Kitap
Kumarbaz

Kumarbaz

OKUYACAKLARIMA EKLE
8.1
8,8bin Kişi
33,8bin
Okunma
8,2bin
Beğeni
411bin
Gösterim
224 sayfa · 
 Tahmini okuma süresi: 6 sa. 21 dk.
Basım
Türkçe · Türkiye · Kızıl Panda Yayınlar · Ocak 2021 · Karton kapak · 9786257238595
Orijinal adı
Игрок
Diğer baskılar
19. yüzyılın ünlü Rus romancılarından Fyodor Mihayloviç Dostoyevski’nin hayatının çeşitli dönemlerinde bırakmak için mücadele ettiği kumar düşkünlüğünü anlattığı bu roman, Roulettenburg adlı hayalî bir Alman kasabasında geçen, kumar müdavimlerinin bir araya gelmesini anlatan bir hikâyeye sahip olmasının yanı sıra, yazarın bir ay gibi kısa bir sürede kumar borcunu ödemek için yazdığı bir eserdir. Yazar, romanın başkahramanı olan Aleksey İvanoviç üzerinden kendisini, kumara olan düşkünlüğünü ve kumar uğruna harcadığı yıllarını anlatmıştır. Kumarbaz kitabı Fyodor Mihayloviç Dostoyevski tarafından kaleme alınarak, Kızıl Panda tarafından yayımlanmıştır.
5 mağazanın 150 ürününün ortalama fiyatı: ₺12,51
8.1
10 üzerinden
8,8bin Puan · 1165 İnceleme
Kayaberk İpek
Kumarbaz'ı inceledi.
187 syf.
·
2 günde
·
8/10 puan
Ticari Amaç - Edebi Kazanç: Kumarbaz
‘’Kıyıya vuran her dalga ardındaki dalgaya onun son olmadığını söyler, Ve her kumarbaz bilir, kaybetmektir orada olmalarının asıl sebebi.’’ — U2 - Every Breaking Wave Kemerlerinizi bağlayın, istikamet Roulettenbourg! Bu kitap hakkında söylenecek o kadar çok şey var ki… Ezel dizisine bile konuk olmuş bir kitap Kumarbaz. (youtu.be/d2HgfjLIMjE?t=156). Fyodor Dostoyevski külliyatının 12. kitabı, evet, tam tamına 25 günde yazılmış kısa bir roman. Bunu herkes biliyor zaten, bilmeyen de şu an öğrenmiş oldu. Peki, ama neden bu kadar kısa sürede? Bu durumun biraz irdelenmesi bana kalırsa Dostoyevski’nin hayatını, eserlerini ve düşünce biçimini anlamak adına güzel bir hamle olacaktır. Bu yüzden kitabın var olma sürecine göz atmakta fayda var: Zaten sürgün cezasından sonra psikolojisi iyice infilak eden Dostoyevski, artık eserlerinde daha fazla kendi hayatından izler bırakmaya başlıyor. Yeraltından Notlar (1864) kitabından sonra Suç ve Ceza (1866) ile geniş bir okur kitlesine erişmesine rağmen, maalesef finansal sıkıntılar çekmeye devam ediyor (her zaman olduğu gibi.) Bu nedenle zamanının kan emici yayımcılarından Stellovski ile hibe karşılığında bir anlaşmaya imza atıyor. Anlaşmanın şartı ise Dostoyevski’nin 1 Kasım 1866’ya kadar bir roman yazması, bu şart yerine getirilmediği takdirde, Stellovski 9 yıl boyunca Dostoyevski’nin yazacağı kitaplarının telif haklarını elinden alacaktı. Böylesine büyük bir ''kumarı'' neden oynadı Fyodor? Bu anlaşmayı kabul eden biçare Dostoyevski’nin şu satırları bize doyurucu bir cevap niteliğinde: ‘’Bazen en çılgın, en imkânsız görünen fikir kafanızda öyle kuvvetli bir yer edinir ki, öyle veya böyle gerçekleşeceğini zannedersiniz… Dahası bu düşünce şiddetli, güçlü bir arzuya eşlik ediyorsa, bazen onu kaçınılmaz, önceden belirlenmiş, kadere yazılmış, gerçekleşmemesi imkânsız bir şey gibi kabul edersiniz!’’ (sf. 136) Takvim yaprakları 1 Ekim 1866 tarihini gösterdiği zaman Dostoyevski ne yapacağını şaşırır. Çünkü elinde hâlâ yazılı bir metin yoktur. Aklındaki eseri yazıya hızlıca dökebilmek adına kendine bir stenograf tutar. (Stenografi: alfabenin harfleri, noktalama işaretleri, kelimeleri yerine semboller ve kısaltmalar kullanan çabuk yazma sistemi.) Ve 25 günlük bir macera başlar, Dostoyevski aklındakileri dikte ederek, işe aldığı yazıcı hanımefendi ile başarıya ulaşır, kitap yayımlanır ve finansal geleceğini kurtarmış olur. (Aklınızda fikir oluşturması ve biraz görsellik kazandırmak adına Dostoyevski adlı mini dizinin bu kısmını sizinle paylaşıyorum. youtube.com/watch?v=31-eXbtN0tQ) İşin enteresan tarafı ise kitap yayımlandıktan sonra stenograf Anna Grigorievna Snitkina ile evlenirler. :)) Hazır evlilik muhabbetine girmişken bir konuya daha değinmek istiyorum. Kitapta güzelliğiyle ve ana karakter Aleksey İvanoviç ile ilişkisi üzerinde durulan bir isim var. Polina Aleksandrovna. Bu kitap tam otobiyografik diyemesek de o minvalde sayılabilecek bir roman, çünkü ''Polina Suslova'', Dostoyevski’nin başarısız aşk girişimi sonucunda takıntılı olarak zihninden kazıyamadığı bir isim. Polina gerçekte bir mujik (Rus köylüsü) kızı. Polina Suslova, Dostoyevski’den 16 yaş küçüktür, birlikte bir aşk ilişkisi yaşamaya yeltenirler fakat zaman geçtikçe birçok şey değişir. Ne var ki Dostoyevski Polina’nın aklındaki gibi biri değildir. Suslova’nın yanında çirkin kalır. Borçlardan bunalmış bir haldedir. Sara hastası bir adamdır. Kuşkucu herifin tekidir Suslova’ya göre. Suslova, bütün varlığını ona teslim etmek isterken Dostoyevski ona teslim olur. Kurtarıcısı olarak gördüğü adam gözyaşları içinde ayaklarının dibine yığılır zaman zaman. Suslova, korkunç bir kıskançlıkla saplantılı bir âşığa dönüşen Dostoyevski’den nefret eder, ondan tiksinir. Hatta günlüğüne, “Dostoyevski’den nefret ediyorum. İnancımı ilk öldüren oydu.” diye yazar. Ve ilişkileri vahim bir şekilde son bulmuş, lakin Dostoyevski bu sevdiği kadını unutamamıştır. Kumarbaz’da Polina Aleksandrovna olarak açık açık eski sevgilisinden bahsedecektir (‘’karşımda böyle durduğunda ona bakmaya doyamıyordum’’ (sf. 39), Polina Suslova, Suç ve Ceza romanında Dunya olarak karşımıza çıkar, Budala’da Nastasya Filipovna, Karamazov Kardeşler’de ise Katrin İvonova. Bu ayrıntı dikkate alınarak okunduğunda, karakterlerin arasında ilişkiler bir nebze daha anlamlı gelecektir okura. Ivır zıvır(!) bilgileri de verdikten sonra (ki benim en sevdiğim kısım üst kısım ^^) biraz da içerikten ve alt metinlerden bahsedelim. Kumar nedir? Nasıl sonuçlanacağı önceden belli olmayan ihtimalli bir şeye bağlı kalarak mal vermek veya almak. Adı ne olursa olsun bu özelliği taşıyan para veya mal karşılığı oynanan her oyun ve bahis kumardır. Zenginin belki yükselişi ama fakirin de kesin bir düşüşüdür kumar. Bu işe müptela olan kişi ise kumarbazdır. Kitabın ana temaları da ‘’kumar’’ ve toplumun düşkünlükleri etrafında şekilleniyor. Özellikle takıntılılık ana temalardan birisi, karakterlerin ismi değişiyor fakat takıntılıkları değişmiyor. Kimi paraya, kimi lükse, kimi yanındaki insanın toplumda saygı gören (yani dolaylı yoldan ‘’paralı’’) kişi olmasına takıntılı durumda. Dostoyevski bu temayı kullanarak zaten düşmanı olduğu gösterişçi Avrupa kesiminin ahlaki değerlerini de yerden yere vuruyor. Dostoyevski’nin sembolleri büyük bir ustalıkla kullandığı gerçeğine de itiraz edecek birinin çıkacağını şahsen düşünmüyorum. Yine bu eserde de sembolizm ustalığının bir örneğini görüyoruz. ‘’Rulet’’ sembolü metnin ana sembollerinden biridir. Olaylar zaten en başından beri kurmaca Rouletenbourg şehrinde geçiyor. Bunun anlamını veya Dostoyevski’nin neden bu sembolü seçtiğini anlamak ise çok zor olmamalı, çünkü herkes bilir ki ‘’rulet’’ aynı zaman da hayatın ve kaderin sembolüdür. Rulet bir kişinin hayatını ortadan kaldırabilir, onu yok edebilir, iç huzurunu tamamen mahvedebilir, insanı birçok sıkıntı ile baş başa bırakabilir. Eğer ki şanslıysanız bir iki kere size kazanma duygusunu tatmanız için şans verir, ama unutmayın ki kumarda en son ‘’masa’’ kazanır. İnsanoğlu yine yenilir. Aynı zamanda ‘’rulet’’ sembolü ‘’şans’’ ile de yakından bağlantılıdır, ancak şans faktörü her zaman güvenilecek bir kaynak değildir. Dostoyevski ise Kumarbaz’da karakterler üzerinden bu konuyu güzelce işlemiş durumda. Üstat Dostoyevski ticari amaçla girdiği bu yolda, yıllar yıllar sonra bile okunacak bir şaheser yarattı. Ünlü psikolog Jordan B. Peterson’ın da dediği gibi ‘’Dostoyevski’nin yazdıkları gerçekten daha gerçektir.’’ Eğer Dostoyevski ve psikoloji ile ilgileniyorsanız mutlaka Peterson’ın üniversitede bir dersinde Dostoyevski ile ilgili yaptığı konuşmasını dinlemenizi öneririm.** Demem o ki arkadaşlar okuyun okutturun. :) Keyifli okumalar herkese! Mademki (evet doğru, yazılışı birleşik) U2 ile giriş yaptım, aynı şekilde U2 ile çıkış yapayım: ‘’Sokaktaki her canlı bilir, yenilgiye aşığız. Hazır mıyız artık her dalgayı kovalamaktan vazgeçmeye ve gerçekten sevmeye başlamaya? Her denizci bilir, deniz bazen dosttur bazen düşman ve alabora olmuş her ruh bilir nasıl olur rol yaparak yaşamak’’
Kumarbaz
8.1/10
· 33,8bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
9
180
Necip G.
Kumarbaz'ı inceledi.
187 syf.
·
3 günde
·
8/10 puan
İncelemeye başlamadan önce sizinle bu kitapla ilgili çok şaşıracağınız, sıra dışı bir bilgi paylaşmak istiyorum: Dostoyevski bu kitabı kumar borcunu ödemek için sipariş üzerine sadece 25 gün........ Kızmayın hemen, küçük bir şakaydı arkadaşlar... :) Bu kitap hakkında konuşurken bu bilgiyi vermeyenleri Sibirya'ya kürek cezasına gönderiyorlarmış... Açıkçası Dostoyevski'nin bir kitabı hangi amaçla kaç günde yazdığı beni çok alakadar eden konular değil. Diğer Dostoyevski kitaplarında olduğu gibi sırası gelince aldım, okudum, okurken baya keyif aldım ve bitirip tekrar rafa kaldırdım. Kitaplarla ve yazarlarla bu ilişkinin ötesine geçmek beni oldukça zorlayan bir konu. Neyse, son olarak bir de harika bir Dostoyevski etkinliği tertip eden ve bu etkinlik için ciddi mesai harcayan sevgili Quidam 'a da içten bir teşekkür göndererek incelemeye geçiyorum... İtiraf etmem gerekir ki, kitabı elime alana kadar kafamda bambaşka bir senaryo kurmuştum. Kitabın adı Kumarbaz ya, işte ilk bakışta zihnimde Mel Gibson'un oynadığı Maverick filmindeki gibi sahneler canlandı. Sanıyorum bir Dostoyevski romanı ile karşı karşıya olduğumu yeterince idrak edememişim. Kitabı okumaya başladıktan sonra her şey yerli yerine oturmaya başladı... Yine sorular, sorgulamalar, detaylar, tespitler, tahliller peş peşe gözlerimin önünden geçti... O yüzden kitabı henüz okumayanlar ve okumayı düşünenler için paylaşmak istedim bu bilgiyi de... Yani karşınıza Kıbrıs'ta makinenin başında kol çeken Serdar Ortaç ya da Çarkıfelek'ten kazandıklarını bir başka Çarkıfelek olan Rulette ezen Mehmet Ali Erbil gibi karakterler çıkmayacak, içiniz rahat olabilir bu konuda... Benim gördüğüm kadarıyla kumar tutkusu, o çaresizlik duygusu ve her kumarbazın başından geçebilecek o malum olaylar kitabın fonunu oluşturuyor. Evet, Casino'ya ara sıra girip çıkıyoruz ama her zaman olduğu gibi asıl kumar dışarıda, hayatın içinde oynanıyor. Kendi için, geleceği için, en çok da aşkı için sürekli kumar oynayan bir adam var karşımızda: Aleksey İvanoviç... Onun kumarbazlığı biraz da karakterinden geliyor. Risk almak onda bir yaşam biçimi haline gelmiş. Bu hal, kimi zaman rulet masasında tüm parasını tek bir renge yatırarak, kimi zamansa sevdiğinin ağzından çıkan tek bir söz üzerine normal bir insanın asla cüret edemeyeceği işleri gözü kapalı yerine getirerek tecelli ediyor. Kazanmak ya da kaybetmek onun için hiç önemli değil. Başka bir ifadeyle, karakterimiz sonuçla ilgilenmiyor. Onun için önemli olan o an yaşanması gerekeni yaşamak. İşte bu noktada, Dostoyevski'nin kitapta dile getirdiği sorgulamalardan birine, ahlak kuralları mevzusuna kısaca değinmek gerekiyor... Burada bahsi geçen ahlak kuralları, ilk anda akla gelen ahlak kurallarından biraz farklı. Bu kavram daha çok çoğunluğun kabul ettiği ve çoğunluk kabul ettiği için 'doğrusu budur' şeklinde düşünülen geniş bir çerçevede ele alınmış. Kitabın ilk bölümlerinde Rothschild ailesine atıfta bulunularak bir döngüden bahsediliyor. Bu döngüye göre ailenin ilk nesli çeşitli ahlak kuralları etkisi altında öküzler gibi çalışıp (kitaptaki ifade) birikim yapmaya başlıyor. Bu birikim, 4-5 kuşak (yaklaşık 100 yıl) sonra devasa bir servete dönüşüyor. Yani birikimi başlatan kişinin 4. kuşaktan torunu bir servet üzerine oturuyor. Aleksey bu durumu uzun bir tiradla eleştiriyor ve 4.kuşak torunun faydalanacağı bir birikim yerine 'kazandığını yemek' üzerine kurulu bir hayatı savunuyor ki onun bu felsefesini kendi hayatında da uyguladığını görebiliyoruz. ------------------------------------ Hazır kitaptaki bazı sorgulamalara girmişken oradan devam edelim... Kitapta kumar olgusuyla birlikte öne çıkan bir başka konu da 'miras' konusu... Hatta bu iki konunun başa baş gittiği bölümlerin sayısı az değil. Peki kumar ile mirası bir araya getiren, onları aynı mahallenin iki yakın arkadaşı yapan şey nedir? Cevaplaması zor bir soru değil... Elbette üretmeden, kısa yoldan zengin olma sevdasıdır... Bakın burası çok ilginç, kitapta yer alan neredeyse her karakterin maddi anlamda çok ciddi sıkıntıları var. Ancak hiçbir karakter, bu sıkıntılarını çözme konusunda çalışmaya, üretmeye dönük tek bir adım dahi atmıyor. Yarısı kumarhanede para toplama peşinde, diğer yarısı oturmuş miras bekliyor... Günümüzde de çok sık karşılaştığımız insan tipleri... Tabii içinde bulunduğumuz zamanda bu ikiliye yenileri de eklendi, o ayrı bir konu... Mesela İstanbul'da tam olarak bir rakam veremesem de azımsanmayacak sayıda çalışmadan, sadece babadan kalan evin kira geliriyle yaşayan insanlar var. Bunlar önceden en azından yılda bir defa iyi bir kiracı bulmak, evini, iş yerini yüksekten kiralamak için koltuklarından kalkıp sırf bunun için bir emek harcamak zorunda kalırlardı. Ancak son yıllarda bu işi de tamamıyla emlakçılar üstlendi:) Artık kira yiyicilere tek bir iş yapmak kaldı; her ayın başında mobil şubelerine girip kiranın yatıp yatmadığını öğrenmek:) Tekrar lafın başına dönersek, kitaptaki karakterler dediğim gibi hayatlarını kumar veya mirasa bağlamış insanlar. Rulet masasının başında çarkın dönmesini bekleyen adamla, telgraf başında ölüm haberi bekleyen adamın heyecanı birebir aynı... Paraya bu kadar büyük bir hırs ve aşkla sahip olmak istemelerinin nedeni ise 'saygınlık'... Yani para varsa ünvan var, güzel bir kadınla veya yakışıklı bir erkekle evlilik var (kesinlikle aşk evliliği değil, amaç davetlere giderken yanında götürdüğü kişinin belli kriterlere uyan biri olması ve havalı görünmek), sözümona saygın, hayranlık uyandıran bir hayat var... Aslında ne kadar ironik bir durum öyle değil mi? Hayata tek bir çivi çakmadan, tek bir insanın yaşamına dokunmadan, tek bir çocuğun rızkına katkı vermeden sadece herhangi bir yerden gelecek para ile saygınlık kazanmak ve bunu bir güzel çevreye satmak... Tabii bu tip şeylerin alıcısı olduktan sonra satıcı da olur mutlaka... O yüzden sadece tek bir tarafı da linç etmek doğru değil... İşte bugün günümüzde bazı ünlü televizyoncuların veya futbolcuların eşleri de yukarıda bahsettiğimiz durumun farklı bir versiyonunu yaşamıyor mu? Kendilerine ait hiçbir vasıfları olmadığı halde Instagram hesaplarını yüz binlerce kişi takip etmiyor mu? Adlarına funclub'lar açılmıyor mu? Bir yere gittiklerinde önlerine kırmızı halılar serilmiyor mu? Tabii çok daha acısı, o insanların hayatlarını takip eden milyonlarca gencin çalışıp çabalamak, üretmek, hayata bir iz bırakmak yerine nasıl yaparım da ben de onlar gibi bir hayat yaşarım diye daha küçük yaşlardan itibaren 'ŞU HAYATTA YIRTMANIN' hesabını yapar olmasıdır... --------------------------------- Ülkemizde her ne kadar kumarhaneler kapatılmış olsa da, kumarbazlar hala hayatta ve bozulmuş bir arı kovanından çıkan arılar gibi dört bir yana dağılmaktalar... Kumarhaneler olmasa da kumarın felsefesi, hazırcılığı, insanlara sattığı boş umut ve vaadler varlığını devam ettirmektedir... Kumarda her zaman hiçbir şey yapmadan çok kısa sürede zengin olabileceğiniz ihtimali vurgulanır. Anlatılmayan ise, yine hiçbir şey yapmadan çok kısa sürede tüm varlığınızı kaybedebilme ihtimalinin diğeriyle eşit olmasıdır... Bazen paranızı, bazen zamanınızı, bazen yaşama hevesinizi, bazen umutlarınızı, bazen de geleceğinizi kaybedersiniz... Çünkü, kasa her zaman kazanır! Herkese keyifli okumalar dilerim...
Kumarbaz
8.1/10
· 33,8bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
66
809
Bajar
Kumarbaz'ı inceledi.
187 syf.
·
Puan vermedi
Olaylar gerçektir!!!
Yazarımız Rusya'nın meçhul bir ilinin Harran ilçesinin ovasında, küçük bir köyde oturuyor.Kumarbaz kitabının yazarı olan ve bu kitabı yazmadan önce rüştünü ispat eden Dostoyevski, herkesçe bilinen, okunan ve saygı duyulan bir kişilikti. Ama kader işte insanın ne zaman nasıl bir sıkıntıya düçar olacağı bilinmez. O sene Haran ovası geçen senelere göre daha sıcak.Yazarımız hayli zor günler geçiriyor. Ailevi sıkıntılar, fon kömürü ve makarna yardımın kesilmesi gibi sıkıntılar da cabası. Bunlar yetmezmiş gibi enflasyonun ve araba fiyatlarının maksimuma ulaşması artık olayları iyice çığırından çıkarmıştır. Dostoyevski bu duruma çare aramaktadır. İlk iş birinden faizli borç almak olmuştur. Faizle borç aldığı parayı katlamak için köy meydanında bulunan kahvede kumar oynamaya karar vermiştir. Basit bir kumar yöntemi olan barbutla başlayan yazarımız hep yek atmış ve bütün parasını kaybetmiştir. Sonrasın da tekrar bir yerlerden para bularak kumarın bütün çeşitlerini oynamıştır. Lakabı Tosunevski(tosun) olan bir girişimcinin açtığı kerizbanka da para yatırmış, ilerleyen zamanlarda Tosunevski'nin paraları alıp kaçtığını göz yaşlarıyla izlemiştir. Son olarak borsa ve dijital para sektörüne girmiş ama ülkesi hırsız ve dolandırıcı kaynadığı için ordan da darbe yemiştir. Zaten borsadaki parasıda ülkesinin inişli çıkışlı siyasetinden dolayı dibi görmüştür. Ve Dostoyevski kısır döngüye girmiştir. Sürekli kaybediyor borç boyunu aşıyordu. Neyse biraz kitaba gelelim. Tam yazarımız harap bitap düşmüş durumdayken bir yayınevi Dostoyevski'ye bütün borçlarını kapatması ve yüklü bir ödeme yapması karşılığında Dostoyevski'nin kendileriyle çalışma teklifiyle gelmiştir. Bunu duyan Dostoyevski kabul etmiş, kesilen fon kömürü ve makarna yardımını düşünerek ; "güzel günler göreceğiz" demiştir. Ama yazarımız iyice yorgun düşmüş ve eski performansından eser yoktur. Elinde konyak şişesiyle Harran ovasını gezen Dostoyevski, sen mi büyüksün ben mi büyüğüm diye haykırıp duruyormuş. Yayınevi sürekli sıkıştırıyor ama yazarımızın umrumda değildir. Dünya yansın ben çayımı alır izlerim modundadır. Yine birgün harap ve bitap bir şekilde uyuya kalmış, rüyasında trafik kazasında kaybettiği dedesini görmüş, korku ve panikle uyanmıştır. Bunu bir işaret olarak algılayan Dostoyevski hemen kitabı yazmaya karar vermiş ve çok kısa bir sürede kendinin de uzman olduğu 'kumarbaz' kitabını yazmıştır. Harran halkı onu dışlamasın ve ilerde kötü söz söylemesin diye kumarbaz kitabının konusunu başka bir bölgede işlemiş, işlerken de harranı yer yer övmeyi ihmal etmemiştir. Kumarbaz kitabı aslında Dostoyevski'nin o ana kadar bütün birikmişliğini yansıttığı bir kitaptır.Nihayi sonda yazarımız kitabı yazmış ve inişli çıkışlı hayatını idame ettirmeye devam etmiştir. Kumarbaz, psikolojik realizmin baş yaptıklarından biridir. Bence okuyun :)) Harran halkına saygılar.
Kumarbaz
8.1/10
· 33,8bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
1
54