Bir duygu bu kadar iyi ve net anlatılabilirdi, diyerek başlıyorum.
Kitap, Irene adlı hanımefendinin kocasını aldatmasının bir kadın tarafından öğrenilerek santaja tabi tutulmasını ve kocasının her an öğreneceği korkusuyla yaşamasını konu alıyor. 78 sayfalık kitap korkunun içinde yüzüyor, size de kulaç attırıyor çünkü sizde sakladığınız şeyleri düşünüp korkusunu bir kez daha yaşıyorsunuz. Zweig kitapta demiş ki, "Korku cezadan daha berbattır çünkü ceza bellidir. İster ağır, ister hafif olsun." Bu cümleyle aslında kitabı özetleyebilen muhteşem yazarımızın dili çok akıcı olmakla beraber gerektiği yerlerde betimlemesini kelimelerle kıvrak bir şekilde donatmış. Sıkılmadan okuyabileceğiniz bu ders veren eseri okumanızı tavsiye ediyorum.
Zweig seven biri olarak bu kitabı da beni yanıltmadı. Özellikle sonuyla beni buyuk bir şaşkınlığa uğrattı. Başlarda Klasik ve bilindik sekilde ilerleyen bir öykü. Kocasını aldatan bir kadin ve onun yasak ilişkisini açığa cikarmakla tehdit eden başka bir kadının arasında geçenler ve bunlarin kadinda yarattığı korkuyu anlatıyor . Cok bilindik bir öykü ama çok bilinmedik bir son. Tavsiye ederim!
Çok sürükleyici bir kitap. Bir solukta bitirebiliyorsunuz. Tahmin etmeyeceğiniz şekilde bitiyor sonu ve çok etkileyici. Yeni kitap okuma alışkanlığı kazananlara önerebilirim.
Bir saniye olsun elimden bırakamadım kitabı. Zweig her zamanki gibi fevkalade bir iş çıkarmış ve kendine hayran bırakmış... Zweig benim için çok büyük bir yazardır ve üstüne tanımam.
Irene adlı karakterin hissettiği o psikolojik daralmayı hangi yazar böylesine ustalıkla işler? Psikolojik tahliller denince aklımda beliren ilk isim Stefan Zweig'tır.
En sevdiğim kitaplarından biri oldu. Her okuduğum kitabına aşığım... Her okuduğum kitabına " favorim bu oldu " diyecek kadar fazla seviyorum kalemini. Çok korkuyorum bir gün okuyacak Zweig kitabım kalmaz diye.. Öyle bir yazar bu!
Stefan Zweıg diyorum başka bir şey demiyorum. Resmen kitabı yaşadım. Okurken gerildim. Kısacık bir kitap. Irane adlı kadının bir piyanistle olan kaçak aşkını okuyoruz. Aslında kadının "yakalanma korkusunu". Okurken sanki ben yakalanacak gibi hissettim. Çok güzel korku duygusunu aktarmış yazar. Bayıldım
Korkmak...
Hiç yaşadınız mı hayatınızda hem hata yapıp sonra bir darbeyle hatayı anlayıp içinden çıkamama durumunu... Herkes olmasa da yaşayan olmuştur.
Beyinsel olarak kendine kesin hükümler veremeyip hayatın içinde sürüklenen bir kadının, savrulup dururken hiç farkında olmadan bir hatanın içine düştüğünü ve bunu alışkanlık edinerek yoluna devam ettiğini okuyoruz kitapta.
Zweig, bir çok eserinde olduğu gibi baş karakterini yine kadın yapıp hiç de bocalamamış. Şaşırdım mı? Hayır. Kaleminin ne kadar güçlü olduğunu ve 80 sayfaya bile kendimizi sorgulayıp düşündürecek ve 1 saatte okuyup uzun zamanlarca aklımızdan çıkmayacak bir eseri sığdırabildiğini site sakinlerinden çoğumuz biliyor olmalıyız.
Korku, insanın algılarını açıp aynı zamanda mantığı nasıl durduruyor bunu gerçek sıradan hayatımızdayken hiç de oturup düşünmedim ama Zweig düşünmeme sebep oldu. Korku, insanı ölüme kadar sürüklerken, aslında biz hata yapmaya ne kadar meraklıyız dur duraksız. Keşke herkesin iyi yürekli bir şantajcısı olsa. Ama sonrasında doğan utançla yerin kaç kat dibinde arsa bakarız bilemiyorum.
Tamamen bir yüzleşme kitabı. İyi okumalar :)
Stefan Zweig her kitabında ayrı bir psikoloji barınıyor bu kitaptaki psikoloji de güzeldi, verdiği mesaj da çok iyiydi insanlar suç işlediğin de itiraf etmekten korkuyor yazar kokunun insanı sınırlandırdığından ve bu sınırlandırmanın insanı berbat bir duruma soktuğundan bahsetmiş ve şunu söylüyor:"Korku, cezadan daha berbattır çünkü ceza bellidir. İster ağır, ister hafif olsun"
Korku mu daha kötüdür ceza mı? Korkunun cezadan kötü olduğunu söylüyor Fritz karakteri. Korkunun bitmeyen esareti karşısında cezanın sunduğu özgürlüğü...
Dile dökülemeyen fakat kalbi her gün daha fazla yoran sırrın insanı günden güne nasıl bitirdiği, pişmanlığın ve korkunun dayanılmaz sancısı...
Oldukça sürükleyici bir kitap. Yazar okurun ilgisini her an canlı tutuyor. Duygu aktarımı mükemmel. Korku hissi okuyucunun adeta içine işliyor.
Kitaptan çıkardığım bir ana fikir var. İnsan korkuyla yaşayamaz. Ya korku insanı yener ya insan korkuyu.
"Korku, insana her şeyi yaptırabilecek kadar güçlü bir düşman."
"İnsan en çok korkunun kendisinden korkar ve bu korku, insana yapmayacağı şeyleri bir çırpıda yaptırabilir."
Bazen korku insanın elindeki şeylerin değerini bilmesinin farkına vardırır. Tıpkı eşini aldatan bir kadının korku ile yaşaması ve sonrasında duyduğu pişmanlık...
İnsanın hayatında en büyük utancı kendisine yakın hissettiği kişilere karşıdır. Öyleki sen onların yüzüne bakmak istersin ama gözlerin onlardan kaçar.
Kitabı bir dizi gibi heyecanla okudum ve hızlıca bitirdim.Korkunun çok iyi bir şekilde yansıdılması beni çok etkiledi.Okuyun, okutturun.Kitabın acayib bir gerilimi var.Kısa amma yeterli bir konusu var.Kocasını altdatan bir kadının bu korkusunu kendi içimde bile hiss etdim.Bana kalırsa bir çok gerilim kitablarından daha iyi.Kesinliklle Stefan Zweig-in abartılması gerekilen, en iyi eserlerinden biri.Benim yorumum bu kadar.
Stefan Zweig, Avusturyalı yazar ve gazeteciydi. Edebi kariyerinin zirvesinde olduğu 1920'li ve 1930'lu yıllarda, dünyanın en çok çevrilen ve en popüler yazarlarından biriydi.
Zweig, Viyana, Avusturya-Macaristan'da büyüdü. Honoré de Balzac, Charles Dickens ve Fyodor Dostoyevski gibi ünlü edebiyatçılar hakkında Üç Büyük Usta (1920) ve belirleyici tarihsel olaylar hakkında Yıldızın Parladığı Anlar (1927) adlı tarihsel incelemeler yazdı. Ayrıca Joseph Fouché (1929), Mary Stuart (1935) ve Marie Antoinette'nin biyografilerini yazdı. Zweig'ın en bilinen kurgu eserleri arasında Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu (1922), Amok Koşucusu (1922), Korku (1925), Karışık Duygular (1927), Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat (1927), psikolojik roman Sabırsız Yürek (1939) ve Satranç (1941) yer almaktadır.
1934 yılında Almanya'da Nazi Partisi'nin yükselişi ve Avusturya'da Ständestaat rejiminin kurulmasının bir sonucu olarak Zweig, İngiltere'ye göç etti ve 1940 yılında kısa bir süre New York'a ve daha sonra yerleştiği Brezilya'ya taşındı. Son yıllarında bu ülkeye aşık olduğunu ilan edecek ve Brezilya, Geleceğin Ülkesi adlı kitabında bu ülke hakkında yazacaktı. Yıllar geçtikçe Zweig, Avrupa'nın geleceği konusunda giderek daha fazla hayal kırıklığına uğradı ve umutsuzluğa kapıldı. 23 Şubat 1942'de Petrópolis'teki evlerinde eşi Lotte ile birlikte aşırı dozda barbitürattan ölü bulundu. Eserleri birçok film uyarlamasına temel oldu. Zweig'ın anı kitabı Dünün Dünyası (1942), I. Franz Joseph yönetimindeki Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun çöküş yıllarındaki yaşamı betimlemesiyle dikkat çeker ve Habsburg İmparatorluğu hakkındaki en ünlü kitap olarak anılır.