Herkese selam. Ayın ikinci kitap yorumu ile geldim.
Madam Vaguer pansiyonu bir gün hiç olmadık bir felaketlerle karşı karşıya gelir. Yazar o yaşanılacak zamanları bize yavaş yavaş anlatmaya başlıyor. İlk başları karakter tanıtımları ile biraz sıksa da bir yerden sonra bu sıkıcılık hali bitiyor.
Eugénie de Rastignac bir üniversite öğrencisidir. O pansiyon da kalan müşterilerden sadece birisidir. Goriot Baba ile kader birliği yapacağını henüz bilmemektedir.
Goriot Baba'nın iki kızı vardır ve tüm servetini kızlarına vermiştir. Aşırı bir sevgi ile kızlarına bağlı olan Goriot'un hayatına odaklanıyoruz.
Karakter olarak çok kızdığım biri oldu Goriot. Böylesine her şeyi ile seven, aşırı derecede kızlarına bağlı olma hali ne yaparsa yapsın kızlarının o ihtişamdan, paradan vazgeçmemeleri nankörlüğün en iğrenç gösterimiydi diyebilirim.
Balzac bu psikolojik tahlilleri iyi işleyen ve okura bu hisleri geçirebilen bir yazar. Okurken çoğu karaktere sinir oldum.
Eugénie'nin okulundan daha çok Paris sosyete çevresine gireceğim diye yaptığı bütün aptallıkları, bütün saçmalıkları, çamura batarcasına çıkamayan o halleri de beni ayrıca deli etti.
Kısacası tüm hikâye Goriot Baba'nın kızlarının nankörlükleri, Eugénie'nin üniversiteyi değil de sosyete yaşamının ihtişamına kapılıp, zengin olabilme hayalini kurması ve neticesinde hayatın gerçek yüzünü göstermesiyle sonlanıyor.
#kitapalıntıları :
️Kısacası, şiirsiz bir yoksulluk egemendir burada; çirkef değil, lekelerle, deliklerle, paçavralarla değil, saçak saçak bir çürümüşlükle belirlenen, tutumlu, özenli, lif lif olmuş bir yoksulluk.
Makyaj nasıl kadınların boyasıysa mutluluk da şiirleridir.
"Dünya bir çirkef, yükseklerde kalmaya çalışalım biz..."
İnsan kusurludur. Bazen daha az, bazen daha çok iki yüzlüdür.
Dünyayı bir çamur