• 184 syf.
    ·1 günde·Puan vermedi
    Salman Rushdie bir kitap yazar. Kitabın ismi "Şeytan Ayetleri"dir. Bu romanın konusu şudur: Şeytan, en nihayetinde bir insan olan Peygambere sahte ayetler getirip onu kandırır ve Kur'an'daki bazı ayetler, bu şekilde şeytan tarafından yazılmıştır.

    Humeyni, 15 Şubat 1989 tarihinde Salman Rushdie’yi “Şeytan Ayetleri” romanından ötürü kafirlikle suçlayan bir fetva vermiş, kitabın yazarının ve yayımlanmasına yardımcı olan herkesin öldürülmesi gerektiğini söylemişti. Ölüm fetvasının üzerine, kitabı Japoncaya çeviren Hitoşi İgaraşi ofisinde bıçaklanarak öldürüldü. İtalyancaya çeviren Ettore Capriolo Milan’daki evinde bıçaklanır, ancak hayatta kalmayı başarır. Kitabın Norveç’teki yayıncısı ise Oslo’daki evinin önünde sırtından vurularak öldürüldü. Kitabı Türkçeye çeviren ve bir kısmının Aydınlık gazetesinde tefrika halinde yayımlanmasını sağlayan Aziz Nesin de ölüm tehditleri almıştı. Ama Öldürül-e-memişti.

    Şimdi gelelim bu Şeytan Ayetleri olduğu rivayet edilen ayetlere. Bu olay gerçek mi?

    Hacc Suresi 52. Ayet;
    "Senden önce hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın. Ama Allah, şeytanın vesvesesini giderir. Sonra Allah, âyetlerini sağlamlaştırır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir." (Diyanet İşleri Çevirisi)

    Hacc suresi 52. ayette, her peygamberin okuduğu şeye, şeytanın bir şeyler kattığı ama Allah’ın, Şeytanın kattığını hükümsüz bıraktığı ve kendi ayetlerini geçerli kıldığı, anlatılır. Görüldüğü gibi anlatım, Şeytan Ayetleri diye bilinen ayetlerin, Kuran’a sokulup sonra çıkarıldığı, sokanın Şeytan, çıkaranın da Cebrail aracılığı ile Allah olduğu yolundaki ifadelere uygundur.

    İsra suresinin 73. ve 75. ayetleri:

    Bu ayetlerin anlamları şöyledir:

    "Ey Muhammed! Seni, sana vahyettiğimizden uzaklaştırıp daha başkasını ileri sürerek bize iftira etmeye sürüklüyorlardı nerdeyse. O zaman seni dost bulacaklardı. Eğer seni pekiştirmiş olmasaydık, andolsun ki, onlara eğilim gösteriyordun, az kalsın. O zaman sana, yaşamı da , ölümü de kat kat azab biçiminde tattırırdık. Sonra da bize karşı bir yardımcı bulamazdın."

    İşte bu rivayetin gerçek olduğunu belirttenlere göre olaylar zinciri bu şekildedir. Ayetler açıkça gösterir ki şeytan en nihayetinde bir insan olan peygambere dahi vesveseler vermiştir.

    Bu konuyu daha nitelikli öğrenmek için Hadislere de bakmamız gerekiyor. Nitekim Hadisler İslam Teolojisinin olmazsa olmazıdır.

    “Peygamber Mekke’de Necm suresini okurken secde etti ve onunla birlikte, aldığı toprağı alnına götüren yaşlı birinin dışında Müslüman ve Pagan herkes secde etti.”
    (kaynak: Buhari -Hadis no:555- Tirmizi)

    Düşünün Paganlar Müslümanlarla birlikte secde ediyor. Sizce de bir tuhaflık yok mu? Peki Neden? Yani Paygamberin can düşmanı olan paganlarla Müslümanlar nasıl bir araya geldi? Bir başka Hadiste de bunu anlıyoruz.

    “Peygamber Mekke’de iken Necm suresini okuyordu, Lat’ı, Uzza’yı ve bir öteki, üçüncü (put) olan Menat’ı gördünüz mü ?” diyen yere gelince şeytan, Peygamberi etkisi altına alarak; “işte bunlar, yüce turnalardır. şefaatleri de elbette ki umulur” sözünü söyletir. Bunun üzerine Paganlar: “Muhammed daha önce değil, bugün Tanrıçalarımızı iyi sözlerle andı!” derler. Yine bunun üzerine peygamber secde etti ve onlar da secde ettiler. işte bu nedenle de Allah şu ayeti indirdi: “(Ey Muhammed!) senden önce hiçbir peygamber yoktur ki, Şeytan onun okudukları arasına, bir şeyler katıp bırakmasın. Allah, Şeytan’ın bıraktığını bozar, kendi ayetlerini güçlendirir. Allah bilendir, hikmetlidir.” (Hacc suresi, ayet:52).
    kaynak: Süyuti, İbn Hacer)

    Paganların, Peygamberle birlikte secde etmelerinin nedeni: ”Peygamberin üç putu öven sözlerle anması ve bunu, ayet olarak okumasıdır.” bu sözlerin oluşturduğu ayetler, Allahın Ayetleri değil “Şeytanın Ayetleri”dir. Bu ayetler sonradan sureden çıkarılmıştır.

    Çağdaş âlimlerden Ferîd Vecdî ise Resûl-i Ekrem’in vahyi ruhanî bir varlık olan melek vasıtasıyla aldığını, aynı şekilde ruhanî bir varlık olduğundan şeytanın vesvesesini vahiyle karıştırabileceğini ve hemen arkasından bunun Allah tarafından ortadan kaldırılacağını söyleyerek garânîk hadisesini mümkün görmüştür (İsmail Fenni, İzâle-i Şükûk, s. 45-46)

    Muhammed Hamîdullah da müfessirlerin garânîk hadisesini, genellikle garânîk cümlelerini Hz. Peygamber’in söylemediği ve şeytanın araya girip sadece müşrikler tarafından duyulabilecek şekilde bunları okuduğu tarzında yorumladıklarını belirterek bunun meseleyi çözmekte yetersiz kaldığını ileri sürmüştür.

    Bu ayetlere farklı bir bakış açısı da mevcuttur. Bu bakış açısına göre rivayetlerin tamamı doğrudur. Ancak bu durum Allah'ın kitabı olan Kur'an için negatif bir durum değil aksine pozitif bir durumdur. Çünkü şeytanın getirmiş olduğu sahte ayetlere Allah Cebrail vasıtasıyla müdahale etmiş ve Kur'an sağlam kılınmış ve elçisini teselli etmiştir.. Bu durum da Hicr Suresinin 9. ayeti olan "Şüphe yok ki, Kur'ân'ı biz indirdik ve şüphe yok ki, O'nu her türlü bozulmadan da biz koruyup muhafaza edeceğiz." ayeti ile paralellik göstermektedir.

    Ebû’l-A‘lâ el-Mevdûdî ise Garanik Hadisesinin müşriklerin bir uydurması olduğunu belirtir ve “Hz. Peygamberin Hayatı ve Tevhid Mücadelesi” isimli eserinde Garanik olayının gerçekte nasıl cereyan ettiğini şöyle özetler:

    “Bir gün Harem’de Kureyşliler toplantı halindeyken Efendimiz (s) oraya gidip kalabalığa Necm Sûresi’ni okumaya başladı. Allah’ın kelâmı öylesine etkiliydi ki, müşrikler can kulağıyla dinlediler, gürültü patırtı çıkarmayı bile unuttular. Surenin sonunda Hz. Peygamber (s) secde etti. Oradakiler de Kur’ân’ın etkisine kapılarak hemen secdeye kapandılar. Secde edenler arasında Hz. Peygamber’e ve İslâm’a muhalefette ön safta yer alan Kureyş’in en büyük kabile reisleri de vardı.
    Kur’ân’ın mucizevi üslûbundan etkilenen Kureyşliler bir anda secde etmişlerdi. Ama az sonra akılları başlarına gelmiş ve büyük bir hata işlediklerini fark edip kendilerini suçlamaya başlamışlardı. Bazı kişiler de onlara şöyle itiraz etmişlerdi:

    -‘Siz ne biçim insansınız, bize Kur’ân’ı dinlemeyi yasaklıyor ve Muhammed’e tabi olmamızı istemiyorsunuz, ama kendiniz ona secde ediyorsunuz!’

    Bunun üzerine kabile reisleri kendilerini kurtarmak için bahaneler uydurdular ve dediler ki:

    -‘Muhammed, âyetleri okurken, “Bunlar yüce ilâhelerdir (ğaranikât) ve onların şefaati muhakkak beklenmelidir.” dediği için biz secde ettik.’

    Genellikle çoğu müslümanlar ve İslam otoritesi daha çok bu açıklama üzerinde birleşirler. Olayın müşrikler tarafından bir uydurma olduğunu belirtirler.

    Bir Dipnot paylaşmam gerekirse; İslami Riteratürlerin çoğuna hakim olan Turan Dursun Şeytan Ayetleri konusunda tartışmak için kendisine bir muhattap aramış ama kimseyi bulamamıştı. Dursun her hafta köşesinde tüm İslam bilginlerine meydan okurdu. Yıllarca devam etti bu.

    “Ey İslam bilgini geçinen cahiller” derdi Dursun. “Ben sizin hepinizden daha fazla İslam bilginiyim. Tüm kitapları, tüm ayetleri, tüm hadisleri sizden kat kat iyi bilirim. Sadece bugünkü değil, bin beş yüz yıl önceki Arapça'yı da en iyi bilen insanlardanım. Gelin ve bana: yanlışsın, hatalısın, gerçekleri çarpıtıyorsun deyin. Biriniz çıksın ve bunu desin, işte buradayım. Hepinize bin kere hodri meydan. Var mısınız er meydana çıkıp beni tuş etmeye. Hadi çıkın karşıma”
    Ama onun karşısına çıkmak yerine bir sokak ortasında öldürmüşlerdi.

    Tarihsel bağlamda bu ayetleri Muhammed’in Kureyşli paganlarla bir uzlaşma taktiği olarak da kullandığı yönünde teoriler de bulunmaktadır.

    Salman Rushdie’nin “Şeytan Ayetleri” kitabının çıkış noktası, İslam dünyasının anımsamak istemediği bu olaylar zincirinden oluşmuştur.
  • 78. Nerede olursanız olun ölüm size yakalar; titizlikle korunan muhkem/sağlam kaleler içinde olsanız bile! Onlar bir iyiliğe ulaşırlarsa: "Bu Allah katındandır." derler. Eğer onlara bir kötülük/yenilgi dokunursa: "Bu senden." derler. (Resulüm!) De ki: "Hepsi Allah tarafından (varedilmiş)tir." Böyle iken bu topluluğa ne oluyor da, hiçbir sözü anlamaz hale geliyorlar?
  • Ölüm bir son değil bir başlangıçtır. Nitekim ölülerin arkasından okuduğumuz Fatiha da,
    Kur'an-ı Kerim'in başlangıç sûresidir.
  • Kur'an ve hadis hükümlerine göre Tanrı, din adına savaşlara (Cihad'a) zorlayan, yağma ve talan yaptıran, ganimetler aldırıp bunları kullarıyla birlikte paylaşan, farklı inançta yarattıkları arasında kin ve düşmanlık ve ölüm salan, keyfi olarak insanların ruhuna "iyilik" ya da "kötülük" tohumları saçan, bazılarını bazılarından üstün yapan, kullarından öç çıkaran, gazaba kapılıp küfürler savuran, kendisine ve peygamberine hayır dua etmeyenleri Cehennem ateşlerine atan ve daha buna benzer nice gaddarlıklara özlem duyan bir Tanrı'dır.
  • Ölüm, söz konusu olduğunda dahi bir anda nutkumuz tutuluverir; adeta söyleyecek bir söz bulamayız. Biri vefat ettiğinde en çok duyacağımız sözler, çok erken olduğu ya da hiç beklenilmediğiyle ilgilidir. Oysa ne zaman öleceğimizi hiçbirimiz, hiçbir zaman bilmiyorduk ki... Bize ölümün ne zaman geleceği ile ilgili bir tarih verilmişti de o tarihten önce mi gerçekleşti? Ya da etrafımızdaki insanların ölümsüz olacağı mı söylenmişti? Oysaki Kur'an-ı Kerim bize hatırlatıyordu ölümü, "Her can ölümü tadacaktır. Sonunda bize döndürüleceksiniz." (Ankebut - 57) ayetiyle.
    Bizim ölüme bu denli uzak olan görüşümüzün en temel sebeplerinden biri kendimizi bir oyalanma olan dünya hayatına fazla kaptırmamızdandır. Böylelikle ölüm aklımıza gelmiyor ve başımıza geldiği anda ya da sözü dahi geçtiği anda başımızdan aşağı kaynar sular dökülmüşçesine sarsılıyoruz.
    Peki nedendir bu bizdeki dünya sevdası? Sürekli dünya hayatımızı güzelleştirmeye çalışırken vaktimizi tüketiyoruz. Yunus Emre, "Derdi dünya olanın dünya kadar derdi olur." diyerek ne de güzel söylemiştir. Bu dünya hayatını her ne kadar kalbimize yerleştirirsek bir o kadar ölümü unutacağız ve bir gün bir ölüm haberi aldığımızda adeta yıkılacağız.
    Etrafımızda ölüm görmeden ölümü hatırlamamız duasıyla Allah'a emanet olunuz. 
  • O'nun bilgisine sonradan bir şey eklenmez. O olmuş ve olacak her şeyi bilir. Şimdi bildiği gibi ezelde de bilir. Esasen O'nun zatı için öncelik sonralık da yoktur. Çünkü zaman da O'nun yarattıklarındandır. Fakat biz O'nun bilgisinin mahiyetini bilemeyiz. Çünkü zamansız bilgidir. Biz zamanla sınırlıyız. Zaman içinde olanları biliriz.
  • Afrika'daki Fransız sömürgeciliğinin barbar kurdu General Soustel, "Kur'an salt bir din kitabı değildir. Ruhbanlık, zahidlik, barış bağışlanma, Allah’ı düşünme, ölüm, ruh ve felsefenin fizik-ötesi gizlerini düşünen, insanın kaderini ve geleceğini gözardı eden diğer dinlerin kitapları gibi değildir. O (Kur'an) Arapları savaşa, zafere, intikama,başkaldırmağa, kahramanlığa, ganimet almağa çağıran bir kitaptır. Hiçbir kitap, Kur'an kadar zillet içindeki toplumları devrime, başkaldırmaya ve ayaklanmaya tahrik edici değildir. Büyülü, uyumlu, ritimli ve heyecan dolu kelimeleriyle inançların ve düşmanlıkların peşini bırakmıyor, gurura, politik kincilik ve hastalıklarına da dayanmıyor. .." diyordu.
  • -Peki, öğrendiğin bu şeyleri anlat bakalım.

    -İnsanlara baktım ve gördüm ki, herkes kendisine bir sevgili seçmiştir. Ancak bu sevgililerin bir kısmı hastalık zamanına kadar, bir kısmı da ölüm zamanına kadar sevenleriyle beraber olurlar. Bundan sonra onları terk ederler. Bunun üzerine ben, hastalık ve darlık zamanında da, ölüp kabre girdiğim zaman da benimle beraber olacak ve bana ünsiyet verecek bir sevgili aradım. Sâlih amelden başka böyle bir sevgili bulunmadığını görünce de, onu (salih ameli) kendime sevgili ettim.

    -İyi etmişsin.

    -İnsanlara baktım ve onların nefis ve heveslerine esir olduklarını gördüm. Sonra, şu âyet üzerinde tefekkür ettim:

    "Rabbinin azabından korkup nefsini heveslerden çeken kimse için cennet vardır."

    Bu tefekkürde, Allah teâlâ'nın sözünün hak olduğunu ve kurtuluşun nefis ve heveslerle mücâdele etmekte olduğunu dü­şündüm. Bu sebeple, kendimi bu mücâdeleye verdim
    ve nefsimi Allah teâlâ'ya itâat etmeye râzı oluncaya kadar sıktım ve sıkıştırdım.

    -Allah, fehm ve gayretini artırsın!

    -İnsanlara baktım ve onlardan her birinin dünyaya âit ve burada kalacak olan bir şey için çalışıp didindiğini gördüm. Sonra, şu âyet üzerinde tefekkür ettim:

    "Dünyada kalan şeyler yok olucudur. Allah yanında olan şeyler ise kalıcıdır."

    Bundan anladım ki, yığılıp biriktirilen şeyler zâyi olup gidecektir. Bunun üzerine, çalışıp kazandığım şeyleri fakir ve muhtaçlara dağıtıp onların Allah teâlâ yanında kalıcı hale gelmelerini sağladım.

    -İyi etmişsin.

    -İnsanlara baktım ve gördüm ki, kimileri şeref ve yüceliğin dost ve akraba kalabalığında olduğunu, kimileri onun mal ve evlâd çokluğunda, kimileri de onun gasp, zulüm, zorbalık ve kabalıkta olduğunu zannediyor ve onu bu yollarla kazanmaya çalışıyorlar. Sonra, şu âyet üzerinde tefekkür ettim:

    "Allah yanında en şerefli ve itibarlı olanınız takvası en fazla olanınızdır."

    Bundan anladım ki, insanlar şeref ve yüceliği yanlış yerlerde arıyorlar. Bundan dolayı ben, şerefe ve yücelik kazanmak için takvayı seçtim.

    -Doğru olanı yapmışsın.

    -İnsanlara baktım ve gördüm ki, bunlar mal ve
    makam gibi dünyaya âit olan şeyler yüzünden birbirlerini kıskanıyor ve birbirlerine kızıyorlar. Sonra, şu âyet üzerinde tefekkür ettim:

    "Onların maişet ve rızklarını aralarında biz taksim etmişiz ve bu konuda onlardan bazılarını bazılarından üstün kılmışız."

    Bundan anladım ki, rızk taksimi ezelde yapılmış ve onun tayininde kimsenin rey ve görüşüne yer verilmemiştir. Bundan dolayı, Allah teâlâ'nın taksimine râzı oldum ve kıskanmakla kızmayı bırakıp insanlarla barıştım.

    -İyi etmişsin.

    -İnsanlara baktım ve onların şeytanın tahriklerine uyarak birbirlerine adavet ve düşmanlık ettiklerini gördüm. Sonra, şu âyetleri okudum:

    "Şeytan size düşmanlık ediyor. Siz de ona düş­
    manlık edin."

    "Ey Adem Oğulları! Ben size, "Şeytana dost olmayın. O sizin açık düşmanmızdır." demedim mi?"

    Bundan anladım ki, düşmanlık etmem gerekenler şeytan ve onun hizbi ve cemaatidir. Bu sebeple, onları kendime düşman belledim ve onlara uymak yerine, Rabbimin emirlerine uymaya ve O'nun üzerimdeki itâat hakkını gözetmeye karar verdim. Benim gibi O'na iman ve itâat edenlere düşmanlık etmek için de bir sebep olmadığını gördüm.

    -İsâbet etmişsin.

    -İnsanlara baktım ve herkesin bütün gücünü rızk temini için seferber ettiğini, rızk bulamama endişesiyle şüpheli ve haram işlere de tevessül ettiklerini gördüm. Sonra şu âyetler üzerinde tefekkür ettim:

    "Yerde tepinen bütün canlıların dünyadaki rızkı Allah'a âittir. O bunların durdukları ve dolaştıkları mekânları da bilir."

    "Ahirette insan için ancak çalışmasının karşılığı vardır. Çalışması değerlendirilecek ve kendisine bunun karşılığı verilecektir."

    Bundan anladım ki, dünya rızkı Allah teâlâ'nın
    taahhüdü altına alınmıştır; âhiret işi ise herkesin kendi çalışmasına bırakılmıştır. Bunun üzerine, dünya rızkı için Allah teâlâ'nın taahhüdüne güvendim ve çalışmamı âhireti kazanmak cihetine teksif ettim.

    -Doğru yapmışsın.

    -İnsanlara baktım ve onlardan kiminin mal ve
    mülküne, kiminin ilim ve sanatına, kiminin kendisi gibi bir yaratığa tevekkül edip güvendiğini gördüm. Sonra şu âyetler üzerinde tefekkür ettim:

    "Yalnız Allah'a tevekkül edip güvenin."

    "Kim Allah'a tevekkül ederse, Allah ona kâfi ve
    yeterlidir."

    Bunun üzerine, Allah teâlâ'ya tevekkül edip güvendim ve O'nun bana yettiğini düşünüp huzur buldum.

    -İsâbet etmişsin. Ey Hâtim! Allah teâlâ, fehmini arttırsın! Sen dört kitabın (Tevrat, Zebur, İncil, Kur'ân) özünü anlamış ve onu almışsın.
  • Şu halde tövbe etmeyi geciktirmemeli, daha sonra yaparım diye düşünmemelidir. Çünkü ölümün bizi ne zaman yakalayacağı belli değildir. Ecelin kollarına düştükten, gerçekleri bütün açıklığı ile gördükten sonra tövbe etmenin faydası yoktur. Bu gerçek Kur'ân-ı Kerim'de şöyle dile getirilmektedir:

    "Kötülük işlemeye devam eden, ölüm gelip çatınca da 'Artık tövbe ettim' diyen kimseler ile kâfir olarak ölenlerin tövbesi geçersizdir" [Nisâ sûresi (4), 18].

    Demek ki yakayı ecele kaptırdıktan sonra tövbe etmenin faydası yoktur. Eli ayağı tutarken zekâtını vermeyen, fakat öleceği kesinleşince:
    "Rabbim! Ne olur, ölümümü biraz geciktirsen de, sadaka verip iyilik edenlerden olsam" [Münâfikûn sûresi (63), 10] diyen kimsenin de aynı şekilde sözüne değer verilmeyeceği âyet-i kerîmede belirtilmektedir.

    Zira değişmeyen bir gerçek vardır: Can boğaza gelip de âhiret yolu görününce pişmanlık duymanın ve tövbe kapısı kapandıktan sonra tövbe etmeye kalkmanın hiçbir değeri yoktur. Çünkü: "Eceli gelen bir kimseye Allah zaman verip geciktirmez" (Münafikûn sûresi (63), 11).
    İmam Nevevi
    Sayfa 155 - Erkam Yayınları, 1. Cilt
  • Zünnûn'a, Kur'an hâmilerinin kim olduğu soruldu. O da şöyle dedi: "Onlar, üzerlerine hüzün bulutlarından yağmur yağanlardır. Bineklerini ve bedenlerini yoranlardır. Üzerlerinde korku ve hüzün belirtisi taşıyanlardır. Hakikat (ölüm, yakîn) kadehlerinden su içenlerdir.
    ....
  • Ölüm bir son değil bir başlangıçtır. Nitekim ölülerin arkasından okuduğumuz Fatiha da, Kur'an- ı Kerim'in başlangıç sûresidir.
  • Ya Rab! Böyle mi olacaktı, benim cennet yurdum?
    Baktım da etrafıma yalnızım, ağladım durdum.
    Bir mânâ veremedim, şu Milâdî yıl başına!
    Şaştım da kaldım, Müslümanların vah telaşına!
    Çevirdim başımı, nereye ettimse bir nazar.
    Gördümki, noel için hazır, yer-yer çarşı-pazar.
    Haykırmak gelmişti içimden, seslendim millete.
    Heyhat! Duyuramadım, ne Âhmed'e ne Mehmed'e.
    Ey Âlem-i İslâm'ın baş tacı, büyük Türkiye!
    Mukaddesatı unuttun, Avrupa diye diye!

    Yurdumu işgal eylemiş, şu garbın safsatası, Kiminin maymunu var, kiminin "Noel babası!"
    Anladım, zaman geçmekte bugün dünden de beter.
    Kim bilir? Yarın ne hâle düşecek bu şaşkın beşer.
    Kulaklar tıkanmış, gözlere çekilmiş perde.
    Nankör adam, fazilet arıyor geçmiş giderde.
    İslâmdır bu vatanın dini, kitabı Kur'an-ı Kerim'dir.
    Müslümanın bayramı, Ramazan ve Kurbandır.
    Kalamaz bu böyle Fatihin, Yavuzun diyarı, Noel kutlamada, geçerek hiristiyanları.

    Maziyi düşündüm de, hayran oldum istiklâle Ecdadıma söz verdim, varmak için istikbâle, Çanakkale'de şehidlerim kefensiz yatıyor!..
    Sakarya'nın rengi, hâlâ kıpkızıl kan akıyor!..
    Şehidlik, gazilik şerefidir Müslümanların.
    Düşmanlara alkış tutmak, işidir alçakların.
    Şu alçakça yaşayanların aklına yanayım.
    Gel ölüm gel, neredesin? Kanımla yıkanayım!
    İstemem bu hayatı, Sultan etseler cihanda.
    Ölürüm, şerefimle yatarım, toprak altında.
    Ya Rab! Hidâyet ver kurtulsun bu millete.
  • Ya Rab! Böyle mi olacaktı, benim cennet yurdum?
    Baktım da etrafıma yalnızım, ağladım durdum.

    Bir mânâ veremedim, şu Milâdî yılbaşına!
    Şaştım da kaldım, Müslümanların vah telaşına!

    Çevirdim başımı, nereye ettimse bir nazar.
    Gördüm ki, Noel için hazır, yer-yer çarşı-pazar.

    Haykırmak gelmişti içimden, seslendim millete.
    Heyhat! Duyuramadım, ne Âhmed'e ne Mehmed'e.

    Ey Âlem-i İslâm'ın baş tacı, büyük Türkiye!
    Mukaddesatı unuttun, Avrupa diye diye!

    Yurdumu işgal eylemiş, şu garbın safsatası,
    Kiminin maymunu var, kiminin "Noel babası!"

    Anladım, zaman geçmekte bugün dünden de beter.
    Kim bilir? Yarın ne hâle düşecek bu şaşkın beşer.

    Kulaklar tıkanmış, gözlere çekilmiş perde.
    Nankör adam, fazilet arıyor geçmiş giderde.

    İslâm’dır bu vatanın dini, kitabı Kur'an-ı Kerîm'dir.
    Müslümanın bayramı, Ramazan ve Kurbandır.

    Kalamaz bu böyle Fatih’in, Yavuz’un diyarı,
    Noel kutlamada, geçerek hıristiyanları.

    Maziyi düşündüm de, hayran oldum istiklâle Ecdadıma söz verdim, varmak için istikbâle,

    Çanakkale'de şehidlerim kefensiz yatıyor!..
    Sakarya'nın rengi, hâlâ kıpkızıl kan akıyor!..

    Şehidlik, gazilik şerefidir Müslümanların.
    Düşmanlara alkış tutmak, işidir alçakların.

    Şu alçakça yaşayanların aklına yanayım.
    Gel ölüm gel, neredesin? Kanımla yıkanayım!

    İstemem bu hayatı, Sultan etseler cihanda.
    Ölürüm, şerefimle yatarım, toprak altında.

    Ya Rab! Hidâyet ver kurtulsun bu millete.
  • Ya Rab! Böyle mi olacaktı, benim cennet yurdum?
    Baktım da etrafıma yalnızım, ağladım durdum.
    Bir mânâ veremedim, şu Milâdî yıl başına!
    Şaştım da kaldım, Müslümanların vah telaşına!
    Çevirdim başımı, nereye ettimse bir nazar.
    Gördümki, noel için hazır, yer-yer çarşı-pazar.
    Haykırmak gelmişti içimden, seslendim millete.
    Heyhat! Duyuramadım, ne Âhmed'e ne Mehmed'e.

    Ey Âlem-i İslâm'ın baş tacı, büyük Türkiye!
    Mukaddesatı unuttun, Avrupa diye diye!
    Yurdumu işgal eylemiş, şu garbın safsatası, Kiminin maymunu var, kiminin "Noel babası!"
    Anladım, zaman geçmekte bugün dünden de beter.

    Kim bilir? Yarın ne hâle düşecek bu şaşkın beşer.
    Kulaklar tıkanmış, gözlere çekilmiş perde.
    Nankör adam, fazilet arıyor geçmiş giderde.
    İslâmdır bu vatanın dini, kitabı Kur'an-ı Kerim'dir.

    Müslümanın bayramı, Ramazan ve Kurbandır.
    Kalamaz bu böyle Fatihin, Yavuzun diyarı, Noel kutlamada, geçerek hiristiyanları.
    Maziyi düşündüm de, hayran oldum istiklâle Ecdadıma söz verdim, varmak için istikbâle, Çanakkale'de şehidlerim kefensiz yatıyor!..
    Sakarya'nın rengi, hâlâ kıpkızıl kan akıyor!..
    Şehidlik, gazilik şerefidir Müslümanların.
    Düşmanlara alkış tutmak, işidir alçakların.
    Şu alçakça yaşayanların aklına yanayım.
    Gel ölüm gel, neredesin? Kanımla yıkanayım!
    İstemem bu hayatı, Sultan etseler cihanda.
    Ölürüm, şerefimle yatarım, toprak altında.
    Ya Rab! Hidâyet ver kurtulsun bu millete.
  • Ya Rab! Böyle mi olacaktı, benim cennet yurdum?
    Baktım da etrafıma yalnızım, ağladım durdum.
    Bir mânâ veremedim, şu Milâdî yıl başına!
    Şaştım da kaldım, Müslümanların vah telaşına!
    Çevirdim başımı, nereye ettimse bir nazar.
    Gördümki, noel için hazır, yer-yer çarşı-pazar.
    Haykırmak gelmişti içimden, seslendim millete.
    Heyhat! Duyuramadım, ne Âhmed'e ne Mehmed'e.
    Ey Âlem-i İslâm'ın baş tacı, büyük Türkiye!
    Mukaddesatı unuttun, Avrupa diye diye!
    Yurdumu işgal eylemiş, şu garbın safsatası, Kiminin maymunu var, kiminin "Noel babası!"
    Anladım, zaman geçmekte bugün dünden de beter.
    Kim bilir? Yarın ne hâle düşecek bu şaşkın beşer.
    Kulaklar tıkanmış, gözlere çekilmiş perde.
    Nankör adam, fazilet arıyor geçmiş giderde.
    İslâmdır bu vatanın dini, kitabı Kur'an-ı Kerim'dir.
    Müslümanın bayramı, Ramazan ve Kurbandır.
    Kalamaz bu böyle Fatihin, Yavuzun diyarı, Noel kutlamada, geçerek hiristiyanları.
    Maziyi düşündüm de, hayran oldum istiklâle Ecdadıma söz verdim, varmak için istikbâle, Çanakkale'de şehidlerim kefensiz yatıyor!..
    Sakarya'nın rengi, hâlâ kıpkızıl kan akıyor!..
    Şehidlik, gazilik şerefidir Müslümanların.
    Düşmanlara alkış tutmak, işidir alçakların.
    Şu alçakça yaşayanların aklına yanayım.
    Gel ölüm gel, neredesin? Kanımla yıkanayım!
    İstemem bu hayatı, Sultan etseler cihanda.
    Ölürüm, şerefimle yatarım, toprak altında.
    Ya Rab! Hidâyet ver kurtulsun bu millete

    Mehmet Akif Ersoy
  • Ya Rab! Böyle mi olacaktı, benim cennet yurdum?

    Baktım da etrafıma yalnızım, ağladım durdum.

    Bir mânâ veremedim, şu Milâdî yıl başına!

    Şaştım da kaldım, Müslümanların vah telaşına!

    Çevirdim başımı, nereye ettimse bir nazar.

    Gördümki, noel için hazır, yer-yer çarşı-pazar…

    Haykırmak gelmişti içimden, seslendim millete.

    Heyhat! Duyuramadım, ne Âhmed'e ne Mehmed'e…

    Ey Âlem-i İslâm'ın baş tacı, büyük Türkiye!

    Mukaddesatı unuttun, Avrupa diye diye!

    Yurdumu işgal eylemiş, şu garbın safsatası,

    Kiminin maymunu var, kiminin "Noel babası!"

    Anladım, zaman geçmekte bugün dünden de
    beter…

    Kim bilir? Yarın ne hâle düşecek bu şaşkın beşer.

    Kulaklar tıkanmış, gözlere çekilmiş perde.

    Nankör adam, fazilet arıyor geçmiş giderde…

    İslâmdır bu vatanın dini, kitabı Kur'an-ı Kerim'dir.

    Müslümanın bayramı, Ramazan ve Kurbandır.

    Kalamaz bu böyle Fatih’in, Yavuz’un diyarı, Noel kutlamada, geçerek hiristiyanları.

    Maziyi düşündüm de, hayran oldum istiklâle

    Ecdadıma söz verdim, varmak için istikbâle,

    Çanakkale'de şehidlerim kefensiz yatıyor!..

    Sakarya'nın rengi, hâlâ kıpkızıl kan akıyor!..

    Şehidlik, gazilik şerefidir Müslümanların.

    Düşmanlara alkış tutmak, işidir alçakların.

    Şu alçakça yaşayanların aklına yanayım.

    Gel ölüm gel, neredesin? Kanımla yıkanayım!

    İstemem bu hayatı, Sultan etseler cihanda.

    Ölürüm, şerefimle yatarım, toprak altında.

    Ya Rab! Hidâyet ver kurtulsun bu millete.
  • Ya Rab! Böyle mi olacaktı, benim cennet yurdum?

    Baktım da etrafıma yalnızım, ağladım durdum.

    Bir mana veremedim, şu Miladi yılbaşına!

    Şaştım da kaldım, Müslümanların vah telaşına!

    Çevirdim başimi, nereye ettimse bir nazar.

    Gördüm ki, Noel için hazır, yer-yer çarşi-pazar.

    Haykırmak gelmişti içimden, seslendim millete.

    Heyhat! Duyuramadım, ne Ahmed'e ne Mehmed'e.

    Ey Alem-i İslâm'ın baş tacı, büyük Türkiye!

    Mukaddesati unuttun, Avrupa diye diye!

    Yurdumu işgal eylemiş, şu garbin safsatası,

    Kiminin maymunu var, kiminin "Noel babası!"

    Anladım, zaman geçmekte bugün dünden de beter.

    Kim bilir? Yarın ne hâle düşecek bu şaşkın beşer.

    Kulaklar tıkanmış, gözlere çekilmiş perde.

    Nankör adam, fazilet arıyor geçmiş giderde.

    İslâm'dır bu vatanın dini, kitabı Kur'an-ı Kerim'dir.

    Müslümanın bayramı, Ramazan ve Kurbandır.

    Kalamaz bu böyle Fatih'in, Yavuz'un diyarı,

    Noel kutlamada, geçerek hıristiyanları.

    Maziyi düşündüm de, hayran oldum istiklâle

    Ecdadıma söz verdim, varmak için istikbâle,

    Çanakkale'de şehidlerim kefensiz yatıyor!.

    Sakarya'nın rengi, hâlâ kıpkızıl kan akıyor!.

    Şehitlik, gazilik şerefidir Müslümanların.

    Düşmanlara alkış tutmak, işidir alçakların.

    Şu alçakça yaşayanların aklına yanayım.

    Gel ölüm gel, neredesin? Kanımla yıkanayım!

    İstemem bu hayatı, Sultan etseler cihanda.

    Ölürüm, şerefimle yatarim, toprak altında.

    Ya Rab! Hidayet ver kurtulsun bu millete."


    Mehmet Akif Ersoy
    ________❤️_________
  • Ya Rab! Böyle mi olacaktı, benim cennet yurdum?
    Baktım da etrafıma yalnızım, ağladım durdum.

    Bir mânâ veremedim, şu Milâdî yılbaşına!
    Şaştım da kaldım, Müslümanların vah telaşına!

    Çevirdim başımı, nereye ettimse bir nazar.
    Gördüm ki, Noel için hazır, yer-yer çarşı-pazar.

    Haykırmak gelmişti içimden, seslendim millete.
    Heyhat! Duyuramadım, ne Âhmed'e ne Mehmed'e.

    Ey Âlem-i İslâm'ın baş tacı, büyük Türkiye!
    Mukaddesatı unuttun, Avrupa diye diye!

    Yurdumu işgal eylemiş, şu garbın safsatası,
    Kiminin maymunu var, kiminin "Noel babası!"

    Anladım, zaman geçmekte bugün dünden de beter.
    Kim bilir? Yarın ne hâle düşecek bu şaşkın beşer.

    Kulaklar tıkanmış, gözlere çekilmiş perde.
    Nankör adam, fazilet arıyor geçmiş giderde.

    İslâm’dır bu vatanın dini, kitabı Kur'an-ı Kerîm'dir.
    Müslümanın bayramı, Ramazan ve Kurbandır.

    Kalamaz bu böyle Fatih’in, Yavuz’un diyarı,
    Noel kutlamada, geçerek hıristiyanları.

    Maziyi düşündüm de, hayran oldum istiklâle Ecdadıma söz verdim, varmak için istikbâle,

    Çanakkale'de şehidlerim kefensiz yatıyor!..
    Sakarya'nın rengi, hâlâ kıpkızıl kan akıyor!..

    Şehidlik, gazilik şerefidir Müslümanların.
    Düşmanlara alkış tutmak, işidir alçakların.

    Şu alçakça yaşayanların aklına yanayım.
    Gel ölüm gel, neredesin? Kanımla yıkanayım!

    İstemem bu hayatı, Sultan etseler cihanda.
    Ölürüm, şerefimle yatarım, toprak altında.

    Ya Rab! Hidâyet ver kurtulsun bu millete.

    Mehmet Akif Ersoy