Elif, ilk sayfasından itibaren beni başka bir yolculuğa çıkardı. Paulo Coelho’nun kalemi zaten her zaman ruhu besleyen bir etkiye sahip ama bu kitapta daha farklı bir dokunuş var. Sanki okurken kendi geçmişinle, kendi hatıralarınla hesaplaşıyor, hiç gitmediğin ama ruhunun tanıdığı yerlere gidiyormuşsun gibi hissediyorsun.
Kitap boyunca en çok hissettiğim şey, insanın hayat yolculuğunda aradığı anlamdı. Her durak, her şehir, her karşılaşma aslında içimizdeki eksik parçayı bulma çabasıydı. Özellikle Elif karakterinin hikâyeye kattığı derinlik beni çok etkiledi. Bazen bir insan, sadece bir isim veya bir anı bile, bütün hayatını sorgulatabilir ya… İşte kitap tam da bu duyguyu veriyor.
Ama şunu da söylemeden geçemem: Kitabın bazı bölümleri fazla mistik ve tekrar eden bir yapıya sahipti. Bu kısımlar, akışın biraz yavaşladığı ve okurken odağı kaybettiğim anlar oldu. Yani herkesin aynı derecede bağ kuramayabileceği bir tarafı da var. Fakat yine de kitabın verdiği duygusal yoğunluk ve hayatı sorgulatan yanı, bu küçük eksiklikleri görmezden gelmeyi kolaylaştırıyor.
Bittiğinde kendime şu soruyu sordum: “Benim hayatımda hangi duraklar iz bırakmış? Hangi yüzler, hangi şehirler bende saklı?” Belki de Elif, bu soruları sormamız için yazıldı.