Adı:
Sergüzeşt
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
96
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789756938591
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sis Yayıncılık
Batumdan gelen vapur, Tophanenin önüne yanaştığı zaman denizin üzerinde sabırsızlıkla bekleyen birkaç kişi sandallardan vapurun içine atlamışlardı. Bunlar esir tüccarlarıydı.Diğer esirlerle beraber tahminen dokuz yaşlarında küçük bir esir kız, Kafkasyadan İstanbula getirilmişti. Saçları ile kaşlarının arası biraz yakınca, ağzı gayet küçük, omuzlarına nispeten beli incecikti. Siyah gözlerindeki zeka parıltısı sonsuz bir tatlılık içeriyordu... İsmini Dilber koymuşlardı...Sergüzeşt macera, serüven anlamındadır. Esaret üzerine yazılmış önemli bir eserdir. Ana teması köleliktir. Edebiyatımızın romantizmden realizme geçişini sağlamış bir eserdir.Bu roman, halkı eğitmeyi, köhnemiş kurumları ve düşünceleri değiştirmeyi amaçlayan Tanzimat dönemi düşünce sisteminin kölelik kurumuna yönelttiği toplumsal bir eleştiridir.
119 syf.
·5 günde·9/10
Tasvirler şahaneydi. Film gibi seyrediyorsunuz kitabı yaşayarak, görerek, hissederek. Artık böyle güzel aşk kitapları yazılamıyor.
Aşk bile GDO (genetiği değiştirilmiş organizma) olduğu şu günlerde gerçek, tutkulu, duygulu bir aşk romanı isteyenler 1960tan 1970ten önce yazılanları okumalılar.
Kitabın konusu küçük bir kızın vatanından ayrılıp köle olarak satıldığı evde çektigi eziyetleri ve satıldığı diğer evde büyüyerek düştüğü aşk anlatılıyor. Betimlemeler çok güzeldi. Sanki dilberi sizde tanıyorsunuz. Köle oluşunuzu hayal edip acılar cekiyorsunuz sonra imkansız bir aşka düşüyorsunuz.
Türk klasiklerinin baş sıralarında olmayı hak etmiş hakkını vermiş şahane bir eser.
127 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Kitabın başındaki Sami Paşazade Sezai'nin hayatında Sergüzeşt romanı ile gözaltına alındığı (Hiç şaşırmadım...) ve bu romanın Türk edebiyatında romantizimden gerçekçiliğe geçiş akımının ilk örneği sayılmakta olduğu yazıyor.

Sergüzeşt: Baştan gelen haller, macera.

Dilber, 9 yaşlarında Rusya kumpanyasının Batum'dan gelen vapurunda Kafkasya’dan iki kız ile birlikte İstanbul'a getirilmiş Çerkez bir esir.

Celal Bey: Paris'te resim öğrenimi görmüş konak sahibinin oğlu bir genç.

Oradan oraya satılarak esirlik hayatında cehennemi yaşayan Dilber son olarak Asaf Paşa'nın konağına satılır. Konak sahibinin oğlu Celal Bey ile birbirlerine aşık olurlar.

Biri esir, diğeri Avrupa'da eğitim görmüş bir ressam olan varlıklı bir ailenin oğlu.

"Batı'nın verdiği bir gösteriş ve asalet sevdası, hırs ve emelin doğurduğu bir ikbal ve servet düşkünlüğü ve Mısır aileleri arasında yaygın olan bedbaht esirleri hakir görme duygusuyla... " (diyor kitapta bence duygusuzluğuyla) annesi bu aşkı duyar duymaz Dilber'i evden gönderir.

Ve Dilber için daha da zor olacak bir hayat başlar. Celal Bey ile Dilber aynı acıyı başka şekillerde, başka başka yerlerde çekerler.

Batılılaşmış burjuva sınıfının esirlere karşı davranış ve düşüncelerini ve bu sınıfın öncelikle evlilik ile ilgili genç kuşakla çatışmasını #41475853 ve #41497846
görüyoruz..
Sonucunda ise meydana gelen üzücü bir son.

Celal Bey'in arayışlarında, Dilber'in eline geçen fırsatta bekledim kavuşacakları anı.

İnsanın kendi isteği ile herhangi bir sınıf veya sınır fark etmeden birbirini sevip, aşık olmasını çok güzel bir şekilde anlatılışı. Ah keşke kavuşsalardı da, çok mutlu olsalardı da bu ayrımı yapanların gözüne girseydi bu durum.

Dilber en sonunda şu güzel anlatımla gidiyor özgürken özgürlüğe;

#41527916

Esaret nedir? Esir kimdir?
Sabit bir düşünce ile hayatı sürdürmek mi?
İnsanları sınıflandırmak, bu sınıflara göre aşağılamak, eziyet etmek kişinin kendisini esir etmesi değil midir?
İnsanı insan olarak sevmek, değer vermek, ötekeleştirmemek bizi kendimizde değerli kılan en önemli özelliktir.

Arada güldüğüm yerler oldu. Celal Bey'in önüne gelene özellikle mutlu olanlara "Dilber sende, bu yüzden mutlusun" demesi :)

Eski bir Türk filmi tadında bir kitaptı. Ve baktım filmi de varmış. İzlemeli.

Ve son olarak

Aşk bir resme bakıp "Bu oda karanlık, soğuk... Belki üşürsün!" diye düşünebilmektir.
  • Eylül
    7.6/10 (1.579 Oy)1.495 beğeni8.758 okunma1.706 alıntı37.200 gösterim
  • Fatih Harbiye
    7.8/10 (2.013 Oy)1.791 beğeni10.619 okunma1.093 alıntı31.608 gösterim
  • İntibah
    7.7/10 (1.399 Oy)1.180 beğeni7.409 okunma1.747 alıntı27.450 gösterim
  • Yaban
    8.2/10 (2.073 Oy)1.977 beğeni10.299 okunma1.490 alıntı31.870 gösterim
  • Yaprak Dökümü
    8.0/10 (1.366 Oy)1.258 beğeni8.668 okunma572 alıntı23.425 gösterim
  • Vadideki Zambak
    7.9/10 (2.018 Oy)2.021 beğeni9.239 okunma5.680 alıntı57.703 gösterim
  • Acımak
    8.7/10 (1.870 Oy)1.828 beğeni7.938 okunma980 alıntı30.953 gösterim
  • Kaşağı
    8.1/10 (942 Oy)822 beğeni7.326 okunma124 alıntı20.353 gösterim
  • İki Şehrin Hikâyesi
    8.5/10 (2.565 Oy)2.598 beğeni9.261 okunma3.051 alıntı76.477 gösterim
  • Gün Olur Asra Bedel
    8.6/10 (2.506 Oy)2.668 beğeni9.702 okunma2.073 alıntı49.417 gösterim
128 syf.
·4 günde·8/10
Birisine derinden duyulan sevgi neler yaptırabilir bir insana? Sorusunun cevabını gayet güzel vermiş Sami Paşazade Sezai bey.
- Spoiler olan bir inceleme olacak baştan uyarayım -
Kitabın temel konusu esaret olsada imkansız bir aşkın yaşatacağı tüm sorunları da çok güzel işlemiş olaylara yazar.
Hayatı boyunca satılan, eziyet edilen, bir insan olarak duygu ve düşünlerine önem verilmeyen bir esirin dramı anlatılıyor.
Yazar, insanın hayvan gibi alınıp satılamayacağını, esir dahi olsa her insanın duygu ve düşüncelerinin olduğunu en önemlisi bir kalbe sahip olduğunu vurguluyor.
Kafkasya'da yaşayan ve çok güzel bir kız olan Dilber'in esircilerin eline düşüp İstanbul'a getirilmesi ve bir aileye satılması ile başlıyor her şey. Dilber'in gördüğü eziyet ve aşağılanma karşısında daha fazla dayanamayıp kaçması, daha sonra başka bir aileye satılması ve o ailenin oğluna aşık olması ile bambaşka bir hal alarak gelişiyor olaylar. Ve malesef ki kötü bir şekilde son buluyor her şey...
Kitabın son cümlesini paylaşarak incelemeyi bitiriyor, sonrasını ise size bırakıyor ve keyifli okumalar diliyorum (:

" Üzerinde, hüzün saçan ayın donuk ışığından başka bir renk olmayan o yüzde, bütün elem ve acıların dindiği, bütün sevda ve emellerinin söndüğü görünüyordu.
Acaba Nil'in bu ürkütücü, bu öldürücü girdap ve taşkın suları zavallı Dilber'i, bu talihsiz esiri nereye götürüyor?
Nihayet Hürriyetine! "
128 syf.
·Beğendi·9/10
Bu eserin konusu esarettir .Evinden ,yurdundan,annesinini sevgi dolu sevkatli kollarından ,acımasızca koparılarak esir pazarında satılan ve hayatı adeta bir zindana dönen ,küçük Çerkez kızı Dilber in acı dolu hayatını konu alır
116 syf.
·7/10
Konusu için 9 yaşında İstanbul'a getirilen Çerkez esirin büyürken yaşadığı ötekileştirilme ve aşk hikayesi denilebilir. Okurken Dilber için üzülürken, "Böyle seven bulunur mu, Celal Bey?" diyeceksiniz. Bir çırpıda biten harika bir eserdi.
Okurken bir filmin içindeymişçesine sahneler gözünüzün önünden akıp gidecek. Sergüzeşt, Türk Edebiyatının aynı zamanda ilk gerçekçi eseri olarak kabul edilir. Keyifli okumalar dilerim.
128 syf.
·Beğendi·7/10
“Hürriyet, insan zekâsının bir kazancıdır, tabiattan gelen bir şey değildir.”

Roman kelimesi, alanı hayli geniş bir türün adıdır. Başka türlerle hem yakınlığı vardır hem de onlardan farklıdır. Bundan dolayı tarifi kestirilemeyen bir türdür. Aslında romanın daha önceki örnekleri uzun anlatırlardır ve bunların başında destan gelir.
Romanın batı da gelişme göstermesi Tanzimat yazarlarının da ilgisini çekmiştir. Nitekim Tanpınar da “Edebiyat Üzerine Makaleler”de bunu belirtir. “Türk romanı mütalaa edilirken göz önünde tutulması lazım gelen ilk hakikat bu romanın memlekette öteden beri mevcut hikaye şekillerinin tabi bir gelişmesiyle doğmadığı, bir ananenin olduğu yerde bırakılıp yerine yenisinin kurulması şeklinde başladığı keyfiyetidir. Roman bize dışarıdan gelir.” Ve bundan dolayı roman bizde yeni denemelere maruz kalmıştır. Yeni tekniğin kendisini ilk deneyişleri de acemice olmuştur. O denemelerin ilklerinden bir eser de Sergüzeşt’tir.
Klasik romanlarda önemli olan dış gerçeklerin anlatılması ve yansıtılmasıdır. Bir takım soyut konular etrafında kişilerin bir yığın buhran ve bunalımlarla dolu psikolojik değil de toplumsal hayatın tasviri daha önemli olunur. Sergüzeşt romanı ne kadar olaya dayalı, yazarın ara ara eleştirilerine maruz kalsa da “psikolojik tahlil” harici klasik roman özelliğine uymaz. Çünkü baş karekter olan Dilber hem hareket eden hem de düşünen bir karakterdir. Bu romandan önce Dilber gibi karakter olan Canan ve Dilaşub’da çok fazla psikolojik tahlil yapılmıştır.
Namık Kemal’le Ahmet Mithat’ın cariyeliğe bakış açısına Sezai adeta set çekmiştir. Çünkü; Ahmet Mithat’la Namık Kemal cariyeleri toplum gözüyle anlatmıştır. Yani Sezai gibi onların çektiklerine, sıkıntılarına eserde yer vermemiştir. Namık Kemal ve Ahmet Mithat’a göre cariyeler, bir eve getirilen her tür eğitimi alan ve sonunda evin oğluyla evlenip mutluluğa eren bir gurup gibi görülmüştür. Fakat Sergüzeşt’te her gittiği evde kalamayan iftiralara ya da ticari anlaşmazlıklar neticesinde evden eve dolaşan, gittikleri yerlere alışmaya çalışan bu uğurda hanımları tarafından hakir görülen hiç mutlu olamayan cariyeler anlatılmıştır.
Sezai cariyeliğin hiçbir iyi yönünün olmadığını anlatmaya çalışmıştır. Cariyeler ve böyle esirler ancak hayatına son vererek kurtulur diye bir bakış açısı da ortaya çıkmıştır. Nitekim Rauf Mutluay’a göre;” Dilber’in intiharı en gerçek sondur. Başka bir ihtimal düşünülemez onun intiharı için.”Eğer öyle olmasaydı Celal Bey’in annesini bu kadar sert bir karakter olarak oğlunun mutluluğunu görmeyecek kadar kötü biri olarak karşımıza çıkartmazdı. Onu da Ali Bey’in annesi gibi yapar oğulunu Dilber’le evlendirirdi. Fakat burda da köleler üst insan olamaz mantığı vardır. Fakat Tanpınar bu eseri cariyeliği anlatan bir eser olarak görmemiştir.
“Ne Namık Kemal, ne Midhat Efendi, ne Recaizade, ne Sami Paşazade, hülasa esir kadın tipini roman ve tiyatrolarına mevzu alanların hiçbiri, bir cariyenin satıldığı evde hanım olmak için sarfedebileceği gayretin hikayesini yazmağı düşünmediler. Halbuki bu, yaşadığı devirlerde bütün İstanbul’da her büyük konak ve evde oynanan bir dram idi. Saray düşünülürse tarih boyunca bu oyun vardır. Abdülaziz devrinin hususiyetlerini verebilecek en güzel mevzulardan biri, bu olsa gerekti. Fakat bu kadarcığını bile seçmek için hayat karşısında serbest olmamız lazımdır. Cariyeyi esir pazarından alır almaz kendi insiyatifleri ve talihi karşısında serbest bırakmak lazımdır. Bu meleke kolektif bir tecrübe ile ancak elde edilebilecek bir melekedir. “
https://youtu.be/VYCOg-yglNM
120 syf.
·2 günde·9/10
BÖYLE BİR KARASEVDA KARA TOPRAKTA BİTER

Her gün kaç tane cinayet taciz tecavüz hırsızlık haberleri duyuyoruz
Düşünüyorum da en son ne zaman iyi birşey duydum maalesef zihnimde canlanamadı
İşte böyle bir zaman da insan okuduğu kitaplarda belki mutlu bir şeyler okumak istiyor gerçek hayatta bulamadığı mutluluğu orda arıyor ama farkettim ki nerede ciğer söken kitap var onu okuyorum:))))
Ve ne hikmettir ki her okuduğum kitapla yüreğim yine dağlanıyor yüreğimde kalan minik mutluluk parçacıklarını da böyle sıyırıp atıyorum
Ah Dilber Ah!
Ne üzüldüm sana
Ne dağladın kalbimi
Küçücük yaşınla bir mal gibi satılmanamı
Sana yapılan şiddete mi gerek sözlü gerek fiziki
Esirliğine mi
Bir şeker yüzünden bile yediğin dayağamı
Bu kısımda artık o kadar etkilendim ki sokağa çıkıp bütün çocuklara şeker dağıtma isteği uyandı içimde
Ya aşk
Belki de yüzünü güldüren tek şey
Belki klişe zengin kız fakir oğlan diyenler olabilir ama hayatta tek mutluluğu hatta sevdiği tek insan olan bir kadın için bu kadar basit ilerlemedi herşey

Cengiz Aytmatov'un Beyaz Gemi sinin sonu mutlu bitseydi vb. yorumlar alan Aytmatov hayat keşke o kadar güzel mutlu olsa ama maalesef gerçek hayat bu kadar mutlu ilerlemiyor bunun için kitabın gerçekliği hissinin daha iyi geçmesi için en iyi son bu şekilde olmalıydı şeklinde açıklamış bunlar aklımda kalanlar okuduğum bir yerden

Aynı şekilde bu kitapta aynı hissi verdi bana mutlu sonla bitse Dilber bu kadar yer eder miydi kalbimde?
116 syf.
·90 günde·Beğendi·10/10
Kitapta baş kahraman "Dilber"dir.
Dilber Kafkasya'dan gelen satılık bir esirdir.
İlk satıldığından itibaren ona eziyet edilmeye başlanmış ve pek çok satılmıştır.
Daha sonra son satıldığında ise Celal Bey denen bir ressama satılır.Celal bey ve Dilber birbirlerini sever fakat itiraf edemezler.Bunu öğrenen Celal Bey'in annesi Dilber'i Mısır da tanıdığı bir esirciye satar.
Bunu öğrenen Celal Bey delirir.
Dilber Mısır'da iken mutlu değildir.Ve Celal Bey'i her zaman özlemektedir.
Kitabın sonunda Dilber bütün bu olanlara dayanamayıp kendini Nil nehri sularına bırakır.
128 syf.
·8/10
Sami Paşazade Sezai'ye ait olan bu tanzimat dönemi eserini okumakla okumamak arasında kalmıştım aslında.Eser tanzimat dönemine ait olduğu için anlamını bilmediğim ve kafamı karıştıracak bir çok kelime olduğunu farkettim.Eserin adını son zamanlarda çok duydum ve merak ederek okuma kararı aldım.Şöyle ki okuduğumuz bu dönemin kitapları yaşadığımız döneme ait olmadığından ,o dönemi daha iyi hissedip anlayabilmek için eski basımlardan yararlanmayı tercih ettim.Sergüzeşt de bir tanzimat dönemi kitabı olarak bana o dönemin zihniyeti,yaşam tarzı ve sosyal hayatı hakkında bilgi verdiğini düşünüyorum.Kitabın yapısı ,şekil özellikleri günümüz kitaplarından farklıdır.Kurulan cümleler bile bir farklı.Daha anlamlı ve kaliteli tümcelerle donatılmış bir eser.Okurken kaliteyi gerçekten hissettim ve böyle bir eseri okuduğum için mutlu oldum.Tanzimat dönemi dil ve anlatımı konusunda bilgi kazandım.Dili günümüz türkçesi olmasa da hepimizin anlayabileceği bir akıcılığa sade ve kısa cümlelere sahip bir eser olduğunu düşünüyorum.Yazar betimlemelere bol bol yer vermiş,olayların gözümüzde canlanmasını arzulamış ve başarmıştır.
Bence bir romanda betimlemelere ,öğretici anlatıma, emredici ve öyküleyici anlatımlara da yer verilmelidir.Bu tür uzun romanlarda akılda kalıcılığında sağlanması gerekir.Bu nedenle de betimlemelere kesinlikle yer verilmelidir.
Romanda öğreticilik payı da büyük olmalıdır.Kitabı bitirdiğimizde ,onun bize kattığı bir şeyler olmalı ,kültürümüzü gelişirecek parçaları bünyesnde bulundurmalı ki kitabın sonuna geldiğimizde öyküleyici anlatım yanında bazı şeylerin bilgisini de almış olalım.İşte bu özelliği taşıyan Sergüzeşt değerli bir eser olarak yerini almıştır benim gözümde.
Yazar dönem hakkında bir çok bilgi vermiş.Esaret konusunu ele alarak bir paşazade ile cariyenin uygun görülmeyen aşkını anlatmıştır.Yazar bu aşk üzerinden öğütler de verir.Belki de çoğumuzun hoşuna gitmez öğütler, kalıplaşmış sözler. Oysa eserde öylesine yerinde ve doğru kullanılmış ki...
Romanın benim açımdan önemli olmasının bir diğer nedeni de gerçekliği doğrudan yansıtıyor olmasıdır.Bize eserin ait olduğu dönemden ve yaşanmış olaylardan kesitler sunar.Mesela şu an yaşadığımız dönemde tanzimat dönemini anlatan bir roman yazılsa ne kadar gerçeklik payı olabilir ya da eserde ne kadar alabiliriz o dönemin kokusunu?Sonuçta gerçeklik payı düşüktür.Gündem değiştikçe tarih değiştikçe böyle kitapları özleyeceğimizi düşünüyorum. Şuan yaşayan bir yazar Tanzimat Dönemini ne kadar gerçekçi anlatabilir? O yazar yalnızca yaşadığı dönemin zihniyetini, toplumsal hayatını ve siyasi yaşamı okuyucuya yansıtıp anlatabilir. Ayrıca okurlar da yaşadığı dönemle ilgili eser çıkartmış yazarların kitaplarını okumayı tercih eder. Tıpkı Sami Paşazade Sezai gibi. Yazar yaşadığı dönemden etkilenerek, o dönemle ilgili eserler sunmuştur ve böylelikle halkı etkilemeyi başarmıştır.
Her zaman insan, tarihini merak eder . Bu merakı gidermekte tarihte yazılmış olan ve günümüze kadar gelmiş eserlerle mümkündür bence.
Bu romanın konusu Tanzimat Dönemine göre bayağı güncel bir konu ve bu özelliğiyle de dikkatleri üzerine çekmiştir. Eserde içtenlik ön plandadır. Yazar sözlerini büyük bir içtenlikle, yapmacıksız, samimice söylemiştir. Ve bu nedenle ben de kitabı okurken sıkılıp hemen kapatmak istemedim, aksine merakla sonunu bekledim. Yalnız romanda beğenmediğim şey; yazarın hiçbir hayal gücüne rastlamamam. Yazar hayal gücünü gerçekten kullanıp yansıtamamış daha doğrusu hiç hayal ürünü olan bir paragrafla karşılaşmadım. Her şey o kadar gerçekçiydi ki, o yarım sayfa dolusu betimlemeleri okurken bile dönemde yaşanmış olaylar aklımın diğer ucundan geçiyordu. Yazar bu eserinde duygu ve görüşlerini bana yansıtabildi. Bence ben bu eseri iyi de eleştirsem kötü de eleştirsem en önemlisi romanın anlaşılır olmasıdır. Eser romantizmden realizme geçişin izlerini taşımaktadır. Sanırım bu yönüyle de önemlidir. Yazar romantizm etkisinden çıkıp artık gerçeklerle yüzleşme, tanışma zamanı dercesine bir eser ortaya koymuştur.
128 syf.
·Beğendi·10/10
Bir insanı ötekileştirmenin ne acı bir duygu olduğunu okurken göreceksiniz.Bir esirin nasıl hayvan gibi satıldığını,hayallerinin nasıl hiçe sayıldığını muazzam bir şekilde anlatıyor.Unutamadığım kitaplardan biriydi.
128 syf.
·2 günde·7/10
Ben deniz tanzimant edebiyatının yazarları, serveti fünundaki akımlar, fecri-ati topluluğunu toplantıları arasında gidip gelen bir lise öğrencisi. Konumuz tanzimant edebiyatında roman olunca dedim ki romantizimden realizime geçişte önemli bir eser olan Sergüzeşt'i okumadan olmaz.

Roman aslında bakarsanız klasik bir pembe dizi. Hani şu canımız sıkılınca elimize bir tabak çekirdek alıp izlediğimiz türden. Genç, güzel, fakat halayık(köle) kızımız Dilber'in acıklı hayat hikayesi ve konağın nadide oğlu Celal Bey ile aşkı anlatılıyor. Tabi Celal beyimizin annesi ve konağın diğer üyeleri bu aşka karşı çıkıyor. Ne de olsa Dilber bir halayık ve bir halayıkla bir beyin evlenmesini geçin iletişim içinde dahi olmaları o zamanlar kabul edilir bir şey değil. Hatta bunun söz konusu olması teklif dahi edilemez. O zamanlar dedim ama günümüzde de durum pek farkı değil aslında. Ne yazık ki insanlar bir takım sınıflara, kalıplara zorla sokulmuş. Beyaz yakalılar, mavi yakalılar mesela, yahut kitapta işlendiği gibi zengin oğlan fakir kız...
ve ne yazık ki oluşturmuş olduğumuz bu basma kalıp sınıflar bizim içeriği değil biçimi görmemizi sağlıyor. Asıl önemli olanı; istiridyenin içindeki inciyi görmeden ölecek bir nesil yetişiyor.

kitapla kalın...
Ağlamak uğradığımız felaketlere karşı vücudumuzda kalan son gücün çığlığır. Ağlayamadığımız zamanlar, bizde o gücün de yok olduğu zamanlardır ki, onun yerine geçen etkili sessizlik, en şiddetli acının yarattığı göz yaşlarından daha yakıcıdır.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sergüzeşt
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
96
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789756938591
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sis Yayıncılık
Batumdan gelen vapur, Tophanenin önüne yanaştığı zaman denizin üzerinde sabırsızlıkla bekleyen birkaç kişi sandallardan vapurun içine atlamışlardı. Bunlar esir tüccarlarıydı.Diğer esirlerle beraber tahminen dokuz yaşlarında küçük bir esir kız, Kafkasyadan İstanbula getirilmişti. Saçları ile kaşlarının arası biraz yakınca, ağzı gayet küçük, omuzlarına nispeten beli incecikti. Siyah gözlerindeki zeka parıltısı sonsuz bir tatlılık içeriyordu... İsmini Dilber koymuşlardı...Sergüzeşt macera, serüven anlamındadır. Esaret üzerine yazılmış önemli bir eserdir. Ana teması köleliktir. Edebiyatımızın romantizmden realizme geçişini sağlamış bir eserdir.Bu roman, halkı eğitmeyi, köhnemiş kurumları ve düşünceleri değiştirmeyi amaçlayan Tanzimat dönemi düşünce sisteminin kölelik kurumuna yönelttiği toplumsal bir eleştiridir.

Kitabı okuyanlar 9.942 okur

  • Zümrüt
  • Burak İzci
  • Bacce
  • Alime nur Cosgun
  • İrem
  • Melike Mumcu
  • Nursemin Doğan
  • İpek aguslar
  • Hicran ÖZMERT
  • Bahar Dinç

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0.1 (1)
8
%0
7
%0.1 (2)
6
%0
5
%0.1 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları