·
Okunma
·
Beğeni
·
23.627
Gösterim
Adı:
Vahşetin Çağrısı
Baskı tarihi:
Temmuz 2015
Sayfa sayısı:
103
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759099251
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İskele Yayıncılık
Buck gazeteleri okumazdı. Okusaydı yalnızca kendisinin değil, Puget Sound'dan San Diego'ya dek, güçlü, uzun ve sık tüylü tüm kıyı köpeklerinin başında dolanan belâdan haberi olurdu. Bütün gemi ve nakliyat şirketlerinin yeni buluşunu dünyanın dört bir yanına avaz avaz duyurduklarını bilirdi. Çünkü Kuzey Kutup Bölgesi'nin karanlığında körü körüne dolaşan insanlar sarı bir maden bulmuşlardı. Binlerce kişi bu sarı maden için kuzeye akın ediyordu. Bu insanların köpeğe ihtiyacı vardı. Ağır ve yorucu işlerin üstesinden gelebilecek, kara kışa dayanabilecek, uzun tüylü, iri ve kuvvetli köpeklere...
Buck güneşin kucakladığı Santa Clara vadisindeki büyük bir evde yaşıyordu. Yargıç Miller'ın yeri denirdi buraya. Yoldan içerde, ağaçların arasına gizlenmiş; ancak dört bir yanını dolanan geniş verandanın, sık dallar arasından leke leke göründüğü bir evdi bu. Geniş çimenlikler arasından ve uzun kavak ağaçlarının birbirine dolanmış dalları altından kıvrılarak uzanan çakıllı araba yoluyla ulaşılırdı eve.
115 syf.
·1 günde·Beğendi·7/10
Bu kez tartışmalı bir kitapla beraberiz. Değinmem gereken çok fazla şey var bu kitapla ilgili. O yüzden bazı şeyleri çok fazla uzatmadan, üzerinden kısa kısa geçerek aktarmayı planlıyorum.

NOT: Kitabın incelemesini daha iyi aktarabilmek adına diğer incelemelere de göz attım, filmini izledim ve Jack London ile ilgili de biraz araştırma yaptım. Tüm bunları göz önüne alarak hazırladığım bir inceleme olacak.

Öncelikle parçaların bir araya gelebilmesi için Jack London’ı kısaca tanıyalım. Jack abimiz çocuk yaşlardan itibaren hep çalışmak zorunda kalmış: yaşadığı dönemde ekonomik buhranlarla bir anda gözde olan Altın Avcılığına merak sarıp, altın bulma hayalleriyle nice maceralara atılmış, sonrasında bu parasızlıktan sıyrılmak için o altın avcılığı serüvenlerinden esinlenerek yazdığı kitaplarla bir anda hayatı değişen değerli bir büyüğümüzdür. Yani Jack abimiz için yazdığı eserler tamamen gelir kapısı; satın aldığı kitaplar da daha iyi eserler yazabilmek ve daha çok para kazanabilmek adına yapmış olduğu yatırımlardır. Keza bunu kendisi de dile getirmektedir.
Bu nedenle yaptığı eserler, gördüğü ilgiyle orantılı olarak kurgulanmaktadır. Demek istediğim şu ki, birçok eserinde benzer ögelere rastlamamızın temel nedeni bu tarz konular işlediğinde satışlarının daha yüksek olması diye düşünüyorum. Öte yandan birçok yazarda belli başlı detayların, eserlerinde daha çok ön plana çıktığını görmek zaten alışılagelen bir durum. Jack abimizde de kurtları, köpekleri, çetin soğukları, zorlu mücadeleleri, azmi, hayatta kalma çabalarını eserlerinde sıkça görmekteyiz. Bunun bir diğer nedeni de eserlerinde, kendi ruh halinin, yaşam tecrübelerinin, ilgi duyduğu konuların büyük etkisinin olması…

Tüm bu söylediklerimi göz önüne alırsak Beyaz Diş kitabı ile bu kadar mukayese edilmesinin nedenini de bir nebze daha iyi anlamış oluruz. Öte yandan, -çok olağan bir şekilde- insanlar üzerinden işlenilen konular yerine kurtlar, köpekler üzerinden işlenilen konuların olması bence kitapların birbiri ile bu denli benzetilmesine neden olmamalı.

Beyaz Diş ve Vahşetin Çağrısı kitapları “birbirine benziyor” şeklinde eleştirilmemeli, aksine “birbirini tamamlıyor” şeklinde değerlendirilmeli bana kalırsa. Bu iki kitabı, bir seriymiş gibi değerlendirmek gerek diye düşünüyorum. Vahşetin Çağrısı’nda evcil, uysal, uyumlu bir köpeğin zorbalıkla, işkenceyle nasıl doğasına dönüp vahşileştiğini: Beyaz Diş’te ise vahşi bir hayvanın sevgiyle, içtenlikle nasıl uysal ve evcil bir hale geldiğini görmekteyiz. Bu bakımdan bu iki kitap birbirinin tekrarı değil: benzer şartlarda iki hayvanın, tamamen zıt iki yaklaşım karşısında ne tür değişimler yaşadığını gördüğümüz birer şaheser…

Gelelim benim kitapla ilgili hissiyatıma… Vahşetin Çağrısı bilindiği üzere Jack abimizin ilk göz ağrısı ve onun bu noktalara gelişinde ki ilk sıçrayışı… Bu nedenle ayrıca saygı duyuyorum ancak beni Beyaz Diş kadar etkilemedi bu kitap… Hatta bu kitabın kalfalık eseri, Beyaz Diş’in de ustalık eseri olduğunu düşünüyorum bir okur olarak: tabii ki bu öznel bir yargı…

Kitap kısa ve bir oturuşta bitirilebilecek bir kitap. Jack abimiz kitabı akıcı bir dille ele almış. Konusu da bana kalırsa fena değil. (Hatta bu kitaptan sonra Beyaz Diş’i okursanız çok tamamlayıcı bir eser olduğunu fark edeceksiniz zannımca.) Otobüsle seyahat ederken falan yanınıza alıp vaktinizi değerlendirebileceğiniz bir kitap ancak öyle aman aman alıp götürmedi beni. Bazı sayfalarda biraz daha hikâyenin içine sürüklendiğimi fark etsem de genel manada hayatımda çok da ahım şahım bir yeri olmayacak. Ama üstadımıza her daim saygımız var tabii ki, Jack abimize laf etmek haddimize değil.

Son olarak filminden de bahsedeyim. Film, kitapla neredeyse aynı fakat pek seveceğinizi sanmıyorum. Çıktığı döneme göre belki güzeldir, bir şey diyemem ama ben pek beğenmedim filmini de… Ama ille de merak edip izlemek isterseniz veya Jack London’ın serüvenlerini daha iyi anlamak için filmi izlemek iyi olabilir derseniz diye filmin linkini de bırakıyorum.
İyi okumalar! (Filmi izlerseniz de iyi seyirler!)

Türkçe Dublaj – 4:3 – Vahşetin Çağrısı (Jack London) – 1997 Yapımı Film:
https://www.youtube.com/watch?v=JLWlDURZCbk
142 syf.
·3 günde·8/10
Vahşetin Çağrısı, üzerine çok fazla konuşulacak bir kitap değil tâbi ki bana göre. Jack Landon'un köpekleri ruhanileştirmesi ve bu köpeklerin dünyasını mükemmel bir kurgu üzerine oturtması büyük bir ustalık örneği. Büyük yazar, Okurunu kitabın her sayfasında canlı tutmayı başarıyor ve örgü, okuyanın her daim merakını celp ediyor. Oldukça sürükleyici olan bu eserini elbette tavsiye ederim.

Keyifli okumalar herkese.
112 syf.
·4 günde·7/10
Fatih Terim gibi 'Nerede kalmıştık?' diyerek başlamam gerekiyor bu incelemeye sanırım. Neden böyle başlamam gerektiğini anlatacağım birazdan. Çünkü benim için zor bir inceleme olacak... Zor, çünkü peş peşe yaptığım hatalar zinciri yüzünden bir yandan kapana kısıldım, diğer yandan, yani olumlu tarafından bakarsak, iyi de bir okuma deneyimi kazandım.

Şimdi biraz ayrıntıya inersek, size durumu şöyle özetleyebilirim; Jack London, zamanında birbirine çok benzeyen iki kitap yazmış. Biri incelememize konu olan Vahşetin Çağrısı , diğeri ise bu ayın başlarında okuduğum Beyaz Diş adlı eseri. London hayranları darılmasın ama, bana sorarsanız iki kitap birbirinin tekrarı... Yani ikisi de bir köpeğin hikayesini anlatıyor. İkisi de yazıldığı zaman itibariyle 'Gold Rush' (Altın Avı, Altına Hücum) adı verilen dönemden besleniyor ve o dönemde henüz çok yeni bir buluş olan evrim teorisinin ağır etkisi altında kaleme alınmış. Durun daha bitmedi, iki kitabın da konusu aynı coğrafi bölgede geçiyor. İki kitapta da kötü karakterler ve iyi karakterler aynı kalıptan çıkmış. Yani birindeki iyi veya kötü karakterleri diğer kitaba taşısanız, ya da köpeklerin hikayelerini değişseniz anlam olarak çok fazla bir kayıp yaşamazsınız. Kurguları neredeyse tıpa tıp aynı. Tek farkı, iki köpeğin kitap başlangıcı ve sonundaki konumlarının birbirinin tersi olması. (Spoiler vermemek için biraz dolaylı anlatmak zorunda kalıyorum, kusuruma bakmayın) Daha farklı ortak özellikler de sayabilirim ama bence yeterli bu kadar. Kısacası iki farklı köpek, iki farklı hikayede ama sanki birbirlerinin kokusunu alacak kadar yakın bir şekilde kendi geleceklerine doğru yol alıyorlar.

Gelelim benim hatalar zincirime... Öncelikle yeterli ön araştırmayı yapmadığım için bu kitapları bu kadar kısa zamanda peş peşe okumam bence ilk hatam. Çünkü her iki kitap da zihnimde bu kadar taze bir şekilde dururken ister istemez yukarıdaki paragrafta olduğu gibi negatif bir başlangıca yönelmek durumunda kalıyorum... İkincisi, yazıldığı tarihler dikkate alındığında kronolojik olarak sonra yazılan kitabı önce, önce yazılan kitabı da sonra okumam başka bir hata. Gerçi bu kadar benzer iki kitap için ne fark eder ki diye düşünebilirsiniz. Ama bence yine de sıralı gitmek, daha doğru bir okuma olacaktı. İşte böyle kendi kişisel hatalarım yüzünden maalesef Jack London'la arama bir soğukluk girdi desem yanlış olmaz... Bir sonraki buluşmamız için araya baya bir mesafe girmesi gerekecek...

Giriş bölümünü biraz uzun tuttum ama bunu bir okuma deneyimi olarak gördüğüm için sizinle de paylaşmak istedim. Peki bu kıssadan nasıl bir hisse çıkar derseniz, benim vardığım sonuç şu olur: Eğer aynı yazar üzerinden seri bir okuma planlıyorsak, mutlaka önden bir hazırlık yapmamız çok önemli. 1000Kitap bu konuda çok yardımcı olabilir. Çünkü bazı yazarları yakından takip eden, tüm kitaplarını okuyan okur arkadaşlar var. O yazara başlamadan önce onlardan bir okuma önerisi almak, işimizi hayli kolaylaştırabilir.

Ve artık kitaba geçelim... İncelemenin girişinde değindiğim 'Nerede kalmıştık?' mevzusunun nedenini az çok anlattım. Yani Beyaz Diş'in bıraktığı yerden St. Bernard-Çoban köpeği kırması Buck alıyor bu kez... Tabii bu durum benim ters seçimim yüzünden böyle. Önce bu kitabı okusaydım o zaman bayrağı Buck'un elinden Beyaz Diş alacaktı...

Kitap boyunca altın peşinde umutla koşan insanların, bu uğurda hayvanları nasıl kullandığı, başka bir ifadeyle 'altına giden yolda her şeyin mübah olduğu'nu tüm gerçekliğiyle görüyoruz. Zaten günümüzde de değişen bir şey yok. Beyaz adamlar ki, sadece ten rengi olarak ifade etmiyorum bunu, yani egemenler diyelim, her dönem kendi amaçları uğruna başka canlıları göz kırpmadan, soğukkanlılıkla feda edebilmişler... Hangi çağda olursa olsun, bu bitmek tükenmek bilmeyen altın, gümüş, para, hisse, mülk, bitcoin vs hırsı, yeri gelmiş köpekleri, yeri gelmiş ormanları, yeri gelmiş insanları taşkın bir sel gibi önüne katıp yok etmiş, etmeye de devam ediyor.

Kitapta ayrıca, sevgi, öfke, sadakat, bağlılık, içgüdü gibi baskın duygu ve kavramlar, köpekler ve insanlar üzerinden anlatılarak, bunların yeryüzünde yaşayan tüm canlı varlıkların hayatını nasıl şekillendirdiği evrensel ve zamansız bir dil yardımıyla ortaya konulmuş.

Kitapta açık bir mesaj olarak verilmeyen ama benim okuduklarımdan kendime çıkarmış olduğum bir konu da kendi yaşantımıza karşı acizliğimiz ve seçimsizliğimizin bir yaratılış ya da bir varoluş meselesi olarak sürekli karşımıza çıkmasının kaçınılmazlığı oldu.

Yani hayata nerede, ne şartlarda ve kim olarak başladığımız bizim seçimimiz değil, ancak kartlar dağıtıldıktan sonra devreye girebiliyoruz. Hayatımızın kontrolünü hiçbir zaman tam anlamıyla ele geçiremesek de akıl, irade, vicdan, inanç, sezgi gibi değerler üzerinden az da olsa müdahale şansımız oluyor. Mikro dünyada kendi seçimlerimiz, makro dünyada ise başkalarının seçimleri, bizi o yandan bu yana sürükleyip götürüyor. İşte Buck'la, Beyaz Dişle ve diğer pek çok canlıyla buluştuğumuz noktalardan biri bu. Özgürleştikçe kendi hayatımıza müdahale şansımızın artması, nerede, ne şekilde, kim olarak doğarsak doğalım, bizi kendimize yakınlaştıran, mevcut şartlar içinde kendimizi daha iyi hissedeceğimiz bir ölçü. Bunu inanç esası üzerinden düşünürsek, İslam'ın neden insanları özgürleşmeye ve kendini tanımaya ısrarla çağrı yaptığını da daha iyi kavrayabiliriz. Felsefe de sık sık bu konuya yoğunlaşır.

İşte bu noktada tıpkı Buck gibi, bir kulağımızın içimizden seslenen o çağrıda olması, ayaklarımızın da çağrının geldiği sese göre hareket etmesi gerekiyor. Buck'a seslenen çağrı, Vahşetin Çağrısı... Eğer o çağrı dışarıdan geliyorsa genelde vahşete uğrayan Buck, çağrı kendi içinden geldiğinde bizzat vahşetin kendisi olabiliyor. Vahşetin kendisi olmak, Buck'ın kodlarında yazılı olan, ona varlık nedenini hatırlatan bir gerçek. Peki bizim kodlarımıza yazılı olan gerçek ne? Hangi ses bize kendi varlık nedenimizi hatırlatır?

İşte onun tek bir cevabı yok... Herkes, bir radyo istasyonunu arar gibi kendi sesinin frekansını bulmak ve ona göre hareket etmek zorunda...

Herkese keyifli okumalar dilerim...
112 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Buck... Arkadaşlık,kahramanlık,cesaret,sadakat gibi kavramları üstün bir şekilde taşıyor Buck.Sopanın yasasının hüküm sürdüğü topraklarda Buck aslına bakarsanız kaderiyle karşılaşıyor.Ama Buck kaderini,haklılıkla,sabırla ve kararlılıkla değiştiriyor... Ya da şartlar ve ortam Buck'ı buna sevkediyor... İyi okumalar :)))
112 syf.
·2 günde·9/10
Bu roman bir köpeğin değilde bir insanın gözünden yazılmış olsaydı,bu kadar etkili olamazdı bence.Buck'un içinde yaşadığı evden sökülüp alınmasıyla ilkel hayatın içine atılışı..Vahşi hayatın içinde ki acımasızlığı,insanlara boyun eğmesi,mükemmel gücü ve sadakat duygusu olağanüstü mükemmeldi.
112 syf.
·Beğendi·8/10
1 yıldır arkadaşım`ın " Beyaz diş " den daha güzel dayatmalarıyla karşı karşıya kalıp, kitab`ı erteledim nedense. Hep okuyacak daha önemli kitaplarım vardı...

" Beyaz diş "le kıyaslamak istemiyorum çünkü " Beyaz diş "in yeri bende hiç doldurulamaz... Belki bu kıyaslamaları arkadaşım başından beri yaptığı için kitab`ı başdan sona okuyana kadar hep kıyasladım. Büyük kayıp. ( Seni öldüreceğim Elnare :( )

Gelgelelim kitap çok güzel kitap. Buck`ın ( köpek :)) ) şehir yaşamından ayrılıp, vahşi hayata uyuşmasını okuyoruz. Buck`da hep bir liderlik çekişmesinin şahidi olacaksınız. Bence, London Buck`un simasından gönderme yapmış:

" Her insanın içinde bir vahşi yan vardır ve bu vahşi yan hep ortaya çıkacağı anı kollar. Bu değişimi bazen biz, çoğu zamansa etrafımızdaki olaylar ve insanlar şekillendirir. "

Keyifli okumalar.
112 syf.
·13 günde·Beğendi·8/10
Cengiz Aytmatov, Jack London.. Okumaya doyulamayan iki büyük dost. Her sayfasından keyif alarak okuduğum iki büyük yazar. Bu kitabı da okumaya değer.
112 syf.
·10/10
Vahşetin çağrısı kitabını elime aldığımda kapagindaki karlı dağa aldanip insanlarla alakalı bir konu olduğunu zannetmiştim. Ancak romanımızın baş kahramani bir köpek. Bu kahraman köpek Buck, hayranlık beslediğimiz pek çok insana özgü erdemi şahsında toplamıştır. Cesaret, sadakat,
tahammül, azim ve zeka. Herkes Buck gibi bir köpeğe sahip olmak ister.
112 syf.
Öncelikle konu muhteşem işlenmiş. Jack London'a hayran kaldım. Zaten sürekli okumam için öneriliyordu. Martin Eden'i çok önerdiler ancak bu kitabın kısa olması yazarı daha iyi anlayıp sonra o muhteşem eserini okumayı daha faydalı gördüm. Sırada diğer eserleri var.

SPOİLER İÇEREBİLİR...

Bu kitaba gelecek olursak bir köpeğin üzerinden insanların yaşamını, doğasını, duygularını aktarmaya çalışmış. Buck'un satıldıktan sonra bulunduğu yeri yadırgaması, sahibinin eziyetleri karşısında hayatta kalmak için oraya alışması, diğerleri gibi vahşi olmayı kabullenişi. Çok çalıştı çabaladı ve kendini öyle güzel geliştirdi ki sahibinin ve diğerler köpeklerin dikkatini çekti. Sürünün lideri bundan hiç hoşnut olmadı tabi ve çekişme, yok etme, aşağı çekme uğraşları.

Bizim insanımızda da çok vardır bu durum. Kimsenin başarılı olmasını istemeyiz. Başarılı olanları nasıl aşağı çekeriz diye uğraşırız. Başkalarının başarısızlığından mutluluk duyar kendimizi başarılı olarak görürüz. Sonuç olarak hiçbir şey olmaz.

Sonrasında sevginin gücü devreye giriyor. Kendisinin hayatını kurtaran Thornton'a karşı büyük bir sevgi besliyor tabi karşılıklı bir sevgi bu. Hep beraber istedikleri gibi yaşayıp istedikleri yerlere gidiyorlardı.

Sonrasını ben yazmıyım siz okuyun :)
136 syf.
·2 günde·10/10
Adem'den Önce kitabından sonra okuduğum ikinci Jack London kitabı. Bu kitabı da kısa sürede tek solukta bitirdim. Bundan sonraki hedefim Martin Eden'i okumak. DUA/Duvar/ ablaya bu güzel kitapları hediye ettiği için teşekkür ederim. Keyifli okumalar.
112 syf.
·3 günde·9/10
Evcil bir köpek olan Duck'ın nasıl vahşileştiğini anlatan bir kitap. Ama bu vahşilik öyle yamyamlar gibi bulduğu her şeye saldıran bir vahşilik değil. Hayat boyunca edinen tecrübelerin hayatımıza büyük bir yön verdiğini ortaya koyan bir kitap. Sevinci hırsı azmi liderliği anlatan bir kitap.
Gayet akıcı bir dille yazılmış. Okumaktan sıkılmayacağım bir kitap.
" Tanıdığı insanlara güvenmeyi ve her şeyi kendisinden daha iyi bildiklerine inanmayı öğrenmişti. "
Demek burada işler böyle oluyordu. Adil oyun diye bir şey yoktu. Bir kere yere düştün mü sonun geldi demekti.
Jack London
Sayfa 14 - İş Bankası Kültür Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Vahşetin Çağrısı
Baskı tarihi:
Temmuz 2015
Sayfa sayısı:
103
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759099251
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İskele Yayıncılık
Buck gazeteleri okumazdı. Okusaydı yalnızca kendisinin değil, Puget Sound'dan San Diego'ya dek, güçlü, uzun ve sık tüylü tüm kıyı köpeklerinin başında dolanan belâdan haberi olurdu. Bütün gemi ve nakliyat şirketlerinin yeni buluşunu dünyanın dört bir yanına avaz avaz duyurduklarını bilirdi. Çünkü Kuzey Kutup Bölgesi'nin karanlığında körü körüne dolaşan insanlar sarı bir maden bulmuşlardı. Binlerce kişi bu sarı maden için kuzeye akın ediyordu. Bu insanların köpeğe ihtiyacı vardı. Ağır ve yorucu işlerin üstesinden gelebilecek, kara kışa dayanabilecek, uzun tüylü, iri ve kuvvetli köpeklere...
Buck güneşin kucakladığı Santa Clara vadisindeki büyük bir evde yaşıyordu. Yargıç Miller'ın yeri denirdi buraya. Yoldan içerde, ağaçların arasına gizlenmiş; ancak dört bir yanını dolanan geniş verandanın, sık dallar arasından leke leke göründüğü bir evdi bu. Geniş çimenlikler arasından ve uzun kavak ağaçlarının birbirine dolanmış dalları altından kıvrılarak uzanan çakıllı araba yoluyla ulaşılırdı eve.

Kitabı okuyanlar 4.157 okur

  • Oğuzhan BAYGÜL
  • Wander
  • Dilara
  • Derya
  • Cemre Nur Kaya
  • funda ergin
  • Cavit
  • İsmail
  • Harun AYDOĞDU
  • doğa

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0.2 (3)
8
%0.2 (3)
7
%0.1 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları