Adı:
Madonna in a Fur Coat
Baskı tarihi:
5 Mayıs 2016
Sayfa sayısı:
168
Format:
Karton kapak
ISBN:
9780241206195
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Kürk Mantolu Madonna
Dil:
English
Ülke:
United Kingdom of Great Britain and Northern Ireland
Yayınevi:
Penguin Classics
The bestselling Turkish classic of love and longing in a changing world, available in English for the first time.

'It is, perhaps, easier to dismiss a man whose face gives no indication of an inner life. And what a pity that is: a dash of curiosity is all it takes to stumble upon treasures we never expected.'

A shy young man leaves his home in rural Turkey to learn a trade in 1920s Berlin. The city's crowded streets, thriving arts scene, passionate politics and seedy cabarets provide the backdrop for a chance meeting with a woman, which will haunt him for the rest of his life. Emotionally powerful, intensely atmospheric and touchingly profound, Madonna in a Fur Coat is an unforgettable novel about new beginnings and the unfathomable nature of the human soul. 'Passionate but clear . . . Ali's success [is in ] his ability to describe the emergence of a feeling, seemingly straightforward from the outside but swinging back and forth between opposite extremes at its core, revealing the tensions that accompanies such rise and fall.' Atilla Özkirimli, writer and literary historian.
164 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Bugün sizler ile birlikte Türk Edebiyatının son zamanlarda sıklıkla duyulan, birçoğumuz tarafından okunan, bilinen yazarı Sabahattin Ali ve onun Kürk Mantolu Madonna eserini incelemek istiyorum.

Bugüne kadar eskiye dönük edebiyat eserleri okumuş olmama rağmen, Sabahattin Ali ve kalemi ile hiç tanışmadığımı söylemek ve hatta bu konuda da biraz ön yargılı olduğumu da itiraf etmek isterim. Bir okur olarak ön yargılı olmayalım, yapmayalım, etmeyelim diyoruz, ama kendimizi gene bu gibi bir davranıştan alıkoyamıyoruz. Bu kitap, öncelikle bana ne kadar da ön yargılı olduğumu ve bunun aslında ne kadar da yanlış olduğunu bir kere daha öğretti diyebilirim. Kendisinin kalemi, yazım dili, kitaba dair kendine has kurgusu, bana öğrettiği yeni ve bilmediğim kelimeleri o kadar hoşuma gitti ki, bugüne kadar nasıl olur da böylesi bir eseri okumadığımı şahsen sorgular oldum. Bakalım kitabın bana vermiş olduğu bu hissi ne kadar kollayabilir ve sonrasında da gene o duygulara kapılıp, ön yargılarıma yenik düşerim merak ediyorum doğrusu. Neyse, girişi çok uzatmadan ben asıl konuya, konumuz olan Madonna’ya döneyim. :))

Yapmış olduğum kısa inceleme sonrasında, kendisinin bu eserini kaleme almadan önce, romanını bir seri halinde 1940-1943 yılları arasında çalışmakta olduğu Hakikat gazetesinde yayımladığını öğrendim. Sabahattin Ali, Kürk Mantolu Madonna’yı ikinci kez askerlik yaptığı Büyükdere’de çadırda yazmış ve günü gününe gazeteye yetiştirmeye çalışmıştır. Romanı yazdığı günlerde attan düşüp sağ kol bileği çatlayınca, kolunu tenekede ısıtılan suya koyup yazmaya devam etmiştir. (Kaynak: Turgut Özakman, Cumhuriyet, Bilgi Yayınevi, 81. Basım, 2013, Önsöz, s. 9)

“Bu insanlar dünyada nasıl yaşamak lazımsa öyle yaşıyorlar, vazifelerini yapıyorlar, hayata bir şey ilave ediyorlardı. Ben neydim? Ruhum, bir ağaç kurdu gibi beni kemirmekten başka ne yapıyordu?” s.124.

Gerçekten severek okuduğum romanımızın asıl başkahramanları Maria Puder ve Raif Efendi’dir. Raif Efendi’nin karakterinin, kişiliğinin, hislerinin benim gibi birçok okura tercüman olduğuna da eminim. Sen, sen hangi duygular ile yazıldın ve seni hayalinde canlandırırken ne tür bir ruh hali içerisindeydi sana kalemi ile can veren yazar?! Bir insan ve onun yaşadığı hayat (hayat demeye bin şahit ister) bu kadar mı dokunaklı ele alınır?! Ne kadar naif bir insandın sen Raif Efendi… İçine kapanıklığı, melankolik halleri ve yaşadığı dış dünyaya her ne olursa olsun uyum sağlayabilmiş birisidir Raif Efendi. Bir nevi alınyazısı gibi düşündüğü hayatı boyunca yaşadığı sıkıntılara boyun eğmek zorunda kalmış, gündelik hayatta uğradığı tüm haksızlıklara bile karşı mukavemet edememiştir. En nihayetinde sevmediği bir kadınla hayatını birleştirmiş ve bir aile babası olmuştur.

“Çocuklarım oldu... Onları sevdim, fakat hayatta kaybetmiş olduğum şeyi bana asla veremeyeceklerini bile bile...” s.148.

Hayatın kendisine biçtiği rolü oynarken bile kendi hayatına asla yön vermemiş, hep etrafında olan başka insanların görmek istediği bir karakter olarak yaşamını sürdürmek zorunda kalmıştır. Şu koskoca hayatında yaşayabildiği ve gerçekten hissettiği bir tek anısı olmuştur ve bu unutulmaz olan anısını kişisel not defterine aktarmıştır. Havran’da başlayarak, kendisini İstanbul’a sürükleyen bir hayatın içerisinde bulmuştur.

Hayatımın başka türlü olmasına imkân var mıydı? S.159

İstanbul’da kaldığı süre zarfında okumaya ve güzel sanatlara merakı uyansa da, içinde besleyip büyüttüğü hayali karakterleri onu bu süre zarfında hiç yalnız bırakmamışlardır. Bir gün tekrar memleketine geri dönmek için karar kıldığında, babasından almış olduğu son bir haber ile Almanya’ya, her daim hayallerinde canlandırdığı Avrupa’ya gitme fırsatı hiç beklenmedik bir anda kapısını çalmıştır.

Berlin’de, geçirdiği zaman içerisinde sanata olan ilgisi daha da artar ve günlerden bir gün, ilginç bir hissiyat ile bir gazetede dikkatini çeken sanat galerisinde bulur kendisini. Bu sanat galerisinde bulunan tabloları incelerken, hiç tanımadığı bir sanatçının otoportresi dikkatini çeker ve tarif edilmez duygular içerisinde kalarak bu kadına kalbi meyleder. Daha evvel hep hayalinde canlandırdığı kadınındır bu ve tarifi mümkün olmayan duygular içerisindedir. Kendisini bu güzel tabloya o kadar kaptırmıştır ki, her fırsat bulduğunda bu güzelliği görmeye gider. Rutin hale getirdiği böylesi günlerden birinde, yine tabloyu seyrederken yanına bir kadın sokulur. Kadın, Raif’in tabloya karşı olan ilgisi ve bağımlılığının farkına varmıştır ve kendisi ile iletişime geçmek ister. Raif Efendi ise kadının kendisiyle alay eden kalburüstü, sosyetik birisi olduğu düşüncesindedir ve üstü kapalı kaçamak cevaplar ile sualleri geçiştirir. Ama bunun böyle olmadığını kısa zaman sonra tecrübe edecektir ve kendisini mutlu kılacak o günler artık eskisinden daha da yakındır Raif Efendiye.

“Tesadüf seni önüme çıkarmasaydı, gene aynı şekilde, fakat her şeyden habersiz, yaşayıp gidecektim.” s.159.

Maria Puder, Raif Efendi’ye göre daha baskın bir karakter yapısı sergilemektedir. Tüm görüşme ve gündelik buluşmalarında kendisinin ne kadar özgür ruhlu yetiştiğini, her daim canının istediğini yaptığını anlatır. Raif Efendi’ye onu çok naif bulduğunu ifade eder. Ortak düşünce yapısında olan bu iki insan, hayata dair bu bakış açılarından ve örtüşen düşüncelerinden, beklentilerinden ötürü birbirlerini tamamlarlar ve aralarında güzel bir arkadaşlık başlar. Tutkun olduğu bu kadına ne kadar âşık olsa ve onu çok sevse de, Raif Efendi Maria’nın kendisine karşı olan hislerinden asla emin olamaz. Fakat asla ona karşı kırıcı olmamak için Maria’nın her isteğini özveri ile yapma, yerine getirme çabasındadır.

"Bir insanın diğer bir insanı, hemen hemen hiçbir şey yapmadan, bu kadar mesut etmesi nasıl mümkün oluyordu?" s.72.

Her ikisi için rüya niteliğinde geçen bu güzel günleri bekleyen kötü bir gün vardır ve o gün artık gelmiştir. Bir gün, hiç beklenmedik bir şekilde Raif Efendi, babasının vefatını haber alır. Durum icabı mecburen Havran’a tekrar geri dönme kararı alır ve sevdiği kadın Maria ile mektuplaşarak iletişimde kalmaya devam edecektir. İlk zamanlar düzenli devam eden mektuplar bir gün hiç beklenmedik bir şekilde kesilir ve artık Maria’dan haber alamamaktadır. İşte bundan sonrası Raif Efendi için çekilmez, kasvetli günlerin ve eskisinden de kötü geçecek olan günlerin başlangıcı olur.

“Aile yükü arttıkça benim hayatla alakam azalıyor, artması icap eden gayretim büsbütün yok oluyordu.” s.148.

Aradan geçen on yıl sonra Raif Efendi, bir gün gene kendisine mecbur edilen bir alışveriş dönüşü tesadüf eseri Bayan Döpke ile Ankara sokaklarında karşılaşır. Bir ümit çırpınırken, aldığı iki haber ile dünyası büsbütün sarsılır ve derin ruh haline bürünür.

“Her şeyi, her şeyi, bilhassa ruhumu hiç bulunmayacak yerlere saklamalı...” s.160.

İşte tam ölüm döşeğinde, hasta hali ile son günlerini yaşarken, okuduğumuz bu acıklı trajediyi son zamanlarında kendisini sıklıkla ziyaret eden iş arkadaşının okuduğu özel not defterinden hep birlikte öğreniriz.

Şimdiden keyifli okumalar dilerim arkadaşlar.

Bir sonraki kitap yorumu ve değerlendirmesin de görüşmek dileğiyle. Esen kalınız!

~ A.Y. ~
164 syf.
·Beğendi·10/10
Defalarca okunabilen, her okunuşta yeni dokunuşlar bulunabilen, Türk edebiyat tarihinin en güzide, en naif ve en sarsıcı eseridir.

Çoğunlukla ülkemizde, bir Sabahattin Ali hayranının ısrarlı ve bıktırıcı tavsiyesi üzerine okunmaktadır. Tavsiye üzerine okunan kitaplardan hoşlanmayan biri olarak, bu harika eserle tanışmam, kitabevinin ''en çok satılanlar bölümü''nde gerçekleşmişti. Kitabın yalnızca arka kapağını okuduğumda aldığım o anki edebi hazzı ve yazarın samimiyetini unutmam asla mümkün değil.

Eseri okumaya başladıktan sonra peş peşe 5 kere daha ara vermeksizin okuyup hemen çevremdeki insanlara da okutma gayretine giriştim. Zira kitap benim için Türk edebiyat tarihinin adeta Kuranı haline gelmişti. Tavsiye üzerine kitap okumaktan hoşlanmayan biri olan beni, kısa sürede tavsiye ederek kitabı okutmaya çalışan birine çevirmişti. Bu kişisel değişimim üzerine, samimiyetime ve kitap zevkime güvenen onlarca kişiye kitabı tavsiye ederek okuttum ve o okuyan kişilerden bazıları şimdinin hakimi ve savcısı oldular. Birçoğu da kitabı onlarca kişiye okuttu, Tıpkı benim onlara okuttuğum gibi. Böylece tanımadığım birçok kişinin hayatına dokunmamı sağladı, Kürk Mantolu Madonna...

Şimdilerde ise sosyal medyada, kitap okuduğunu göstermenin ve entelektüel kişiliğini ön plana çıkarmanın en önemli ögesi haline gelmiş durumda. Bilinçsiz okurlar tarafından içi boşaltılmış halde ve birçok hadsiz fenomen tarafından espri konusu olmakta. Varsın, o cahiller basit esprilerine konu ededursunlar, biz edebiyat severler için Kürk Mantolu Madonna'nın yeri tartışılmayacak bir şekilde zirvededir.
  • Küçük Prens
    9.0/10 (14.696 Oy)17.791 beğeni50.896 okunma7.371 alıntı389.560 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.1/10 (12.805 Oy)14.914 beğeni40.752 okunma2.660 alıntı190.466 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (12.204 Oy)12.410 beğeni44.641 okunma1.830 alıntı191.077 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (11.299 Oy)13.187 beğeni39.636 okunma4.307 alıntı213.634 gösterim
  • Simyacı
    8.6/10 (11.551 Oy)12.787 beğeni40.569 okunma5.682 alıntı166.076 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (13.972 Oy)14.045 beğeni43.344 okunma3.873 alıntı179.993 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (11.309 Oy)12.116 beğeni37.298 okunma1.681 alıntı146.234 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (8.571 Oy)8.769 beğeni31.151 okunma1.794 alıntı156.876 gösterim
  • Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
    8.5/10 (9.776 Oy)9.525 beğeni31.138 okunma4.482 alıntı270.984 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.2/10 (9.102 Oy)11.158 beğeni31.390 okunma10.059 alıntı204.148 gösterim
164 syf.
·Puan vermedi
Çok satanlar listesinde nasıl başlarda olduğunu anlayamadığım, kesinlikle overrated ve instagram nedeni ile ünlenmiş bir kitap. Kurgusunu saçma Türk filmlerinin herhangi birinde bulabileceğiniz, araya iki üç süslü cümle sıkıştı diye asla edebi sayılmaması gereken bir kitap. Hakkında saçmalamayın!

*edit: bir edebiyatçı olarak yapmış olduğunuz yorumları gülerek okuyorum, umarım hayattan beklentileriniz de kitaplardan beklentileriniz kadar basit değildir. güzel günler dilerim Ali avukatları :)
160 syf.
·12 günde·Beğendi·8/10
Gelirleriyle çocuklara kitap hediye edeceğim YouTube kanalımda Kürk Mantolu Madonna kitabını yorumladım: https://youtu.be/z9XbaupmHVM

Her gün etrafınızda gördüğünüz insanları aslında ne kadar görüyorsunuz hiç sorguladınız mı?

Kendiniz için yıllar sonrasına zaman kapsülü niteliğinde bir mektup bıraktınız mı? Bilinmeyen bir kadın ya da bilinmeyen bir adam olabildiniz mi? Asıl değerin, bilinen ve alışılmış doluluklarda değil, bilinmeyen ve tarif edilemeyen boşluklarda olduğunu anlayabildiniz mi?

Sizin hiç Tyler Durden'iniz oldu mu?

Peki hiç mi kafes olup bir kuşu aramaya çıkmadınız?

Kürk Mantolu Madonna, boşlukların felsefesidir. Tablodaki kadının aşağıya doğru gizemli bakışından tümevarım yoluyla bütün romana yayılmış kocaman bir boşluktur. Bu öyle bir boşluk ki, çukur ve kapanmamış yer olarak tanımlanan bir boşluk. Peki Raif Bey TDK'ya cevap olarak ne diyor?
"Ben de, o zamana kadarki hayatımın boşluğunu, gayesizliğini sırf böyle bir insandan mahrum oluşumda bulmaya başlamıştım." 86. sayfa

Boşlukların farkındalığında olarak yaşamak gerçekten kolay mı zannediyorsunuz? Dolu dolu geçirdiğimiz hayatların niteliği konusunda kendinizi hiç sorguladınız mı?
Hayatı genel izleyici çemberi içinde yaşamak nasıl bir histir peki?

Raif Bey, koşuyor, hastalanıyor, çevirmenlik yapıyor, seviyor, deliriyor. O da benim, senin, onun gibi sadece bir insan. Bir ruhunun bulunduğunu geç de olsa fark etmiş bir insan. Peki biz vücutlarımızla yaptığımızı sandığımız bu eylemleri gerçekten de ruhumuzu ve yüreğimizi de ortaya koyarak gerçekleştirebiliyor muyuz? Gerçeğin mayasını gözümüzle değil, esas yüreğimizle görmek istiyor muyuz?

Kürk Mantolu Madonna, boşlukların ütopyasıdır. Boşlukların anlamını en güzel şekilde idrak edeceğiniz romanlardan birisidir. Raif Bey anlatıcı için, Maria Puder de Raif Bey için bir ütopyadır. Fakat aynı zamanda boşlukların distopyasıdır da diyebiliriz. Çünkü boşluklar bu ikilemde kaldıkları sürece anlamlı olan olgulardır zaten. O bilinmez boşluğun kapanıp kapanmayacağını bilmeden yaşamak, beynini ve ruhunu bitirmek harika bir distopya değil midir? Bu kalabalık hayatta, bu dolulukların kirlettiği hayatta, yüreğimizi ve ruhumuzu gereksiz şeylerle doldurmaya çabalayan yüzlerce olayın, nesnenin, insanın olduğu bu hayatta biraz da boşlukların olmasını arzulamak harika bir ütopya değil midir?

Kürk Mantolu Madonna, toplumların analizidir.
"Hayatta en güvendiğim insana karşı duyduğum bu kırgınlık, adeta bütün insanlara dağılmıştı; çünkü o benim için bütün insanlığın timsaliydi." diyor bize Raif Bey 149. sayfada. Gerçekten de bir kişiden bütün insanlara yayılan bir tümevarım mümkün müdür? Sınırların denendiği bir romandır Kürk Mantolu Madonna. Sınırlardan korkmamamızı öğretir, sevmenin sınırı mı olurmuş yani?

O aşağı bakış yok mu o aşağı bakış. Ah, Raif! Seni anlıyorum. Anlamaz mıyım hiç? Belki o kadın yukarıya ya da sana doğru baksaydı sen o kadınla hiç ilgilenmeyecektin. Ama o kadının aşağı doğru bakması yok mu... O aşağı ki neler olmuyor o yeryüzünde. Her gün bombalar atılıyor, çocuklar ve masumlar ölüyor o aşağıya bakılan yerde. Boşluklar her gün bombalarla, ölümlerle, yalanlarla dolduruluyor. Belki de bu ilk bakış sana bu kadar şeyi düşündürdü. Neden olmasın? Hayatla savaşı olan bir insanı tanımak istedin diye suçlu mu oldun yani?

O zaman Raif, sana diyorum... Boşluklarını bir insanla kapatmaya veya kapatmamaya çalışan sana diyorum ki, senin Maria'nı günümüzde Madonna ile karıştıranlar var Raif. Biliyorum, üzüleceksin bunları okuyabiliyorsan eğer fakat gerçek bu. Özür dilerim sana o hasta yatağında bunu söylediğim için. Biz de senin defterini okuduk işte fena mı? Hem sen de seni dinleyecek ve anlayacak birilerini aramıyor muydun? Bir kişiye de olsa içindekileri dökmek istiyordun... Artık içini dökebildiğin ve onları anlayan milyonlarca insan oldu. Biz bu kitap oldukça senin boşluklarını kapatmaya her zaman devam edeceğiz Raif.
164 syf.
·Beğendi·10/10
TÜKENMEZ BİR KİTAP, ÇIKMAZ BİR SOKAK, MELANKOLİK HÜZÜNLER

https://www.youtube.com/watch?v=zz1ZzqMh7Ls

Raif abiyi çok üzdünüz,vaktinden evvel yaşlandırdınız . Neydi bu adamcağızın suçu günahı ? Madonna sen de kürkünü alıp gider misin artık ! Sevmek istedi bu adam be, sevdi sevdi sevdi. Sobada yakılacak öyküydü bu ne diye milletin diline doladınız? Sabahattin Ali sen niye bizi kalbimizden vurdun? Niye kalabalıkların içinde bir başına bıraktınız Raif abiyi ? İnsanlar neden peyniri bile koklamadan almazken, diğer insanlar hakkında bir bakışta bütün yargılara ulaşıverir bir görüşte?

Madonna sen niye Raif abiye daha sıkı tutunmadın, neden bu biçare adamı anlayamadın? Anladın mı yoksa ? Neden iki insan yan yana gelince bütün engeller aşılmaz? Aşk neden olanaksız? Yaşam neden bu kadar uçucu? Düzen neden kişilikleri siler böyle acımasızca?

Raif abi sen neden Madonna'ya daha sıkı sarılmadın ? Neden tüketmedin hayatını onun yanında? Kıytırık bir insan tekinin sevda karşısında ne önemi olabilirdi ki ?
Raif abi sen neden teslim oldun zavallı sıradan bir hayata ? Neden vazgeçtin Madonnadan?

Siz neden saatlerce,günlerce,haftalarca,aylarca,yıllarca sadece susarak anlaşmak varken ele ele,diz dize,göz göze,kol kola olmak varken neden edebiyat eseri olmayı seçtiniz? Yoksa Sabahattin Ali mi istedi bunu?

Raif abi seni çok üzdü hayat. Seni çok savurdu hayat ordan oraya sen çok yoruldun. Madonna senin kıymetini bilmedi erkekler, Allahın belası sahtekar Batılı erkekler. Sen Doğulu Raifte buldun teselliyi.

Sizi anlatan adam da çok yoruldu , anlamadılar onu da. Kahpece öldürdüler hem de pusu kurdu alçaklar. Daha anlatacak çok hikayesi vardı üstelik.

Yeşilçam size şapka çıkardı , kayıtsız kalamadı aşkınıza. Biraz evirip çevirdi ama neyse idare edin sinema işte. Sevmek Zamanı dedi buna , iyi mi etti eh fena sayılmaz.

Aşkın siyah beyaz olduğu zamanlardan kalma zaten bu hikaye. Sonra çok renklendi bu işler..

Herkes kendi gençliğini unuttu bir köşede. Herkes masallardan vazgeçti sonra. Herkes, herkesleşti. Kıyamet mahşer kaos . Bitmeyen işler sonra, bir bakışta sevdalanmak mı kaldı modern hayatta ?

Raif abi, Madonna biz sizi çok sevdik, bütün kaybedişlerimizin yerine koyduk sizi..

https://www.youtube.com/watch?v=k8Rm9s79ecA

https://www.youtube.com/watch?v=68DphBal_W4
164 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Bu kitabı starbucks bardağı ile fotoğraf çekilmeyeni dövüyorlarmış dediler. Ben yine de çekilmedim. Hatta tuttum balkona koydum arkaya da Hekimbaşı Mezarlığı'nı aldım öyle çektim. Altına da şunları yazdım:
" Ölüm değilmi ki içimizde kalanları bir daha söylememize engel olan en can yakıcı ve en büyük pişmanlığımız ? Bugün içim bulutlu. Bugün umut yok. Bugün duygularım karışık. Maria Puder ve Raif Efendi'nin aşkı ile yok olup gitti tüm umutlar, ihtimaller ve hatta yaşama dair iyi şeyler... Gömdüm hepsini karşıdaki mezarlığa.
Bugün ikinci okuyuşum. Belki ilerde yirmi iki...
Çünkü bazı kitaplar hafızadan silinip gitmemeli.
"Ah Maria, niçin seninle bir pencere kenarında oturup konuşamıyoruz? Niçin rüzgârlı sonbahar akşamlarında, sessizce yan yana yürüyerek ruhlarımızın konuştuğunu dinleyemiyoruz? Niçin yanımda değilsin?"

Bence iyi olmuş, güzel de olmuş. Çok beğeni almadı ama olsun. Hep o lanet olası starbucks bardağının eksikliği :D

Okumayan kalmadıysa da gözünüze bolca sokulduğu için illaki bir kaç fikir oluşmuştur kitaba dair. Yine de bilmeyenlere içeriği hakkında bilgi vermek, bilenlere de bende hissettirdiklerini anlatacak bir kaç cümle kurayım.
Raif Efendi tüm ön yargıları alt üst eden bir adam. Dışarıdan bakıp herkesin pasif görüp hiçbir işten anlamadığını düşünmesine rağmen bambaşka bir dünya ve yaşanmışlık var kendi içinde.
Maria Puder ise tam güçlü bir kadın örneği benim gözümde. Tüm yaşanmışlığına rağmen dik duruşu ile adeta taht kurdu kalbimde. Çünkü Raif Efendi içine kapanık bile olsa hayatına devam etmişken, Maria tüm yükü tek başına omuzlayıp göğüs gerdi her şeye. Genel olarak kitap özetlerinde hep Raif Efendi üzerinde durulmuş ama bence Maria da başlı başına ele alınıp psikolojisi üzerine düşündürecek bir karakter.
Ve aralarındaki müthiş aşk...
Aşk diyince sizin anladığınız şey gelmesin aklınıza. Hani yaşı, mesleği, geliri, memleketi, kültür seviyesi, evi, arabası... yani kısacası kriter kelimesi altında topladığınız ve bunlar uyuyuyorsa kabul ettiğiniz değil, tüm bu ıdı vıdılardan bambaşka bir şey onların ki.

Daha tanımadan, tanışmadan aşık oluyor Raif Efendi. Hem de bir tabloya. Günlerce gitmiyor tablonun önünden. Her detayına kadar ezberliyor tabloyu ve bir gün ressamıyla da tanışıyor. Ama öyle kaptırmış ki kendini tabloya, konuştuğu kişinin o olduğunu fark etmiyor bile. Başka zaman bambaşka şartlarda üstelik hiç de istemediği bir durumda tekrar karşılaşıyor Maria Puder ile. İşte o zaman başlıyor her şey. Ama istediğiniz gibi güllük gülistanlık da gitmiyor malesef. Ama yine de aşklarını yaşamaktan vazgeçmiyorlar.

Çünkü Atilla Şanbay'ın dediği gibi;
Bazı şeyler, kötü sonlara rağmen yaşanacak kadar güzeldir.
Yüzyıllardır oynanmasına rağmen, hiçbir seyirci sahneye fırlayıp, Romeo'nun zehirli iksiri içmesine engel olmamıştır.
Sonunda geminin batacağı bilindiği halde, Titanic filmi defalarca izlenmiştir.
''Bitecektir'' korkusuyla aşktan kaçanlar, eğer dünyaya gelmeden önce kendilerine danışılsaydı, sonunda öleceklerini bildikleri için, hiç doğmamayı seçerlerdi.
Böyle yaşanmaz...
Romeo ölmeli,
Titanic batmalı
Ve aşk
Her şeye rağmen yaşanmalı.

En başından beri sürükleyici olan, Maria Puder ile tanışmasından sonra sizi daha çok içine alan bir kitap.
Kısacası efendim. Okuyun ve ısrarla okutun lütfen. Olmazsa bir kahve ısmarlayın. Okuma isteği otomatikmen gelir zaten :D

Sevgiler <3
Iyi okumalar ^_^
164 syf.
·6/10
Ben sıkıldım bu kitapta. Bence Sabahattin Ali sadece şiir yazmalıymış. Şiirleri müthiş ama romanı vasat buldum. Bir Yeşilçam filmi tadında idi. Gerçi Yeşilçam filmlerini de severim aslında ama bu kitabı sevemedim.
164 syf.
·1/10
Beş para etmez. Sabahattin Ali dünya ahiret bu memlekete inmiş en boş adamdır.Tekniki bilgisinin 0 olmasının yanında tasvir yeteneği yer ile yeksan olmuştur. Bu kitaplar memleketimize ağır yaralar açmakta genç kızlarımız ucuz aşklarını önemli zannetmesine sebep olmaktadır acilen yasaklanmalı. Uçuk fikirlere ne kadar açık olursak olalım bir memurun müşkülpesent fantezilerine kurban olup bu kitabın büyüsüne kapılmadan yani 60. Sayfayı geçmeden varsa sobanız yoksa sobası olan birine verip yakmanız önemle rica olunur.
164 syf.
·Puan vermedi
Kişisel olarak basit aşk konulu romanları sevmiyorum. Köşeyi dönünce çarpışıp aşkını bulma konulu romanları... Kürk Mantolu Madonna bana o kitapları hatırlattı. Özellikle tren garında yıllar önceki sevgilisi görme bölümü... Sabahattin Ali sevdiğim yazarların başında gelir ama bu kitabı nedense sevemedim. Bu kadar çok insanın neden sevdiğini ise anlamadım. Konu itibariyle çok daha başaralı eserlerli hiç tanınmazken yılların bu kitabın liste başı olması tuhaf geliyor...
164 syf.
·6 günde·Beğendi·8/10
Bankacıyken işine son verilen yazar eski arkadaşı Hamdinin yardımıyla onun yanında işe girer. Oda arkadaşı Raif efendi nötr mizaclı biridir. En şiddetli olaylara bile sükunetle karşılık verir.Hasta yatağında son günlerini yaşayan Raif efendi yazardan tuttuğu günlüğü yakmasını ister. Yazar ancak okuduktan sonra bunu yapacağını söyler ve Kürk mantolu madonna hikayesi başlar. Raif güzel sanatlara merakı olan biridir. Savas yılları babası meydanın boş kalmasından endişe eder ve onu okutmak ister. Almanya'ya gidip sabun yapımının inceliklerini öğrenecek ve Türkiye ye dönüp fabrikanın başına geçecektir. Berlinde bir sergide gördüğü Maria Puderin portresi olan kürk mantolu madonna resmi istemsiz bir şekilde onu kendine çeker. Raif sadece yüreğinin peşinden gider ..
164 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Güzel bir hayat yaşarken, beklenmedik bir durum ortaya çıkar ve bütün mutluluk yok olur. Dıştan sakin görünen fakat içinde fırtınalar kopan, hayata küsmüş bir şekilde devam eden insandır Raif.. Yüreğimde Raif 'e karşı bir acı hissediyorum hala.. Mükemmel roman.
164 syf.
·4/10
Fazla klasik okuyan biri olmadığımdan sanırım, bu kitap bana pek fazla hitap etmedi. Beklentilerimi okuyanlar baya bir yükseltmişlerdi, belki de bu yüzden daha bi' üzüntü duydum, kitap bitince. Normal bir konusu olan ve normal seyirinden ilerleyen bir kitaptı. Ben pek bir duygu hissedemedim.
"Dünyada Sizden , yani bütün erkeklerden neden bu kadar nefret ediyorum biliyormusunuz?
Sırf böyle en tabii haklarıymış gibi insandan bir çok şeyler istedikleri için...
Beni yanlış anlamayın , bu taleplerin muhakkak söz haline gelmesi şart değil...
Erkeklerin öyle bir bakışları , öyle bir gülüşleri , ellerini kaldırışları , hulasa kadınlara öyle bir muamele edişleri var ki...
Kendilerine ne kadar aptalca güvendiklerini fark etmemek için kör olmak Lazım.
Herhangi bir şekilde talepleri reddedildiği zaman düştükleri şaşkınlığı görmek , küstahça gururlarını anlamak için kafidir.Kendikerini daima bir avcı, bizi zavvalı birer av olarak düşünmekten asla vazgeçmiyorlar.Bizim vazifemiz sadece tabi olmak , itaat etmek , istenilen şeyleri vermek...
Biz isteyemeyiz kendiliğimizden bir şey vermeyiz ...
Ben bu ahmakça ve küstahça erkek gururundan tiksiniyorum.🤢

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Madonna in a Fur Coat
Baskı tarihi:
5 Mayıs 2016
Sayfa sayısı:
168
Format:
Karton kapak
ISBN:
9780241206195
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Kürk Mantolu Madonna
Dil:
English
Ülke:
United Kingdom of Great Britain and Northern Ireland
Yayınevi:
Penguin Classics
The bestselling Turkish classic of love and longing in a changing world, available in English for the first time.

'It is, perhaps, easier to dismiss a man whose face gives no indication of an inner life. And what a pity that is: a dash of curiosity is all it takes to stumble upon treasures we never expected.'

A shy young man leaves his home in rural Turkey to learn a trade in 1920s Berlin. The city's crowded streets, thriving arts scene, passionate politics and seedy cabarets provide the backdrop for a chance meeting with a woman, which will haunt him for the rest of his life. Emotionally powerful, intensely atmospheric and touchingly profound, Madonna in a Fur Coat is an unforgettable novel about new beginnings and the unfathomable nature of the human soul. 'Passionate but clear . . . Ali's success [is in ] his ability to describe the emergence of a feeling, seemingly straightforward from the outside but swinging back and forth between opposite extremes at its core, revealing the tensions that accompanies such rise and fall.' Atilla Özkirimli, writer and literary historian.

Kitabı okuyanlar 66.893 okur

  • gonulyarasi
  • Caner Erol
  • Emrah Y.
  • Baran Yıldırım
  • Nihat.2001
  • Nesrin Azer
  • Selçuk Bildik
  • Meltem erbaş
  • Rabia
  • Elmin

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%54.8
Erkek
%45.2

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0 (8)
9
%0 (1)
8
%0
7
%0
6
%0 (2)
5
%0 (3)
4
%0 (1)
3
%0
2
%0 (1)
1
%0 (1)

Kitabın sıralamaları