Mürebbiye batılılaşmanın yanlış algılanmasını konu edinen, diyolagları ve olay örgüsüyle tiyatroyu andıran, akıcı ve eğlendiren bir üslupta olup Hüseyin Rahmi' nin okuduğum bir diğer güzel eseriydi. Eserde Parisli Anjel'in mürebbiye olarak geldiği, İstanbul'daki Dehri Efendi'nin yalısında bulunan erkekleri cazibesini kullanarak parmağında oynatması ve bu erkeklerinde birbirlerini çekemeyerek aralarında yaşadıkları anlatılmaktadır. Okuması gayet keyifliydi. Kahya kadın Eda Hanımın Matmazel Anjel ile ilgili tahlili hâlâ aklımda: " Ben biliyorum ya! Bu patırdayan şeytanlar murabiye midir, kurabiye midir, matmazel midir, müptezel midir, ne karın ağrısı ise işte o karının fistanından dökülüyor...
Paris’te hovardalarla sürdürdüğü yaşamı geride bırakıp İstanbul’da namuslu bir ailenin yanında mürebbiyelik yapmaya başlayan fakat eline geçen parayla emellerine ulaşamayacağını fark eden Matmazel Anjel, bu ailenin erkeklerini yavaş yavaş tuzağına düşürür.
Samimi bir dil ile yazılmış olması güzeldi. Sonunu tahmin etmiştim ama böyle bitmesini istemezdim. Hemen okuyup bitirilebilecek akıcı bir kitap. Türk edebiyatı okurlarına tavsiye ederim :)
Hüseyin Rahmi Gürpınar / Mürebbiye
İnsan şartlarını değiştirse de zihniyetini değiştirmezse neyse odur. Gürpınar #Mürebbiye kitabıyla hayatını değiştirmek için bir fırsat yakalayan ama yine özüne dönen bir kadının yaşadıklarını ve yaşattıklarını anlatıyor.
Fransa’da yaşayan Anjel, annesinden miras gibi aldığı fahişelikle yaşamını sürdürüyordu. Tüccar bir adamla beklenenden uzun süren ilişkisi sayesinde fırsat olarak gördüğü İstanbul’a onunla kısa bir süreliğine gelir. Aldatırken adama yakalanıp beş parasız kapı dışına atılır. Saygın bir Fransız ailesinin kapısını çalıp kendini namuslu ve mağdur olarak gösterir. Mürebbiyelik yapmak amacıyla geldiğini söyleyip bir hikaye uydurur. Ailenin yardımıyla, saygın ve zengin biri olan Dehri Efendi’nin çocuklarına eğitim vermek için mürebbiye olarak işe başlar. Hem daha fazla kazanır hem de eğlenirim düşüncesiyle mürebbiye olarak başladığı işinde evdeki tüm erkeklerin kalplerini kazanmayı hedefler.
Aşkın insanları nasıl kör ettiğini ve nasıl birbirine düşürdüğünü anlatan trajikomik bir konusu var. Adamların saflığına mı ya da kadının şeytanlığına mı daha çok sinir olduğumu bilemiyorum. Konu Anjel gibi karakterler olunca finalde pek süpriz olmuyor. Yeşilçam tadında, akıcı ve güzel bir eserdi. Keyifli okumalar…
MürebbiyeHüseyin Rahmi Gürpınar · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202511,2bin okunma
Mürebbiye, Türk yazar Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın 1897 yılında yayımlanan romanı.
Osmanlı’nın son dönemlerinde geçen romanda Batılılaşma çabalarının toplum üzerindeki etkisi görülüyor.
Fransız bir hayat kadını olan Anjel, varlıklı bir ailenin yanında mürebbiye olarak çalışmaya başlar. Anjel, zamanla cazibesini kullanarak ailedeki tüm erkekleri baştan çıkarır ve birbirlerine düşürür.
Kitap, dönemin toplumsal ve kültürel yapısını iyi resmetmiş. Güldürürken düşündüren bir anlatımı var. Keyifle okudum. Klasik Türk edebiyatını sevenlere tavsiye ederim.
MürebbiyeHüseyin Rahmi Gürpınar
Mürebbiye, benim okuduğum ilk Hüseyin Rahmi eseri. Başlangıç kitabı olarak iyi bir seçim yaptığımı düşünüyorum. Dili çok akıcı, kurgusu çok sürükleydi. Neşeli kalemi, okuru kendisine bağlayan cinsten. Okurken bol bol kahkaha atacaksınız :)
Eser, Mürebbiyemiz Anjel’in hayat hikayesiyle başlıyor. Gayrimeşru bir çocuk olan Anjel, annesinin yolundan giderek, kendi yurdunda (Fransa) fahişelik yaptığı sıralarda gebe kalıyor ve Fransa’da başlayan hikayesinin, Dehri Efendilerin konağına gidişindeki kırılma burada başlıyor.
Sevgili Anjelimiz bin bir takla atarak Dehri efendi beylere kendisinin iyi bir ailede yetişmiş, namus timsali, iyi eğitimli bir genç kadın olduğuna ikna ediyor ve konakta iki küçük çocuğa eğitim vermek üzere hop diye mürebbiye oluveriyor.
Fakat alışmışın kudurmuştan beter olduğunu bir kez daha bize kanıtlamak istercesine o da asla durmuyor ve konakta bulunan tüm erkekleri, konağa hanım olmak bolluk içinde yaşamak, eski hayatını yeniye taşımak arzusuyla gözüne kestiriyor ve hepsi birbiriyle akraba olan bu erkekleri hiç gocunmadan parmağında oynatıveriyor.
Dehri efendi, konağın sahibi. Hepsine sözü geçiyor. Sanırsınız ki dünya iyisi, dünya bilgesi, ahlaksızlığa, terbiyesizliğe, cahilliğe asla tahammülü yok. Tavsiye üstüne tavsiye veriyor herkese. Fakat gelin görün ki, kim neyi çok konuşuyorsa, onda konuştuğu şeyin noksanlığına bakın demişler. Çok da iyi söylemişler.
Varın gerisini siz okuyup öğrenin. Bu hikayenin sonu nereye varır ?
MürebbiyeHüseyin Rahmi Gürpınar · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202511,2bin okunma
Âleme ahlak dersi vereyim derken ahlaksızlık bataklığına düşüp de tâ dibini boylayanlar da görülmemiş değildir.
Gerçekten de eserimiz tam bir yalı çapkınlarından oluşuyor. Bir değil, iki değil, üç değil.... Acaba bu nereye kadar sürüp gidecek dedim?
Kitabın diline gelecek olursak; Samimi, anlaşılır, sade bir dil ile karşımıza çıkıyor. Okurken bir solukta okunması, güldürmesi, düşündürmesi ayrıca kitabın içindeymiş gibi hissettirmesi de muazzam bir duygu.
Filozofların , Avrupalı romancıların da iç içe olduğunu demeden geçmek istemiyorum. Bir bakıyoruz, felsefe ile uğraşırken, bir bakıyoruz tiyatroya geçiş yapıyoruz. Ayrıca okurken Fransızca kelimeleri de görüyoruz.
Gelelim kitabımızın konusuna;
Başkahramanımız herkesi kendi etrafında döndüren Matmazel Anjel. Aslında okurken kendisine kızamıyorum. Psikolojik analizini yaptığım zaman; yaptığı iş, yaşadığı hayat, annesinin kökeninden geliyor. Okuyanlar bir hayli demek istediğimi anlayacaklardır.
Matmazel Anjel ne yazık ki Paris'te doğup, büyüdüğü, yetiştiği ortam hiç iyi bir yer değildi. Gayri meşru çocuklardan birisiydi. Annesinin hayat kadınlığını miras alıp onun yerine hayat kadınlığını üst seviyelere çıkarıp böyle bir hayatı yaşamakla başlıyor.
Kaderin cilvesi ile bir gün İstanbul'a gelir. Yaşadığı hayata ara vermek kaydıyla kendini mürebbiye diye tanıtır ve o meşhur Yalının sahibi Dehri Efendi' nin çocuklarına öğretmen olarak yanlarına yerleşir. Ve maalesef kendine verdiği sözü tutamaz. Huylu huyundan vazgeçer mi ?
Yalı da aşk üçgeni başlar. Dehri Beyin oğlu şemi, Amca Bey ve enişte Sabri Bey. Kısacası evin en büyüğünden en küçüğüne kadar kendisine bağlar. Matmazel öyle bir kurnaz bir oyun kurar ki ateşle oynamaya karar verir. Bundan da zevk alır.
Zamanla aşk üçgeni ortaya çıkar ve ev ahalisi
Biz insanlar ne kadar tuhaf, aciz ve sefil yaratıklarız. Milletimiz, ırkımız ne olursa olsun, bir ahlaksızlığı, yolsuzluğu, cahilliği ilk önce kınarız, ayıplarız ama kaderin cilvesi ki aynı şeyi döner dolaşır yine kendimiz de yaparız. Bunun dönemle alakası yok, okumakla alakası yok, asillikle alakası yok ve zenginlikle asla alakası yok.
"Ağızla söylenen yalan ahlaksızlık sayılırken kalemle yazılanı hüner sayılmak, kitap şeklinde para ile satılmak, ileri medeniyetin yazarlara bağışladığı garip bir ayrıcalıktır."
Sayfa 8
"Eğer ağlamakla ahlak düzeltmek mümkün olaydı dünyada çocuklardan uslu akıllı kimse bulunmazdı..."
Sayfa 9
Hüseyin Rahmi Gürpınar bizlere bu romanında dönemin Fransız burjuvazisinin ve İstanbul asil sınıfının ruhsal ve ahlaksal olarak batağa nasıl saplanmış bulunduğunu yer yer trajik yer yer komik bir üslupla anlatıyor. Kadın erkek ilişkilerindeki sapkınlığı, aile kavramının giderek yok oluşunu, toplumsal ve ekonomik eşitsizlikleri dönemin yerel dilini kullanarak o kadar çok güzel anlatıyor ki, insanlığımızın gülünecek hallerine kahrolduğum, üzülecek halimize de gülmekten katıldığım sahneler oldu.
Betimlemeleri ile kurgusu ile adeta roman gözümün önünde yaşandı. Matmazel Anjel'in mürebbiyeliği kadar sahte bir oyundu belki hayat. Ve murebbiyenin para hırsı ile taclandirilan aşk üçgeni acınası halde gözler önüne serilir.
Sevmek iptidasi denen şey safça masumca ve çıkarsızca olduğu zaman amacına ulaşır derler. Şemi, Anjel'in aşıklarından, aşkını belki de en saf en masum yaşayan ve hissedendi. Kambur amca bey ve enistelerinin bu denli sevda yoğunluğuna romanda çok fazla karşılaşmiyoruz. Fakat kör talih Şemiyi babası ile vuracak.
" Gönül aşk sarayını yıkılmış görmektense bazı hakikatleri çiğnemekten çekinmez. "
Sayfa 108
Türk Edebiyatı klasiklerinden
Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın "Mürebbiye" romanı, en dikkat çekici toplumsal hiciv anlatılarından biridir. İlk kez 1899’da yayımlanan eser, Osmanlı’nın son dönemindeki Batılılaşma merakını, ahlaki çöküşü ve gösterişçi “alafrangalık” anlayışını oldukça sert, fakat mizahi bir dille eleştiriyor.
Romanın ana karakteri Fransız mürebbiye Anjel. Dehri Efendi’nin konağına çocuklara eğitim vermesi için gelen bu kadın, kısa süre içinde evdeki erkeklerin zaaflarını keşfediyor. Böylece ronan, “yasak ilişki” hikâyesiyle eş zamanlı erkek egemen ikiyüzlülüğün, yozlaşmış aile yapısının ve körü körüne Batı hayranlığının eleştirisiyle ilerliyor.
Hüseyin Rahmi Gürpınar, karakterleri günlük konuşma diliyle çok canlı biçimde kuruyor. Bu yüzden roman hem dönemin sosyal yapısını belgeleyen gerçekçi bir metin hem de keskin bir taşlama örneği olarak değerlendirilebilir. Özellikle konaktaki erkek karakterlerin zaafları üzerinden kurulan ironi, romanı bugün bile güncel hissettiriyor.
Eser döneminde tartışma yaratmış ve bir süre yasaklanmıştır. Bunun nedeni, toplumun “ahlak” anlayışını doğrudan hedef alan cesur anlatımıdır.
Hüseyin Rahmi Bey'in akıcı , herkes tarafından anlaşılabilen dili ve ders verirken güldürmesi, samimiyeti beni sevindiriyor . Sanki karşım da oturmuş hikâyeyi onun ağzından dinliyor hissine kapılıyorum . Bu üslubu kullanırken de biz okuyucuları da bilgilendirmeyi ihmal etmiyor .
Yazar birden fazla konu hakkında eleştirilerde bulunuyor . Özellikle batılılaşma ile birlikte Türkçe konuşulurken araya Fransızca sözcükler eklemeyi , batıdan gelenleri el üstünde tutup kendi ülkesindeki insanlara değer vermeyen insanları eleştiriyor . Günümüzde de bu eleştirisini haklı çıkaracak tonla örnek bulabiliriz .
Anjel , yıllarca Fransa da hayat kadınlığı yaptıktan sonra İstanbul'da kendisini zengin bir ailenin yanına mürebbiye olarak aldırtır. Kurnaz ve sinsi olmakla birlikte oldukça da akıllı bir kadındır . İlk başlarda hayat kadınlığını bırakıp gerçektende bir öğretmen olmak istediğini düşünür fakat yazarında belirttiği gibi " alışmış kudurmuştan beterdir." Eve yerleştikten birkaç gün sonra evde yaşayan tüm erkekleri kendine hayran bırakmak için elinden geleni yapar . Ki amacına da ulaşır . Evin içinde trajikomik olayların ardı arkası kesilmez .
Dehri Bey bitki bilimi başta olmak üzere pek çok bilim dalıyla uğraşır . ÇOğunlukla sert bir mizaç takınır . Herkes ondan korkar ve ona saygı duyar . Zamanının çoğunu bilime adamasına rağmen bir başkasından duyacağı yeni bir fikire asla tahammül edemez . Çünkü kendisinin hep en zeki ve bilgili kişi olarak görülmesini ister .Her insanda olan beğenilme isteği Dehri Bey'de biraz daha ön planda olup ondan daha az bilgili olan insanlara ilk fırsatta bilgisiyle aşağılamaktan hiç çekinmez. Fakat yine de Dehri Bey'in sohbetine katılmak hoş olurdu doğrusu .
Dehri Bey'in oğlu Şemi'yi , Amca Bey'i ve de Dehri Bey'in damadını baştan çıkartan
17 Ağustos 1864 tarihinde İstanbul'da doğdu. Hünkâr yaveri Mehmet Sait Paşa'nın oğlu olan Hüseyin Rahmi, üç yaşında iken annesinin ölümü üzerine, Girit'te bulunan babasının yanına gönderildi. İlkokula başladı ancak babasının evlenmesi üzerine altı yaşında tekrar İstanbul'a anneannesinin yanına gönderildi ve eğitimine burada devam etti. Yakubağa Mektebi, Mahmudiye Rüşdiyesi ve idadide okuyan Hüseyin Rahmi, tarihçi Abdurrahman Şeref Bey'in himayesiyle Mekteb-i Mülkiye'ye girdi (1878). Okulun ikinci sınıfında iken ciddi bir hastalık geçiren Hüseyin Rahmi buradaki öğrenimini yarıda bıraktı (1880). Kısa bir süre, Adliye Nezareti Ceza Kalemi'nde memur, Ticaret Mahkemesi'nde Azâ Mülazımı olarak çalışan Hüseyin Rahmi hayatını kalemiyle kazanmaya çalıştı.
1887'de Tercüman-ı Hakikat gazetesinde yazmaya başlayan Hüseyin Rahmi, ardından İkdam ve Sabah gazetelerinde mütercim ve muharrir olarak çalıştı. II. Meşrutiyet döneminde 37 sayı süren Boşboğaz ve Güllâbi adlı bir gazete çıkardı. İbrahim Hilmi Bey ile birlikte çıkardığı Millet gazetesi de uzun ömürlü olmadı. 1925-1927 yılları arasında yayımlanan Türk Kadın Yolu adlı derginin yazarları arasındaydı. Sonraki çalışmalarını İkdam, Söz, Zaman, Vakit, Son Posta, Milliyet ve Cumhuriyet gazetelerine neşretti. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde 5. ve 6. dönemlerde Kütahya milletvekili olan Hüseyin Rahmi, ömrünün son otuz bir yılını geçirdiği Heybeliada'daki köşkünde 8 Mart 1944 tarihinde öldü ve oradaki Abbas Paşa Mezarlığı'na defnedildi.
Edebiyat hayatı
Hüseyin Rahmi Gürpınar; İstanbul halkının toplumsal, töresel yaşantılarını, aile geçimsizliklerini, batıl inançlarını, yaşadığı çağdaki Türk toplumunun geçirmekte olduğu krizleri hümuristik bir mizah dehasıyla anlatır. Servet-i Fünûncuların yaşıtı olduğu halde, ayrı bir sanat görüşünü sürdürür. Romanlarındaki kahramanların çoğu 19. yy sonu İstanbul'un canlı, renkli insan, hayat manzaralarıdır. Eserlerinde Anadolu yoktur. Mizahı, güldürücü olduğu kadar, gülünç yönlerimizin yansıtılması, hicvedilmesi için gerekli bir araçtır. Hüseyin Rahmi, seçtiği tipleri seviyelerine uygun, ustaca konuşturur ve olayları gülünçlü, acıklı yönleriyle belirtir. Kuvvetli bir gözlem gücü vardır. Realist, natüralist bir görüşle "toplum için sanat" yapar. Ertem Eğilmez tarafından 1976 yılında çekilen Süt Kardeşler sinema filminin konusu Hüseyin Rahmi'nin Gulyabani (1913) isimli romanından uyarlanmıştır. Bağımsız sanatçılardan biri olarak da anılır.
Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın romanları ve öyküleri yeni nesiller tarafından da kolayca anlaşılabilmesi için 1960 sonrasında içinde Mustafa Nihat Özön'ün de yer aldığı bir edebî kurulca sadeleştirilmişti. Bu sadeleştirme kimilerince yerinde bulunurken kimileri de özgün dilin dokunulmadan bırakılması gerektiğini savunmuşlardı.
Kaynak: tr.wikipedia.org/wiki/Hüseyin_R...