1000Kitap Logosu
Sınıf
Sınıf
Sınıf

Sınıf

OKUYACAKLARIMA EKLE
8.6
37 Kişi
118
Okunma
37
Beğeni
1.442
Gösterim
96 sayfa · 
 Tahmini okuma süresi: 2 sa. 43 dk.
Basım
Türkçe · Türkiye · Çınar Yayınları · 2015 · Karton kapak · 9789753480093
Diğer baskılar
Sınıf
Sınıf
Rıfat Ilgaz'ın "Yarenlik"ten sonra yayımlanan ikinci şiir kitabı "Sınıf" yeniden okurlarıyla buluşuyor. İlk basımı 1944 yılında yapılan "Sınıf"ta 19 şiir bulunuyor. Rıfat Ilgaz'ın yaşadığı çağın tanığı olduğunun göstergesi olan şiirler, dönemin iktidarının da ilgisini çekmekte gecikmemiştir. "Sınıf" kısa sürede toplatılır. 6 ay hapse mahkum edilen Ilgaz öğretmenlikten de uzaklaştırılır. Çocuklarım Yoklama defterinden öğrenmedim sizi, benim haylaz çocuklarım! Sınıfın en devamsızını bir sinema dönüşü tanıdım, koltuğunda satılmamış gazeteler... Dumanlı bir salonda kendime göre karşılarken akşamı, nane şekeri uzattı en tembeliniz... Götürmek istedi küfesinde elimdeki ıspanak demetini en dalgını sınıfın! İsterken adam olmanızı çoğunuz semtine uğramaz oldu okulun palto, ayakkabı yüzünden. (...) (Tanıtım Bülteninden)
4 mağazanın 4 ürününün ortalama fiyatı: ₺5,97
8.6
10 üzerinden
37 Puan · 16 İnceleme
Melih
Sınıf'ı inceledi.
96 syf.
·
1 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
"Tek suçunuz hür insanlar gibi konuşmak Kitaplar suç ortağınız" R. Ilgaz Bu kitabı 70 yıl önce okusam başıma gelmeyen kalmazdı. Şimdi gönül rahatlığıyla okuyup, incelemesini yapabiliyorum. Bu güzel bir ilerleme. Şu an kitaplığımızda Aziz Nesin, Nazım Hikmet, Rıfat Ilgaz gibi yazarlar ve şairler bulundurabiliyoruz. Ama unutmayalım büyük biraderin de dediği gibi "Bunlar iyi günlerimiz." İleride bu kitaplar yüzünden başımıza bir şey gelip gelmeyeceği kesin değil. Öncelikle Rıfat Ilgaz ile başlayalım. Rıfat Ilgaz kimdir? Çoğu kişinin Hababam Sınıfı ile tanıdığı bir yazardır. Aynı zamanda bir öğretmendir de ama her şeyden önce bir şairdir. Her şeyden önce diyorum çünkü kendini bir şair olarak tanımlıyor Rıfat Ilgaz. Peki sadece bu kadar mı? Tabii ki hayır, komünistlikle suçlanan, kitapları toplatılan, öğretmenlikten atılan, veremle uğraşan, büyük üzüntülerle karşılaşan biridir Rıfat Ilgaz. Rıfat Ilgaz'ı tanıma kısmını kendi ağzından birkaç cümle ile bitirelim. Rıfat Ilgaz der ki: "Adım komüniste çıkmıştı. İzleniyordum. Yerim yurdum, ne olacağım belli değildi. Üstelik verem gibi bulaşıcı bir hastalığım vardı. Bütün bunların eşime de zarar vereceğini, bir gün onun da işinden atılabileceğini düşünüyor, çocuklarım için de kaygılanıyordum. Ayrılmamız da bundan oldu." Rıfat Ilgaz'dan birçok kitap okuyan ve kalemini çok seven biriyim. Bu yüzden Rıfat Ilgaz okumamışlara küçük bir tavsiyede bulunabileceğimi düşünüyorum. Rıfat Ilgaz ikinci şiir kitabı "Sınıf" yüzünden komünist damgası yer ve suçlu durumuna düşer. Her yerde aranan Rıfat Ilgaz bir süre polisten kaçar. Ama sonunda teslim olur. "Karartma Geceleri adlı kitabında aranan bir devrimci öğretmenin başından geçenler anlatılır. Fark ettiğiniz üzere bu kitap Rıfat Ilgaz'ın hayatından izler taşır. Kendisinin en sevdiğim kitabıdır ve okuyacak herkesin bu kitabı çok seveceğini düşünüyorum. Rıfat Ilgaz teslim olduktan sonra altı ay hapis yatar. 1947 yılında öğretmenlikten atılır. Bundan sonraki hayatını eser üreterek kazanır. Ne yazık ki Rıfat Ilgaz'ın hayatını büyük ölçüde etkilemiş bu olay ileride tekrar yaşanacaktır. Koca çınar 12 Eylül döneminde yeniden gözaltına alınır. Bu süreçte yaşadıklarını da "Kırk Yıl Önce Kırk Yıl Sonra" isimli kitabında anlatır. Bu yüzden Rıfat Ilgaz okumamışlara küçük bir kitap sırası öneriyorum. 1. Sınıf 2. Karartma Geceleri 3. Kırk Yıl Önce Kırk Yıl Sonra Rıfat Ilgaz'ın kitaplarını okuyanlar bilir ki Rıfat Ilgaz halk insanıdır. Mizahı çok iyi kullanır ve eleştirisini muazzam bir şekilde yapar. Yazdığı her şey buram buram halk kokar. Fakirlik, Acı, zorluk, ezilmişlik Rıfat Ilgaz'ın olmazsa olmaz temalarındandır. Solcudur, milliyetçiliğe sığınan ırkçılarla "kafatasçılar" diyerek dalga geçer. Birkaç alıntı bırakıp "Sınıf" hakkında konuşmaya başlayacağım. "Şu ırkçı bozuntuları, bütün okullarda askerce bir eğitim uygulayıp dişten tırnağa silahlı bir gençlik ortaya çıkarmayı düşünmüyorlar mıydı?" Karartma Geceleri "Hıyardan bile söz etseniz, milliyi getireceksiniz başına! Sivri Biber, dolmalık biber, çarliston biber yok artık! Milli biberlerimiz var." Nerde Kalmıştık Şimdi gelelim "Sınıf"a. "Sınıf" okuduğunuzda 40lı yılların okullarındaki durumu görürsünüz. Şiirleri genel olarak çocukların çektiği sıkıntılar oluşturur. Çocuklar öğrenci değil, işçi olarak çıkar karşımıza. Durum bu olunca da şairimize komünist damgası yapıştırılması kaçınılmaz olur. "1944 yılının başlarında yayımlanan "Sınıf" ancak 25 gün satışta kaldı. Şubat ayında sıkı yönetimde toplatıldı. 9 Mart'ta beni Emniyet Müdürlüğüne götürmek için gelen polisleri eve dönerken kapının önünde görerek uzaklaştım. İki buçuk ay kaçarak yaşadım." der Rıfat Ilgaz. Ne yazık ki hükümetin bir kitabı zararlı görmüş olması, hatta zararlı görmüş olması varsayımı bile bir aydının hapsedilmesi için yeterlidir o yıllarda. Hatta şair öğretmenlikten atılabilir bile. Rıfat Ilgaz bu konu için "Kırk Yıl Önce Kırk Yıl Sonra" kitabında şöyle der: "İyi ama ne yapmıştım da atılmıştım bu meslekten? Şiir yazmış, kitap çıkarmıştım. Bunlar laikliğe aykırı mıydı? Ya da öğretmenlik yasalarına..." Ne yazık ki öyleymiş koca çınar. Rıfat Ilgaz -"Sınıf" kitabındaki şiirlerden de görülür ki- Nazım Hikmet etkisindedir. Serbest şiir yazarak toplumsal konulardan bahseder. Ilgaz'a göre şair böyle olmak zorundadır zaten. "Nerde Kalmıştık" kitabında şöyle der: "Şair yurdunun sosyal, siyasal ya da toplumsal bütün davalarının savaşçısıdır. Şiirimi yazar geçerim demek yok artık!" Ayrıca kendisi Nazım Hikmet'e "Ormanız Biz" şiirinde şu şekilde atıfta bulunur: "Ne demiş en büyük ozanımız Neden kulak vermiyorsunuz sesine Bir ağaç gibi hür yaşayın dememiş mi, Ve bir orman gibi kardeşçesine?" Rıfat Ilgaz gerçekten de halkın yaşadığı zorlukları çok iyi bir şekilde yansıtan, solcu bir şairdi. Ama asla isyan etmezdi ve kimseyi isyana çağırmazdı. Mizahı büyük bir ustalıkla kullanıp insanları düşünmeye çağırırdı. Asım Bezirci, Rıfat Ilgaz biyografisinde şöyle der: Ilgaz, kendisi isyan etmediği gibi okurları da isyana çağırmıyor. Fakat, olayları o şekilde yansıtıyor ki okurlar kötülüğe başkaldırmak, gerektiğini duyuyorlar." Aynı zamanda Rıfat Ilgaz, Atatürk'e büyük saygı duyardı. Birçok kitabında Atatürk lafı geçer. En basit örnek olarak Hababam Sınıfı'ndaki "Gençliğe Hitabe" okuma sahnesini gösterebiliriz. Rıfat Ilgaz'dan ne kadar bahsedersek bahsedelim asla yetmez. Ama asla unutulmaması gereken bir nokta vardır ki o da Rıfat Ilgaz'ın çocuk sevgisidir. Rıfat Ilgaz kitaplarının çoğunu çocuklar için yazmıştır. "Bayramda elimi öpmeye gelsinler, yeter." der. Böyle bir çocuk sevgisine sahip bir kişinin öğretmenlikten atılması gerçekten çok üzücü. "Sosyal Kadınlar Partisi" adlı kitapta 23 Nisan için şöyle bir alıntı vardır: "Atatürk istedi ki böyle bir bahar gününde Türk çocukları süslensinler, neşeli bir gün geçirsinler..." Atatürk çocuklar için çok büyük işler başarmıştır. Çocuklara birçok şey emanet etmiştir. Bu yüzden hepimiz Atatürk'e borçluyuz. Rıfat Ilgaz da çocuklar için yaptığı bunca iş ile Atatürk'e olan borcunu ödemiştir. Borcumuzu ödeme sırası bizde... İncelememin sonunu da Rıfat Ilgaz'ın sonu ile bitirmek istiyorum. Rıfat Ilgaz uzun ve yorucu bir hayata sahiptir. Kendisi hakkında birazcık araştırma yapanlar Rıfat Ilgaz'ın birçok harika kişi ile olan fotoğraflarını görebilir. Bunlardan hatırladıklarım arasından örnek vermem gerekirse Kemal Sunal, Tarık Akan, Ataol Behramoğlu, Aziz Nesin, Ahmed Arif diyebilirim. Ama öyle bir fotoğraf vardır ki insanın içini ısıtır. O fotoğraf Can Yücel'in Rıfat Ilgaz'ı başından öptüğü fotoğraftır. Can Yücel, Rıfat Ilgaz'ı gerçekten çok sever. O fotoğraf Bir kitabevi açılımında çekilmiştir. Can Yücel o gün "Rıfat'a" başlıklı bir şiir yazar. "Ilgaz, Anadolu'nun sen yüce bir dağısın Eteklerinde kitaplar..." Rıfat Ilgaz hakikaten yüce bir dağ gibidir ve eteklerinde bize bıraktığı 70 küsür kitap vardır. Böyle bir insanın da Edebiyat dünyasından arkadaşları çoktur tabii. Kendisi de uzun bir hayata sahip olduğundan bu arkadaşlarının ölümüne şahit olmuştur ne yazık ki. Ama öyle bir ölüm vardır ki hiçbirine benzemez. Rıfat Ilgaz'ı az çok tanıyanlar hemen anlamıştır. Bu olay "Madımak Katliamı"dır. Koca Çınar arkadaşlarının bir otelde gündüz vakti canlı canlı yakılarak can vermelerinin üzüntüsüne katlanamaz ve kısa bir süre sonra kendisi de gözlerini yumar. Buraya kadar okuyan herkese çok teşekkür ediyorum. Rıfat Ilgaz kesinlikle okunması gereken biridir. Rıfat Ilgaz okumama vesile olan etkinliği düzenleyen Ebru Ince Tuco Herrera ve Adem Yüce ye teşekkür ediyorum. Umarım ben de sizin okumanıza vesile olurum. Rıfat Ilgaz'dan herkese tavsiye niteliğinde bir alıntı ile bitirmek istiyorum. "Memlekette gözü bağlı dolaşma. Uyanık ol, akıllı ol, yürekli ol! Bilgili ol demeyeceğim sana, öğretilenlerin birçoğunun yanlış olduğunu bil yeter!"
Sınıf
8.6/10
· 118 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
15
114
Semih
Sınıf'ı inceledi.
96 syf.
·
2 günde
·
10/10 puan
Düşünsenize bir şiir kitabı çıkarıyorsunuz ve bundan dolayı hapis cezasına çarptırılıyorsunuz. Hapis cezasının sebepleri de gerçekten çok komik. Birkaç tanesini yazayım hemen: - Şiirlerinde adaletsiz bir düzenin adaletsizliğini ortaya koymak. - Eşitliğin olmadığı bir düzeni gösterip eşitlik talep etmek. - Adam kayırmanın ayyuka çıktığı yerde liyakat talep etmek. - Kötü yönetimin olduğu idareden iyi yönetim talep etmek. - Bir kesimin yoksullaştığı bir kesimin ise zenginliğine zenginlik kattığı düzeni eleştirmek. Tüm bunları da şiirlerin içerisinde, asla sanatın dışına çıkmadan yapmış Rıfat Ilgaz. Bazen düşündükçe insanın çıldırası geliyor. Bir öğretmen, bir sanatçı, toplumda gördüğü sorunları dile getirmeyecekse ne işe yarar? Peki bir mahkeme, halkına sırtını dönüp gerçekleri söyleyenleri cezalandıracaksa ona güvenmek ve kararlarına saygı duymak mümkün müdür? Rıfat Ilgaz’ın 1940’lı yılları yansıttığı ve toplam 19 şiirden oluşan bu eserini bir gün okumanızı ve bir dönemin yönetiminin yine aynı dönemin aydınlarına reva gördüğü muamelenin farkına varmanızı çok isterim. Keyifli okumalar dilerim.
Sınıf
8.6/10
· 118 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
27
GIORDANO BRUNO
Sınıf'ı inceledi.
96 syf.
·
Puan vermedi
“Tek suçumuz hür insanlar gibi konuşmak. Kitaplar suç ortağımız
Türkiye’de 2000 yılından bu yana yaklaşık 350 civarında kitap hakkında toplatılma kararı verildi. Birçok yazar düşüncelerini yazdığı için hapislere atıldı ya da hayatın uzağında tecrit ve karalama politikasıyla susturulmaya çalışıldı. Sansür canavarı son 21 yıldır tarihte hiç olmadığı kadar palazlandı. Yaşar Kemal’in “Ilgaz Usta” dediği ve Türk edebiyatının en büyük yazarlarından biri olan Rıfat Ilgaz’ın, 1944 yılının ocak ayında, “Sınıf” adlı şiir kitabı yayımlanır. Rıfat Ilgaz’ın “Yarenlik”ten sonra yayımlanan ikinci şiir kitabıdır bu. Kapağını Faris Erkmen’in çizdiği, Devrim Kitabevi tarafından yayımlanan kırmızı kapaklı “Sınıf” 25 gün kadar kalır kitapçı raflarında. Ardından sıkıyönetimce toplatılır ve Rıfat Ilgaz 24 Mayıs 1944’te tutuklanır. Bu, yazarın ilk tutuklanmasıdır. 6 ay hapse mahkum edilir, “Sınıf’ın mimli ozanı” Rıfat Ilgaz, kitabında “Çocuklarım” adlı şiirinde; paltosuzluk, ayakkabısızlık yüzünden okula gidemeyen, çalışmak zorunda kalan öğrencilerini anlatmıştır oysaki ve halkın çektiklerini…… “Yoklama defterinden öğrenmedim sizi, benim haylaz çocuklarım! Sınıfın en devamsızını bir sinema dönüşü tanıdım, koltuğunda satılmamış gazeteler… Dumanlı bir salonda kendime göre karşılarken akşamı, nane şekeri uzattı en tembeliniz… Götürmek istedi küfesinde elimdeki ıspanak demetini  en dalgını sınıfın! İsterken adam olmanızı çoğunuz semtine uğramaz oldu okulun  palto, ayakkabı yüzünden. Kimimiz limon satar Balıkpazarı’nda, kiminiz Tahtakale’de çaycılık eder;         biz inceleyeduralım aç  tavuk hesabı, tereyağındaki vitamini ve kalorisini taze yumurtanın! Karşılıklı neler öğrenmedik sınıfta, çevresini ölçtük dünyanın, hesapladık yıldızların uzaklığını, Orta Asya’dan konuştuk laf kıtlığında. Neler düşünmedik beraberce burnumuzun dibindekini görmeden bulutlara mı karışmadık! “Hazan rüzgarı”nda dökülmüş “hasta yapraklar”a mı üzülmedik! Serçelere mi acımadık, kış günlerinde kendimizi unutarak!” Yargılandığı “İstanbul Örfi İdare Mahkemesi”nin üç üyesinden biri hukukçu,diğerleri askerdir. Mahkeme Başkanı, Tümgeneral Y. Ziya Yazgan, üyeler, Teğmen Osman Ebeköy, duruşma hakimi Şahap Homriş’tir. 10 Ağustos 1944 tarihli mahkumiyet kararında “muhalif” kalan tek üye hukukçu Şahap Homriş’tir ama… mahkeme, “İcabı görüşülüp düşünüldü” başlığı altına, 19 şiirden oluşan kitaptaki 19 şiir tek tek ele alır ve “suç” gerekçelerini sıralar. En çok “Sınıf” kitabına isim veren şiir üzerinde durulur. “Başka isim yokmuş gibi “sınıf” konur mu kitabın adına” der gibidir mahkeme? “Bizim kadar Feyzi Hoca da yaka silkerdi Kadıoğlu’ndan;kime çekmiş, derdi, bu yezit!.. Öyle ya, iyi adamdı babası,  kapısı açıktı otuz Ramazan memleketin ileri gelenlerine… Alikıran baş kesendi sınıfta lafı ağzımıza tıkar zorla dinletirdi ineklerinin kaç kova süt verdiğini  Ve sen gözünü budaktan esirgemeyen Halil’im, kıyı kıyı kaçardın Kadıoğlu’ndan. Yemek paydosunda bizden saklı bir soğanı yoldaş ederdin sacda pişmiş ekmeğine Her salı sergi açardın cami avlusunda tuz satar, yumurta satardın gümrükçünün hesabına Biz aynı gün hesaplaşırdık hocamızla şu kadar bin liranın ne getirdiğini yüzde beşten şu kadar senede Ertesi gün karşımızda kıvırırdın yarım ekmekle çarşı helvasını Benim yumruğuna sıkı Halil’im çekerdin sineye Kadıoğlu’nun yakası açılmadık küfürlerini; tuhaf gelirdi uysallığın, nereden bilecektim onların çiftliğinde babanın yanaşma olduğunu “ Önce mahkemenin neyi suç kabul ettiğine bakalım; “Bir zengin çocuğunun sınıftaki şımarıklığını ve zorbalığını tasvir ediyor, bu çocuğun güya iyi adam olan babasının kapısının memleketin yalnız ileri gelenlerine açık olduğunu ve oğlunun herkesin başına bela olduğunu ve kendi servetlerine ait öğütlerini diğer çocuklara zorla dinlettiğini; ve çiftliklerinde bir yanaşmanın oğlu olan “gözünü budaktan esirgemeyen Halil” ismindeki talebenin bu beyzadenin yakası açılmadık küfürlerine sineye çektiğini ve yine bu fakir çocuğu Halil’in gümrükçünün hesabına pazarda tuz satıp yumurta topladığını söylemek suretiyle zenginlerin genç ve ihtiyar hotkam, fakirlere fena muameleyle merhametsiz ve zorba kimseler olduğunu, fakirlerin ise zenginlerin tahakkümüne boyun eğen ve onların hesabına çalışan uysal, mütehammil diğerkam insanlar olduğunu belirtiyor ve (bir baş soğanı yoldaş eyledik, sacta pişmiş mısır ekmeğiyle) beytinde hiç münasebeti olmadığı halde komünistlere mahsus (yoldaş) kelimesini kullanarak zenginlere tarizde bulunduğu ve aynı zamanda bu yazıda mektep sınıfından bahsederken halk, zümre veya sınıflarına intikal etmiş olduğu…” İlgili mahkemenin “ehli vukuf”(bilirkişi heyeti) raporuna da bir göz atalım şimdi;“…mevzubahis kitap muharririnin hasta ruhlu olduğu, eserin hiçbir kıymeti edebiyesi olmadığı… Şu halde kitabın edipler için değil üslup ve beyanın basitliği itibarıyla avam için yazıldığı…Vukuf ehliden istenen;”bu kitap hakkında komünistlik propagandası yapılıp yapılmadığının” ve “142. maddenin daireyi şumulüne girip girmediği hakkında bir mütalaa”ya ihtiyaç duyulmamıştır…” Bu bilirkişi raporundan sonra şimdi gene mahkemeye dönüyoruz ve hep beraber yerin dibine giriyoruz duyduklarımız karşısında; “Ehli vukuf, kitap muharririnin hasta ruhlu olduğunu, eserin hiçbir kıymeti edebiyesi olmadığını söylemiştir. Şu halde kitabın edipler için değil üslup ve beyanın basitliği itibarıyla avam için yazıldığı anlaşılıyor. Vukuf ehli bu kitap hakkında komünistlik propagandası yapılmadığını bildirmişse de 142. maddenin daireyi şumulüne girip girmediği hakkında bir mütalaada bulunmamıştır. Fakat kitap, münderecatı itibarı ile işçilerin lehine ve sermayedarlar ve hükümet aleyhinde ve T.C.K’nun 142. maddesinin tarifatı dahilinde içtimai bir zümreyi sermayedarları ortadan kaldırmak gayesiyle yazılmış bir propagandadan başka bir şey değildir. (…) Velev ki, hükümet tarafından ve (…) heyeti vekile kararıyla toplattırılmış olduğuna göre… Karar hükmü: Rıfat Ilgaz’a 6 ay hapis…” Rıfat Ilgaz hiç bir indirim olmadan “cezasını” tam olarak çeker. Der ki; “Yazılarımın, şiirlerimin altını kırmızı kalemle çizip suç bulan yetkililere bir bakıma saygı duyuyorum. Onlar yazılarımı, şiirlerimi dikkatle okuyorlar.”… Ancak duyarlı ve ne yaptığından emin bir yazarın yaklaşımı bu kadar etkileyici olabilir. 1947’de DTCF kıyımında görevinden attığımız ve gittiği Fransa’da eserlerini Fransızca yazıp, onu okumak için yıllar sonra Türkçeye çeviri yapıp dünya edebiyatı karşısında utançtan kıpkırmızı olduğumuz büyük halkbilimci Pertev Naili Boratav “Sınıf” için; “Yeni Türk şiirine inanmayanlara, Rıfat Ilgaz’ın kitabını okuyup anlamalarını dilemekten başka yapılacak bir şey yoktur” diye yazar aynı günlerde… Oğlu Aydın Ilgaz  “Sınıf”ın toplatılma nedenini, “Devrim Kitabevi tarafından basılan kitap hakkında, adının Sınıf, kapağının kırmızı olması nedeniyle toplatılma kararı çıkartılmıştı.” diye açıklar. Rıfat Ilgaz’ın “Sınıf” adlı şiir kitabında yer alan ürünlerinin tamamı, emekçi ve yoksullara ilişkindir. Varsılları, karnı tok sırtı pekleri anlattığı şiirleri ise toplumsal uçurumu, sınıfsal çelişkiyi okura daha iyi duyumsatacak şiirlerdir. Ilgaz’ın şiirlerinin her dizesinde sıradan, yoksul, emekçi insanların sesi vardır. “Aç kalmasın da sırtımız, giyinmek bizim için değil… Bütün zorumuz boğazdan, hasretiz bol sirkeli salataya…” Rıfat Ilgaz’ın çocuklar ve gençler için yazdığı şiirlerle de karşılaşıyoruz kitabında. “Okutma Üzerine” adlı şiirinde, “Sınıf’ın ozanıyım mimli,/ Hababam Sınıfı’nın yazarıyım ünlü /Kim ne derse desin, / Çocuklar için yazdım hep…” diyerek çocuklar için yazdığını söyler.  (Meraklısına Not; Rıfat Ilgaz’ın çocuklar ve gençler için yazdığı şiirler Çınar Yayınları  tarafından “Durmak Yok” adıyla kitaplaştırıldı. Bu seçkide de “Sınıf”da yer alan şiirlerin öne çıktığını görüyoruz. ) “Çocuklarım”, “Remzi”, “Sınıf” ve “Hürsün” şiirlerinde eğitim sistemimize ilişkin eleştiriler de bulunurken çocukların durumlarını da gözler önüne sermektedir. Tatlı bir insan sıcaklığı vardır bu şiirlerde. Bir öğretmenin ağzından yazılanlarda öğrencilerini çocuğu gibi görür. Bu yüzden en etkileyici şiirlerinden birinin adı “Çocuklarım”dır. Bu şiirinde çalışan çocukları 1940’lı yıllarda şiirine taşıyan Rıfat Ilgaz, bir öğretmenin nasıl olması gerektiğinin işaretlerini vermenin yanında günlük yaşamda işe yaramayacak bilgileri çocuklara yükleyen eğitim sistemini de eleştirmektedir. İşte bu yüzden tutuklanır “koca çınar”… Tophane Askeri Cezaevine konur. Tüm şiddetiyle süren 2.Dünya Savaşı yüzünden ani hava baskınlarına karşı önlem olarak karartma uygulandığı bir akşam verilen alarm üzerine, bütün mahkumlar zincire vurularak avluya çıkarılır. Mahkumlar bir zincire sağlı sollu kelepçelenirler. Rıfat Ilgaz’ın yanına da bir lise öğrencisi düşer. Liseli çocuğun suçu, Nazım’ın şiirlerini tape etmektir. (Tape etmek:*Daktiloyla yazmak) … O günleri “Bu da Bir Özgürlük Şiiri”nde anlatır: “Bir liseli talebeyle vurulu bileklerin / Kırk mahkumun sürüklediği zincire. Tek suçunuz hür insanlar gibi konuşmak, / Kitaplar suç ortağımız!” Rıfat Ilgaz, yaşamının bu çok çok özel günlerini ‘Karartma Geceleri’ adlı romanında anlatır. Yusuf Kurçenli tarafından sinemaya da aktarılan ve başrollerini Tarık Akan ile Nurseli İdiz’in oynadığı film yurtiçi ve yurtdışından 13 ödül alır. Rıfat Ilgaz, emekli olduktan sonra “Cide, doğduğum eşsiz, benzersiz memleket. Ne iyi etmiş de anam beni bu cana yakın memleket de doğurmuş!”  dediği Cide’ye yerleşir  1980’li yılların başında. O güne kadar gerek şiirleri, gerekse yazıları yetkililer tarafından çok sıkı takip edilmiş, hakkında defalarca davalar açılmış, toplamda da 5,5 yıl hapse mahkum edilmiştir. Cide’ye yerleşerek, emeklilik günlerinde romanlarını yazmayı planlamaktadır. 12 Eylül sonrası, 70 yaşını sürerken,28 Mayıs 1981’de,mavi bereli komandolar kapısında kilit bile olmayan evini bastıklarında, Orhan Kemal ve Madaralı Roman Armağanını alacak olan ‘Yıldız Karayel’ adlı romanını yazmaktadır. Bu vahşi gözaltına alma, dönemin ilgililerine “Cide’nin komünist papazını yakaladık” diye rapor edilir. Hapishanelerde yer olmadığı için Kastamonu Et ve Balık Kurumu mezbahasında bekletilir günlerce. Sonrasında, rahatsızlığının artması üzerine Ballıdağ Sanatoryumuna sevk edilir “Çağına yakışır yaşamayı / Sevmeyi, düşünmeyi, çalışmayı kısıtlayan tüm yasaklar Yasalardan değil yalnız / Sözlüklerden bile atılmalı” İster misiniz, 70 yaşında bir “hayvan” gibi gözlerini bağlayıp, ellerini zincirleyerek sokaklarda gezdirdiğimiz Rıfat Ilgaz’ın hayatını nasıl zehir ettiğimizi ve hala onu okumayarak bu zehre ortak olduğumuzu anlatalım mı kısa kısa? Onu tüm ülkeye tanıtan Hababam Sınıfı romanı, “Sınıf” adlı bu şiirlerden doğmuştur… Hababam Sınıfı’nı tiyatroya uyarlama fikri geliştiğinde, Rıfat Ilgaz bu işi, Karaköy’de ucuz bir otele sığınarak yapar. Daktilosu olmadığından sayfa başı bir arzuhalci ile anlaşır. Elde yazdıklarını her gün daktilo ettirir. Ancak bu artık efsane kabul edilen roman / film yaşadığı sürece Rıfat Ilgaz’ı huzursuz eder. Çünkü o eğitim sistemi eleştirisinden ayıklanıp, sadece güldürüsü öne çıkarılan bu filmin “çarpıtılmış” olduğunu söyleyecektir ömrü boyunca… Garip bir şekilde, Hababam Sınıfı ilk film yapılmaya çalışıldığında TRT onayından da geçmez. Nedeniyse; Mahmut Hoca’ya ‘Kel Mahmut’ denmesi… Memleketi Cide’ye yerleştiği zaman evlerinin tam karşısına “Rıfat Ilgaz yarın buradan taşınmazsa apartmanı tararız” yazan bir pankart asılır. Ertesi gün oğlu Aydın Ilgaz’la balkonda rakı içerek bu ‘havlamalara’ rest çeker. Karanlık peşini bırakmaz Rıfat Ilgaz’ın. Cide’de doğaya zarar verdiğini köşe yazılarıyla işaret ettiği bir ‘yandaş’ kerestecinin ihbarıyla tutuklanır. 70 yaşındaki Rıfat Ilgaz gözleri bağlı, elleri kelepçeli 4 km yürütülür. Askeri kamyonlarla, Et ve Balık Kurumu’nun ceza evi olarak kullanılan deposuna götürülür. Üç  gün ayakta, elleri duvara dayalı, gözleri bağlı tutulur. Aykırı bir şey yaptığında tekmelenir. 60’larda Hababam Sınıfı tiyatro oyunu çok beğenilir. Taksim’deki oyunlarda bilet kuyrukları uzar gider. Ankara’da 1400 kişilik salonlarda hafta içi 2, hafta sonu 3 seans oynanır oyun. Ankara’daki gösterimlere Cumhurbaşkanı ve Genelkurmay Başkanı da katılır. Ancak ilk gençliğinden beri verem hastası olan Rıfat Ilgaz, devlet tarafından hastanelere alınmayıp, aylarca hatta bazen yıllarca sonrasına sıra verildiğinden, hastalandığında Ermeni Hastanesi kapılarını ona açar… 2 Temmuz 1993 günü Sivas Madımak Oteli’nin, ruhunda hayvanların yaşadığı bağnazlarca yakıldığı gün, can dostu Asım Bezirci’nin de orada yakılarak öldürüldüğü, kalbi yorgun olan Rıfat Ilgaz’dan gizlenmeye çalışılır bir süre… Tüm ülke aydınlarının öfkeli bir utançtan gözlerinde kan yılancıkları oynarken, Rıfat Ilgaz oğluna çok kısa bir konuşma yapar; “ Bak Aydın, firavunlar tabletleri kütüphanede kırdı. Hitler orduları, Avrupa’da bütün kütüphaneleri yaktı. Dünya tarihinde ilk kez Türkiye’de aydınları bir binaya koyup yaktılar.” Bu acıdan sadece 5 gün sonra, 7 Temmuz 1993 günü yıkılır koca çınar… Vasiyeti üzerine Zincirlikuyu Mezarlığı’nda dostu Asım Bezirci’nin yanına gömülür. Şimdi hüzünlü bir şarkı duyuluyor Rıfat Ilgaz’ın yattığı yerden. “Rahat günlerin işçisi olacaktık, rahat günlerin şairi: bir çift sözümüz vardı  nar çiçeği, gül dalı üstüne, dudaklarımızda kaldı!”
Sınıf
8.6/10
· 118 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
14
140