Özgürlüğün Yolları 3

Tükeniş

Jean-Paul Sartre
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

10/10
·397 syf.··
2008 33. kitabı
·
207 günde okudu
·
Okunma: 22 Ağustos 2008 00:00
Üçlemenin son kitabı olarak, Fransa'nın Nazi işgaline uğradığı dönemi, yenilginin yarattığı kaosu ve tükenişi (aynı zamanda bir uyanışı) konu alır. Mathieu karakteri, burjuva pasifliğinden ve bireyciliğinden sıyrılarak, özgürlüğün ancak direniş eylemiyle kazanılabileceğini kavrar ve silahlı mücadeleye katılır. Bu, Sartre'ın kendi felsefi dönüşümünün, yani varoluşçuluğu Marksizmle ve eylemle buluşturma çabasının zirvesidir. Bireysel varoluşun, ancak tarihsel/toplumsal mücadele içinde anlam kazandığını gösteren devrimci bir romandır.
1000Kitap
TükenişJean-Paul Sartre · Altın Kitaplar Yayınevi · 19651,089 okunma
VAROLUŞÇU BİR İNCELEME #3
10/10
·440 syf.··
Beğendi
·
2022 3. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 28 Ocak 2022 16:25
“Simon de Beauvoir, boşuna sevememiş Sarte’ı” dedirtti bu kitap; beraber geçen ve okumaya, yazmaya, öğrenmeye adanmış 2 hayat. Entelektüel birikim, duygular ve biraz da zorbaların yol açtığı dönemsel facialar birleşince böyle kederli ve kaliteli eserler yazdırtıyor insana. Sartre’ın neden edebiyata bulaştığı araştırılmak istenirse herhalde “Özgürlük Yolları” üçlemesi cevabı veren ilk seçenek olacaktır. İnsanı anlatmak istediyse, çok az kişinin anlayacağı teknik makalelerin yerine edebiyatın tasvir gücünü kullanarak yapacaktı bunu. Kitap, edebi yoğunluğu ile gayet doyurucu; öte yandan cümleleri okuması da gayet kolay. Dahası, yapısal olarak 2 bölümden oluşuyor: ilk kısım 1. kitabın yazım tarzıyla bire bir aynı, ikinci kısımda ise tek bir paragraf başı bile yapılmadan cümleler sıralanmış. Bu kısmı bitirmek, ilk kısma göre daha uzun sürebilir ama buna karşın oldukça akıcıydı. 2 kısmı da sayarsak kitabın 2 sonu olduğunu söyleyebiliriz. *************************************************************************** Hikâye yine ana karakter Matheiu üzerinden devam ediyor. Yalan barış antlaşmaları, Komünist Parti’nin ve hükümetin yanlış adımları, ordunun başındaki cesur olmayan generaller ve ülke geneline yayılan korku sonucu Naziler, Paris’i ele geçirir. Sartre da haklı olarak 2. Dünya Savaşı’ndan ve Almanların acımasızlığından etkilenmiş olacak ki 3 kitapta da bütün hikâyeyi savaş üzerinden işlemiş. Paris burada bir semboldür aslında. Zaten bireysel hayatında başarı elde edememiş, aşkı bulamamış, yakınlarına ve topluma olan görevlerini yerine getirememiş, varoluşsal boşluğunu kendine dahi açıklayamayan çaresiz, korkmuş, geleceği kestiremeyen ve geçmişinden kopamamış insanların bir topluluğudur Paris; kısacası anlamsız insan hayatlarının tek bir bütün haline bürünmüş varlık
Felsefe-Düşünce
YıkılışJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 20191,089 okunma
Tükeniş
8/10
·371 syf.··
2020 9. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 12 Nisan 2020 11:48
Öncelikle Sartre nin üç kitabını da bitirmiş olarak aşılamaya çalıştığı felsefeyi anlayabilmek kolay değil tabi ki fakat her kitabında size kendinizi, toplumu, ve en önemlisi özgürlüğü sorgulatmayı başarıyor. Yıkılış kitabı ülkedeki toplumsal analizi çok başarılı bir şekilde anlatıyor, ikinci dünya savaşını ve toplumun savaş hakkındaki düşünceleri, savaştayken bile savaşmak istemeyen halkı, esir düşenleri, kaçmaya çalışanları, barış isteyenleri, açlığı, sefaleti, inancını yitirmişleri ve tabiki tükenişi... Yıkılış kitabı ilk iki kitaba göre oldukça ağır işliyor, karakterlerin kişilik analizlerine daha çok yer verilmiş ve ben kitabın ilk kısmını bir çırpıda bitirmişken ikinci kısmı bitirmek için bir hayli zorladım desem kendimi yeridir. Baş karakterimiz olan Mathieu'ya kitabın ilk kısmında veda ediyoruz; neden gittiğini, neden savaştığını bile bilmeden can veren onlarca asker gibi. Devlet adamları masa başlarında kararlarını verirken savaşı başlatmakta ve bitirmekte hiçbir etkisinin olmadığının farkında olan halkın yıkılışına şahit oluyoruz. Sartre'nin savaş dönemini, varoluşçuluk felsefesini ve özgürlüğü sorgulatmayı çok beğendiğim bir şekilde ele aldığı bu üçleme romandan daha fazlasıdır benim için. Yıkılış Jean-Paul Sartre
Felsefe
YıkılışJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 20191,089 okunma
Puan vermedi·271 syf.··
2018 4. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 03 Mart 2018 01:59
Yani ne desem bilemedim. Savaş var evet ama öyle etkileyici ve maduriyet dolu bir hikaye göremedim açıkçası. Savaş savaştır daha ne bekliyorsun diyenler olabilir. Fakat etkilenmedim ya! Tatsızdı.
Ruhun ÖlümüJean-Paul Sartre · Morpa Kültür Yayınları · 19971,089 okunma
10/10
·271 syf.··
Beğendi
·
2018 44. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 06 Mart 2018 13:35
J.P. Sartre'den güzel bir eser daha bitmiş oldu. Yazar bu eserinde 1927'lerde yaşanmış olan Almanya ile Fransa arasındaki savaşı kaleme alıyor. Savaş döneminde kendi içinde bulundukları durumu ve karşı cephe olan Almanya'nın sergilediği tutum ve davranışları kaleme almış. O zamanlar Almanya'nın başında Adolf Hitler gibi büyük bir önder bulunduğu için yazar savaşı Fransa'nın kaybetmesini Hitler'e bağlamak konusunda bir itiraftan geri kalmıyor. Ayrıca... Yazar kitapta başka bir şeyi daha itiraf ediyor; Almanların savaşa girmesini biz istedik biz kışkırttık diye de ekliyor. Yazar, yenilen tarafta yani Fransa cephesinde rol aldığı için savaşta esnasındaki baskıyı ve savaştan sonraki Fransa durumunu kaleme almış. Savaşta yenilen taraf olduğunun ne kadar kötü bir şey olduğunu sanırım kitaptan geçene şu ifade özetliyor. İnsanların Almanya'nın zaferinden sonra Fransız olması halinde gidip Almanca öğrenmek isteyip öğrenmeleri. İşte savaş her şeyi yok ettiği gibi insanın vazgeçilmez varlığı olan dilini dahi ortadan kaldırabilecek derecede kötü bir şey. Tüm bunlara bakınca da yazar kitabın ismine neden "Ruhun Ölümü" koyduğunu anlamak pek de zor olmasa gerek.
Ruhun ÖlümüJean-Paul Sartre · Morpa Kültür Yayınları · 19971,089 okunma
Savaşların hepsi birbirinin aynıdır.
8/10
·346 syf.·
2023 21. kitabı
Ruhun Ölümü ünlü Fransız düşünür ve yazar Jean Paul Sartre’ın az bilinen ama en başarılı eserlerinden birisidir. Türkiye'de geçmişte birkaç baskısı yapılan fakat son yıllarda yeni baskılarına rastlanmayan Ruhun Ölümü Jean Paul Sartre imzası taşıyan başarılı bir roman… Ruhun Ölümü çok büyük ölçüde otobiyografik çizgiler taşımaktadır. Varoluşçu felsefeyi Marksizmle birleştiren ve 20. yüzyılın en önemli aydınlarından biri sayılan Sartre, aynı zamanda denemeleri ve romanlarıyla da bilinen bir entelektüeldi. Onu ünlü yapan şeylerden birisi de, Nobel Edebiyat ödülünü alması değil, kendisine verilen Nobel Edebiyat ödülünü reddetmesiydi. Maksist çizgide yer alsa bile Sovyet ve Çin totaliter sistemlerine karşı duruşuyla, Fransız solunun Sovyetler etkisinden uzaklaşmasını da sağlayan isimlerden birisi olan Sartre, 1939 yılında henüz yirmi dört yaşındayken Fransız ordusuna meteorolog olarak alınmış ve İkinci Dünya Savaşı'nda, 1940 yılında Fransa'yı işgal eden Almanlar tarafından yakalanıp, dokuz ay kadar hapse atılmıştı. İşte Ruhun Ölümü Sartre’ın tam da bu savaş döneminde, cephede yaşadıklarını anlatan bir roman oluyor. Romanın ana konusu Almanların Fransa'yı işgaline dayanıyor. İşgalden kaçarak Amerika'ya giden bir öğretmenin, geride kalan ailesi ve arkadaşları için duyduğu endişeleri anlatan sahnelerle başlayan roman daha sonra geriye dönüşlerle 1940’ın Haziran ayına götürüyor bizleri. Burada Alman ilerleyişi sırasında direniş sergilemeye çalışan ancak nihayetinde teslim olan pek çok Fransızın hikayesini görebiliyoruz. Sartre'ın güçlü kalemi, zaten gerçekliğe dayanan öykülerin bize son derece başarıyla resmedilmesini sağlıyor. Öyle ki romanı okurken bir ara kendinizi İkinci Dünya Savaşı'nı anlatan o başarılı filmlerden birisini seyrediyormuş gibi hissediyorsunuz. Türk
Ruhun ÖlümüJean-Paul Sartre · Ak Kitabevi · 19651,089 okunma
Puan vermedi·440 syf.··
2023 66. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 14 Kasım 2023 14:40
Sartre farkını her sayfada hissettiren bir romanın sonuna geldim. Yıkılış yazarın Özgürlük Yolları serisinin son kitabı oluyor. Serinin ilk kitabı kadar sürükleyici olmasa da ikinci kitaptan daha akıcı. Ancak günün sonunda okuduğun kitabın yazarı Jean-Paul Sartre. Bu adam senin boş zamanını doldurmak için yazmıyor. Sürükleyici bir kurmacanın kuçağında da hissettirmiyor. Ağır ağır, hissederek okuman gerekiyor. Belli ki yazarken verdiği emeğin karşılığını istiyor okurundan. Serinin son kitabında önceki kitaplarından tanıdığınız karakterleri okurken yeni isimlerle de tanışıyorsunuz. Zaman 1940 yılı, Almanların Paris'i ele geçirdiği günler. Siz o günlerde farklı karakterler aracılığı ile insanların korkularını, telaşlarını, zayıf da olsa tükenmeyen umutlarını okuyorsunuz. Savaş kitaplarında karşılaşmadığım kadar derin ve gerçek karakterlerin yanı sıra yaşadıkları duygu an an hissettiren satırlar vardı. En çok da bu detaylar nedeni ile okuru etkileyen bir roman olduğunu düşünüyorum. Hiçbir karakter ve duygu yüzeysel değildi. Bir kadın gözünden bakıyorsunuz bazı sayfalarda, bir çocuğun, savaştan kaçan bir fransızın ya da savaşa kişisel egosu nedeniyle katılan bir askerin gözünden. Ve elbette Sartre'ın kendine çok yakın bulduğu, özgürlük arayışında olan felsefe öğretmeninin gözünden. Çok etkilenerek okuduğum bir seri oldu. Karakterlerin duygularını hissederek okumayı sevenlere tavsiye edebilirim. Herkese keyifli okumalar dilerim.
Roman
YıkılışJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 20191,089 okunma
9/10
·371 syf.··
2020 25. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 22 Nisan 2020 18:01
Yarın siyah kuşlar gelecek... Bundan sonra tek bir yazarın kitaplarını okuyacak olsam hiç tereddütsüz Sartre'ı seçerim. Her eseri bu düşüncemi pekiştiriyor. Üçlemenin en ağır, ama bana en fazla keyif veren kitabı oldu Yıkılış. Her zamanki Sartre dili -biraz ağır, yorar ve hatta sarsar insanı- bu kitapta da karşımızda. Savaşı, direnişi, işgali ve sorumluluğu daha nasıl anlatabilirdi bilmiyorum. Mükemmel kalem, şahane bir üçleme. İster tek tek okuyun, ister seri halde. Her iki türlü de doyuma ulaşacağınıza emin olabilirsiniz.
YıkılışJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 20191,089 okunma
Puan vermedi·371 syf.··
2021 6. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 30 Ocak 2021 15:56
1940 yılında Almanlar'ın kuşatması altındaki Paris'in içinde bulunduğu umutsuzluk üzerine yazılmış. Özgürlük düşkünü bireylerin, düşüncelerinin, hayallerinin, yaşamlarının yıkılışından bahsediliyor buna ek olarak. Tavsiye ederekten; Keyifli okumalar..
YıkılışJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 20191,089 okunma
spoiler uyarısı.
9/10
·440 syf.··
Beğendi
·
2023 37. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 03 Eylül 2023 15:42
Serinin son kitabı iki bölümden oluşuyor: birincisi Mathieu'nun hikayesini tamamlayan kısım, ikincisi savaş tutsaklarının üzerinden Yıkılış'ın felsefesinin bize daha net, daha somut olarak aktarıldığı kısım. Akıl Çağı'nda bir "hiç" olan, özgürlüğünü kaybetmemek isterken kendi varoluşunu gerçekleştiremeyen Mathieu; Yıkılış'ta yeryüzüne kendinden bir iz bırakabilen Mathieu'ya dönüşür. Cephede savaşma ve cephede ölme kararlarını vererek yapar bunu: askerlere her ateş ettiğinde şimdiye kadar vermeye cesaret edemediği diğer kararları düşünerek. Artık varlığı bir anlam kazanmıştır çünkü o seçim yapmıştır, seçim yapmıştır ve sonuçlarına katlanmaktadır. Bu Mathieu'ya, ömrünün son anlarında bile olsa, tarifsiz bir mutluluk ve rahatlama verir. Bir bulanıklık, belirsizlik olarak değil; Mathieu'nun kendisi olarak ölecektir çünkü. Ve sahne değişir: Mathieu'nun hikayesi sona etmiştir, 20 bin kişiyle birlikte savaş tutsağı olan Brunet'e bakmaktayızdır artık. Sartre burada tutsaklardan biri olan Schneider'ın ağzından yıkılışla neyi kast ettiğini anlatır. Büyük ideolojilerin, savaşların, devlet adamlarının altında ezilmiş; kendi kararlarının hiçbir anlamı kalmamış, varoluşları savaşla engellenmiş insanlardır yıkılışa gidenler. Özgürlük Yolları benim gözümde hayranlık uyandırıcı bir seriydi, katmanlı oluşu belirli yıllarda tekrar ve tekrar okuma ve yeni anlamlar çıkarma isteği uyandırdı içimde. Hissettirdikleri tarif edilemez. Karakterlerin hiçbiri yüzeysel değildi, hepsi özenle tasarlanmış, kurgulanmıştı. Betimlemelerine, üslubuna, olayları kitaptan kitaba farklı biçimlerde anlatmasına; hepsine, hepsine bayıldım. Sartre'ın her kitapta yazma biçimini değiştirmesi; birinde düzenli bölümlerle, diğerinde kaos içinde cümlelerle, sonuncusunda keskin bir ikiye bölünmüşlükle anlatması bile
YıkılışJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 20191,089 okunma

Yazar Hakkında

Jean-Paul SartreYazar · 60 kitap
Jean-Paul Sartre (tam adı: Jean-Paul Charles Aymard Sartre) (21 Haziran 1905, Paris - 15 Nisan 1980, Paris), ünlü Fransız yazarve düşünür. Felsefi içerikli romanlarının yanı sıra her yönüyle kendine özgü olarak geliştirdiği Varoluşçu felsefesiyle de yer etmiş; bunların yanında varoluşçu Marksizm şekillendirmesi ve siyasetteki etkinlikleriyle 20. yüzyıl'a damgasını vuran düşünürlerden biri olmuştur. Sartre, bir anlatıcı, denemeci, romancı, filozof ve eylemci olarak yalnızca Fransız aydınlarının temsilcisi olmakla kalmamış, özgün bir entelektüel tanımlamasının da temsilcisi olmuştur. Babasını ufak yaşta yitiren Sartre, annesinin ailesinin yanında büyüdü. Olgunluk sınavını Louis le Grand Lisesi'nde verdi. Daha sonraki eğitimini Ecole Normale Supérieure'de, İsviçre'deki Fribourg Üniversitesi'nde ve Berlin'deki Fransız Enstitüsü'nde sürdürdü. Çeşitli liselerde öğretmenlik yaptı ve 1928'de Simone de Beauvoir'la tanıştı. 1939 yılında II. Dünya Savaşı başlayınca Fransız ordusuna meteorolog olarak hizmet vermeye başladı. 1940 yılında Almanlar tarafından yakalanıp 9 aylığına hapse atılmasının sonrasında Direniş hareketine katıldı. Sinekler adlı ünlü oyunu bu koşullarda yazıldı ve sahnelendi. Aynı sekilde, Varlık ve Hiçlik adlı kendi felsefesini açıkladığı ünlü yapıtı da bu sırada yazıldı (1943). 1945 yılında öğretmenliği bıraktı ve "Les Temps Modernes" adlı edebi-politik dergiyi çıkarmaya başladı. Kitaplarının neredeyse tümü edebi ve politik sorunları işleyen kuramsal metinler olarak şekillendi. Sartre, savaş sonrası dönemde ise özellikle politik etkinlikleriyle öne çıkmaya başladı. Soğuk savaş dönemi boyunca birçok eleştirisine rağmen Sovyetler Birliği'ni desteklemiş, Fransa'nın Cezayir'e karşı yürüttüğü savaşa karşı çıkmıştır. Çıkardığı dergi, bu bağlamda yoğun bir etkinlik göstermiştir. Sartre, hep sol politik görüşe yakın olmuştur. 1956 yılında Macaristan'ın Sovyetler Birliği tarafından işgal edilmesine kadar Fransız Komünist Partisi'ni (PCF) desteklemiş, ardından desteğini çekmiştir. Ardından Fransız Komünist Partisi'nin Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nden daha bağımsız politikalar izleyebilmesine dolaylı katkısı olmuştur. 1960'ların sonlarında Sartre, kurulu komünist partileri reddettiği için Maocuları destekledi. Sartre daha sonra Maocularla ittifak halinde olduğunu reddetmiş ve Mayıs olaylarından sonra "Eger biri tüm kitaplarımı yeniden okursa, benim hiç değişmediğimi, hep anarşist olarak kaldığımı anlayacaktır." demiştir. Bundan sonra kendisinin anarşist olarak tanıtılmasını uygun karşılamıştır. Sartre, 1964 yılında kendisine verilmek istenen Nobel Edebiyat Ödülünü geri çevirmiştir. Bunun hem yapıtlarına hem de politik konumuna zarar verecegini düşünmüştür. "121'ler Manifestosu" olarak bilinen bildirgeyi imzalamış ve 1961-1962 yılındaki büyük gösterilere katılmıştır. Ayrıca, 1966-67 yılları arasında Vietnam Savaşı'nda meydana gelen katliamları sorgulamak üzere kurulmuş olan Russell Mahkemesi'nin de başkanlığını yapmıştır. Politik etkinlikleri giderek yoğunlaşmış ve kendi iç-dönüşümleriyle birlikte şekillenmiştir. 1968olayları Sartre'ın kendi fikirlerini ve geleneksel entelektüel konumlarını da sorguladığı bir dönem olmuştur. Sovyetler'in Prag'a müdahalesinin ve Fransa'daki öğrenci hareketlerinin üzerine, teorik politik alanı yeniden değerlendirmeye başlamış, 1973'te Liberation'u kurmuştur. 1974 yılında Sartre'ın gözleri büyük oranda görmez oldu. Bu nedenle politik etkinlikleri yavaşladı, ancak her zaman yine de Batı'nın Doğu üzerindeki baskılarına karşı etkinliklerde bulundu ve insan hakları konusunda her zaman duyarlı oldu. Bu tutumuyla, Aydınların yeri ve rolükonusunda hem teorik hem de pratik bir örnek oluşturdu. Öte yandan siyasal aktifliğinin onun edebi ve felsefi yönünü gölgelediği söylenemez. Sartre her şeyden önce kendisinden iyi bir edebiyatçı ve yetkin bir filozof olarak söz ettirmeyi başardı. 15 Nisan 1980'de Paris'te öldüğünde geride felsefe ve edebiyat açısından büyük değerde metinler bıraktı. Kendi varoluşçu felsefesini işlediği yapıtları başlıca; Özgürlügün Yolları, Bulantı, Gizli Oturum, Kirli Eller, Sözcükler, Duvarolarak belirtilebilir. Sartre'ın Varoluşçuluğu: Varoluşçuluk, esas olarak 17. yüzyıldan beri var olmakla birlikte, gerçek ününü Sartre ile birlikte kazanmıştır. 20.yüzyılda, Martin Heidegger gibi kendine özgü ve yetkin varoluşçu filozoflar söz konusu olmakla birlikte, bir felsefe olarak varoluşçuluk asıl etkisini Albert Camus ve özellikle de Sartre ile birlikte göstermiştir. Sartre, varoluşçu felsefenin hem felsefi hem de siyasal alandaki taşıyıcısı, uygulayıcısı olmakla bir entelektüel ve filozof olarak ayrı bir yer edinmiştir. Varoluşçuluğun, geriye doğru gidildiğinde Blaise Pascal'a kadar uzayan bir geçmişe sahip olduğu görülür; bu elbette belli bir şekilde anlaşılan varoluşçuluk anlamında bir felsefe eğilimidir, bunun yanı sıra varoluşçuluğun argümanlarının bir kısmı, nüve halinde ya da perspektif düzleminde de olsa çok daha öncelerde, örneğin Sokrates felsefesinde, kutsal metinlerde vb. de bulunmaktadır. Ama felsefe tarihi incelemelerinde bir felsefe eğilimi olarak Varoluşçuluğu Pascal ile birlikte ele alıp değerlendirmek yaygın bir tutumdur. Daha sonraları, Soren Kierkegaard varoluşçuluğun anlaşılmasına tam olarak belli bir şekil verir. Buna göre dünyadaki insanın varoluşu bir problematiktir ve felsefenin soruşturulması bunun üzerine yürütülmelidir. İsa, modern varoluşçuluğun kurucusu olarak kabul edilir. Varoluşçuluk öyle ki hem edebiyat alanında hem de felsefe alanında etkili olmuş ve çeşitli şekillerde temsilcilerini bulmuştur. Friedrich Nietzsche, Martin Heidegger, Albert Camus, Dostoyevski varoluşçuluk dendiğinde akla gelen ve modern varoluşçuluğun temsilcileri olarak incelenen isimlerdir. Sartre'ın, varoluşçuluğunda ilk olarak görülen, insanın önceden-tanımlanmamış bir varlık olarak ele alınmasıdır. İnsan kendi yaşamını ya da tanımını kendi kararlarıyla verecektir. İnsanın içinde bulunduğu koşullar içinde yaptığı tercihleri onun kim olacağını ve ne olacağını belirler. Bu, "varoluş özden önce gelir" sözünün anlamıdır. İnsan önceden-zaten-belirlenmiş bir öze sahip değildir, daha çok o özünü kendi eyleyişleriyle gerçekleştirecek, yani varoluşunu şekillendirerek özünü ortaya koyacaktır. Kahraman ya da alçak olmak, insanın kendi yaptıklarıyla ilgili bir sonuçtur. Bu anlamda varoluşçu felsefede insanın etik bir varlık olarak şekillendirildiği, ama bunun da siyasalı yadsımayan bir etik olduğu görülür. İnsan belirli bir bütünlüğün içine doğmuştur, burada belirli bağımlılıkları vardır ve yaşamı boyunca bu bağımlılıklar içinde bazı kararlar vermek zorundadır. İşte bu kararlar insanın varoluşunun gerçekleştirilmesidir. Bu anlamda Sartre varoluşçuluğu genelde sanıldığının aksine ve varoluşçu edebi metinlerde görülen karamsarlığa rağmen iyimser bir felsefe olarak değerlendirir. Bu felsefede özgürlük ve bağımlılık arasında tuhaf bir ilişki kurulur, öyle ki, Sartre; insan kendi özgürlüğüne mahkum edilmiştir der. Sartre'a göre insan kendi kararlarıyla ve tercihleriyle özgürlügünü gerçekleştirmek zorundadır. Öte yandan varoluşçuluk belirtildiği gibi iyimser bir felsefedir ve özünde hümanisttir. Hümanizm Sartre'ın felsefesinde önemli bir yöndür. 20. yüzyılın ikinci yarısı özellikle Hümanizmin kuramsal ve felsefi olarak reddedilmesi ve eleştirilmesi olarak ortaya çıkmış olmasına ve bunların çoğunluğunun Fransa kaynaklı olmalarına rağmen, Sartre ısrarla, kendi felsefi konumunu ifade etmek için özgül bir şekilde anladığı anlamda hümanizmi vurgular. Sartre Varoluşçuluk Hümanizmdir der ve bu isimde felsefi bir çalışması vardır. Bulantı Bulantı, Sartre'ın aynı adlı kitabı olmasının yanı sıra, terim olarak da Sarte'ın varoluşçu felsefesini ifade etmektedir. Dünyanın kendinde varlığı ("kendinde şey"), insana bulantı duygusu verir; çünkü gerçeklik, yani varlıklar ne iseler o olarak orada öylece ve anlamsız bir şekilde dururlar. Bilinç ise, "kendi-için-şey"dir, ve o hiçlikle ortaya konur. Sartre, felsefi olarak "Varlık ve Hiçlik" kitabında bu noktaları açıklar. Daha sonra da Bulantı romanında edebi bir metin olarak konuyu somut biçimde değerlendirir. Bulantı romanının kahramanı Antoine Roquentin'dir. İlk kez yerde gördüğü bir taş parçasını eğilip almak istediğinde bunu yapamadığını fark eder; çünkü bu anda varoluşun saçmalığına karşı bir bulantı duymaya başlar, varlıkların varoluşuna, doluluğuna karşı duyulan bir bulantı. Bu dünyanın özündeki kendinde anlamsız varlığı karşısında duyulan bir bulantı'dır. Sartre'a göre hissedilen bu bulantı hissi, kişinin varlıkların kendiliğinden varoluşlarının doğurduğu anlamsızlıktan sıyrılmasını sağlar ve onu bilinçli bir varlık olma konumuna getirir. Varoluşçu Marksizm Sartre'a göre Marksizm esas itibariyle varoluşçu bir mantıkla değerlendirilebilir ve değerlendirilmelidir. Marksizm, yapısalcılık gibi kuramcı eğilimlerin iddialarının aksine özünde Hümanisttir; "Marksizm hümanizmdir", der Sartre. Diyalektik Aklın Eleştirisi'nde Sartre, varoluşçulukla Marksizmi karşılaştırarak değerlendirir ve Marksizmin, "çağımızın aşılmaz bir felsefi ufku olduğu" saptamasını yapar. Sartre'a göre; bir Descartes ve Locke dönemi, bir Kant ve Hegel dönemi, ve son olarak bir Marx dönemi söz konusudur. Bu temsilcilerin hepsi, bütün bir kültürün tarihsel ufkunu temsil ederler ve Marx bunların en yetkinleşmiş halidir. Tarihsel bir perspektif olarak Marksizmi kesin bir şekilde önerir ve "insanlık tarihinin tek geçerli yorumu"nun Marksizm ya daDiyalektik Materyalizm olduğunu söyler. "Hiç olmazsa zamanımız için" der Sartre, "marksizm aşılamazdır". Sartre ve Aydın tavrı: Sartre, bir aydın ya da entelektüel olarak her zaman çok özel bir konumda durmuş, her zaman bu aydın konumu üzerinden tartışmalar yürütülemesine vesile olmuştur. Hem savunduğu hem de uyguladığı aydın tavrı, Sartre'ı entelektüeller arasında özel bir konumda tutar. Öyle ki, Sartre, hem tamamen özgürlükçü ve bağımsız bir konumda bulunup hem de sıkı bağlanımları gerektiren pek çok politik tavrı, tereddüte ya da çelişkilere düşmeksizin sergileyebilmiş ve zamanının bütün sorunları konusunda neredeyse aktif bir tavır sergileyebilmiştir. Bu bakımdan Sartre için, "çağının tanığı ve vicdanı" diye söz edilmesi yanlış olmaz. Sartre'ı Sartre yapan yalnızca felsefi çalışmalarının yetkinliği ve özgül varoluşçu kuramının ilgi çekiciliği değil, aynı zamanda sergilediği aktif aydın tavrıdır. Sartre, bu noktada kuram ve eylem adamı niteliklerini birleştirmiş durumdadır. Sartre'ın anladığı ve savunduğu anlamda aydın, ister eylem alanında ister yazı masasında olsun, esasta aydını aydın yapan nitelik, yaşadığı zamanın dünyasına sırt çevirmeyen, bu dönemin gerçekliklerinden ve çelişkilerinden kaçınmayan, aksine tutumunu ve eylemini bu gerçeklikler ve çıkmazlardan hareketle oluşturup belirleyen tavırdır. Bu anlamda Sartre'ın bir bütün yaşam doğrultusu bu bakışın doğrulanmasıdır. Dolayısıyla da, Sartre'ın sergilediği aydın tavrı ve kişiliği, varoluşçuluğun edebiyattaki yetkin temsilcisi olarak kabul edilen Dostoyevski'nin sözünü onaylar niteliktedir; "Her insan herkes karşısında her şeyden sorumludur." Bu söz Sartre'ın anladığı ve örneğini sergilediği anlamda aydının tavrının da iyi bir açıklanmasıdır.