·
Okunma
·
Beğeni
·
34.327
Gösterim
Adı:
Kör Baykuş
Baskı tarihi:
Aralık 2017
Sayfa sayısı:
98
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052111369
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dorlion Yayınları
Sadık Hidayet,modern İran edebiyatının önde gelen düzyazı ve kısa hikâye yazarıdır. 17 Şubat 1903 tarihinde Tahran'da dünyaya gelmiştir. Fransız Lisesi'nde eğitim görmüştür.

1936 yılında yayımladığı romanı Kör Baykuş, aynı zamanda başyapıtı olarak kabul edilir. Romanın ilk baskısı Hindistan'da yapılmıştır.
Kitapta genel olarak yoğun bunalım, ölüm korkusu ve boşluk hissinden bahsediliyor.
112 syf.
·2 günde·Beğendi·7/10
Kör baykuş aslında ne kısa bir hikaye ne de bir romandır. Yazarın kendi iç dünyasına yaptığı bir konuşmadan ibarettir.Sadece geçmişe dönüştür. Gerçek ile kurgunun iç içe geçtiği uyku ile uyanıklık arasındaki gidiş gelişlerin yaşandığı bir dünyadır. Çoğu yerde mecaz ile gerçek birbirine karışır. Okurken hasta hezayanlarına, karabasanlara,karakter karmaşasına sürükleneceğimiz bir karamsarlığın isürüiçbuluruz kendimizi. Sadık Hidayet'in Kör Baykuş'u onun dünyasını anlamak için önemlidir.Çünkü Kör Baykuş Hidayetin kendisidir aslında.
98 syf.
·Beğendi·10/10
Nedendir bilmem ama başkalarının yaşamları mutluluklari midemi bulandırır
Oysa kendi hayatının tükendiğini acılı bir şekilde usul usul söndüğünü biliyordum.
  • Açlık
    8.3/10 (1.613 Oy)1.443 beğeni5.137 okunma1.285 alıntı45.083 gösterim
  • Siddhartha
    8.5/10 (1.961 Oy)1.849 beğeni5.616 okunma1.872 alıntı33.478 gösterim
  • Anayurt Oteli
    7.3/10 (1.464 Oy)1.086 beğeni5.389 okunma372 alıntı24.953 gösterim
  • Ermiş
    8.4/10 (2.775 Oy)2.501 beğeni8.380 okunma6.300 alıntı43.842 gösterim
  • Aylak Adam
    8.2/10 (3.258 Oy)3.088 beğeni10.942 okunma3.230 alıntı52.265 gösterim
  • Küçük Kara Balık
    8.8/10 (1.937 Oy)1.765 beğeni6.650 okunma823 alıntı37.353 gösterim
  • Kuşlar Yasına Gider
    8.5/10 (1.588 Oy)1.496 beğeni4.336 okunma638 alıntı28.060 gösterim
  • Korkuyu Beklerken
    8.7/10 (1.274 Oy)1.493 beğeni4.222 okunma2.135 alıntı29.064 gösterim
  • Benim Hüzünlü Orospularım
    7.6/10 (1.323 Oy)1.010 beğeni4.499 okunma692 alıntı18.454 gösterim
  • Martin Eden
    9.1/10 (2.736 Oy)2.724 beğeni6.854 okunma4.991 alıntı61.920 gösterim
95 syf.
·Beğendi·8/10·
Satırların arasında koşturdum kitap süresince. Gerginlik, harflerden bir ip olup sarıldı bileklerime.
Düş mü, gerçek mi?
Zaman ve mekan anlamsızlaştı adeta.
Şimdide yürürken dünde koşuyorsun bir anda. Bir içerdesin, bir dışarıda.

Karakterin kendini gölgesine (kendisine) tanıtma isteği ile başlıyor eser. İçe yöneliş, dış dünyayı reddetme, bir aşağılama var. Bununla birlikte bir arayış içinde karakter. Diğer karakterler gerçekten var mı diye bir düşünce sarıyor içini ilerledikçe. Karakterin içinde bulunduğu o utanma ve eziklik duygusu öyle üstüne siniyor ki silkinip atman uzun sürüyor.

Gerçekten anlamak için tekrar tekrar okumayı gerektiren, etkisi uzun uzun devam edecek bir kitap.
95 syf.
·Puan vermedi
Sadık Hidayet gerçekten çok kaliteli, derin ve iyi bir kaleme sahip bir yazar bunun yanında İran Edebiyatı ve Doğu hakkında da yeterince fikir oluşturuyor. Doğudaki gelenek ve göreneklerin bazen ne kadar korkutucu, yıpratıcı ve ürkütücü olduğunu açıkça gösteriyor. İncelemeye bir alıntıyla son vermek istiyorum.
“Sütkardeşi olmama rağmen, ailenin şerefini kurtarmak için, onunla evlenmem gerekiyordu. Çünkü kız, bakire değildi artık; ben bilmiyordum, ben nerden bilebilirdim? Yalnız, ima etmişlerdi bana. Gerdek gecemizde yalnız kaldığımız zaman yalvardım yakardım, razı olmadı, inat etti, soyunmadı, "Aybaşılıyım!" dedi, beni yaklaştırmadı yanına, lambayı söndürdü, odanın öbür köşesine gitti, yattı uyudu. Söğüt yaprağı gibi titriyordu, hani sanki kendisini bir canavarla birlikte bir hücreye kapamışlardı. Kimse inanmaz, zaten inanılır gibi değil. Hiç değilse dudaklarından öpsem; ona bile bırakmadı. İkinci gece, ilk geceki gibi, aynı yerde kuru toprakta yattım. Ertesi geceler de öyle, elimden bir şey gelmedi. Hâsılı, uzun süre, odanın bir ucunda kuru toprakta uyudum. Kim inanır? İki ay, hayır, iki ay dört gün, onun uzağında hep yerde uyudum, ona yaklaşmaya cesaret edemeden.

Kızlık çarşafı işini güvercin kanıyla önceden ayarlamıştı.Beni daha da maskara edebilmek için, belki de kendisinin ilk sevişme gecesinden sakladığı çarşaftı bu. Herkes kutlamıştı beni, göz kırpmışlardı bana, her halde şöyle dediler içlerinden: "Delikanlı kaleye girdi dün gece!" ve ben sineye çektim, şapşallığıma gülerlerdi. Günün birinde hepsini yazmaya ant içtim”
114 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
İlk kitap incelememle sizlere 'Merhaba' demek istiyorum öncelikle. Bu platformu rastgele bulmakla birlikte böyle bir platformun olması beni son derece mutlu etti.
Gelelim kitaba, bu kitabı kütüphaneden edindim ve yazar hakkında daha önceden bilgi sahibi değildim. Kitabı okumadan önce çok bilindik kitap sitelerinden yorumlarına baktım, gayet güzel yorumlara sahipti ve bu kitaba bir an önce başlamak için beni teşvik etti.
Kırmızı yayınevinden çıkan bu kitabın çevirisini Makbule Aras yapmış. Kitabın başlangıcında kendisinin 15 sayfalık bir sunuş yazısı, daha doğrusu kitabın kendince bir değerlendirmesini yaptığı bir bölüm bulunuyor. Ben önce bu yazıyı okuyarak kitaba başladım ama siz tercih ederseniz, bu yazıyı sona bırakabilirsiniz. Çünkü böylelikle kitabın içeriğindekilerle bu yazı daha çok kafanıza yerleşecektir. Bu değerlendirmeden dikkatimi çeken kısmı sizinle paylaşacağım. Bu kısım tamamen kitap hakkında hissettiklerim gibi olmuş.
"Okur, günlerce sürecek hummalı bir kıvranışa, zihnini işgal eden bir alemin görüntüleriyle gerçek-hayal arası bir iklimde gezinip durmaya, kulaklarında çınlayıp duran alaycı, bilge,"Senin hiç bir şey bildiğin yok!" edasındaki kahkahaya, sisler içinden kendini duyuran bir baykuş sesine hazırlıklı olmalıdır."
Kitabı bitirdikten sonra içinizde tam buna benzer bir şeyin olması muhtemel. Gerçek-hayal ikliminde çok gezinip durdum ben mesela. Kitapta birbirine paralel iki hikaye, birbirinden çok farklı ama neredeyse birbirinin aynı olaylar örgüsü, tekrarlar var. Sanki bir olay yaşanmış diğeriyse hayal. Veyahut ikisi de gerçek, veyahut ikisi de hayal. Asla bunun ayrımına varamayacaksınız gibi.
Kasvetli bir ruha sahip genel olarak anlatıcı, ama bu sizi öylesine içine çekiyor ki bunaldım bırakayım gibi bir yola girmesi zor görünüyor. Anlatım şekli, içeriği bana biraz Hasan Ali Toptaş'ı çağrıştırdı. Gölgesizler ve Ben Bir Gürgen Dalıyım kitabını okumuş olduğum Toptaş, Sadık Hidayet' in çizgisinden ilerliyordur belki.
Sadık Hidayet 1903-1951 yıllarında yaşamış İranlı lakin Türk kökenli bir yazar. Ve yazarın ölümü intiharla gerçekleşmiş. Anlaşılan o ki bu kitaptaki kasvetli hava ruhuna da hakimmiş.
Son olarak bu kitap kesinlikle okunması gerekenler arasına girer. Az sayıda sayfasıyla çok derin duygular içine sokması, düşündürmesi, dili, sürükleyiciliğiyle benden 10 üzerinden 8 puan aldı.
Elimde bir adet daha Sadık Hidayet kitabı var fakat o kitap Kör Baykuş kadar sevilmemiş genelde. Yine de ona da bir şans tanıyacağım. Önümüzdeki günlerde o ve başka kitaplarla ve yeni incelemelerle geleceğim inşallah. İyi okumalar, kitaplı günler.
95 syf.
·10 günde·Puan vermedi
Kitabın sayfalarına afyon mu serpistirmisler ne yapmışlarsa okudukça zihnim bulanıyor. Kitap resmen içine alıp kendi karanlığında kaybediyor okuyanı, rüyamda mı kitap okuyorum yoksa kitap okurken rüya mı görüyorum farkında değilim. Eee madem öyle niye okuyorsun? diye de sorabilirsiniz. Seviyorum beni hasta eden kitapları...
88 syf.
Yazacaklarıma tam olarak “inceleme” denemez fakat son zamanlarda okuduğum kitaplardan beni en çok etkileyenlerden, hafızamda kalıcı yer edindiğine inandığım kitaplardan oldu Kör Baykuş bu sebeple de birkaç şey yazmak geldi içimden, naçizane..

“Kendimi bütün ruhumla unutmanın uykusuna bırakmak istiyordum.”

İranlı yazar Sadık Hidayet tarafından kaleme alınan eser ilk olarak 1936 yılında Hindistan’da, İran’da satılmasının yasak olduğu notuyla yayımlanıyor.

Kitapta “kahramanın” içinde bulunduğu ümitsizlik ve bunalım anlatılıyor. Birçok kişiden bahsediliyor kitapta fakat aslında hepsi bir tek kişi, anlatıcının içinde bulunduğu buhranla dönüştüğü kimliklerdir o kişiler... Kitaptaki olaylar zamandan ve mekandan bağımsız anlatılıyor. Anlatılanın rüya mı hayal mi yoksa gerçek mi olduğunu olayın sonuna gelmeden anlamıyorsunuz. Bu belirsizliğe rağmen insanı ne sıkıyor ne yoruyor. Zaten ince bir kitap... İlk 5 sayfada Behçet Necatigil İran Edebiyatından ve Sadık Hidayet’ten bahsediyor. Özellikle Hidayet’in 1951’de uzun arayışlarla Paris’te havagazı olan bir ev bulup tüm açıklıkları tıkayıp intihar etmiş olduğunu okumak kitaptaki bunalımı yaşatıyor insana. Yazarın içinde bulunduğu topluma duyduğu öfkeyi de hissediyoruz aslında birçok yerde. Sayfa 81’den başlayan yazarın arkadaşı olan Bozorg Alevî’nin yazdığı biyografyada hissettiklerimizin doğruluğunu görüyoruz.
95 syf.
·4 günde·2/10
Her duygu durumu aşırılaştırmaya varacak kadar dramatize edilmiş. Okurken karında bir baskı hissetmemek elde değil. Sayfalarca abartılı, süslü fakat bayağı tamlama ve benzetmelerle örülü bir kitap. Kahramanın iç sıkıntısı, ruhsal bunalımı, nefreti okadar rahatsız edici tasvirlerle anlatılmış ki bittiğinde görmeyeceğiniz bir yere kaldırmalısınız. Bende bıraktığı etki oldukça rahatsız edici oldu.
95 syf.
·Puan vermedi
”Hayat tecrübelerimle şu yargıya vardım ki, başkalarıyla benim aramda korkunç bir uçurum var, anladım. Elden geldiğince susmam gerek, elden geldiğince düşüncelerimi kendime saklamalıyım. Ve şimdi yazmaya karar vermişsem, bunun tek nedeni, kendimi gölgeme tanıtmak isteğidir.”
.
.
.
"Yaralar vardır hayatta, ruhu cüzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen, kemiren yaralar.” .
.
.
.

Hem İran edebiyatıyla , hem de Sadık Hidayet’le tanışma kitabım oldu kendileri. İnce bir kitap olmasına rağmen öyle hemen okunacak bir kitap değil. Okuyup da anlaması ve anlatması zor bir kitap. Kitap herkes için başka şeyler görüp başka şekilde yorumlayacağı bir metine sahip. Olaylar yer mekan ve zamandan bağımsız ilerliyor.
.
.
.

Kitabın sonunda onu tanıyan birisi tarafından yazılan biyografisi var Sadık Hidayet'in orayı okuduktan sonra daha anlamlı geliyor.
.
.
.
Okumak isterseniz daha sakin kafayla okumanızı tavsiye ederim
95 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Kör baykuş
Sadık hidayet ile tanışma kitabımız oldu.

Eser bence katagorik olarak kült roman tasvirine en uygun, sıradışı tabirini en fazla hakeden eserlerden birisi olmuş.


Bir yazar eserinde ne kadar vardır bilemiyorum ancak Kör Baykuş'un Sadık Hidâyet'in intihar ile son bulan ruh halinden izler taşıdığı muhakkak başka türlü bu ölçüde gerçek bir ruhsal betimlemenin mümkün olamayacağı kanaatindeyim.

Zor, karmaşık, kasvetli bir kitap oldu Sadık Hidâyet'i sevenlerine bırakalım biz yeni kitabımıza geçelim :)

Kitapla ilgili görüşlerinizi merak ediyorum her zamanki gibi :)
95 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Dönüp dolaşıp aynı yere gelinen noktanın adı Kör Baykuş.

Hidayet'in roman boyunca yazdıkları tamamen hayal mi, anlatıcının afyon etkisiyle yazdıkları mı, yoksa bir gerçeklik payı var mı aslında roman boyunca bilemiyoruz. Aslında hikaye son derece ilgi çekici bir şekilde kadın karakterin anlatıcı tarafından öldürülmesi ve parça parça kesilip bir bavula konmasıyla başlar. Böyle anlatınca çok dehşetengiz bir anlatım varmış gibi görünebilir ama romanın başlangıç kısmı son derece basit bir anlatıma sahiptir. Hatta Hidayet'in en popüler ve iyi kitabı bu muymuş hissiyatı kitabın üçte birini geride bırakırken okurun içini kaplar. Fakat sonra asıl hikaye başlayınca başta anlatmak istediğim kısır döngümüz de başlar anlatıcıyla birlikte ve kitap kurgu, hikaye zenginliğini gösterir bizlere.

Kitap baştan sonra "ben anlatıcı" diliyle yazılmıştır fakat anlatıcının hikaye ettiği birçok karakter girer devreye kitap boyunca. Karakterlerden ihtiyar adam özelinde, kurgu boyunca birçok dönüşümü ve hikayenin kısır döngüsünü izleriz. İhtiyar adam başta mezarcıdır, sonra sergici olur, bir gün gelir kayınbaba olur ama onu anlatan tek imge romanın başından sonuna devam eden pis, şeytani gülüşüdür.

Ölüm imgesi kitabın en başından sonuna kadar görünür. Bu kitap, tıpkı Diri Gömülen hikayesinde olduğu gibi Hidayet'in intiharla bulacak sonunun öncül belirtisidir. Roman en başından kadın karakterin ölümüyle başlar, sonunda da anlatıcımızın aynı şekilde ölümüyle biter. Ölüm imgesi, romanın başlangıcı ve sonucu haricinde bazen kitabın içlerinde Hidayet'in fikirleri olarak, bazen anlatıcının rüyalarında kafası kopan insanlar olarak, bir anlatımda kobra yılanı tarafından sokulup ölen babası olarak roman boyunca devam eder.

Bu kitabın döngüselliği, bir sayfada değindiği bir olayın başka bir sayfada aynen karşımıza çıkmasıyla oluşur. Zehirli şarap birçok yerde bulunur örneğin ya da sarhoş polisler veya atkılı ihtiyar adam. Bu anlatımlar, noktası virgülüne neredeyse aynı olarak kitabın birçok tarafında karşımıza çıkmaktadır. Yazarın burada göstermek istediği aslında hikayenin biraz kurgusuna işaret biraz da kendisinin çıkmaz bir sokakta, düşüncelerinin dehlizinde, kısır döngüsüne olan işarettir.

Ne yazık ki bu büyük yazar düşüncelerinin dehlizinden çıkamayıp genç denilebilecek bir yaşta öldürmüştür kendini. Yaşarken ölümü bu kadar çok anlatan bir yazardan da belki eceliyle ölmesi pek beklenmezdi ama keşke eceliyle ölebilse ve biz edebiyatseverlere çok daha fazla eser bırakabilseydi demeden de edemiyor insan.
111 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Şimdiye de ilk kez karşılaştığım bir biçim, bir türeyiş vardı kitapta... Her şey anlatılabilir, kuantum fiziği, mikrobiyoloji...
Fakat bu kitap anlatılamaz. Hatta belki yaşanamaz bile. Sadece bir pencereden izlenebilir. Öykünün kahramanının baktığı o pencereden...
Mutlaka okunmalı... Fakat uyarıyorum, gündüz okurken karanlığı, gece okurken yalnızlığı hissedersiniz bu kitapta.
Çünkü benim için hiç önemi yok, inanmış inanmamış başkaları. Lâkin tek korkum: yarın ölebilirim kendimi taniyamadan. Hayat tecrübelerimle şu yargıya vardım ki, başkalarıyla benim aramda korkunç bir uçurum var, anladim, elden geldiğince susmam gerek, elden geldiğince düşüncelerimi kendime saklamalıyım. Ve şimdi yazmaya karar vermişsem, bunun tek nedeni, kendimi gölgeme tanıtmak isteğidir. Duvardan doğru eğilmiş, yazdıklarımı oburca yutmak, yok etmek isteyen gölgeme. Işte onun için denemek istiyorum. Birbirimizi olaki daha iyi tanırız. Uzun zamandır başkalarıyla bütün bağlarımı koparmışım, kendimi daha iyi tanımak istiyorum.
Aynanın karşısında söyleniyordum kendi kendime: "Senin derdin o kadar derin ki, gözlerinden belli oluyor. Ağlayacak olsan, göz yaşı gözlerinin derinliklerinden gelir; belki hiç gelmez..!"
Amacım vasiyetname yazmak mı? Asla! Çünkü ne malım var kadıya verecek, ne dinim var şeytana verecek.
Sadık Hidayet
Sayfa 45 - Ayrıntı
Ayyaş olan, gider kafayı çeker, yazar yazı yazar, taş ustası taş yontar; herkes içindeki ukdeyi, hayatının güçlü olan hareket alanlarına döker.
Sadık Hidayet
Sayfa 29 - Ayrıntı
Unutmam mümkün olsaydı, unutmak sürekli olsaydı, gözlerim kapansaydı da azar azar uykunun ötesine, mutlak hiçliğe gömülebilseydim, varlığımı artık hissedemez olacağım noktaya varsaydım..
Sanki ismini eskiden biliyordum.
Ruhlarımız önceki bir hayatta, cisimsiz maddesiz bir âlemde karşılaşmış da tek asıldan, tek maddeden oluşmuş, böylece bizim yeniden birleşmemiz âdeta kaçınılmaz olmuştu.
Ben bu hayatta da onun yanında olmalıydım.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kör Baykuş
Baskı tarihi:
Aralık 2017
Sayfa sayısı:
98
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052111369
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dorlion Yayınları
Sadık Hidayet,modern İran edebiyatının önde gelen düzyazı ve kısa hikâye yazarıdır. 17 Şubat 1903 tarihinde Tahran'da dünyaya gelmiştir. Fransız Lisesi'nde eğitim görmüştür.

1936 yılında yayımladığı romanı Kör Baykuş, aynı zamanda başyapıtı olarak kabul edilir. Romanın ilk baskısı Hindistan'da yapılmıştır.
Kitapta genel olarak yoğun bunalım, ölüm korkusu ve boşluk hissinden bahsediliyor.

Kitabı okuyanlar 4.909 okur

  • Zekeriyya akbaş
  • fuat baskan
  • irem
  • Bookworm
  • Şerif abi
  • Gökhan Civanlı
  • Kezban Altın
  • Olçum Erdan
  • SihirliFlut

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.1 (1)
9
%0.1 (1)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları