojik roman türünde Türk edebiyatının önemli yapıtları arasında kendine yer bulmuştur.
15 yaşındaki isimsiz bir karakterin 7 yıldır çekmiş olduğu "Kemik Veremi" hastalığı eserin ana konusudur. Bu hastalık çerçevesinde olaylar gelişir. Bu hastanın içinde bulunduğu meçhul durum ve ıstıraplar okura aktarılmaktadır.

Bu eser aynı zamanda bir otobiyografidir. Peyami Safa'nın küçük yaşta "Kemik Veremi" hastalığına yakalanması ve romandaki karaktere isim vermemesi bu ihtimali güçlü kılar. Aşağıdaki alıntı da bu eserin otobiyografi özelliğini destekler niteliktedir.

"Büyük bir hastalık geçirmeyenler, her şeyi anladıklarını iddia edemezler. İki hasta kadar birbirine yakın hiç kimse yoktur. Hasta olmayanlar bizi ne kadar az anlayacaklar!"

İlgi çeken bir diğer durum ise romanda geçen yoğun betimlemelerdir. Hayatım boyunca okumuş olduğum kitaplar arasında en yoğun betimleme geçen kitap desem abartmış olmam. Safa'nın öyle bir tasavvur gücü var ki satırları okuyup gözlerinizi kapattığınızda anlatılan kişiler ve mekanlar hayalinizde canlanmakta. Bu melun hastalığa yakalanmış olan gencin bütün acılarını, arzularını, sevinçlerini ve hüznünü iliklerimize kadar hissetmekteyiz. Aynı zamanda bu acılar Peyami Safa'nın acılarıdır. Belkide başından geçtiği için böylesi güçlü bir tasavvura sahiptir.

Yazar dönemin siyasi olaylarına da el atmaktadır. İttihatçıların Almanlara olan hayranlığı karşısında Tanzimat'tan beri süregelen Fransız hayranlığının çatışması. Yazar bu noktada milliyetçi bir tutum sergileyerek siyasi görüşünü açık bir şekilde belirtmektedir.

Sonuç olarak bakıldığında Türk Klasiği okumayı seven biri iseniz, okuduğunuzda pişman olmayacaksınız. 2000 sonrası jenerasyon için dil biraz ağır gelebilir. Fakat kederlenmeye gerek yok. Çağdaşı olan diğer kitapları da okuduğunuzda zamanla bu üsluba otomatik olarak alışacaksınız. Yeni kelimeler öğrenmek sizi zamanla mutlu edecektir.

Tekrardan teşekkür eder, keyifli okumalar dilerim...
112 syf.
Hayat size tembellik hakkı vermez. BÜNYE! BÜNYE! BÜNYE!

Alabildiğine spoiler / sürprizkaçıran içermektedir !

Zavallı Yorik! Horatio! Bana bir şey söyle! Ne söyleyeyim efendimiz?
---Shakespeare'nin Hamlet'inden---

Dünyanın hiçbir Nüzhet'i yalan söylememelidir.
---Her bireyin yalan söyleme özgürlüğü vardır, sevdiklerimiz buna dahil değildir---

Ümit, aşk ve tembellik.
---Ümit etmek hayatı temsil eder, aşk gönlü, tembellik şeytanı---

-Berlin'e ne vakit gideceksin, Nüzhet?
-Bu gece sabaha karşı. Çünkü bu gece gitmezsem, altı sene tren yok.
---Bir şehir ardından koşar, sen kaçarsın---

Yıl 2003 ya da 2004 15 yaşındayım. Yer ise Afşin Devlet Hastanesi. Çocuk doktorunun önünde bir sıra ki evlere şenlik! Kimisi anne kucağında kimisi babalarının ellerinden tutmuş çocukların arasında ergenlikte arşa yükselmiş, boyu posu 1.80'e dayanmış bekliyorum. Sıra gelecekte ben de göreceğim! Sonra güç bela
kalabalığı yara yara girip doktor beye kavuşuyoruz. Önce yüzüme bakıyor sonra da dışarıda ki kalabalığa. Sonra oturmam yönünde bir komut veriyor ve oturuyorum. İki dakikalık muayene sonrası canından bezmiş sevgili çocuk doktorumuz ben de Hepatit buluyor. (A, B ya da C) hangisi olduğunu şuan hatırlamıyorum. Babam error! veriyor tabii! Ardından soruyor, yani? Yani okula gidiyor ise diğerlerinden uzak dursun diyor bıkkınlığın verdiği cesaretle! Hızlı bir şekilde alelade yazılmış ilaçlarımızı koltuk altımıza kıstırıp uzaklaşıyoruz saatleri çürüttüğümüz polikliniğin önünden. Babam ilaçları alıyor, gidiyoruz. Adam da artık dokunmuyor bana, korkuyor. Sonra 1 ay boyunca okula gidemedim. Hatta balkonda beni gören akranlarım bir pisliğe bakıyormuşçasına gözlerini hızla uzaklaştırıyor benden. 1 ay sonra babam işkilleniyor bu durumdan. Yav doktor böyle söyledi amma çocuk turp gibi! Turp gibi çocuk yani ben! 1 ay boyunca hepatit olduğumu düşünerek çoğu kez nece buhranlara girdim, sürüklendiğim psikolojik travmaları hiç saymıyorum! Okulumdan, derslerimden uzak kalışım da cabası! Sonuç olarak iki dakikalık muayenenin faturası ben de ağır olmuştu. Doktora hiç gitmesem 1 hafta sonra iyileşir yoluma bakardım.

Bu romanı okuyunca bu anı gözümde, fikrimde belirdi. Ben de sizinle paylaşmak istedim. Peyami Safa'yı ilk defa okuyorum. O yüzden fazla fikir beyan etmek yerine bu roman üzerinden yürümek istiyorum. Duygu geçişlerinin yoğun olduğu ve hangi duygunun içinde ise yazar onu arşa değin yaşıyor / yaşatıyor. Istırabın ilacının yine ıstırap olduğunu düşünecek kadar da realist.

Romanın hepsini alıntılasan kimse sebebini sormaz. Gerçekten tahlil, tasvir açısından eşsiz bir roman. Peyami Safa'nın buhranı, umutsuzluğu, dağılmışlığı, bıkkınlığı, vazgeçmişliği dibine kadar damarlarımıza kadar nüfuz ettirebildiğini şahsım adına söyleyebilirim. Özellikle Hamlet'ten alıntı ile karışık ruh halini yansıtırken büyülendim.

Romandaki ana karakterin kopmaya yüz tutmuş ayağını bir aşk yüzünden kurban edişine de tanıklık ediyoruz. Bana göre stres ölümün yama sürümüdür. Bizi ölüme olabildiğince yaklaştırır. Karakterimiz de stresten uzak, aktif bir dinlenmeye ihtiyaç duyuyorken kendini afilli cehennemimiz saygıdeğer aşka kaptırıyor ve film kopuyor. Aşk pişmanlıktır, stres öldürür, sıhhat en önemli mevcudiyetimizdir, Peyami Safa psikolojik olarak okuyucuyu süründürür. :)

#29235825 nolu ve C.Asya sponsorluğunda gelişen etkinlik kapsamında bu romanı okudum. Teşekkürler! Böyle etkinlikleri hep yapalım. Romanın içeriğini size kısaca özetleyecek bir alıntı ile incelemeye son noktayı koyayım:

Odadan gündüz ışığıyla beraber bana ait her şey çekiliyor: Evime ait hatıralar, kalabalıklar, sevdiklerimin sesleri, bir çok şekiller, hayatımın parçaları, Erenköy, köşk, tren, vapur, fakülte, doktorlar, hastabakıcılar, hayatın gürültüleri, şehir, gündüzün sesleri her şey uzaklaşıyor. İçimde bir boşluk. Garip ve büyük bir his, derinliklerime doğru kaçıyor, gizleniyor. Ruhum karartılarla, sessiz ve şekilsiz gölgelerle, eşya arkasına saklanan hayaletler gibi kendilerini göstermeden korkutan meçhul varlıklarla dolu. Kapım kapalı. Açmak istemiyorum. Açarsam hastahanenin benim için hazırladığı felâketlerin hepsi birden içeri girecek sanıyorum.
112 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Öncelikle kitabı Peyami Safa Etkinliğine istinaden okudum. Daha sonra mutlaka okuyacaktım fakat etkinlik bu durumu hızlandırdı ve de çok iyi oldu. Daha önce okumama sebep olan ve etkinliği düzenleyen C.Asya ‘ya ve etkinlik için yardımlarını esirgemeyen Ebru Ince ve Haruni ‘ye teşekkürlerimi iletirim.

Şimdi İncelememize geçelim…

İlk satırdan itibaren hemen bir şey hayal etmem gerekiyordu. Aklıma ise Heybeliada'da ki hastane geldi. Çünkü hem eski bir hastane hem de ziyarette bulunduğum bir yerdi. Lanetli Tepe filminde ki hastaneyi hayal etmediğime bir nebze olsun sevindim. Çünkü o da aklıma gelmişti..

Başlangıcından sonuna kadar beni sıkmayan harika bir devamlılık arz ediyor bu eser. Kitapların uzun ya da kısalığı değil, içeriğinde ne kattığı önemlidir. Bu kısa eser bana bir şeyleri yeniden hatırlattı. İnsan canı yanıncaya kadar etrafta olan bitene pek kulak asmıyor, sahip olduklarına hiç şükretmiyor.

Olay örgüsü ile birlikte her şeyi zihnimde canlandırdım. Tabi ki 1900’lerin istanbulunu birebir gözümde canlandıramazdım ama zihnim daha önce izlemiş olduğum görüntüleri ve fotoğrafları anında önüme getirdi. Her detayı usta bir yönetmen gibi yönetip, harika oyunculuklarla kurguya uygun bir performans göstermeme yardımcı oldu. Her detay kesinlikle aklımda kalıcı oldu. Anlatımın sadeliği kesinlikle okumaya ayrı bir tat katmış. Peyami Safa’nın dili fazlasıyla keyifli bir okuma sunuyor.

Duyguları okurken hissediyor ve yaşıyorsunuz. İmkanları günümüz ile mukayese ediyor, halbuki şuan olsa daha basit çözümler ile müdahale edilebileceğini düşlüyorsunuz. Hastane’nin kokusundan tutun, odalar, koridorlar her şey zihninizde canlanıyor ve olay örgüsü bu şekilde genişleyerek zihninizde bir tiyatro oyununa dönüşüyor.

Edebiyatımızın ilklerinden olan bu eser, kesinlikle yüksek bit çıta belirliyor. Stefan Zweig’ın kısa öykülerini okurken, kendimi bir koşuşturmada hissederken, bu kısa eserde hiç öyle bir şey hissetmedim. Kıyas sebebi sadece az safa sayısına sahip olmasıdır. Konular ve yazış tarzı tabi ki farklı olduğu için bunu hissediyor da olmuş olabilirim. Bu da küçük bir fikirdi sadece.

Toplamam gerekirse; kesinlikle okunması ve üzerinde düşünülmesi gereken bir eser. Sağlık bir insanın en temel ve en önemli ihtiyacıdır. Sağlığınız yerinde olmadığın da dünyanın sahibi olmuşsunuz nafiledir. Tüm uzuvlarınız yerinde ve sıhhatiniz yerinde ise, dünyevi basit şeyleri büyütmeden sadece çözülürse çözülür, çözülmese de sorun değil şekli ile bakınız. Dün izlediğim Veda filminde Salih Bozok ile Mustafa Kemal'in aklımda kalan bir repliğini size iletmek istedim. Çünkü aynı zaman diliminde geçiyor bu eser. İlk etapta birbirlerine nasıl olduklarını soruyorlar, ardından şu konuşmalar geçiyor;

S.B.: “Cephedesin diye duymuştum.”
M.K.: “Öyle. Ama hayattayım çok şükür. Bugünlerde bundan daha fazlasını aramamak lazım zaten.” der ve devam ederler konuşmalarına.

Son olarak diyeceğim o ki sıhhat önemlidir. Diğer küçük şeyleri kafanıza daha az takın ve olmayınca hayatınızı kaybetmişcesine muamele yapmayın. Kitap içeriğinde bolca eski Türkçe kelimeler var. Anlamları tabi ki verilmiş ve bizlerinde alışkanlık kazanmasına yardımcı olacağını düşündüğüm bir husus olmuş.

Kitabı kesinlikle tavsiye ediyor ve herkese iyi okumalar diliyorum.
112 syf.
Değerli yazarımız Peyami Safa'yı hiç bilmezdim. Sanırım bir kaç ay önceydi, 1K'da paylaşımları incelerken kendimi kitap önerisi alırken buldum. Daha o zamanlarda Dokuzuncu Hariciye Koğuşu önerilmişti. Bu öneriyi yapan değerli insan ayrıca bu kitabı bana hediye etti ve şimdiye kadar hediye olarak aldığım ilk kitap oldu Dokuzuncu Hariciye Koğuşu ve benim için ayrı bir önemi var. Bu vesile ile o değerli insana bu güzel eseri okumama vesile olduğu için tekrardan teşekkür ediyorum.(Bu eser daima kütüphanemde kalacak)
Dokuzuncu Hariciye Koğuşu psikolojik roman türünde yazılmış ve özellikle de hayatınızın bir döneminde ciddi bir hastalık, sakatlık ya da sağlık sorunu ile karşılaştıysanız sizi daha ilk sayfalarda içine alan ve sanki bir nevi yaşadıklarınız kitapta anlatılıyormuş gibi hissettiğiniz bir roman.

“İki hasta kadar birbirine yakın hiç kimse yoktur.
“Hasta olmayanlar bizi ne kadar az anlayacaklar!

Hayattaki zorluklar insanları her zaman daha çabuk olgunlaştırır ve bir hastanın halinden de en iyi başka bir hasta anlar. Bu durum romanda ustaca anlatılmış ve kesinlikle okunulmasını düşündüğüm bir roman.
112 syf.
Peyami Safa'nın okuduğum ilk kitabı oldu.
Küçük bir oğlanın dizindeki hastalığını, hastanede geçirdiği kötü günlerini anlatıyor. Birlikte büyüdüğü Paşa'nın kızı Nüzhet'i sevdiğinin farkına varıyor. Nüzhet'le beraber büyüyüp, ondan yaşca büyük olduğu halde onun küçükken bebekle oynamasını, istihfafla seyrederdi.
Kendinde kaybettiği şeyleri Nüzhet'te buluyordu fakat bunları arkadaş hisleri sanıyordu. Kitaptan çıkardığım en iyi ders şu oldu; sağlığı yerinde olan biri hiçbir zaman hasta olan birini tam olarak anlayamayacağı, anlamayacağı oldu... Çocuğunda bununla ilgili yazdığı bir kaç sözü var; “Büyük bir hastalık geçirmeyenler, herşeyi anladıklarını iddia edemezler.
“İki hasta kadar birbirine yakın hiç kimse yoktur.
“Hasta olmayanlar bizi ne kadar az anlayacaklar!
Herkese tavsiye ederim.
"Görülecek, işitilecek, tadılacak, okunacak, yazılacak, yapılacak o kadar çok şey birikiyor ki, bundan sonra hayatımın bütün bunlara yetişmeyeceğinden korkuyorum."
Yalana her şey isyan etmelidir. Eşya bile: Damlardan kiremitler uçmalıdır, camlar kırılmalıdır hatta yıldızlar düşüp gökyüzünde bin parçaya ayrılmalıdır.
Ve bana Goethe’nin bir safsatasını telkine çalıştı. “Az ümit edip çok elde etmek hayatın hakikî sırrıdır.”

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053334811
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Beta Yayınları
Baskılar:
Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
Hasta ve yalnız bir delikanlının, çıplak hastane duvarlarını saran sessiz hıçkırıklarını, bedeniyle ruhu arasındaki ilişkiyi, çocukça aşkını ve ızdıraplarını anlatan, Peyami Safa'nın hayatından derin izler taşıyan romanı Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Türk Edebiyatı'nın en büyük klasiklerinden biri.

Kitabı okuyanlar 26.254 okur

  • Gizem
  • Seher Uymaz
  • Deniz
  • Saniye ÇETİNKAYA
  • Ümmügülsüm şahingöz
  • Nimet Dilber
  • Mehmet Akif
  • Sima
  • Kübra altuntaş
  • Fatma Nur

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%15.8
14-17 Yaş
%38.6
18-24 Yaş
%15.8
25-34 Yaş
%12.3
35-44 Yaş
%14
45-54 Yaş
%3.5
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%69.5
Erkek
%30.5

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.2 (9)
9
%0.3 (17)
8
%0.4 (21)
7
%0.1 (5)
6
%0.1 (5)
5
%0.1 (4)
4
%0 (2)
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları