II. Meşrutiyetin ilanından sonra, GÜRPINAR’ın okuyucularından yaşlı bir hanım, Gürpınar’a ‘’sizi okumaktan çok hoşlanıyoruz. Meşrutiyetle her şeyimiz değişti; giyinme şeklimiz, konuşma üslubumuz… Ama inandığımız ve bize anlatılan cin masalları, al karı hikayeleri hiç değişmedi. Sizden ricam bununla ilgili bir roman yazmanız ancak bu romanda bilimsel veri ve tahlillere yer vermemenizdir.’’ Şeklinde bir mektup yazıyor. Gürpınar da bizzat onun değimi ile ‘’Hanım ninesinin’’ isteğini kıramıyor ve GULYABANİ eserini kaleme alıyor.
Gulyabani; büyünün, cinlerin, hortlakların, hocayım diye geçinen şarlatanların ve bunlara inanların mizahi bir eleştirildiği bir kitap. Aynı zamanda ‘’süt kardeşler’’ filmine de karakter ve konu bakımından ilham olmuş. Yazıldığı dönem göz önüne alınırsa Gürpınar’ın toplumu çok iyi gözlemleyebilmesi ve içinde bulunduğu koşulların çok ilerisinde bir dimağa sahip olması bunu mizahla anlatabilmesi gerçekten hayranlık uyandırıcı.
Kitapta geçen bazı tekerlemelerin sık yinelenmesi yer yer kitapta sıkıcı bir atmosfer yaratsa da genele bakıldığında maalesef din tüccarlarının hala kol gezdiği vatanımda 1800’lü yıllarda bu konu üzerine yazılmış çok kaliteli bir eserdi.