Adı:
Korku
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
112
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059734387
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Tutku Yayınevi
Sekiz yıllık mutlu bir evlilik ve burjuva yaşamının getirdiği rahatlık, Irene'i nedenini anlayamadığı bir şekilde yasak bir ilişkiye sürüklemiştir. Bu ilişkiyi öğrenen bir şantajcının kendisine musallat olmasıyla birlikte hayatında ilk kez karşılaştığı büyük bir korkunun pençesine düşer. Bu korku, suçluluk, utanç ve öfkeyi de beraberinde getirmesinin yanında, Irene'in tüm değer yargılarını da gözden geçirmesine neden olacaktır.
"Korkmaktan korkmayalım artık. Ordular ilk hedefiniz kendiniz!" Büyük Ev Ablukada

Fobofobi. Korkmaktan korkmak. Sınırsız bir korku döngüsü içinde kalmak. Belki de neden korkacağını bilememenin verdiği bir korku girdabı.

Çağımızda herkes için bir korku çeşidi var. Bunun içinde yerfıstığı ezmesinin, yerken, damağa yapışmasından duyulan korku çeşidi olarak arakibutirofobi, sakaldan ya da sakallı kişilerden korkmanın çeşidi olarak pogonofobi ya da güzel kadınlardan korkmanın çeşidi olarak venüstrafobi gibi korku çeşitleri de var. Fakat Zweig'ı bilirsiniz. Etiketlendirmelerle vakit kaybetmez bizim Zweig. İnsanın içinde olup biten buhranları en kesif bir şekilde ne yapar ne eder ama anlatmasını bilir.

Sahi neyden korkmuyoruz ki biz artık? Her gün korkacağımız yeni şeyler çıkıyor karşımıza. Korkunun bir süreç olduğunu bildiğimizden ötürü de sonucun soru işaretleriyle dolu olması bizi daha da alt ediyor çoğu zaman. Ygs-Lys'lere giriyoruz geleceğimizden korkuyoruz, pişmanlıklar duyuyoruz geçmişimizden korkuyoruz, anı yaşayamıyoruz şimdiki zamanımızdan korkuyoruz... Sevilecek insanlar çıkıyor karşımıza ve biz sevmekten korkuyoruz, karşımızdaki insanlara onların istediği türden hareketler yapmazsak da sevilmemekten korkuyoruz... Sanki kitaptakine benzer olduğu gibi hayattaki her parçanın bize şantaj yapmaya çalıştığını düşündüğümüz bir ortamda büyüyoruz. Korkarken bile doğru dürüst korkamıyoruz, çünkü korkunun mistikliği arasında kaybolup gidiyoruz.

Damarlarımız genişliyor, kan basıncımız artıyor, kalp atış hızımız artıyor, göz bebeklerimiz büyüyor... Aynı kedilerin nereye gittiklerini bilmeden rastgele yürümeleri gibi biz de rastgele yürüyoruz ölüme kadar. En çok da ölümden korkuyoruz denilir her zaman fakat hiç ölümle barışık olmayı deniyor muyuz? Belki de o zaman korku sürecinin sonunu göreceğiz. Belki de o zaman korkularımızın yersizliğini nice özgürlüklerimizle birleştireceğiz.

Iron Maiden'ın da dediği gibi karanlığın korkusu zaten esas olan. En karanlık olan da insanın nefsiyle, vicdanıyla ve kendisiyle verdiği o savaşın rengi değil mi? Belki de senden habersiz kaç hücre intihar ediyor içinde? Yoksa Zweig bir adrenalin şırıngasının mı içinde? Kitapta bahsi geçen piyanistin, piyanonun tuşlarına vurduğunda seyircilerde oluşan ürperme gibi beynimizin vurduğu tuşlara karşı kalbimizin korkusunu engelleyebiliyor muyuz?

Sınırlarını bilmediğimiz her şey korku doludur. Zweig da insan ruhunun sınırları konusunda Freudspor'lu olduğu için senden korkuyorum Zweig. Zamanında böyle kitaplar yazabilmiş olduğun için korkuyorum. Zira senin de dediğin gibi uzaklarda iyiliksever, kocaman bir güneş gibi iyileşme umudunun olduğunu ben de biliyorum. Fakat ben zaten korkamamaktan korkuyorum. Çünkü bilim adamları yüzlerce korku çeşidi sıralarken korkamamaktan korkmanın tanımını es geçmişler. Daha tanımlandırılmamış bu korkma çeşidini 1934'ten sonra Brezilya'da senin gerçekleştirdiğini biliyorum. Hitler sana ve eşine korkamamaktan korkmayı öğretmişti çünkü. İyi ki zamanında korkmuşsun. Çünkü Allah'ın Amazon Ormanları'nda yeni böcek türleri keşfetmek varken Satranç kitabını o kesif korkuyla yazabilmişsin.

Korku deyip de geçmeyin, bir gün ruhunuzun depresif sınırlarında perende atarken olur ki Korku kitabına rastlarsanız alabildiğinize korkun diye.

Çünkü korku özgürlüktür.
Stefan Zweig ve ‘Korku’.
Korku gerçekten üstadın da dediği gibi cezadan daha ağır mıdır?

Kesinlikle öyle (en azından bence). Her ne kadar kitapta başka bir konu ve başka bir korkudan da bahsedilse, kitabı okurken cesaretlenip kendi korkularımla yüzleşmeye kalkıştım. Ve yazarla aynı fikri paylaşarak kapattım. Korku gerçekten de cezadan daha ağır. Belki de bu yüzden korkuya dayanamayıp cezası ölüm bile olsa korkumuzla yüzleşiriz çoğumuz. Ya da hiç ardımıza bakmadan kaçarız korkumuzdan, kaçabildiğimiz kadar (sanki kaçacak yer varmış gibi).

Kitap Zweig’nin bizi sessiz sedasız iç dünyamızla yüzleştirdiği değerli eserlerinden biri. Kitabı okurken konudan koptuğum zamanlar oldu. Burada yazar masumdur. Zira bunun yegâne suçlusu benim aynı zamanda kendi korkularımı aklıma getirişim ve onlarla nasıl baş ettim ya da etmeye çalışacağımı düşünerek kaçırdığım yerlerdir.

Gelelim kitapta beni en etkileyen yere. Bir kadının aldatmasını konu edinmiş olan bu hikâyede kadının aldatmaya giden serüvenindeki tavrı şaşırtıcı derecede kadınsı geldi bana. Elbette kadınları tanıdığımı ima edecek kadar budala değilim. Zira bunu kimse yapamaz:) Fakat erkek bir yazarın bir kadının tam anlamıyla farkına varamadan aldatma sürecine nasıl yavaş yavaş düştüğünü bu denli etkileyici aktarmış olması şaşırttı beni. Aklıma acaba bir kadından dinlediği bir hikâyeyi mi kitaplaştırdı diye bile geldi. Çünkü kadını ihanete götüren sebeplerin basitliğini, süreç içinde aslında çok etkilenmemesine rağmen nasıl sürüklendiğini ve tehlikeyi görür görmez eşini aldattığı adamı ne kadar kolay sildiğini okuyunca bir erkek elinden çıkmak için fazla kadınsı bir aktarım olduğunu düşündüm. Bu da yazarın ne kadar başarılı olduğunun net bir kanıtı.

Zweig bu kitabıyla da bana diğer kitaplarını da okumam gerektiği düşüncesini tekrarlattı. Severek okudum.
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.271 Oy)19.024 beğeni43.269 okunma2.963 alıntı182.507 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.531 Oy)8.811 beğeni28.634 okunma836 alıntı139.298 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.692 Oy)13.387 beğeni34.457 okunma3.372 alıntı145.683 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.431 Oy)8.008 beğeni22.718 okunma816 alıntı89.467 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.875 Oy)8.831 beğeni26.280 okunma2.659 alıntı114.389 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.551 Oy)9.056 beğeni25.285 okunma1.515 alıntı126.149 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.642 Oy)5.747 beğeni19.616 okunma830 alıntı100.877 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.0/10 (9.687 Oy)11.431 beğeni28.454 okunma1.560 alıntı149.172 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.251 Oy)9.221 beğeni25.538 okunma1.773 alıntı118.339 gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (4.406 Oy)3.907 beğeni12.934 okunma1.183 alıntı52.788 gösterim
Korku genel itibariyle gerçek bir tehlike ya da tehlike olasılığının, düşüncesinin uyandırdığı kaygı duygusu olarak tanımlanır. Daha birçok şekilde tanımlanabilecek, üzerinde derinlemesine inceleme yapılabilecek korku kavramının ne şekilde ortaya çıkabileceği, insan bilincindeki etkilerinin neler olabileceği gibi sorular, Stefan Zweig'ın 70 sayfalık hikayesiyle cevap buluyor. Okuduğum ilk Stefan Zweig kitabı olan "Korku" insanoğlunun en temel duygu durumlarından birini ele alıyor. Çeşitli nedenlerle insanı pençesine alan ve kolay kolay bırakmayan korku hissini. Stefan Zweig vermek istediği mesajı, okurda uyandırmak istediği duyguları sayfa sayısını kısa ve öz tutmasına rağmen kişiye başarılı bir şekilde aktarıyor. Yani kitaplarının geneli az sayfa sayısına sahip olan Zweig, "az cümleyle çok şey nasıl anlatılabilirin" bariz örneklerini veren yazarlardan biri.

Kitabın konusundan kısaca bahsedecek olursam; Irene Wagner, avukat olan eşi ve iki çocuğuyla gösterişli bir hayat süren, maddi kaygı nedir bilmeyen bir kadındır. Bu rahat ve ışıltılarla bezenmiş hayattan sıkılan Irene, kendisini genç bir piyanistin kollarına atar. Ancak Irene'nin yaptığı kaçamaklardan haberdar olan bir şantajcı Irene'yi hayatını alt üst etmekle tehdit etmektedir. Sıkıldığı için kendini acınası bir maceraya atan Irene, şimdi sıkıldığı her şeyi kaybetme riskiyle karşı karşıyadır.

Sahip olduğu birçok şeyin nankörü olan insan, elindeki şeylerin değerini ancak onları kaybettiğinde ya da kaybetme riskiyle karşı karşıya kaldığında anlıyor. Elindekilerle asla yetinmiyor insanoğlu. Karnı doysa ruhunun doymadığından, ruhu doysa karnının doymadığından dem vuruyor. İkisi de tatmin edildiğinde bu kez "Sıkıldım" diyor "Biraz risk iyi  gelir" diyor. Sonuç mu? Maddi-manevi tüm doygunluklarını kaybetme korkusuyla karşı karşıya kalıyor. Peki, kötü bir şey yaptınız diyelim. Ne kadar kötü olduğunun önemi yok,  küçük ya da büyük bir suç işlemiş kişi evindeyken, dışarıda gezerken sanki herkes kabahatinden haberdarmış gibi hissediyor. O his kemiriyor insanın içini. Başka insanların suçlarına, hatalarına mantıklı ve adil bir şekilde yaklaşabilen kişi, konu kendisi olduğunda adil yargı yeteneğini kaybedip yaptıklarına kılıf uydurmaya çalışıyor. Bir de şu durum var: Burun buruna geldiğinde insan zihnini rahat bırakmayan durum, belirsizlik durumu. Yaptığınız eylemlerinin sonucunun iyi mi kötü mü olacağını ya da bu eylemin hayatınızı mahvedip mahvetmeyeceğini düşünürken içinize kazınan belirsizlik durumu. Bazı konularda siyahı beyazı bilmek çok daha rahatlatıcı olurken, griler insanı boğabiliyor.

Psikolojiye, özellikle Freud'a duyduğu ilginin, ortaya başarılı psikolojik tahliller koymasını sağlayan Zweig "Korku" ile beğenimi kazandı.  Bir çırpıda bitirilecek ancak etkisi kendisi kadar kısa sürmeyecek bir kitap okudum. Bir sonraki Stefan Zweig kitabım Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat olacak. Son olarak sizlere şunu söylemek isterim: "Yaptığınız hatalarla yüzleşin, hatanızı kabul edip yüzleşmediğiniz her gün, her saat, her dakika sadece endişenizi ve korkunuzu artıracaktır." Keyifli okumalar.
Aylar sonra gelmişim, bir inceleme yapmayayım mı dedim ve Korku ile başladım maratona :)
Biliyorsunuz Modern Klasikler Zweig eserlerini bir bir okuyucuyla buluşturmaya devam ediyor. Yanılmıyorsam şu an Modern Klasikler'de 15 eseri mevcut yazarın. Her birinin etkileyici, insanda merak uyandıran, okuyucuyu hiç yanıltmayan kitaplar olduğunu da söylemeden geçmeyeceğim...

Zweig okuyacaklara tavsiyem, yazarın hayatını okumadan kitaplarını okumaya başlamayın. Önce neler yaşadığını okuyun ki kitaplarda karşılaştığınız duygularla bağdaştırın yazarı... (Laurent Seksik - Stefan Zweig'in Son Günleri)

Gelelim Korku'ya... Elinizdeki kitap; boş cümlelerle, uzun ve yorucu tasvirlerle dolu değil dostlarım. O kitap ki, ilk sayfayla birlikte yine sizi içine çekiyor, bir süreliğine hayatla bağınızı koparıyor...
Tek düze yaşamaktan, evliliğinden, çocuklarından, mevcut hayatından sıkılan ve heyecan arayan bir kadın ile karşılaşıyoruz kitapta. Başarılı bir avukat ile sürdürdüğü evliliğinde heyecan olmadığını fark edince, bir gönül macerasına atıyor kendini Leydi Irene. Yine de aradığını bulamıyor bu ilişkide. Ta ki karşısına çıkan şantajcıya kadar...

İşte her şey o zaman başlıyor. Sayfalar ilerledikçe kişilik analizleriyle, ruhsal gerilimlerle, psikolojik tasvirlerle baş başa bırakıyor okuyucuyu Zweig. (Zweig karakterleri yaratırken Freud'un analizlerinden etkilendiği için daha çok temas ediyor hisler ve duygular okuyucuya tabi...)
Bir kadının hayatının korkuları yüzünden nasıl mahvolduğunu, tedirgin ve uykusuz bekleyişlerle dolu gecelerini, baskının bir insanı zamansız yıpratışını okuyoruz eserde.

Okurken, Irene ne hissediyorsa aynısını hissettim; korkularını ben de yaşadım sanki onunla. İnsan ruhunun analizini öyle iyi yapmış ki Zweig, kitap boyunca heyecanlı bekleyişlerim hiç son bulmadı.
Kısacası... Korkunun her şeklini okuyacaksınız dostlarım. Irene ile birlikte heyecanlanacak, pişman olacak, tereddüt edeceksiniz. Hem Irene için üzülecek hem de bunu hak ettiğini düşüneceksiniz. Bir yandan yakalansın, herkes öğrensin yaptıklarını diyecek; bir yandan bu Korku ona yeter hissine kapılacaksınız.
Okuyunuz, tavsiyemdir... :)
Kısaca olayın sadece başını özet geçeyim.Evli bir kadın hem de 2 çocuk annesi.8 yıl boyunca evlilikleri müthiş bir şekilde ilerlerken birden evlilikleri bozuluyor aslında bozulmaya başlıyor diyebiliriz.Bunun sebebi bir erkek.Irene kendini birden piyanistle bir olayın içinde buluyor.Zaman zaman piyanistle buluşup görüşüyorlar.Bir gün birine yakalanıyorlar.Kocası ve başkaları kadında bir degişiklik oldugunun farkındalar,itiraf etmesine yardımcı olmaya çalışıyorlar fakat kadın itiraf etmiyor.Fark ettim ki biraz fazla spoi içeriyor ama olsun:).Burdan sonra olaylar daha da büyümeye başlıyor.

Bana göre akıcı bir kitaptı diyebilirim.Hemen bitirme şansım oldu.Okumalısınız:)
Aaaah şu korku! Ne güçlü bir duygu. Üzerine binlerce dinlerin türediği, savaşların ürediği, türlerin neslinin tükendiği, doğayı dönüştüreyim derken ozonun eridiği...

(Spoiler) Zweig, kocasını aldatan bir kadının yakalanma korkusunun histerik kabuslarına kalem uzatmış. Adam karısını o kadar çok sever ki, kiralık bir kadın tutar ve karısına şantaj yaptırarak evine ve çocuklarına tekrar bağlanacağını düşünür. Kiralik kadın her defasında karısını tehdit ederek para koparır. Kocasının hesap edemeyeceği şey işlerin daha çok sarpa sarmasıdır. Kadın bir gün bu korkuyla intihar mı edecek yoksa kocası tüm yaptıklarını itiraf mı edecek?

Zweig' ın bazen insanüstü bir empati yeteneğinin olduğunu düşünüyorum. Karakterlerin beyninde yaşayan anormal bir üstad.

Ahlaksal durumları bir yana koyarak... Kadının kocasını aldattığını bile bile karısına böyle bir planı kurguluyor oluşu nasıl bir durum? Bunu sevgi diye mi açıklamalı yoksa adamın acizliği diye mi? Neden aldatırız, neden aldanırız? Aldananın haksız olduğu durumlar da var mıdır? Biyolojik çok eşlilik, kültürel tek eşliliğin önüne mi geçiyor sosyolojik evrimsel süreçte?


Sorular cevaplamak üzere sorulmamıştır...

~~Keyifli okumalar~~

~~Kitapla kalın~~
Yoğun referanslar sonrasında okuma kararı aldığım Zweig eserlerinin ilkiydi ve şunu söylemeliyim: etkilendim.
Kitap, sayfa sayısı az olmasına rağmen anlamların özünü verme konusunda ve okuyucuyu doyurma konusunda çok başarılıydı. Yazar, "korku ve tedirginlik" hislerini müthiş şekilde tasvir ederken kitap boyunca merakımı da diri tuttu.
Bunların yanı sıra kitap, içeriğiyle de bende bazı farkındalıklar oluşturdu. Misal alıntı olarak da girdiğim "Tokluk da açlıktan daha az kışkırtıcı değildir." cümlesi beni fazlasıyla düşüncelere sevk etti. Hayatta şu an bizi heyecanlandıran sıra dışı her şeyin sıradanlaşabileceğini hatırladım. İnsanlar duygusal olarak doyumsuzdur ve hissel tokluğa ulaştığı anda yeni bir şeyler aramaya başlar. Ama yeni olan şeylerin bize neler getireceğini bilemeyiz. Pişmanlık, yeni korkular, tehlikeler, ölüm...
Zweig gerçekten anlatılan kadar varmış. Bu kitaptan sonra hemen Satranç'a başladım. Sanırım daha da devam edeceğim Zweig ile.

İyi okumalar.
Hikâyeyi çok beğendim. Açıkçası okuduğum kitaplar arasında bu kadar güçlü, iyi çizilmiş bir karaktere çok az rastladığımı söylemem gerek. Yazarın Irene karakterini içine düştüğü sıkıntısı içerisinde böyle etkileyici, kıvrak bir dille; bu kadar has edebiyat kokan bir üslûpla anlatması beni çok etkiledi. Çok nadiren bu kadar lezzet almışımdır okuduğum eserlerden ve onların karakterlerinden; bir benzeri meselâ Sâmiha Ayverdi'nin bana göre başyapıtı 'Yolcu, Nereye Gidiyorsun...' romanı ve onun kendime çok yakın hissettiğim karakteri Adlî ile 30 senedir içimde taşıdığım James Joyce'un 'Ölüler' adlı muazzam güzellikteki hikâyesi ve onun baş karakteri, en sevdiğim edebiyat karakterlerinden olan Gabriel olabilir...tekrar tekrar okunacak güzellikte bir gerilim, hatta korku hikâyesi bu; insan ruhunu anlatmakta gösterilen bu maharet gerçekten, hakikaten, 'iyi ki edebiyat var' dedirtiyor insana. Kitabı herkese öneriyorum.
Korku, hayatımıza yön veren, kararlarımızda olan esas yönlendirme unsuru da diyebiliriz. Kaygı ve üzüntü ile birleştirince korkunun hayatımızdaki yeri daha da çok belli oluyor, varlığın bir sebebi olmasını da kanıtlıyor. Daha küçüklüğümüzde hayatımıza giriyor korku ve hemen hemen her konuda da korkuyu hissederek, korkuyu düşünerek hareket etmeye başlıyoruz. Her bir şeyin ama her bir şeyin temelidir aslında korku. Çok da arsızdır bu korku, bir konuda biraz ona izin verdik mi hemen o konuda tüm hakimiyetini kurar ve daha da büyütür kendisini. Hayatımıza olumlu etkisi olduğu kadar olumsuz etkisi de vardır korkunun, hele vücudun alarm sistemi bozulur da ortada hiçbir şey yokken insan korkmaya başlarsa bu sefer korkmaktan da korkmaya başlarız ve kaygı ile endişe hayatımızda daha da fazla büyüyerek yaşam kalitemizi de düşürmeye başlar.

Nelerdir mesela daha küçüklüğümüzden itibaren hayatımıza giren korku seçenekleri: Çocuklarımıza, kardeşlerimize dediğimiz hani bir söz vardır ya “O yemeği bitir senden şikayetçi olur” veya “Yemeği bitir arkandan gelir”, “Yaramazlık yapma bak öcü geliyor”, “Bak susmazsan seni polislere veririm” gibi söylemlerle hayal ile gerçeği ayırt edemeyecek beyinlere bu şekil fantastik öğelerle beraber korkuyu başarılı bir şekilde de psikolojilerine enjekte ederek aslında bir başarısızlığa adım atmış oluyoruz. Yetmiyor devamında da “Şunu sağ elle yap”, “Sağ ayakla gir”, “Tuvaletten sol ayakla çık” gibi söylemler ile sözde dinsel bir eğitim verip hem korkuyu aktarırken hem de takıntıyı bünyeye yerleştirip OKB rahatsızlığının temelini atıyoruz. Din zaten baştan sona insanlara bir korku furyası olarak gösteriliyorsa, tutulan oruçta bile “Bak zaten oruçluyum, gerginim” gibi cümleler kuruluyorsa bir şeyleri çok ama çok yanlış yapıyoruz demektir.

Bana göre iki tür korku vardır, biri örnek vermem gerekirse saldırgan bir hayvanın karşısında durduğumuz has korkudur, diğeri de yaptıklarımız veya yapacaklarımızın sonucu içimizde oluşan kaygı ve endişeye bağlı korkudur. Zweig da bu kitabında haliyle ikinci seçenekteki korkuya yer vermiş, yani okura yapılan bir hatanın devamındaki hisleri psikolojik olarak kuvvetli bir şekilde transfer edip biz okurlara ulaştırmış. Irene ile beraber eminim kitabı okuyan her bir kişi hissettiği korkulara ortak olmuştur. Piyasada olan birçok korku-gerilim kitabına göre, King olsun Koontz olsun evet bunların sayfalarca kalınlığındaki kitaplarına karşı Zweig 70 sayfalık kitabıyla okura korku hissini bu tarz korku kitaplarından daha başarılı olarak veriyor. Korku haricindeki gereksiz detaylara da inmiyor, meşgul etmiyor kalemini. Mesela karakterlerden biri karşısındaki kişiye bir cümle söylerken görünüşünü, oturma şeklini filan anlatma gereği de duymuyor, sadece korkuya bağlı olan mimiklerini ve içinden geçen düşüncelerini, sorgulamalarını anlatıyor. Bu da bu kısalıktaki kitabın okura etki edip korku hissini yaşatmasındaki başarısını gösteriyor.
" Korku cezadan çok daha beterdir, çünkü ceza bellidir, ağır da olsa, hafif de, hiçbir zaman belirsizliğin dehşeti kadar, o sonsuz gerilimin ürkünçlüğü kadar kötü değildir."

Okuduğum en güzel Zweig romanı diyebilirim.Final ters köşe olmuş, mutlu sona bağlamış yazar. "Korkunun ecele faydası yok " tam da İrene için söylenebilecek bir söz.Sevdiğiniz insanlara karşı hata yaparsanız sonuçlarından da korkarsınız elbet onu kaybedeceğim diye.

Zweig'in kitaplarındaki karakterler bir şekilde aydınlanma yaşıyorlar :) keyifli okumalar diliyorum.
Stefan Zweig zaten okuru büyülemekte fazlasıyla usta bir yazar. O yüzden kitabı övme kısmını es geçiyorum.

Hayatın sıradanlığında yaşayan genç bir kadın İrene. 8 yıllık bir evliliği, bu evlilikten 2 çocuğu ve sürekli aynı rutinle devam eden bir hayatı var. İçten içe bir macera arıyor belli ki çünkü önüne çıkan ilk fırsatı es geçmiyor. Aldatıyor kocasını. Bu aldatmayla içine atılmış olduğu maceranın mutluluğunu yaşayamıyor ne yazık ki. Şantaja maruz kalıyor. Kocası öğrenecek diye korkuyor. İçini kemiren korkuya gün be gün esir düşüyor. Korku elini kolunu bağlıyor. İçindeki tüm iyi hisleri çekip kurutuyor.
-Gerisi iki kapak arasında-
Zweig amca öyle bir yazmış ki İrene'in korkusunu, aynı korku benim içimi de sarıp sarmaladı.
Evet okurken ben de seninle korktum, evet korkağım ama ben sen değilim İreneciğim. Ben sadece böcüklerden ve köpeklerden korkarım. Allah kimseyi kocasını aldatma alçaklığına düşürmesin. (Karısını da tabii)
-Amiiin.

Son olarak Zweig amcaya teessüf olsun. Sayesinde 4 saat çalışmam gereken derse 2 saatcik ayırabildim. Burdan kendisine sesleniyorum. "Gel benim yerime sen sınava gir." "(
Stefan Zweig bu kitabında, işlediği bir suçun ortaya çıkmasından korkan bir kişinin çektiği ruhsal eziyeti anlatıyor. Aynı zamanda da bir suça verilecek ceza mı daha ağır, yoksa o kişinin içindeki eziyet mi ? sorusunun da cevaplarını arıyor.

Kitapta, orta yaşlarda , iki çocuk sahibi, oldukça varlıklı bir yaşam süren, kocasını ve yuvasını seven bir kadının, bir anlık yaptığı hatayla eşini aldatması sonrasında gelişen olaylar anlatılıyor.

Yazarın her zamanki sakin ve akıcı uslubuyla yazılmış olan bu kitabı da, kesinlikle sıkılmadan ve keyifle adeta bir çırpıda okunup bitiriliyor.

Ben ,Zweig'in okuduğum tüm kitapları gibi bunu da büyük beğeniyle okudum. Okunmasını da tavsiye ediyorum.
"Korku cezadan daha berbattır, çünkü ceza bellidir, ağır veya hafif; bilinmeyene, sınırlandırılmışa kıyasla ceza, daha az ürkütür. Cezasının ne olduğunu anlayınca kız rahatladı. Ağlaması seni şaşırtmasın: Gözyaşları şimdi dışarıya akıyor, daha önce içeride birikip kalmıştır. İçerdeki gözyaşları dışarı akandan daha fenadır."
'' Hiç bir şey düşünmemek, sadece ruhta karanlık bir bitiş duygusu, yavaştan çöküp her şeyi kaplayan bir sis hissetmek ne iyiydi ! ''
Bir sözcük, çarpan kalbinde bütün dünyanın alevlendiği o sonsuz ateşi söndürebilir mi?"
Zamanın çoktan sildiği bir hata için cezalandırılabilir miydi insan ?
Stefan Zweig
Sayfa 39 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Belki de... Utançların en büyüğü... İnsanın kendine en yakın bildiği kimselere karşı duyduğu utançtır.
Kapı kapanınca sanki bir tabutun içindeymiş de kapağı üzerine kapatılıyormuş gibi hissetti. Kendi kalbi hariç etrafındaki her şey sanki ölü ve boşmuş gibi geldi. Kalbiyse yüksek sesle ve delice atmaya devam ederek kırılgan bedeninden çıkmaya, her atışında ona daha fazla acı vermeye devam ediyordu.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Korku
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
112
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059734387
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Tutku Yayınevi
Sekiz yıllık mutlu bir evlilik ve burjuva yaşamının getirdiği rahatlık, Irene'i nedenini anlayamadığı bir şekilde yasak bir ilişkiye sürüklemiştir. Bu ilişkiyi öğrenen bir şantajcının kendisine musallat olmasıyla birlikte hayatında ilk kez karşılaştığı büyük bir korkunun pençesine düşer. Bu korku, suçluluk, utanç ve öfkeyi de beraberinde getirmesinin yanında, Irene'in tüm değer yargılarını da gözden geçirmesine neden olacaktır.

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

  • 1 defa gösterildi.

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları