Kitabın çevirisi oldukça kötü geldi bana, Türkçe cümle yapısına uygun bulamadım çoğu cümleyi. Tabi yine de çevirmeni tebrik ediyorum, sen yap deseler ne çıkardı düşünemiyorum. Yazılan dönemi düşünürsek gerçekten büyük bir yazar. Başlarda biraz sıkıcı gelse de, odaklandıktan sonra oldukça akıcı. Ancak başka bir çeviriyi tavsiye ederim. Günümüz yaşamıyla, dönemin yaşamını, aile yapısını sık sık karşılaştırırken buluyorsunuz kendinizi. Allah herkese hayırlı evlat versin.
İlk defa Balzac okuduğum için sanırım dili biraz ağdalı geldi, kim kimdi karıştırdım. Ama kişilik tahlilleri, ruh analizleri çok güzel işlenmiş. Ayrıca Balzac, Türklerin güçlü olduklarını kitabın bir kaç yerinde belirtmiş çok ilginç geldi.
Fedakarlığın bir sınırı olmalı mıdır? İnsan kendini bir kenara koyup başkasının hayatı için ölesiye çabalamalı mıdır?
Eski zaman paris sosyetesinin yaşamını, bu hayata adım atmak isteyen bir öğrencinin yaşadıkları üzerinden işlemiş yazar. Öğrencinin kapı komşusu, kızlarının sosyete içinde varlığını sürdürebilmeleri için kendi varlığını hiçe sayan, onların yaşamalarını kendi yaşamı zanneden aşırı fedakar,aşırı sevgi dolu bir babadır, Goriot Baba.
Betimlemeli anlatımları sevenler için çok güzel bir kitap. İnsanı içine alıyor. Karakterle birlikte üzülüyor, sevgisinin yoğunluğundan bunalıyorsunuz...
Siz bizden daha mı mükemmelsiniz? Kangren olmuş bir toplumun pörsümüş bireyleri, omuzumuzda sizin yüreğinizdekilerden daha az alçaklık var.
Yüreğimiz bir hazinedir, onu bir anda boşaltırsak yıkılırız...
Goriot BabaHonore de Balzac · Bordo Siyah Klasik Yayınları · 200418,6bin okunma
Açıkçası, bu kadar sürükleyici olabileceğini tahmin etmemiştim. Fakat zaman zaman bağlamdan koptum. Hatta dürüst olmak gerekirse bazen neler olup bittiğini olay örgüsü tamamlanmaya yakın çözebildim. Bu durum özellikle kitabın ortalarında fazlasıyla gerçekleşti. Her şeye rağmen gayet tatmin edici bir kitaptı.
Fakat; diğer yazarlarla kıyaslandığında Balzac benim için listenin sonlarına doğru bir aralıkta yer bulur. Çünkü, yazım dili açısından (diğer klasik yazarları ile kıyaslandığında) “usta kalem” diyebileceğimiz türde bir yazım/kurgulama yok. Tekrar okur muyum...? Hayır.
Goriot Baba; 19. yüzyılın Parisinde gözü yükseklerde olan ,servet sahibi olup sosyeteye karışmak isteyen hukuk öğrencisi Rastignac'ın algı perspektifinden o dönemin toplum sosyolojisini sunarken karşımıza melodram türü içinde bir olay örgüsü çıkarır. Kendisini kızlarına adamış Goriot baba adeta taparcasına onları sevip tüm servetini onların şımarık zevkleri ve damatları için harcasa da kendisi ölüm döşeğindeyken sosyetenin kirli bataklığına batmış olan ve ancak para için babasına sevgi gösteren kızları onu görmeye gelmemişlerdi.
Balzac; sosyetenin pis bataklığını, para uğruna gözü dönmüş insanları, merhametsizliği, bir babanın dramını ve daha sayamayacağımız pek çok gerçeği gözler önüne seren kalemiyle realizmin başyapıtlarından birini yazmıştır.
Goriot BabaHonore de Balzac · Bordo Siyah Klasik Yayınları · 200418,6bin okunma
Bir babanın evlatlarına olan sevgisini ele alan Balzac,aynı zamanda bizlere 19.yy fransa'sını anlatıyor.Aşkın,nefretin, iktidar hırsının romanı muhakkak okunmalı.8/10
Goriot BabaHonore de Balzac · Bordo Siyah Klasik Yayınları · 200418,6bin okunma
Arthur Schopenhauer'ın bu sözüyle başlamak istedim incelememe.
Zira eserin ana fikrini bir cümle ile anlatmak isteseydim daha iyi bir cümle kuramazdım diye düşünüyorum.
Bir şeyi fark ettiniz mi?
Birine kıymet verdiğinizi hissettirdiğiniz anda onun gözünde giderek basitleşmeye başlıyorsunuz. Çantada keklik olma durumu gibi sanki... Bu sevgi sıradan bir hâle geliyor ve karşınızdaki buna kayıtsızlık göstermeye başlıyor.
Hele bu sevginin dozu fazlaysa, ona mahkûmmuş izlenimi dahi veriyorsunuz.
Kimin için yaşıyorsunuz bu hayatı?
Öyle söyleşi olsun diye değil tüm ciddiyetiyle soruyorum.
Gerçekten kulak verip tüm kalbinizle düşündüğünüzde eminim çok azınız "kendim için" cevabını verebilir bu soruya.
Çok azımız kendi hayallerimizin peşinden özgürce yürüyebiliyoruz.
Tüm bunları bir düşünün.
Goriot Baba
Kitabımızın başkahramanı...
Eşinin kaybının ardından bütün varlığını kızlarının mutluluğuna adar.
Onların mutluluğunu kendi mutluluğu sayar.
Ve bu durum bazı hatalar silsilesini beraberinde getirir.
Eserin henüz ikinci sayfasında diyor ki: "Her şey o kadar gerçektir ki, herkes bu dramda kendinden, hatta kendi yüreğinden bir şeyler bulabilir!"
İddialı bir giriş.
Ama bir o kadar da haklı!
Bu dramda kendinizden bir şeyler bulacaksınız!
Ama az ama çok, mutlaka bulacaksınız!
Kimi insan çocuğundan vurgun yer hayata,
Kimisi babasından,
Goriot Baba – Honoré de Balzac
Goriot Baba benim için sadece bir baba-kız hikâyesi değil, sevginin nasıl sömürülebileceğini ve insanın kendi duygularıyla nasıl yavaş yavaş tükenebileceğini gösteren çok ağır bir roman oldu. Balzac bu kitapta, fedakârlığın kutsallığını değil, sınırı olmadığında nasıl yıkıcı bir hâl alabildiğini anlatıyor.
Goriot Baba’nın kızlarına duyduğu sevgi başta dokunaklı geliyor. Onlar için her şeyden vazgeçmiş olması, kendini tamamen geri plana atması ilk bakışta “iyi bir baba” imajı yaratıyor. Ama roman ilerledikçe bu sevginin tek taraflı ve dengesiz bir hâl aldığını görmek insanın içini acıtıyor. Kızlarının ilgisi azaldıkça, Goriot Baba daha çok vermeye, daha çok yok olmaya başlıyor.
Beni en çok sarsan şey, kızların kötülüğünden çok Goriot Baba’nın körlüğü oldu. Sevilmek için sürekli bir şeyler vermek zorunda hissetmesi, sevgiyi fedakârlıkla eşitlemesi ve karşılıksızlığa rağmen vazgeçememesi çok tanıdık geldi. Balzac burada sadece bir baba figürü değil, sevgiyi yanlış yerlerde ve yanlış biçimde arayan insanları anlatıyor.
Romanın arka planında Paris toplumu çok güçlü bir şekilde hissediliyor. Para, statü ve sosyal çevre neredeyse her şeyin önüne geçiyor. İnsan ilişkileri bile çıkar üzerinden şekilleniyor. Goriot Baba’nın değeri de kızlarının hayatındaki “işlevi” kadar var. Bu gerçek, romanın en acı taraflarından biri.
Rastignac karakteri ise hikâyeye ayrı bir boyut katıyor. Onun gözünden bu dünyayı görmek, ahlaki çürümenin nasıl normalleştiğini anlamamı sağladı. Roman boyunca bir yandan Goriot Baba’ya üzülürken, diğer yandan Rastignac’ın bu düzene ayak uydurma hâlini izlemek insanı rahatsız ediyor ama düşündürüyor.
Goriot Baba’yı bitirdiğimde içimde kalan şey büyük bir hüzün oldu. Bu roman bana sevginin her zaman yüce bir duygu olmadığını,
Kuşkusuz dünya ve Fransız edebiyatının en önemli isimlerinden biri de Realist Edebiyat Akımı’nın öncüsü kabul edilen Honore de Balzac’tır. Cemil Meriç onun için, “Dünyada romanın kaderini çizen Balzac’tır. Balzac’ın romanı bir sosyolojidir”* sözlerini kullanıyor. Gerçekten de Balzac, kaleme aldığı yüzün üzerindeki eserinde Fransız toplumunu bütün yönleriyle romanlaştırıyor. Öyle ki romanlarında yer verdiği karakterlerinin üzerinden tüm Fransız toplumunun fotoğrafını çekerek yaşadığı dönemi adeta insanoğlunun gözleri önüne seriyor.
• • •
Bu yönüyle onun, dünyada en çok tanınan ve okunan eserlerinin başında, “Vadideki Zambak”la birlikte “Goriot Baba” geliyor. Balzac bu romanında, kızlarını hastalık derecesinde seven Goriot Babayla, taşradan Paris’e gelen ve üst sınıfa çıkmak için ihtirasla yanıp tutuşan yoksul bir hukuk öğrencisi Eugene de Rastignac’ın hikâyesini anlatıyor. Bir şehriye ve un tüccarı olan Goriot Baba, eşini genç yaşta kaybediyor ve bir daha evlenmiyor. Kendisini tutkuyla bağlandığı iki kızını yetiştirmeye adıyor. Onlara sevgisini sınırsızca sunuyor ve en iyi eğitimleri aldırıyor. Zamanı geldiğinde de onları üst sınıftan insanlarla evlendiriyor. Tüm yaşamını ve servetini kızları için harcamasına rağmen beklediği ilgiyi ve sevgiyi hiçbir zaman göremiyor.
• • •
Doğrusu Balzac, pedagoji ve psikolojinin günümüzdeki kadar gelişmediği bir dönemde Goriot Baba’nın hikâyesi üzerinden çocuk yetiştirmede dikkat edilmesi gereken hususlar konusunda okura önemli ipuçları veriyor. Çocukların her istediğini sınırsızca yapmanın, sevgiyi sınırsızca sunmanın, hastalık derecesinde çocuklara bağlılığın onların karakter, kişilik ve kimlik gelişiminde doğru bir tutum olmadığını gösteriyor. Çocukların her istediğini yapmakla iyi bir baba olunamayacağının mesajını veriyor. Eugene
Honoré de Balzac (asıl ismi Honore Balssa; 20 Mayıs 1799, Tours - 18 Ağustos 1850), Fransız yazar.
Hayatı
Asıl adı Honore Balssa'dır. Ancak ismini Balzac olarak değiştirmiş ve soyluluk ifade eden De’ öntakısını eklemiştir. Köy kökenli bir ailenin çocuğudur. Babası tüccardır. 6 yıl Vendome'da College des Oratoriens'te öğrenim gördü. Napolyon'un devrilmesinden sonra ailesi Paris'e taşındı. Burada 2 yıl daha okula gitti. 3 yıl bir avukatın yanında çalıştı. Ama küçük yaşlardan beri edebiyata gösterdiği eğilim ağır bastı. Trajedi türünü denediği 1819'da yazılmış "Cromwell" başarı kazanamayınca romana yöneldi. Para kazanmak için tarihsel, mizahi ve gotik romanlar yazdı. Bunları değişik adlarla yazdı. Basımcılık, yayıncılık, hatta dökümcülük yaptı. Başarılı olamayınca tekrar edebiyata döndü. Edebiyat hayatında çok başarılı eserler sundu. Birçok ülkede sayılan romanları ve kitapları çok büyük ilgi gördü ve tepkileri üstüne topladı. Edebiyatta başarılı olan Balzac hayatının sonuna kadar edebiyatla uğraştı.
Edebiyat kariyeri
1829'da yazdığı "Les Chouans" isimli tarihi roman tanınmasını sağladı. Bu eser Türkçeye (Köylü İsyanı 1974 ve Şuanlar 1977 olarak) çevrildi. 1824-1834 arasında yayıncılarından aldığı parayla bohem bir yaşam sürdü. 1829-1831 arasında yergici gazetelere yazılar yazdı. 1830’lardan sonra bir toplum tarihi yazmak amacıyla, eski ve yeni romanlarını üç bölüm altında toplamaya karar verdi. Örf ve âdet incelemeleri, felsefi incelemeler ve çözümleyici incelemeler. Bu tasarı 1834-1837 arasında 12 cilt olarak gerçekleşti. 1840’ta bu yapıtların hepsine Dante'yi anımsatan bir başlık koydu: "İnsanlık Komedisi". 1842-1848 arasında 17 ciltlik bir baskı yapıldı. 1869-1876 arasında da 24 cilt olarak yayınlandı. Eserlerinde aynı kahramanlara tekrar tekrar yer verme düşüncesini geliştirdi. Bunu gerçekçiliğin baş romanı kabul edilen ve 1834'te yayınlanan "Goriot Baba"da uyguladı. 1836 ve 1837'de İtalya gezisine çıktı. 1828'de Versailles yakınlarında pahalı bir ev yaptırdı. Borç sorunu nedeniyle Passy'de bir eve yerleşti (Bugün Balzac müzesi). Para kazanmak için tiyatroda başarısız denemeler yaptı. Edebiyatçılar Derneği başkanı olarak yazar haklarıyla ilgili girişimlerde bulundu.
1847'de Polonya'da sevgilisi Eveline Hanska'nın şatosunda kaldı. 1850'de Eveline ile evlendi Paris'e döndüler. Birkaç ay sonra yaşamını yitirdi. Geride 85’i tamamlanmış, 50’si taslak halinde eser bıraktı. Romanda gerçekçilik ve doğalcılık akımlarının yaratıcısı olarak kabul edilir. Mantıksal bir sıra izleyen olayların her şeyi gören bir gözlemcinin ağzından anlatıldığı, kahramanların tutarlı bir biçimde sunulduğu, kuralları belli "klasik roman tekniğini" Balzac'ın kurduğu benimsenir. Olağanüstü bir gözlem yeteneği ve güçlü bir hafızası vardı. Kendisini başka insanların yerine koyup onların duygularını paylaşmayı biliyordu. Eserlerinde nedenselliği ve arka plan ile karakterler arasındaki ilişkiyi açıklamakta ustadır. Bütün bu özellikleriyle "romanın Shakespeare'i sayılır.
1789’la başlayan ve uzun bir süreç alan Fransız Devrimi sırasında gelişen toplumsal değişimi anlatan; çatışmaları, iyiyi kötüyü ortaya koyan, Cumhuriyetçiler ve Kraliyetçiler’in 1830’da ülkeyi bırakıp gitmek zorunda kalan X. Charles’e dek yaptıkları kanlı kansız tüm çekişmeyi özellikle göz önüne seren, bireylerin bu çatışmadaki ulu düşüncelerin altında aslında kendi çıkarlarını nice korumaya çalıştıklarını betimleyen; sevgi, güç gibi evrensel konuları tüm çıplaklığı ve eleştirel bir yaklaşımla inceleyen; günümüz okuruna sıkıcı gelebilecek ama öncelikle Fransa ve demokrasiyi algılayabilmekte yardımcı olması bakımından tüm dünya için önemli bir Roman yazardır. Fransız Devrimi’nin geçmişsel belgesidir kitapları.
İnsalık Güldürüsü, yazarın 1830’da kendi yapıtlarını toplamaya başladığı bir üst yapıttır. Şu anda emin değiliz ama belkide 1830’da Kraliyetçiler’in yenilgisini perçimleyen sürgünden sonra devrimdeki ulu düşüncelerin bir yalan olduğunu düşünerek böyle bir yola gitti.