Beyaz atlı prensi tarafından kahramanca kurtarılıp birlikte sonsuza dek mutlu yaşama isteğinde olan genç kızların ilgisini çekecek bir aşk kitabı olabilir.
Zola'nın genellikle maden ocaklarını ve sefaleti anlatan "Rougon-Macquart" serisinin içinde, şaşırtıcı derecede mistik ve şiirsel kalan farklı bir halka. Yazar, natüralizmin o sert gözlem gücünü bu kez bir katedralin gölgesinde büyüyen yetim bir kızın hayal dünyasına, dinsel hezeyanlarına ve aşkına çeviriyor. Ancak bu rüya atmosferinin altında bile, genetik mirasın ve çevrenin birey üzerindeki o kaçınılmaz baskısını hissettirmeyi başarıyor. Zola'nın sadece bir "sosyal bilimci" değil, aynı zamanda insan ruhunun en ince tellerine dokunabilen büyük bir romancı olduğunun kanıtı.
Rougon-Macquart serisinin 16. kitabı ancak pek çok açıdan serinin diğer kitaplarından farklı. Zola’nın kitapları genellikle Paris’in kenar varoş mahallelerinde geçer; insanlar tarlalarda, madenlerde, fabrikalarda acımasızca sömürülmektedir. Hırs, açgözlülük çok yaygın bir hastalıktır. Hele söz konusu Rougon-Macquart ise bu aileden sonu trajediyle bitmeyen neredeyse hiç kimse yok gibidir. Ancak bu kitapta durum biraz farklı. Zola burada 9 yaşında bakıcı ailesinden kaçan Angelique’in Beaumont kasabasında, 12 yüzyıldan kalma bir katedralin yanında yaşayan nakışçı bir karı-koca tarafından evlatlık alınmasını, kızın güzelleşip serpilmesini ve neticede “rüya”sını gerçekleştirmesini anlatıyor. Tüm bunlar Paris’ten uzak, kilise çanlarının kuş cıvıltılarına karıştığı, dinsel törenlerin sokaklara taştığı, her türlü kötülükten uzak, saflığın ve temizliğin hakim olduğu, güneşten çok katolizmin çevreyi aydınlattığı ancak masallarda duyabileceğimiz bir yerde gerçekleşiyor. Evet, tıpkı bir peri masalı. Bu peri masalı gerçekçilik akımıyla Ortaçağ azizlerinin, din şehitlerinin ve mucizelerin gölgesinde çiçek açıyor.
RüyaEmile Zola · Altın Kalem - Hayat Yayınları · 1974170 okunma
Ah öyle bakma Angelique...Bu aşkta çare yok dediler Angelique...
Emile Zola'nın 20 kitaplık serisinde çizgisinin dışına çıktığı kitabı Rüya.O realistik ve doğal havadan daha mistik ve Türk dizisi vari bir istisna diye niteleniyor.Zira 9yaşında yetim kalan Angelique karakteri,katedralin gölgesine sığınıyor ve nakışçı,dindar bir aile tarafından evlatlık ediniliyor.Nakış işlerken beyaz atlı prens hayalleri kuran kanatsız meleğimizin karşısına Felicien çıkıyor.
Yazarın 20 kitap boyunca soyaçekim kavramını somutlaştırma amacını görebiliyoruz.Rougon-Macquart soyuna ait olan Angelique Marie karakterinden de delilik,kapris,suç eğilimi,şehvet bekliyoruz okurken.Ama yazarın bu kitapta farklı bir amacının olduğunu farkediyoruz.Ne kadar dna kodları ile doğsak da yetiştirilen çevrenin davranışları,tepkileri etkilediğini göstermek istiyor.Başarıyor da.
Ben severek okudum.Dili basit ve anlaşılır.Eski Türk filmleri tadında.
merhaba, büyük yazar Emile Zola nın Rougon&Macquart serisinden Nana kitabının girişinde yer alan bölümle haberdar oldum ve 20 kitaplık seriyi sırasıyla okumaya karar verdim. bu doğrultuda da sırasıyla Rougon'ların Yükselişi ve Tazı Payı eserlerini okudum.
uzun uğraşlar sonucu edinebildiğim serinin üçüncü kitabı Paris'in Karnı eserini okumadan önce yaptığım okumalar neticesinde serinin önerilen okuma sırasını keşfettim. yazarın kendisi serinin son kitabı olan Doktor Pascal kitabının giriş bölümünde "her romanın kendi başına bir yeri olduğu için zorunlu olmasa da, önerilen bir okuma sırası vermiş" (bakmak isteyenler için seriye ilişkin detaylı bilgilerin yer aldığı İngilizce wikipeida linkini ve okuma sırasının yer aldığı linki incelememin altına bırakıyorum).
önerilen okuma sırasında ikinci sırada yer alan "Ekselans Eugène Rougon" eserinin (Son Excellence Eugène Rougon) maalesef Türkçe basımı bulunmuyor. Para eseri ise çok eski baskı ve günümüz satıcılarında bulmak çok zor. Can yayınları, İş bankası yayınları, Yordam kitap gibi halihazırda Emile Zola kitaplarını yayınlayan; öncelikle düzgün bir çeviri, kaliteli kağıt, estetik kapak tasarımı, basım hatalarının mümkün olduğunca az olması, basım ve dağıtım sürecinin devamlı olması gibi gereklilikler sağlayan kaliteli yayınevleri tüm seriyi sıralı olarak neden basmıyor anlamıyorum. bir okuyucu olarak tüm seriyi okumak istiyorum ve umarım en kısa zamanda dilimize kazandırılmayan yukarıda adı geçen kitap da olmak üzere 20 kitaplık Rougon&Macquart serisi çevirisi, baskı kalitesi ve dağıtım ağıyla sorunsuz şekilde kaliteli bir yayıncı tarafından (şahsen iş bankası, can ya da yordam kitap bunu yaparsa çok mutlu olurdum) biz okuyuculara ulaştırılır.
uzun girizgah sonrası Rüya kitabına gelecek olursam ben eseri beğenmedim. neden
Bazen mutluluklar için birşeyi feda etmemiz gerekir. Ama bu en büyüğü olmuş.Arada bir Angelique'nin Tanrı'ya karşı isyanını görebilirsiniz. Yine kadınların toplum içindeki zor hayatını görebileceğiniz bir kitap.Diğer kitaplar kadar siyasi içerikler bulunmuyor.
Emile ZolaAngelique'in Hülyası
Her şey hulyadan ibaretti.Angelique , saadetin şahikasında , bir busenin hafif soluğu içinde , yok olmuştu . Bu satırlarla son buluyor fransız yazar Emila zolanın Hulya adlı eseri. Kanatimce rus edebiyatından fazlaca etkilenmekle beraber sığ bir çerçevede yazılmış olmasına rağmen damaklarda rahatsız edici bir tad bırakmıyor.
HulyaEmile Zola · Cumhuriyet Kitapları · 2001170 okunma
Émile François Zola (2 Nisan 1840 – 29 Eylül 1902), Fransada natüralizm akımının öncüsü olan ünlü bir yazardır. Zolanın edebiyat dışındaki şöhreti ise, Dreyfus Davasında takındığı aydın tavrından kaynaklanmaktadır. 1897 yılında Fransız ordusunda Yahudi olması nedeniyle askeri yargının duyarsızlığına kurban giden yüzbaşı Dreyfus’u hükümetin bütün baskılarına rağmen savunan ve Fransa devlet başkanına hitaben “İtham Ediyorum” makalesini yayınlayan Zola, baskılardan dolayı Fransayı terkedip bir süre Londrada yaşamak zorunda kaldı. Çabaları sonucunda Dreyfus Davasının yeniden görülüp adaletin yerini bulması sonucu yurduna döndü. Émile Zola, 1902 sonbaharında,kaldığı otelin yatak odasında duman zehirlenmesinden öldü. “Nana”, “Germinal” ve “Meyhane” en tanınmış romanlarıdır.Tüm romanlarında,doğal ve gerçekçi bir tarzla,hayatın zorluklarından bahsedilir.Örneğin Nana adlı romanda yokluktan dolayı batağa sürüklenen bir genç kızın dramı,büyük bir gerçekçilik ve dramla anlatılır.