》Şehrin dışında, eski bir köşkte garip sesler, açıklanamayan sırlı olaylar, tuhaf varlıklar olduğuna dair bazı söylentiler vardır. Bir de yetmezmiş gibi herkesin korktuğu, insan yiyen, kocaman bir Gulyabani...
》Muhsine adlı genç bir kadın bir tanıdığı vasıtasıyla bu köşke hizmetçi olarak getirilir. Söylentilerin doğru olduğunu, köşkün tamamen cinler ve perilerle dolu olduğunu, hatta evin hanımının dahi bu sebeple delirdiğini görür. Evde kahya ve aşçı olan iki kadın daha vardır.
》Yıllardır evin bu haline alışan bu iki kadın, Muhsine'ye rahat çalışmak istiyorsa merakına engel olması, bu varlıkları kızdırmaması ve onlara hizmet etmesi gerektiği, bu köşke gelenin bir daha asla buradan çıkamayacağını söylerler.
》Bu köşkte her gün gerçekten tam bir korku filmi gibi geçer. Evin hanımının sırlı hali, her gece ev ahalisini rahatsız eden varlıklar, ölüm ve hayat arasında kalma mücadelesi Muhsine'yi bir şeyler yapmaya iter. Bir de Hasan vardır ki, bütün gizli olaylar onun gücüyle çözülecektir.
》Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın 1912 yılında kaleme aldığı bu kitap, Türk edebiyatının hem ilk korku denemelerinden, hem de en keskin toplumsal hicivlerinden biridir. Roman, sadece bir korku hikâyesi değil, cehaletin ve batıl inançların insan zihnini nasıl hapsettiğini gösteren bir "aydınlanma" ve "halkı uyandırma" eseridir.
》Yazar, okuyucuyu bir yandan titretirken bir yandan da karakterlerin ağız dalaşları ve komik tepkileriyle güldürmeyi başarmış.
》Çünkü kendisinin en büyük başarısı, sokağın dilini edebiyata taşımasıdır. Maniler ve diyaloglara sıkça yer vermiş. Bu sebeple anlatım daha akıcı ve keyifli bir hale gelmiş.
》Kitapta korku, bilginin olmadığı yerde yeşerir. Muhsine'nin korkusunu yenip olayların üzerine gitmesi, halkın aydınlanma sürecini sembolize eder aslında.
》Yazar,