·
Okunma
·
Beğeni
·
23.915
Gösterim
Adı:
Vahşetin Çağrısı
Baskı tarihi:
Temmuz 2015
Sayfa sayısı:
103
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759099251
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İskele Yayıncılık
Buck gazeteleri okumazdı. Okusaydı yalnızca kendisinin değil, Puget Sound'dan San Diego'ya dek, güçlü, uzun ve sık tüylü tüm kıyı köpeklerinin başında dolanan belâdan haberi olurdu. Bütün gemi ve nakliyat şirketlerinin yeni buluşunu dünyanın dört bir yanına avaz avaz duyurduklarını bilirdi. Çünkü Kuzey Kutup Bölgesi'nin karanlığında körü körüne dolaşan insanlar sarı bir maden bulmuşlardı. Binlerce kişi bu sarı maden için kuzeye akın ediyordu. Bu insanların köpeğe ihtiyacı vardı. Ağır ve yorucu işlerin üstesinden gelebilecek, kara kışa dayanabilecek, uzun tüylü, iri ve kuvvetli köpeklere...
Buck güneşin kucakladığı Santa Clara vadisindeki büyük bir evde yaşıyordu. Yargıç Miller'ın yeri denirdi buraya. Yoldan içerde, ağaçların arasına gizlenmiş; ancak dört bir yanını dolanan geniş verandanın, sık dallar arasından leke leke göründüğü bir evdi bu. Geniş çimenlikler arasından ve uzun kavak ağaçlarının birbirine dolanmış dalları altından kıvrılarak uzanan çakıllı araba yoluyla ulaşılırdı eve.
112 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Hayvan sevgisi ve hatta köpek sevgisi barındıran kalplere ve doğal ortamından koparılmış canlıların yaşadığı durumu anlamak isteyenlere õnerebileceğim bir kitap.
Vahşetin çağrısı kitabının üzerine Kutup Macerası filminin izlenmesini de tavsiye ederim.
112 syf.
·3 günde·5/10
Hayvan ve insan ayrımı yapmayı reddeden bünyem, birçok hayvanın ruhuna intikal edip, hayatlarına hayali olarak ortak olmamı sağlamıştı. Özellikle çocukluk çağımda, karıncalar, kediler, köpekler, kelebekler, kurtlar, kuşlar benim için birer kabilelerdi. Bilim insanları gibi insanları hayvanlaştırmaktan ziyade hayvanları insanlaştırıyordum. İnsan düşüncelerini hayvan davranışlarına büründürüp olayları yorumluyordum. Bu kitaptaki mevzu da tam olarak budur. Yani köpeğin davranışlarını insan düşüncesinde harmanlamak. Aslında bu da ölüm gibidir, insanoğlunun hiçbir zaman çözemeyeceği konulardan bir tanedir. Ölüm için insanoğlu birçok söylemde bulunur bazen inançlarla bunları şekillendirir ama somut olan bir durum var ki, yaşayan hiçbiri daha önce ölümü deneyimlememiştir. Hayvanların davranışlarını yorumlamak da bana göre bundan ibarettir. Yazar, bu eserinde bir kurt köpeğinin hayatını insani düşüncelerle şekillendirme çabasına girmiş. Tabii ki dışı köpek içi insan olunca birçok toplumsal mesaj da içeriyor. Beni de en fazla ilgilendiren bu mesaj kısımlarıdır. Hal böyle olunca da köpek hırladı gırladı mevzuları ister istemez beni sıkmaya başlar. Bilgi birikiminize göre farklı anlamlar çıkarabileceğiniz bir eser, okunabilir
112 syf.
·2 günde·7/10
Bu kitap benim için bir devam kitabıydı. Sanki ''Yıldız Gezgini'' ndeki uzun bir yolculuktaymış gibi okudum. Yine Jack London okuduğumuzu belli eden akıcı bir dil, geçmişe göndermeler ve en önemlisi kızak çeken köpekler...
Evcilleşmiş köpeğimiz Buck'ın satılmasıyla başlayan maceramız Buck'ın yaşam mücadeleleriyle sürüp giderken öz kimliğini bulma çabalarıyla son buluyor. ''Beyaz Diş'' kitabıyla mukayese etmemek için önce bu kitabı okudum ve iyi ki de öyle yaptım. Kitap için ne çok iyi ne de çok kötü diyebilirim. Yazarın ilk kitabı ve fazla da bir beklenti içerisinde okumadım açıkçası.
İyi okumalar :))
112 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Merhaba; Jack London benim Demir Ökçe ile tanıyıp sevdiğim bir yazar olmuştu. Fakat tabii ki Beyaz Diş adlı eserini de çok merak ediyordum. Gecen ay Beyaz Diş'e basladığımda cok tepki aldım. Herkes 'keşke once Vahşetin Çağrısını okusaydın, Beyaz Diş onun devamı' dedi. Bu sebeple bende araya fazla zaman girmesine fırsat vermeden Vahsetin Çagrısı'nı da okudum.
Asla Beyaz Dis'in Vahsetin Çağrısı' nın devamı olduğunu düşünmüyorum. Fakat konu olarak neredeyse aynı iki kitap da.
Burada da yine bir köpegin zorlu şartlarda ilerleyen yaşam mücadelesini okuyoruz. Ve bu mücadele sonrasında yaşadığı insan sevgisini, bağlılıgı. Kötü bir kitap asla degildi. Zaten yazarın tanınmasına sebep olan, en cok ses getiren eseriymiş. Fakat Beyaz Diş mi, yoksa Vahşetin Çağrısı mı diye merak edenler varsa, bence kesinlikle Beyaz Diş benim favorim.
Herkese keyifli okumalar dilerim.

Mayıs ayında okudugum kitaplarla ilgili yorumlarimı izlemek isterseniz de linke tiklayabilir siniz.

https://youtu.be/Mdk0B3Y4y4k
112 syf.
·6 günde·10/10
Bir köpeğin ev hayvanı olmaktan çıkıp nasıl vahşi bir hayvana dönüştüğünün hikayesi. Çok etkileyici. Aynı zamanda bir sadakat hikayesi de. Köpeklerin ne kadar sadık olduklarını biliyoruz, peki bunun arkasında ne gibi hisler yatıyor bunu biliyor muyuz? Yazar bunu o kadar büyük bir ustalıkla anlatıyor ki, sevgiden gözleriniz doluyor.
132 syf.
·8 günde·Puan vermedi
"Buck'ın bir köpek olduğunu bilmesek, onun başından geçenleri bir insanın zorluklarla dolu yaşam öyküsü olarak da okuyabiliriz. London, bir köpeğin öyküsünün ardında, insanlık durumunun ürkütücü bir panoramasını önümüze serer."
112 syf.
·8/10
Ben Jack London’un 2 tane kitabını okumuş bulunmaktayım. Bunlardan biri Vahşetin Çağrısı diğeri ise Beyaz Diş. Bu iki kitap aslında çok benzetiliyor çünkü ikisinde de bir köpeğin hikayesi ele alınıyor. Böyle bakıldığında her ne kadar benziyor olsalar da aslında detaya indikçe çok farklılaştıklarını söyleyebilirim. Şimdi bu detaylardan biraz bahsedeceğim.
Öncelikle Beyaz Diş’te vahşi bir hayvanın sevgiyle, şefkatle evcilleştiğini, uysallaştığını okuyoruz fakat Vahşetin Çağrısında ise uysal ve evcil bir hayvanın işkenceyle zorbalıkla nasıl vahşileştiğini ele alıyor London. Yani bu kitaplar benzer değil sadece birbirlerini tamamlıyorlar.
Ben Vahşetin Çağrısını çok beğendim fakat içerisinde hayvana yapılan işkencelerden bolca bahsediliyor bu beni bu konularda biraz hassas olduğumdan dolayı rahatsız etti. Kitabın tek kusuru buydu bence gayet güzel bir kitap tavsiye ederim.
112 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
#vahşetinçağrısı
#jacklondon


#modernklasiklerdizisi nin altıncı Jack London'ın ilk kitabını bitirmiş bulunmaktayım. Kitapların çoğu için ne derler ilk sayfaların da sabret sonrası akıp gidiyor zaten. Ancak bu kitap için ben tam tersini söylüyorum. İlk 60 sayfası kitabın akıp gidiyor ama son bölümü durağan geçiyor. Hatta şöyle bir yorum getirebilirim son kısım için kendimi köpek belgeseli izliyormuşum gibi hissettim.


Belgesel izlemeyi çoğu insan sever ancak izlemez. Bu yüzden son sayfalarını hadi bitsin artık diye okudum diyebilirim. Ancak bu yorumumdan sakın kitabı beğenmediğim çıkmasın, kitabı çok beğendim.


Kitabın sonu belgesel izliyormuşun gibi hissettiriyor demiştim ya bunu kötü olarakta algılamayabiliriz çünkü her kitap gözünün önünde canlandırmayabilir hikayeyi. Ancak bu kitap olan biteni insanın gözleri önüne seriyor.


Buck diye bir köpeğin hikayesini anlatıyor kitap. Köpeğin tüm acısını, sevincini, hırsını, öfkesini ve aklınıza gelebilecek tüm duygularını  kitapta okuyorsunuz hatta yaşıyorsunuz.


İlk defa bir hayvanın gözünden anlatılan bir kitap okudum ve çok ve beğendim. Jack London'un Beyaz Diş kitabı da bu şekildeymiş galiba onu okumak için sabırsızlanıyorum. Modern klasikler de onuncu kitap Beyaz Diş ve onu okumama üç kitap var. Sırayı bozmayacağım inşallah.


Herkese keyifli okumalar...
112 syf.
·9 günde·Beğendi·10/10
Ortaokul yıllarında okuyama çalıştığım fakat hayvan sevgim yüzünden Buck adlı köpeğin yaşadıklarına minik kalbimin dayanamayışından dolayı yarım bıraktığım bir kitap.
112 syf.
·Beğendi·10/10
Jack London'in köpekler üzerinden insan ilişkilerini anlattığı bir yandan da evrim üzerine yoğunlaştığı bir kitap. Sopa ve dişin yasası; temel ihtiyaçları karşılanmış bir hayvanın öz ahlakının, kuzeyin vahşi hayatında nasıl bozulduğunun yasasıdır. Ayrıca bu kitap Beyaz Diş'in tersine bir köpeğin atalarından gelen, derinlerinde hissettiği o çağrıyı kabullenip, ona uyarak nasıl bir kurda dönüştüğünün hikayesidir.
112 syf.
·2 günde·8/10
Jack London kaleminden...

Bir köpek ve hikayesi ile ilgili olanca genişliğiyle yapılan yorum ve incelemelerin üzerine ne koyabiliriz ki?

-Bir melez (Çoban köpeği- Sen Bernar) köpek Buck'un kendi doğasını bulma yolculuğunu...

-Altın madeni arayan insanların ölüme yürüyen yolculuğunu...

-Yaşam, ölüm ve tekrar yaşam üçlemesini...

Derinleştirirsek...

Jack London kendi deneyimlerini, eserine, bir metafor üzerinden sabitlemeyi deniyor.

İnsanın vahşiliği ile hayvanatın vahşiliği arasında doğanın değişen ritmini Buck üzerinden konumlandırıyor...

Evcil düşüncelerin şartlar değiştiğinde vahşileştiğini, hayatta kalmanın her türlü şeyden üstün olduğunu öğrenmenin, sevgi ve iyi niyet eksenindeki hazzı/hüznü ve böylece ikilemi oluşturmasını gösteriyor...

İnsanın yine insanı öldürecek kadar sınır tanımaz boyutuna karşı, hayvan bilincinin sadakat örnekliğini hatırlatıyor...

Eser...

Kısaca değişen inançlarımızı, tutku ve hayallerimizi değişen köpek sahipleri üzerinden anlatıyor...

Buck kendi doğasını bulduğunda rahat ve huzura eriyor... İnsanlıkla ilişkisi koptuğunda, özüne dönecek bir çağrıya bırakıyor ruhunu...

Ya biz insanlar...

Yeehatlar gibi vahşice kardeşlerimizin boğazına, hem de karnımızı doyurmak pahasına çökerken, bir boşluktan gelen gözü dönmüş vahşet çağrısını yaşamamız mı gerekiyor?

Bu çağrı bizi kendimizde yitirdiğimiz bir çağrı değil mi?

İnsan ancak kendisini yitirince mi varlığıyla yüzleşebiliyor?

Bu soruların cevabını bilmiyorum ama, bildiğim tek şey, Jack London bunu felsefik bir kafayla yazmadıysa ben bunları boşuna mı düşünmüş olacağım?

Kim bilir, belki de asıl vahşet çağrısı budur!!!
112 syf.
·4 günde·5/10
Tamam Jack London’un kalemi çok güzel kitaplar bir çırpıda bitiyor onda hemen hemen aynıyız herkesle ama konu bir değişsin bence artık. Bu okuduğum ikinci kitabı ve uzun bir süre bir daha okumayı düşünmüyorum Beyaz Diş kitabıyla hemen hemen aynı nerdeyse tek fark burda köpek olması Bir de sevdiğim birşey daha var. Duyğu yoğunluğunu çok güzel aktarıyor, ordakilerin neler hissettiğini neler yaşadığını biberibir yansıtıyor. Gene üzülerek okuyup bitirdiğim bir kitabıydı insanlar bu kadar kötü olamazlar diye düşünmüyor değilim.
Merhamet ve vicdan ne yazıkki herkeste olmayan bir şey. Keyifli okumalar.
Yaşamanın çelişkisi de odur ki bu kendinden geçme, esirme hali, insan ancak en hayat doluyken ve insanın ancak hayatta olduğunu tamamen unutmasıyla gelir.
"Bir aptalla onun aptalca davranışının arasına girmenin boşuna olacağını biliyordu"
Jack London
Sayfa 69 - İş Bankası - Kültür Yayınları
"Buck yapmamaları gereken şeyleri hızla öğrettiyse de yapmaları gereken şeyleri daha öğretememişti."
Jack London
Sayfa 61 - İş Bankası - Kültür Yayınları
"Ama Buck'un en mükemmel olduğu alan, bir kural koymak ve arkadaşlarının o kurala uymasını sağlamaktı. Dave ile Sol-leks, liderlikteki değişime aldırmadılar. Onları ilgilendirmezdi bu. Onların işi çalışmak, bütün güçleriyle kızağı çekmekti. Onlara karışan olmazsa ne olup bittiğine bakmazlardı bile."
Jack London
Sayfa 45 - İş Bankası - Kültür Yayınları
"Buck karda çukurunu kazarak yorgunluktan tamamen tükenmişlerin uykusunu uyudu"
Jack London
Sayfa 20 - İş Bankası - Kültür Yayınları
"Uygarca yaşarken, ahlaki bir nedenle, diyelim Yargıç Miller'ın kamçısını korumak için, ölüme bile gidebilirdi. Oysa şimdi, postunu korumak için ahlaki tutumlardan kaçınıyordu ve bu, uygarlıktan uzaklaşmasının tamamlandığının göstergesiydi. Keyfi için değil, midesinin feryadını bastırmak için çalışıyordu. Herkesin gözü önünde yağmalamıyor, SOPANIN VE DİŞİN YASASINA saygısından, gizlice ve kurnazca çalıyordu.
Kısacası yaptığı şeyleri yapıyordu çünkü onları yapmak, yapmamaktan daha kolaydı."
Jack London
Sayfa 21 - İş Bankası - Kültür Yayınları
"Evet, Buck, oğlum" diye cana yakın bir sesle seslendi: "Aramızda küçük bir tartışma yaşadık ve yapabileceğimiz en iyi şey, bunun bu kadarla kalmasını sağlamak. Sen yerini öğrendin, ben zaten biliyorum. Sen iyi bir köpek olursan ben de çok iyi olurum ve gayet güzel anlaşırız. Ama kötü bir köpek olursan odunu sırtında kırarım. Anladın mı?"
Jack London
Sayfa 9 - İş Bankası - Kültür Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Vahşetin Çağrısı
Baskı tarihi:
Temmuz 2015
Sayfa sayısı:
103
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759099251
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İskele Yayıncılık
Buck gazeteleri okumazdı. Okusaydı yalnızca kendisinin değil, Puget Sound'dan San Diego'ya dek, güçlü, uzun ve sık tüylü tüm kıyı köpeklerinin başında dolanan belâdan haberi olurdu. Bütün gemi ve nakliyat şirketlerinin yeni buluşunu dünyanın dört bir yanına avaz avaz duyurduklarını bilirdi. Çünkü Kuzey Kutup Bölgesi'nin karanlığında körü körüne dolaşan insanlar sarı bir maden bulmuşlardı. Binlerce kişi bu sarı maden için kuzeye akın ediyordu. Bu insanların köpeğe ihtiyacı vardı. Ağır ve yorucu işlerin üstesinden gelebilecek, kara kışa dayanabilecek, uzun tüylü, iri ve kuvvetli köpeklere...
Buck güneşin kucakladığı Santa Clara vadisindeki büyük bir evde yaşıyordu. Yargıç Miller'ın yeri denirdi buraya. Yoldan içerde, ağaçların arasına gizlenmiş; ancak dört bir yanını dolanan geniş verandanın, sık dallar arasından leke leke göründüğü bir evdi bu. Geniş çimenlikler arasından ve uzun kavak ağaçlarının birbirine dolanmış dalları altından kıvrılarak uzanan çakıllı araba yoluyla ulaşılırdı eve.

Kitabı okuyanlar 4.217 okur

  • Hevi
  • Oğuzhan BAYGÜL
  • Wander
  • Dilara
  • Derya
  • Cemre Nur Kaya
  • funda ergin
  • Cavit
  • İsmail
  • Harun AYDOĞDU

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0.2 (3)
8
%0.2 (3)
7
%0.1 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları