Stefan zweing; gerçekten harika bir yazar, her ne kadar kitapları kısa olsa da az şeyle çok şey anlatır hep. Aslında çizgisi hep aynı dil ve anlatımı kendisine özgü, konuları ise değişken ve adeta her şeyden ve herkesten bahsediyor.
Okuduğum 13. Kitabı olan korku gerçekten çok güzel bir hikayeydi.
Başımıza ne geliyorsa kendi yaptıklarımızdandır ve korkuda aynı şekilde kendimiz neden oluyoruz. Aslında korkularımız yüzelşmeli ve başa çıkmalıyız. Çünkü biz korktukça korkularımız daha da büyümektedir. Yazarın dediği gibi "korku cezadan daha kötü bir şeydir."
Korku kitabına gelirsek, kitapta kocasını aldatan ve şantaja maruz kalan bir kadının psikolojik yaşantısını anlatmaktadır. En iyisi sizi kitapla başbaşa bırakmak konuyu bilmeniz yeterli fazla ayrıntıya girmeye gerek yok.. Allah kimseyi aldatılan bir konuma getirmesin.
İyi okumalar...
Okurken gerildiğim bir kitap oldu. Her an yakalanma korkusunu romanın kahramanı ile yaşadım. Akıllıca düşünen bir insanın korktuğu, zor duruma düştüğü bir anda mantığını geri plana attığı, korkunun insanı nasıl zayıflatabilieceğini gösteren kısa bir öykü. Yapılan her hatanın bir dönüşü olduğunu bu dönüşün ne kadar erken olursa o kadar az zararla son bulacağını gösteren, sevdiklerimize, evimize, eşimize, çocuklarımıza zaman ayırmanın önemini ara ara hissettiren tek solukta okunacak bir öykü
Yine Stefan Zweig ve yine muhteşem ötesi bir eseri daha.
Zweig'ın insan psikolojisini ve özellikle kadın psikolojisini ne kadar iyi inceleyip kaleme aldığını çok iyi biliyoruz.
Korku adlı eserini okuyarak ise bunu iyice pekiştirmiş oluyoruz.
Sadık bir kocaya, mükemmel çocuklara ve huzurlu bir hayata sahip olan Irene, kendinden daha düşük seviyede olan genç bir piyanist ile kaçamak bir maceraya atılır ve olaylar silsilesi peşini bırakmaz.
Genç bir kadının kendisine şantaj yapmasıyla, Irene korku duygusu ile çok sık karşılaşmış olur.
Birçok duyguyu yaşayan bu zengin kadın ne yapacağını asla bilemez ve yalanlarına devam eder.
Kitabın sonuna değinmek istemiyorum. Bana çok ters bir bakış açısı ve çözüm yolu oldu.
Vicdan azabıyla bir süre de olsa yaşanacağını düşünüyorum. Fakat korku dolu bir hayatın çok fazla süreceğine kanaat getiremem.
Her saniye korku ile yanıp tutuşan insanın hayattan zevk alması olanaksız. O yüzden sonuçları her ne olacaksa olsun korkuyla yüzleşmek gerekir.
Daha fazla uzatmayacağım. İncelememi kitaptan bir alıntı yaparak bitiriyorum :)
"Korku aldığı cezadan daha beterdi, çünkü ceza bellidir ve ne kadar ağır olursa olsun yine de önceden hissettiği o korkunç belirsizlikten ve zalim endişeden çok daha iyidir."
KorkuStefan Zweig · Zeplin Kitap · 2017124,8bin okunma
Bu zamana kadar 7tane stefan zweig kitabı okudum ve en beğendiklerim listesine girdi.Kitap tavsiye eder misin deseler gözüm kapalı önerebilirim bu kitabı.Daha ilk sayfadan sizi içine alıyor ve sürükleyici sekilde devam ediyor. Sonunu az çok tahmin edebilmiştim ama yine de sürpriz bir son oldu.
KorkuStefan Zweig · Zeplin Kitap · 2017124,8bin okunma
Stefan Zweig kitaplarını alıp kitaplığıma koymuştum ardı ardına ama okumak kısmet olmadı hiç. Hatta birini 2015 te almışım. Dün gece birine başladım ve dün geceden bu geceye 3 kitabını bitirdim.
Henüz bitirdiğim kitabı, Korku. Gerile gerile okudum, kadının ruh halini hissederek. Sanki ben bir şeyler saklıyormuşum gibi hissettim.
Kaybetme korkusuyla, rezil olma korkusuyla, incinme korkusuyla, sevilmeme korkusuyla, görmezden gelinme korkusuyla ardı arkası kesilmeyen hatalar zincirini okudum ve her ne olursa olsun, tüm bu korkuları yaşamaktansa ölmeyi yeğleyen bir insanın çaresizliğini hissettim.
Yazarın anlatımı içime işledi diyebilirim..
Yaptığı hatayı ve aldatmayı bir kenara bırakırsak eğer, herkes hayatında korkuyla kararlar vermiştir, sonuçlarını bile bile yanlış adımlar atmıştır. Büyük veya küçük yalanlar söylemiştir, hepsinin temelinde korku var.
Kadının korkusunu gören kocası gibi olabilse keşke insanlar, yanındayım diyebilseler, herkes hata yapabilir diyebilseler.. Ama insanlık bundan yoksun ve sırf bu yargımız yüzünden korkusuna yenik düşüp hayatına son vermeyi daha kolay görebilen insanlar var.
İnsanları korkularıyla sınamayı bıraktığımızda her şey daha güzel olacak...
{ kitap incelemesinden daha çok, hissettirdikleri üzerine yorumladım. İdare edin :)) }
Bu kitap duygu dünyası olarak ne yazık ki bana eksik geçti kişisel bir görüş olarak kocasının onun hatasını fark edip ona benliğine ve yuvasına dönme şansı olarak güttüğü yola okeyim lakin psikolojik ve duygusal açıdan kocasının eşine daha çok yön vermesini beklerdim bence bir tık bu kitabın ruhu eksik lakin kesinlikle okuduğuma pişman yada okunmasını önermeyecek kadar eksik değil
Tek düze yaşamaktan, evliliğinden, çocuklarından, mevcut hayatından sıkılan ve heyecan arayan Leydi Irene eksik hissettiklerini dışarıda, bir gönül macerasında bulacağını düşünüyor. Yine de aradığını bulamıyor bu ilişkide. Ta ki karşısına çıkan şantajcıya kadar. İşte KORKU böyle başlar. Yaptığı hatanın öğrenilmesi utancı mı yoksa elindekilerin kıymetini bilemeyip kaybetme düşüncesi mi korkusunun temel kaynağını oluşturuyor diye sorguluyor stefen zweig.
Bu hikayede yanan fritz oldu arkadaşlar evet irene büyük bir ders aldı fakat fritz ömür boyu hayatında olacak bir şüphe kazandı fritz gibi seven ve anlayışlı birini bulmak dileğiyle
KORKU
Stefan Zweig’in Korku adlı eseri, insan ruhunun en zayıf noktalarına inen güçlü bir psikolojik anlatıdır. Düzenli ve saygın bir hayat süren Irene Wagner, yaşadığı yasak ilişkinin ardından yakalanma endişesiyle kendi zihninde kurduğu bir korku dünyasının içine hapsolur. Zweig, korkuyu dışsal bir tehditten çok, suçluluk duygusunun beslediği yıkıcı bir güç olarak ele alır. Irene’in her ayrıntıda tehlike araması, korkunun mantığı nasıl felç ettiğini açıkça gösterir. Akıcı ve yoğun anlatımıyla eser, okuru karakterin iç çatışmasına ortak eder ve korkunun insanı yavaş yavaş ele geçiren, kaçışı olmayan bir duygu olduğunu çarpıcı biçimde hissettirir.
KorkuStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Yayınları · 2022124,8bin okunma
Nasıl olsa onlar zamanı gelince yaptıklarıyla kendilerini tanıtıyorlar...
(Paul Auster)
!! Dönemimizi ve okuduğum bu kitabı bir cümlede anlat deselerdi; "Herkesten her şeyi bekle ama kimseden birşey bekleme" olurdu.
!! Dönemimizde en tehlikeli şey nedir diye sorsalar; doyumsuz bir erkek kadar doyumsuz bir kadın derdim.
!! Peki bir insanı vicdanıyla baş başa bırakmanın en iyi yolu nedir diye sorsalar; ya affedin derim ya da affetmeyin, silip atın derim.
!! İhanet yalanla birleşmiş iki günahın toplamıdır. Bu ihanet kendisiyile korkuyu da beraberinde getirir. Ya kaybetmek istemediklerinden ya da kaybettiklerindendir bu korku. Yalanın fazlası kaybetmeye götürür insanı, ihanetin ağırlığı korkuya taşır sizi. Peki korkunun fazlası intihara sürüklemez mi?
!! İhanet bulaşıcı bir hastalık gibi. Zavallı insanlara özel bir yetenek. Mutluluk katlanarak artar, yalan katlanarak artar, ihanet saklandıkça ağırlaşır öyle değil mi?
Stefan zewig'ten öğrendiğim şey bu. İhanetin bilerek bilmeyerek topluma sürülmesi.
Bilmeyerek yapılan ihanet ve bilerek yapılan ihanetin arasındaki fark nedir biliyor musunuz? Kaybettiklerinizdir. Bilmeyerek yapılan bir ihanet sizi seven insanı kazanmadan kaybetmektir ve bilerek yapılan ihanette şerefini ve karakterini bir yalana satan insanın, kendini seven insanı kazanıp kaybetmesidir. Hangisinin size daha acı verdiğine siz karar verin.
Peki neden hep Stefan'ın kitaplarında ihaneti ve sevgiyi, boşluğu okuyorum bilmiyorum ama kitaplarını okurken, sevipte kaybettiğin insanların eşyalarını toplamaya çalışmak gibi hissettirdiği duygu.
Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu'nda bir adamın bilmeden yaptığı ihaneti kaleme almış ve Korku kitabında bir kadının bilerek yaptığı bir ihaneti kaleme almış. Okumak istediğiniz karakter size kalmış.
Bir insan hayatınızı
KorkuStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Yayınları · 2022124,8bin okunma
Stefan Zweig, Avusturyalı yazar ve gazeteciydi. Edebi kariyerinin zirvesinde olduğu 1920'li ve 1930'lu yıllarda, dünyanın en çok çevrilen ve en popüler yazarlarından biriydi.
Zweig, Viyana, Avusturya-Macaristan'da büyüdü. Honoré de Balzac, Charles Dickens ve Fyodor Dostoyevski gibi ünlü edebiyatçılar hakkında Üç Büyük Usta (1920) ve belirleyici tarihsel olaylar hakkında Yıldızın Parladığı Anlar (1927) adlı tarihsel incelemeler yazdı. Ayrıca Joseph Fouché (1929), Mary Stuart (1935) ve Marie Antoinette'nin biyografilerini yazdı. Zweig'ın en bilinen kurgu eserleri arasında Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu (1922), Amok Koşucusu (1922), Korku (1925), Karışık Duygular (1927), Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat (1927), psikolojik roman Sabırsız Yürek (1939) ve Satranç (1941) yer almaktadır.
1934 yılında Almanya'da Nazi Partisi'nin yükselişi ve Avusturya'da Ständestaat rejiminin kurulmasının bir sonucu olarak Zweig, İngiltere'ye göç etti ve 1940 yılında kısa bir süre New York'a ve daha sonra yerleştiği Brezilya'ya taşındı. Son yıllarında bu ülkeye aşık olduğunu ilan edecek ve Brezilya, Geleceğin Ülkesi adlı kitabında bu ülke hakkında yazacaktı. Yıllar geçtikçe Zweig, Avrupa'nın geleceği konusunda giderek daha fazla hayal kırıklığına uğradı ve umutsuzluğa kapıldı. 23 Şubat 1942'de Petrópolis'teki evlerinde eşi Lotte ile birlikte aşırı dozda barbitürattan ölü bulundu. Eserleri birçok film uyarlamasına temel oldu. Zweig'ın anı kitabı Dünün Dünyası (1942), I. Franz Joseph yönetimindeki Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun çöküş yıllarındaki yaşamı betimlemesiyle dikkat çeker ve Habsburg İmparatorluğu hakkındaki en ünlü kitap olarak anılır.