En iyilerimde ilk 5'te kesinlikle.
Kitabın kurgusuna hayran kaldım ve bu tam da kurgu değil yarı otobiyografik. Akıcı bir roman.
Başkişimiz Martin, işçi sınıfının aranan kişisi. Sert görünümlü, elleri nasırlı, küfürlü ve hoyrat bir kahraman.
Her şey Ruth'un kardeşini kurtarmasıyla başlıyor. Kurtardığı kişi burjuvazi, Ruth'un ailesi ona biraz uzak. Uzakları yakın etmeye çalışan Eden'ın müthiş çabasını bir nefeste okuyabilirsiniz.
Yazarın deyimiyle:
"Onu görgüsüz bir denizciden bir öğrenciye, sanat düşkününe çeviren devrimin arkasındaki itici güç aşktı."
Bu başarı emin olun ki bir hiçlikten ibaret (hasta edici) . Büyük maddi imkansızlıklar onu çaresiz bırakınca, tutkuyla ve akıl almaz bir hırsla çalıştı, öğrendi fakat bu bireysel devrim ona katlanamayacağı durumların kapısını araladı.
Tek kelimeyle muazzamdı. Çok düşündürücü, yaşayışımızı sorgulatacak, belki de imrendiğimiz statüdeki insanların ne kadar boş olduğunu bize gösterecek, inanılmaz etkileyici bir roman.
Resmen karakterin azmini iliklerime kadar hissettim. Uzun lafın kısası. Okuyun. Ertelemeden.
Ah martin.... deli olduğun aşkın uğruna ideallerinin ve hayallerinin şekillendirmeye çalışırken onun sana inanmayıp sabretmemesini, üst tabaka “burjuva” insanların sözüm ona alt sınıfın kendini ne kadar geliştirmiş olursa olsun yaptığı işleri, konuştuğu kelimeleri, yazdığı yazıları dikkate almadığını ama bankada parası olduğunda ne kadar dikkate aldıklarını, işine saygı duyulmamasına rağmen sabırla ve inatla başarmak ve başardığında da verdiğin tüm sözleri tuttuğunu görmek beni okurken ne kadar keyiflendirdi bir bilsen... Sonunun böyle olmamasını, bu şekilde bitmemesini dilerdim tabiki.
Çok güzel bir kitaptın bana kattıkların ve anlamlandırdığın şeyler için teşekkür ederim..
İkiyüzlü sayfaların başında okumayı bırakmayı düşündüm. Ardındandan 1000k sitesine girip, kitap hakkında yapılan bir kaç inceleme yazısını okudum.. Kitap bir otobiyografi olmasa da Martin Eden adlı kahraman aslında kitap yazarının hayatından büyük kesitler barındırıyormuş. Bu yüzden, okuduklarım ışığında, o gözle okumaya devam ettim..
Anlatılan hikâye Martin Eden etrafında dönmekte doğal olarak.. Diğer kahramanlar hikayedeki süs eşyaları gibi..
Martin Eden'in içinde bulunduğu sınıf kendi deyimiyle alt tabaka ve bir de aşık olduğu Ruth ve onun içinde bulunduğu üst sınıf insan topluluğu var.. alt tabaka dediği ve kendisinin de içinde bulunduğu insanlara bakış açısı ve anlayışı beni rahatsız etti..
Hikâye bir başarı hikâyesi mi, aşk hikâyesi mi, felsefi ve/bilimsellik barındıran bir hikâye mi karar verilememiş gibi.. anlatılan aşk o kadar yavan geldi ki keşke bunlardan hiç bahsetmeseymiş diyorum.. Ruth ve Eden arasında yaşanan ilişki mantık hatalarıyla dolu bence ve de gerçek dışı..
Başka bir durum da, konuşmayı bile bilmeyen sokak serserisi Eden kısa sürede kendisini inanılmaz geliştirip Edebiyat ve başka alanlarda da bir deha oluyor.. burada da bir gerçek dışı durum söz konusu.. açlıktan kıvranan Eden arkadaşıyla/birisiyle viski ve soda içerken derin sohbetler edip kahkahalar bile atabiliyor...
Sonra yazar olma veya her neyse yazdıklarını o dergi bu dergi göndermesi ve eşyalarını rehin verme olayı o kadar uzatılmış ki aynı şeyler defalarca tekrar edilmiş...
Ruth ile arasında yaşanan aşk... O da mantığıma aykırı... Yer yer güzel tasvirler olsa da kötü bir aşk senaryosu..
Gel gelelim sona doğru.. üç yüzlü sayfaların sonlarından itibaren ise bilimsellik ve daha çok felsefik bir boyuta oturan hikâye, o saatten sonra anlatım gücü ile de tadından yenmez bir hâl alıyor..
Martin EdenJack London · Destek Yayınları · 2018135,3bin okunma
Yaşam mücadelesi ile yazma aşkıyla tutuşan, sınıf ayrımcılığına maruz kalmış ama burjuvazi ile istemeden iç içe olan, cebinde beş kuruşu olmadığı zamanlar da yaşam mücadelesi için bulduğu her işte çalışan, boş zamanlarında kitaplarını kıyafet yerine valizinden çıkarıp okuyan, eline para geçtiğinde ilk fırsatta daktilo kiralayıp yaratıcılığını sayfalara sığdıran, yayınevlerine yazdıklarını kabul ettirmeye çalışan ama kabul görmeyen ve bununla birlikte edebiyat mezunu aşkıyla evlilik hayalleri kurup her yazdığını okuttuğu aşkı Ruth’a yazdıklarını beğenmeyip elle tutulur bir iş bulursan evlenirim seninle diyen aşkına karşılık bulamayan bir yaşam mücadelesidir, Martin Eden.
Hepimize katkısı olsun. İyi okumalar.
Aylardır elimde sürünen kitabı bitirdim! Ama bunun mutluluğunu anlatmak için değil kitap hakkında (hiç de hoş olmayan) yorum yapmak için yazıyorum.
•
Kitaba adını veren asıl karakterimiz Martin Eden. Kendisi burjuva kesiminden birisini kavgadan kurtarması sonucu teşekkür amaçlı eve yemeğe çağırılır. Çağrıldığı evde insanların konuşması, hareketleri ve ses tonları hoşlarına gider ancak en çok hoşuna giden şeyse evin tek kızı Ruth olur. O akşam Martin Ruth’dan gözünü bir türlü alamaz. 20 yaşındaki Martin o yaşına kadar doğru düzgün eğitim görmemiş, matematik nedir onu dahi bilmediği için Ruth ile anlaşabilmek için kütüphanenin yolunu tutar ve artık evinden çok orada vakit geçirmeye başlar. Oradan aldığı kitaplarda yazan bilgileri anlamaya, öğrenmeye çok isteklidir ve hepsini başarır üstüne üstlük adı geçse yemek sanacak her konuda yorum yapabilecek duruma gelir. Ama tabii Ruth bizim bu dönemin yaşlı teyzeleri gibi memur ol diye baskı uygular bizim saftirik Martin’e. Martin denizci olduğu için öyle masa başı dört duvar arasında çalışamaz. Karakterine ters. Yazarlığı duyar bunun sonucunda yazar olucam der. (Burada benim iç sesim devreye girer ve he çok kolay çünkü yazar olmak.) Sonrasında kafasında dolaşan kelimeleri bir araya getirerek şiirler hikayeler oluşturup dergilere göndermeye başlar. Bizim sonradan görme Martin iki kitap okumayla felsefe üzerine yazılar yazıyor bah hele bah! Yayınevi ile ilgili hiçbir sıkıntı yok. Çeviri çok iyi, okunması kolay ve anlaşılır bir şekilde çevrilmiş. Sorun bizim yazar da. (Sori Jack) Martin’in o uzun uğraşlarını o kadar uzun yazmış ki sanki reytingleri tavan yapmış diziyi bitirmemek için aynı konu etrafında dönmeye çalışan senaristler gibiydi. Kitabı önerir miyim? Hayır. Yine de okuyacağım diyene saygı duyar mıyım? Elden ne gelir
...ne benim dilim yeter yorum yapmaya ne de çapım...muhteşem bir akış, ironi, kelimelerin valsi ve en önemlisi yaşanmışlığın dışa vurumu, yüzümüze vurumu...
Yazmak için önce taşmak gerekiyor Martin.
Merak etme Martin, yazacaksın. Çok az şey biliyorsun ama doğru yoldasın, daha fazlasını öğreneceksin. Bir gün, şansın yaver giderse, evrende öğrenilecek ne varsa hepsini öğrenmeye çok yaklaşabilirsin. O zaman, yazacaksın.
daha
Martin EdenJack London · Destek Yayınları · 2018135,3bin okunma
Tam, "Dur, daha yeni tanıdım seni!" derken kitabın bitmesiyle ellerimden kayıp giden bir arkadaş oldu Martin Eden benim için.
İncelememe başlamadan önce bir itirafta bulunmak istiyorum: Bu eseri spoiler vermeden inceleyecek kadar yeterli görmüyorum kendimi. Ona göre okuyun ki incinmesin hayat mücadelesinde yorgun düşmüş yüreklerimiz.
Yarı otobiyografik bir roman. Jack London'ı büyük oranda Martin Eden kişiliğine bürünmüş olarak görüyorsunuz. Dönem aynı dönem, mekan aynı mekan, zaman yine aynı zaman ve yine kahramanlar gerçek dünyadan kahramanlar... Yirmili yaşlarda tabiri caizse halk tabakasından bir genç Martin Eden. Denizcilik ile uğraşırken bir olay sonucunda Ruth ve ailesi ile tanışıyor. Onun burjuvazi ile tanışması aynı zamanda... Ona duyduğu ya da duyduğunu sandığı aşk onu yazılar yazmaya itiyor. Başarılı bir yazar olma adına disiplinli bir çalışma başlatıyor. Büyük hayranlık duyuyorsunuz onun azmine. Ruth'un dünyasına ait olma mücadelesi girdiği aslında. Bu mücadelede onunla aşık oluyor, onunla acı çekiyor, onunla aç kalıyor ve onunla amacınıza ulaşmak için çabalıyorsunuz.
Bir aşk insana neler yaptırır? Aşk sandığımız şey aslında nedir? Para nelere gölge düşürebilir? Amacımıza ulaştığımız anda daha mı mutlu olacağız sorularının cevabını alıyoruz eseri okurken...
Algernon'a Çiçekler isimli bir eser okumuştum. Başkahraman zeka seviyesi arttıkça derin bir yalnızlığa gömülüyor ve aynı zeka seviyesine düşene kadar o yalnızlıktan kurtulamıyordu. Martin Eden ait olduğu sınıftan kopma mücadelesi verirken burjuva sınıfını da tanıyor. Bu tanıma süreci onu eski sınıfına da yabancı kılıyor ve her iki sınıfa da uzaklaşma başlıyor. Bu durum onu hayata daha da yakınlaştıracak dediğimiz yerde tam bir uzaklaşmanın geldiğini görüyoruz.
"Yalnızlığını daha güçlü ve kendini
İncelememe bir alıntı ile başlamak istiyorum.
“Kitap okuyorsun ve yapayalnız buluyorsun kendini”
Beni bu eserde en çok etkileyen alıntı olmuştu.
Kitap okurken hiç şikayetçi olmadığım bir durumdur.
Bazen anlamsız bir kalabalıktan ziyade bir kitabın içerisinde yalnızlaşmak daha anlamlı geliyor.
Martinin intiharı üzerinden bir inceleme yazmak istedim.
Çünkü Martin'in intiharı beni oldukça etkilemiş ve düşündürmüştü. Bunun üzerine belli birtakım olgular üzerinden kendime sorular sorup ve bu soruları kendi paradigmam içerisinde yanıtlamaya çalıştım.
Daha sonra ortaya bu şekilde bir analiz çıktı.
İncelemem alıntılar hariç tamamen kendi bakış açım ve cevaplarımdan oluşmaktadır.
Eserin son bölümüne baktığımızda, insanların Martine karşı yaptığı ikiyüzlülük, çıkar gibi sebeplerden ve ait olmadığı bir toplumun verdiği mutsuzluk sebebi ile intihar ettiği düşünülebilir.
Fakat bu intiharın bundan daha fazlası olduğunu düşünmekteyim
Biz bu intiharın gerçek sebebini öğrenmek istiyorsak öncelikle şu soru üzerinden yola çıkmamız gerekiyor
Mutluluk Nedir?
Mutluluk insanın kendi içinde koyduğu zorlu ve hatta bazen imkansız hedefler ve beklentiler olup ve bu hedefler ve beklentilere ulaşabilme umudu taşımasıdır.
İnsan elde ettiği bir sonuç ile asla mutlu olamaz. İnsanı mutlu yapan o sonuca giden yoldur, onu asıl mutlu yapan bu süreçte geçtiği yollardan topladığı umut taneleridir.
Fakat maalesef sonuca ulaşıldığında artık doyum başlar ve bu doyum çok kısa sürer. Doyum tamamlandığında artık elde edilen sonuç hızlıca değer yitirmeye başlar ve bu değer yitirme elde edilen sonuç nötr noktasına gelene kadar devam eder.
O halde Mutlu olmak bir şeyi elde etmek değildir, insanın elde etmek istediği hedefine giden yoldaki umut tanelerini elde etme hazzıdır. Elde edilen haz ise zamana
12 Ocak 1876’da San Francisco’da doğdu. Gerçek adı John Griffith Chaney’dir. Evlilik dışı bir çocuk olarak dünyaya gelen Jack London, soyadını, henüz sekiz aylıkken annesinin evlendiği John London adlı savaş gazisinden aldı. Maddi sıkıntılar nedeniyle küçük yaşta okulu bırakıp gazete satıcılığı, tayfalık, balıkçılık, istiridye korsanlığı, gazetecilik, sahil koruma devriyeliği gibi çeşitli işlerde çalıştı ve Amerikan işçi sınıfını tanıdı. 1894’te serserilik suçlamasıyla otuz gün hapis yattı. Hapisten çıktıktan sonra hayatını değiştirmek arzusuyla liseye kayıt yaptırdı. Lise öğrenimini bir senede tamamlayarak 1896 yılında Kaliforniya Üniversitesi’ne girdi. Bir dönem okuyabildiği üniversiteden maddi zorluklar sebebiyle ayrıldı. 1897’de Klondike bölgesinde altın arayanlara katıldı ama bir yıl sonra yine yoksul ve işsiz olarak geri döndü. Yoğun bir çalışma programı hazırlayarak şansını yazarlıkta denemeye karar verdi. Soneler, baladlar, nükteli fıkralar, anekdotlar, korku ve serüven öyküleri yazmaya başladı. 1909’da yazdığı Martin Eden bu dönemi yansıtması bakımından otobiyografik izler taşır. İlk kitabı Kurt Dölü (1900) büyük ilgiyle karşılandı. Aynı yıl Elisabeth Maddern ile evlendi ve bu evlilikten iki kızı oldu. Ancak bu beraberlik uzun ömürlü olmadı ve 1904’te sona erdi. Charmian Kittredge ile ikinci evliliğin ardından 1916’da Kaliforniaya’daki çiftliğinde hayatını kaybetti. London yazarlık kariyeri boyunca elliye yakın kitap yazdı ve döneminin en çok okunan yazarlarından biri oldu. Yazdıkları, yaşadıkları etrafında şekillenmiş, sosyalizmin de etkisiyle toplumcu bir dünya görüşüne ulaşmıştır. Başlıca eserleri arasında Beyaz Diş, Martin Eden, Uçurum İnsanları, Vahşetin Çağrısı yer alır.