Sırça Köşk

Sabahattin Ali
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

6/10
·128 syf.··
2020 7. kitabı
Ben bu kitabı çok sevemedim aslında öykü okumayı pek seven biri değilim. Ama bu tabiki zevksel bir konu. Yazarın kalitesinden yine okunabilir bir kitap. Sabahattin Ali sevenler bu kitabı severek okuyacaktır.
Edebiyat
Sırça KöşkSabahattin Ali · Tükenmez Kalem Yayınları · 202069,7bin okunma
8/10
·160 syf.··
2020 1. kitabı
Yıllar önce yazılmasına rağmen kitap günümüzde yaşanan olaylara gönderme gibi.. İçinden çıkarılabilecek çok ders var.. Bazen şikayet etmekten vazgeçip cesaret göstererek var olan gidişata dur diyebiliriz..
1000Kitap
Sırça KöşkSabahattin Ali · Tükenmez Kalem Yayınları · 202069,7bin okunma
8/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2020 6. kitabı
Yine severek okuduğum bir Sabahattin Ali eseri. Farklı farklı hikayelerin anlatıldığı bu eserde Sırça Köşk, 3-4 sayfalık bir masal olarak ele alınmıştır. Bu kısa masaldan çıkarılacak o kadar çok ders var ki onları size bırakıyorum. Okurken beni etkileyen, beğendiğim bir paragrafı da eklemek istiyorum: "Sakın tepenize bir sırça köşk kurmayınız. Ama günün birinde nasılsa böle bir sırça köşk kurulursa onun yıkılmaz,devrilmez bir şey olduğunu sanmayın. En heybetlisini tuzla buz etmek için üş beş kelle fırlatmak yeterli"
Edebiyat
Sırça KöşkSabahattin Ali · Tükenmez Kalem Yayınları · 202069,7bin okunma
9/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2021 15. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 05 Temmuz 2021 11:23
1940 lardan gelen bu hikayeleri okudukça, insan maalesef ki bu memlekette değişen çok az şey olduğunu görüyor. Hala gericilik, rüşvetçilik, adam kayırmaca mevcut. Zihniyet asla değişmiyor. Hele kitaba ismini veren Sırça Köşk’ü okuyunca zamanımızın Saraylarında da aynı bozuk yapının sükun ettiğini görüyorsunuz.
Edebiyat
Sırça KöşkSabahattin Ali · Tükenmez Kalem Yayınları · 202069,7bin okunma
8/10
·128 syf.··
2020 47. kitabı
Okuyalı epey bir zaman oldu, inceleme demeyelim de bir tür iç döküş denilebilir. Ama üzerine düşünmeye değen etkileyici öykülerin, nüktedanların olduğu bu şaheser önemli bir Sabahattin Ali klasiğidir. Aklımda en çok yer eden öyküleri, "Portakal","Böbrek", "Sırça Köşk" ve benim en sevdiğim öyküsü de "Çirkince".. Kendi hayatından bir kesinti taşır bu öykü, yazar yıllar sonra çocukken gittiği bu minik köye bir at yolculuğuyla döner. Ve eski Çirkince artık yeni adıyla Şirince olmuştur. Şu meşhur Maya efsanesinde adı geçen minik bir İzmir köyüdür. Çocukluğunda bir Rum köyüdür Çirkince, Mübadeleyle yerlerinden edilen Rumların yerine yine yerlerinden, topraklarından sürülen Türklerin doluştuğu minik bir köydür artık Şirince. Zeytin ve zeytinyağı ustası Rumlar gitmiş, buğday, darı çiftçileri gelmiştir köye. Ama her şeyden çok dikkatimi çeken ise yazarın sosyolojik yorumudur. Ve düşündükçe de hak verdiğim, kendi yorumumu katıp ifade edeceğim bi konudur bu aslında.. Türkiye çok sesli muhteşem bir orkestradır. Ve bu orkestradan neşeli sesler çıkaran bir enstrümanı çekip çıkarmışlardır. Ve orkestranın ahengi bozulmuştur. Türkler genel olarak hüzünlü bir millettir, hüzün, isyan sadece arabeskle girmemiştir hayatımıza. Çok ciddiye alarak yaşarız hayatımızı. Kafkanın dediği gibi de bir nesil kendisinden sonra gelen nesil üzerinde baskı kurar. Mutsuzluğu, kuşkuyu adeta bir sonra ki nesle miras bırakırız. Bir tür karma gibi. Ve Rumlar ise bizim tersimize hep neşelidir ve ciddiye almaz hayatı sever ve eğlenmesini bilirler der yazar. Yani illa bi çıkarım cümlesi kurmak gerekirse keşke o enstrüman bu orkestradan çıkarılmasaydı. Bu milleti tanımak isterdim.
Sırça KöşkSabahattin Ali · Tükenmez Kalem Yayınları · 202069,7bin okunma
7/10
·160 syf.··
2021 105. kitabı
·
29 saatte okudu
·
Okunma: 04 Aralık 2021 22:05
Sırça Köşk içinde 4 tane masal bulunan ve birçok güzel hikayenin olduğu bir kitap. Ben okurken çok keyif aldım. Tabiki bazı hikayeler o kadar etki etmedi bende ama yarısından fazla öykünün beni etkilemesinden dolayı bu incelemeyi yapmayı düşündüm. Sırça köşk isimli yazısı aslında 6 sayfalık bir masaldı. Bu tür kitaplar elbette yok değil, örnek olarak: Hayvan çiftliği. Ama yine de ayrı bir yazardan ayrı bir işleyiş olduğu için beğendim. Ufak bir alıntıyla bitirmek istiyorum: "Sakın tepenize bir sırça köşk kurmayınız. Ama günün birinde nasılsa böyle bir sırça köşk kurulursa, onun yıkılmaz, devrilmez bir şey olduğunu sanmayın. En heybetlisini tuzla buz etmek için üç beş kelle fırlatmak yeter."
1000Kitap
Sırça KöşkSabahattin Ali · Tükenmez Kalem Yayınları · 202069,7bin okunma
8/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2021 2. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 16 Ocak 2021 00:05
Sırça Köşk kesinlikle sona konmuş bombadır bu kitapta. Günümüz Türkiyesinin şartları içinde kesinlikle okunması gereken bir öykü. Çocuklar için yazılan bir masal gibi görünse de, yetişkinlerin okuması gerekiyor. Verdiği mesaj muhteşem.
Sırça KöşkSabahattin Ali · Tükenmez Kalem Yayınları · 202069,7bin okunma
7/10
·160 syf.··
2020 56. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 27 Kasım 2020 22:24
Öyküleri ve güzel, sade anlatımıyla yine ve yeniden okunmaya değer bir eser. Yer yer hüzün dolu hikayeleriyle kimi zaman insanı şaşırtan cümleleriyle ve akıcı üslubuyla bir kez daha öyküdeki ustalığını gözler önüne seriyor. Her ne kadar sonlara doğru iliştirdiği birkaç masal çocuksu olsa da kitabın genel havasından bir şey eksiltmemiş. Öykü severler için tavsiye edebilirim.
Sırça KöşkSabahattin Ali · Tükenmez Kalem Yayınları · 202069,7bin okunma
Muazzam tespitler
10/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2020 14. kitabı
Daha evvel okuduğum Değirmen'le aynı tarzda yazılmış kısa öyküler şeklinde muazzam detaylar içeren bir kitap. Her öyküde ayrı bir mana ayrı bir mesaj var. Yıllar önce yazılmış ama bugün ki hem ülkemizin hemde dünyanın içinde olduğu bir yönetim şeklinde ve onun işleyişini adeta ta günlerde yazmış Sabahattin Ali
Edebiyat
Sırça KöşkSabahattin Ali · Tükenmez Kalem Yayınları · 202069,7bin okunma
DİRENİŞİ ÖĞÜTLEYEN HİKÂYELER
Puan vermedi·141 syf.··
2021 9. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 09 Ocak 2021 15:23
Sırça Köşk, bir dönemin yasaklı kitaplarından. Okumadan önce neden yasaklı olduğunu tahmin etsek de okuduktan sonra gerçekler neden yasaklanır ki diye düşündürüyor. Bu kadar mı sevmiyoruz gerçeğin anlatılmasını? Bu kadar rahatsız eden ne? Gerçekle yüzleşememek niye? İfade etmeyince, anlatmayınca geçip gidecek mi öylece? Sabahattin Ali, hikâyelerinde insanı anlatmış, insan eliyle oluşturulan dogmatik düzeni. Hepsi içimizden, hepsi biziz. Açık, net bir dille yazılmış hikâyelerdeki betimlemelerle toplumun resmini çiziyor usta yazar. Ne diyelim, ellerine sağlık Sabahattin Ali, bilemedik ellerinin değerini.. Sırça Köşk, on üç hikâye ve dört masaldan oluşuyor. Kitap adını en sondaki “Sırça Köşk” masalından alıyor. İktidarlaşma eleştirisi olarak ele alabileceğimiz bu hikâye hiçbir kurumun kalıcı olmadığını gösteriyor. Liyakatın olmadığı yerde tek bir kıvılcımın nelere mâl olabileceğini gözler önüne seriyor. Halkın kendi eliyle inşa ettiği düzeni, yozlaşma başladığı anda pek tabii yine kendi eliyle yok edebileceğinin net bir ifadesi oluyor bu sembolik hikâye. Kitabın kimleri, neden rahatsız ettiğini anlamak böylece kolaylaşıyor. *** “Portakal” hikâyesi, bu kadar kolay mı insanın ekmeğiyle oynamak, diye sorgulatıyor. Burnunuza acı bir portakal kokusu geliyor. Acılığını çaresizlikten alıyor. *** “Beyaz Bir Gemi” hikâyesinin duygusu “umut”. Gözümüzün önündeki şeyi olduğu gibi değil, olmasını istediğimiz gibi algılarız. Aşırı bekleme hâli umudu besler de besler. Sonrasında gördüğümüz şey artık herkesin gördüğü şey değildir. O şey, kendi varlığından bağımsız olarak kişinin hayal dünyasında, algılayışında bambaşka bir şekle bürünmüştür artık. Umut onu o hâle getirmiştir. *** “Katil Osman” toplumsal dayatmaların, etiketlemelerin insanı o şekle girmeye mecbur bırakmasının hikâyesi.
Edebiyat
Sırça KöşkSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 202069,7bin okunma

Yazar Hakkında

Sabahattin AliYazar · 103 kitap
Sabahattin Ali, 25 Şubat 1907'de Edirne Vilayeti'nin Gümülcine Sancağı'na bağlı Eğridere kazasında doğmuştur. Babası piyade yüzbaşısı (Cihangirli) Selahattin Ali Bey'in görev yerlerinin sık sık değişmesi dolayısiyla, ilköğrenimini İstanbul, Çanakkale ve Edremit'in çeşitli okullarında tamamlamıştır. Edremit'e göçtüklerinde bölge Yunan işgalinde olduğu için emekli olan babası aylığını alamamış ve aile çok zor günler geçirmiştir. İlkokulu bitirdikten sonra parasız yatılı olarak Balıkesir Öğretmen Okulu'na giren Sabahattin Ali, beş yıl burada okumuş, daha sonra İstanbul Öğretmen Okulu'nda mezun olmuştur (1926). Bir yıl kadar Yozgat'ta ilkokul öğretmenliği yapmış, Millî Eğitim Bakanlığı'nın açtığı sınavı kazanarak Almanya'ya giderek iki yıl orada okumuştur (1928 - 1930). Yurda döndükten sonra Sabahattin Ali, Orhaneli’nde ilkokul öğretmenliğine atandı. Aydın ve sonra Konya ortaokullarında Almanca öğretmenliği yapmıştır. Konya'da bulunduğu sırada, bir arkadaş toplantısında Atatürk'ü yeren bir şiir okuduğu iddiasıyla tutuklanmış (1932), bir yıla mahkûm olarak Konya ve Sinop cezaevlerinde yatmış, Cumhuriyetin onuncu yıldönümü dolayısıyla çıkarılan af yasasıyla özgürlüğüne kavuşmuştur (1933). Cezaevinden çıktıktan sonra Ankara'ya giden Sabahattin Ali Millî Eğitim Bakanlığı'na başvurarak yeniden göreve alınmasını istemiştir. Dönemin bakanı Hikmet Bayur'un "eski düşüncelerinden vazgeçtiğini ispat etmesini" istemesi üzerine Varlık dergisinde "Benim Aşkım" adlı şiirini yayımlayarak (15 Ocak 1934) Atatürk'e bağlılığını göstermeye çalışmıştır. Aynı yıl Bakanlık Neşriyat Müdürlüğü'ne alınmış, Ankara II. Ortaokul'da öğretmenlik yapmıştır. 16 Mayıs 1935 günü Aliye Hanım ile evlenmiş, 1936'da askere alınmış, 1937 Eylülünde kızı Filiz Ali dünyaya gelmiştir. Yedek Subay olarak askerliğini Eskişehir'de tamamlamış, 10 Aralık 1938 de Musiki Muallim Mektebi'nde Türkçe öğretmeni olarak göreve başlamıştır. 1940 yılında tekrar askere alınmış, askerliğini yaptıktan sonra Ankara Devlet Konservatuarı'nda Almanca öğretmenliği yapmıştır (1941 - 1945). "İçimizdeki Şeytan" romanı milliyetçi kesimde büyük tepki toplamıştır. Nihal Atsız'ın hakkında yazdığı hakaret dolu bir yazıya karşılık dava açmış, dava sırasında çok sıkıntı çekmiştir. 1944 yılında davayı kazanmasına rağmen tepkilerden kurtulamamıştır. Olaylı duruşmalar sonunda bakanlıkça görevinden alınmış, İstanbul'a giderek gazetecilik yapmaya başlamıştır (1945). Ancak fıkra yazdığı La Turquie ve Yeni Dünya gazeteleri, Tan olayları sırasında tahrip edilince işsiz kalmış, Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz'la Marko Paşa, Malum Paşa, Merhum Paşa, Öküz Paşa gibi siyasal mizah dergilerini çıkarmıştır (1946 - 1947). Ancak, bu gazeteler tek parti iktidarının baskılarıyla karşılaşmış, dergilerin isimlerindeki Paşa ifadesiyle "Milli Şef" İsmet Paşa ile alay edildiği iddiası ile kapatılmış, yazılar ve yazarları hakkında kovuşturmalar açılmıştır. Sabahattin Ali dergilerde çıkan yazılarından dolayı üç ay hapis yatmış, karşılaştığı baskılardan bunalmıştır. Ali Baba dergisinde yayımladığı "Ne Zor Şeymiş" başlıklı yazıda, içinde bulunduğu durumu şöyle anlatmaktadır: "Çalmadan, çırpmadan bize ekmeğimizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz bırakmadan yaşamak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmalı idi?" Bir başka dava nedeni ile 1948'de Paşakapısı cezaevinde üç ay yatmıştır. Çıktıktan sonra zor günler geçirmeye başlamış, işsiz kalıp, yazacak yer bulamamıştır. Yurt dışına gidebilmek için pasaport almak istemiş, alamamıştır. Yasal yollardan yurt dışına çıkma olanağı da bulamayınca Bulgaristan'a kaçmaya karar vermiş fakat para karşılığı anlaştığı Ali Ertekin adlı kaçakçı tarafından Jandarma karakolunda katledilmiş daha sonra da cesedi 2 Nisan 1948 tarihinde Bulgaristan sınırında şaibeli bir şekilde bulunmuştur. Sabahattin Ali'yi öldürdüğünü itiraf eden ve Milli Emniyet mensubu olduğu iddia edilen Ali Ertekin, dört yıla hüküm giymiş; fakat birkaç hafta sonra çıkartılan aftan yararlanarak serbest kalmıştır. Bulgaristan’ın Eğridere (Ardino) kentinde, Sabahattin Ali’nin 100. doğum yılı kutlandı. 31 Mart 2007 günü gerçekleşen toplantıya, başta Bulgaristan Yazarlar Birliği Başkanı olmak üzere Sofya ve Bulgaristan’ın çeşitli kentlerinden Türk ve Bulgar yazarlar, şairler, okurlar ve Sabahattin Ali’nin kızı Filiz Ali katıldı. Bütün eserleri 1950’li yıllardan beri Bulgaristan’daki tüm okullarda okutulduğundan, Sabahattin Ali bu ülkede çok tanınan bir yazardır. Sabahattin Ali yazı yaşamına şiirle başlamış, hece vezniyle yazdığı ve halk şiirinin açık izleri görülen bu ürünlerini Balıkesir'de çıkan ve Orhan Şaik Gökyay tarafından yönetilen Çağlayan dergisinde yayımlamıştır (1926). Servet-i Fünun, Güneş, Hayat, Meşale gibi dergilerde de yazan (1926 - 1928) Sabahattin Ali, bu arada öykü de yazmaya başlamış, ilk öyküsü "Bir Orman Hikayesi" Resimli Ay'da yayımlanmıştır (30 Eylül 1930). Toplumsal eğilimli bu öyküyü Nazım Hikmet, şu sözlerle okurlara sunmuştur: "Bu yazı bizde örneğine az tesadüf edilen cinsten bir eserdir. Köylü ruhiyatının bütün muhafazekâr ve ileri taraflarını, iptidaî sermaye terakümünü yapan sermayedarlığın inkişaf yolunda köylülüğü nasıl dağıttığını ve en nihayet, tabiatın deniz kadar muazzam bir unsuru olan ormanın muğlak, ihtiraslı hayatını, kımıldanışların zeki bir aydınlık içinde görüyoruz". Sabahattin Ali, af yasasından yararlanarak hapisten çıktıktan sonra, özellikle Varlık dergisinde yayımladığı "Kanal", "Kırlangıçlar", "Arap Hayri", "Pazarcı", "Kağnı" (1934 - 1936) gibi öyküleriyle dikkati çekmiştir. Sabahattin Ali Anadolu insanına yaklaşımıyla edebiyata yeni bir boyut kazandırmıştır. Ezilen insanların acılarını, sömürülmelerini dile getirmiş, aydınlar ve kentlilerin Anadolu insanına karşı takındıkları küçümseyici tavrı eleştirmiştir. 1937'de yayınlanan Kuyucaklı Yusuf romanı, gerçekçi Türk romanının en özgün örneklerinden biridir. Sabahattin Ali'nin halk şiirinden esinlenerek yazılmış şiirlerini içeren Dağlar ve Rüzgâr (1934) adlı kitabı yazın çevrelerinde ilgi uyandırmış, örneğin Yaşar Nabi, Hakimiyeti Milliye'de şu övücü satırları yazmıştır: "Bu kitabın mümeyyiz vasfı halk edebiyatı tarzında bir deneme teşkil etmesidir. Sabahattin Ali'nin tecrübeli muvaffak neticeler vermiş. Ve bize, şiirleri doğrudan doğruya bir halk şairi elinden çıkmamış olduklarını hissetirmekle beraber, o tanıdığımız ve sevdiğimiz samimi edayı tattırabiliyor. Komplike imajlardan kaçınılmış olması, bu şiirlere büyük bir sadelik vermiş." Ancak, Sabahattin Ali, bu kitabından sonra şiirle ilgilenmemiş, sadece öykü ve roman yazmıştır. 'Leylim Ley', 'Aldırma Gönül' gibi halk dilinden yararlanarak yazdığı şiirler herkes tarafından bilinir. Sabahattin Ali, Varlık'ta Esirler adlı üç perdelik bir oyun da yazmış (1936), ancak bu türü de bir daha denememiştir.