• Kadınlar tek erkek için yaratılmamıştır. Doğa onları tüm erkekler için yaratmıştır. Yalnızca bu kutsal sesi dinleyerek kendilerini kim isterse hiç ayrım yapmadan ona teslim etsinler. Daima fahişe olun, asla aşık degil, aşktan kaçan, zevke tapan kadınlar, yaşam basamaklarında güllerle karşılanır...
    Marquis de Sade
    Sayfa 126 - Ayrıntı Yayınları, Yeraltı Edebiyatı
  • Gece evinize bir azize ya da bir fahişe gibi sokulacak­tır. Belki de bazılarınız azize kılığına girmiş bir fahişeye kutsal sözcüklerle boyun eğecek. Dudaklarının kıpırdamasına aldan­ mayın! Dua değil, şehvet dökülüyor ağzından.
  • _Zihinsel anormallik gibi görülen şey, üstün zeka gücünün kılık değiştirmiş hali olabilir.
    _Kimi sanatçıların durumu sevgisiz çevrenin yıkıcı etkisinden korumak icin kötü özellikler gösteren terk edilmiş çocuk erotizmine benzer. Acımasız ve bencil. Ahlak ve hukuku çiğneyerek güçlü bir bencillik sergileyebilirler..
    _Ruh hastaları; bilinçsiz, gerçeklikten kopuk, sonu gelmez tutarsızlıkları olan, değer yargıları dumura uğramış, öznel ile nesnel gerçekliği karıştıran, hezeyanlar, çocukluk enkazı, ani düşünce değişiklikleri, duygu körlüğü… Şizofrenik kişilik gerçeğe yabancılaşır ve bölük pörçük kişiliklere, komplekslere dönüşür. Van gogh şizofrendir. Ruh hastasında anlamın grotesk gerçekdışılıkla bozulması kişiliğinin yıkımı sonucudur.
    _Sevginin olmadığı yerde sanat da olmaz. Sanat sevgiyle yapılır. Sanat yürekten gelir. Yürek bozuksa sanat da bozuktur.
    _İnsan ne yiyorsa odur.
    _Her yaratıcı pozitif yetenek, çocukluktaki negatif bir niceliğe dayanır.
    _Bilim, tarafsız, önyargısız ve kapsayıcı bir doğrunun peşinden koşar. Psikanaliz ise baskıcı dönemin sonundaki nevrotik bireylerini vaaz eder.
    _Parıldayan her şey altın değildir.
    _İdeallerimiz, güdülerimizin kılık değiştirmiş dışa vurumu olabilir._
    _Kültürlü Romalılar Hristiyanlarin boş inançlarına hayretle bakarlardi.
    _Bir şeyin sonu karsitinin başlangıcıdır. Pozitif negatife dönüşür.Tao.
    _Bir yapıtı sembolleri ile kavrariz eğer sembol yoksa olduğu gibidir.
    _Mitolojik figürler şekil degiştirmistir. Toprak ana sebze satan şişman kadındır. Kartalın yerini uçak almıştır.
    _Sanat eserleri psikolojik ilaçlardır. Bunlar parçalamaya başladıkları ilkel değerleri fanatik bir tekyanlılıkla zayıflatırlar.
    _Toplum o kadar çok içe kapanmış ve yalıtılmış ki, bu kabuğu kırmak için Joycevari patlayıcılardan aşağısı yetmezdi. Joycenin çağdaşları o kadar ortaçağ önyargılarıyla doludur ki bunu kırmak için joy ve Freud gibi peygamberlere ihtiyaç vardır
    _Hapisten kaçan için ıssız çöl bir cennettir, ışıktan gözleri kamaşan için karanlık bir nimettir._
    _Duygu körelmesi, ortalıkta çok fazla sahte duygu olduğunda kendini bir tepki olarak gösterir. Duygularımızın kurbanıyız. Duygusallık barbarlığın üzerine dikilen yapıdır
    _Peygamberler edepsizdir ve zamanın psişik sırlarını bilmeden sözcülüğünü yapmakta olup bir uyurgezer kadar bilinçsizdir. Zamanın ruhu onu konuşturur. _Zorba demagog musanın, sinanın tepesinde bulunduğunu düşündüğü ve zekice bir tezgahla insanlara zorla kakalanan bir çeşit metafizik polis olan gardiyanlardır.
    _Sanatçılar, kahinler ve peygamberler aynı kaynaktan beslenir. Ona sırt çeviren gunahkarlar yikicilar ve delilerdir. Çağa yüzünü karartan yikicilar, kurbanlar, ateşe yaklaşan deliler da vardır. Boş inanç yüzünden bir çok şeyi reddediyoruz ama ilkeller bunun farkındaydı.
    _Psişe çok renklidir. Biz onun dışavurumlarını görebiliriz. Psiokojik süreçler nedenselike açıkanabir ama kökleri biinçdışının sonsuzluğuna uzanan yaratıcı süreç kaçmayı başarır. Kendini disavurumlarla belli eder. Psikolog ile eleştirmen yaklaşımları farklıdır. Eleştirici açısından değerli olan psikolog açısından önemsiz görülebilir. İlkel deneyimler öteki dünyaları mi yoksa ruhun karanlığını mi anlatıyor bilinmez

    _Hekim Paracelsus_1493 Zürih. Güneş akrep burcundaydı ve bu zehir dağıtıcıları ve hekimler için olumluydu. Akrep burcunun efendisi gücü cesaretinden, zayıflığı kavgacı huyundan kaynaklanan gururlu marstır._Doğa insandan daha güçlüdür ve hiç kimse onun bu etkisinden kaçamaz. Suyun serinliği, derin vadi, kayaların sertliği, ağaçların eğri büğrülüğü, yüksek dağlar... orada doğmuş olan bu hekime, karakteristik İsviçre inatçılığı, kararlılığı, soğukluğu, özgüven ve gurur kazandırmıştır. Aslında parac, İsviçreli değil gayrimeşru bir şövalye çocuğudur. Aristokratik yaşam damarlarında dolaşıyor ve gömülü halde duruyor._ Babasının aşağılık duygusu oğlu babasının haklarının intikamcısı yapacaktır. Babanın teslimiyeti oğulda yıkıcı bir hırsa dönüşecektir. Her türlü otoriyete babalık hakkı iddia eden her şeye babasının düşmanıymış gibi savaşacaktır. Babasının kaybettiği özgürlüğü kazanmaya çalışacaktır. İyi bir eğitim almadı çünkü otoriyer bir eğitim onun için bir tabuydu. Kendi kendini yetiştirdi. Sokakta cübbe yerine amele giysisi giyerek saygın kesimi öfkelendirmişti. En nefret edilen kişiydi. Lakabı azgın boğa-huysuz eşek._Dünya canlı ve büyük bir küredir. İnsan da küçük bir mikrokozmozdur ve dışarıda olan her şey içeridedir…paraca göre doğada cinler cadılar karabasanlar ile doludur. Vebanın genelevdeki şeytandan kaynaklandığnı yazmıştı imparatora. Hastalıklar cisim değildir ve ruha karşı ruhla mücadele edilmeli. O her şeyi kökünden koparan ve geride bir enkaz bırakan bir kasırgaydı. Patlayan volkan gibi harabeye çeviriyor ama aynı zamanda hayat veriyordu. İnsan onu ya küçümser ya abartır. onun çok yönlü doğasının tek yönünü bile anlama çabası doyuma ulaştırmaz. O bir okyanustur, kaostur ya da tanrının bir simyası._ Hem muhafazakar hem devrimciydi. Kiliseye ve batıla muhafazakar ama tıpta kulkucu ve isyankardı. Astrolojiyle ve bedendeki yıldız teorisiyle ilgilenirdir. Hekim içsel semayı bilmeli yoksa sadece astrolog olur. Gökkubbe sadece kozmik boşluk değil insan bedeninin bir parçasıdır. Leş neredeyse akbabalar orada toplanır. Hasta ve tıp neredeyse hekimler de orada toplanır. Gökyüzü-sema sadece yıldızlarden değil, içimizdeki yıldızlardan da oluşur. İnsanda da kutuplar ve burçlar kuşağı vardır. insan içindekileri bilirse hastalığını, sağlığını bilir. Sema insan, insan d asemadır ve bütün insanlar tek bir sema, sema da tek bir insandır. Yıldızlar hem hastalık hem de sağlık getirir. İlaçlar güneş tarafından kalbe, ay tarafından beyne, Venüs tarafından böbreklere, jübiter tarafından karaciğerlere, mars tarafından safraya yönlendirirli. Yıldızğanmesi olumsuzsa hekim tüyerdi ve bu da hoş karşılanırdı. Psişesinin ilkel karanlığından faydalanmıştır. En beter hurafelerden beslenen batıl inançlar ortaya çıkarılmış.

    _Freud_Tekniği, kendi kendine geliştirdiği ve akademik bilime batan bir diken olmuş ve daha sonra serpilmiştir. Viktoria baskıcı politikaları dönemi, ortaçağ kültürünün devam ettirilmek istendiği ve devrimcilerin ezildiği… bu zorunlu koşullar, freudun öğretilerini belirledi. Voltairenin- Kötüyü ezelim. Düzturunu benimsedi. Freudun değeri, tıpkı sahte putları yıkan bir peygamber gibi, çürümüşlüğü teşhirinden gelir._rahipler eskiden beri psikanalizi uygulamaktadır. Freud geleceğe yönelik çözümler sunmaz. En cesaretli kişiler bile arzularını bastırırlar. Freud bu bilinç krampları için yüceltme fikrini ortaya attı. Simyacıların kötüyü iyiye, yararsızı yararlıya çevirme hilesinden başka bir şey değildir. Freuddan önce nevrozlar, tuhaflıktan ibaretti ve Freud cesaretle bunun üzerine giderek tıp-psişe ayrımına olanak sağladı. Freuz bir sinir uzmanıdır ama hiçbir felsefi görüşü yoktur. Ne psikoloji ne felsefe eğitimi görmüştür. Papaz psikanalizinde şeytan, normal psikanalizde şeytanın yerine başka nevrotik şeyler koyulur. Kötü ruh zararsız bir psikolojik takıntıya dönüştürülür. Freud, gözünden nevrozu hiç ayırmadı ve herkeste kusur aradı. Freud büyük bir yıkıcıydı. Peygamber gibiydi. freud, çürük dişi can yakarak oyan bir dişçidir ama altın dolguya gelince, dişin içini doldurmaz. Freud psikolojisi 19. yy. materyalizminin dar sınırlarındadır. Bu tek yanlılık bir zorunluluktu ama sonra yeni fikirlerin ortaya çıkmasıyla bir kusursa dönüştü. Bilimsel hakikatin anası sadece kuşkudur.
    Geçmişin hurafesinin bir karabasan olarak canlandırdığı şeyi bir yanılsama olarak görüp, maskesini düşürmek ve zararsız bir köpeğe dönüştürmek istedi.
    _Freud tekniğinde, düşünceler ile ahlak çeliştiğinde hasta duygularını bastırır. Bastirilanlar bilinç tarafından suçlu olarak algılanır. Kimse mükemmel değildir ve herkeste bu olay yaşanır. Bilinçaltı hareketlidir ve fanteziler üretir. Nevrozun tek nedeni bastırılmış cinsellik değildir. Freud onyargilidir...

    _Richart Wilhem_Farklı noktalardan başlayan yollarımız kuyrukluyıldızlar gibi kesişti. Doguyla batı atasi köprü kuran bu aklı saygıyla anıyorum. Çinlilerin zihinlerin derinliklerini araştıran ve oradaki gizli hazinesi ortaya çıkaran bir misyiner. Herkesi kucaklayan ve Hristiyan kiminden Avrupa kibrinden eser olmayan. Yabancı şeyleri yeniden şekillendirip form veren verimli bir beyin. En büyük başarısı Tao cevirileridir. Tao çin kültürünün ruhu. Çin alimleri binlerce yıl bu kitaba katkı sundu. Çin ruhuyla bakış açınız değişti. Tao bilimselliği aykırıdır. Tabudur. Bir prof Çin'in niçin bilim uretmedigini sormustu. Tao Çin'in bilimidir. Bizimkinden farklı bir bilim. Nedene değil eszamanlilifa dayanır. Nedensellik bilinçaltını açıklamaya yetmiyor. Psişik paralellikler başka bir tür ilkeye bagliydi. İnsan doğduğu zamanki astrolojik özellikleri taşır. Sonraki yorumları değil. Tao da astrolojik bağlantılara benzer. Wilhem taoyu kullanarak tahminlerde bulunmuş ve gerçekleşmiştir. Dilenciye yardım ona iş vermekle olur. Batili ruhani dilenciler doğunun düşünce dünyasını taklit etmekten öteye gidemedi. Doğudan sadaka aldılar. Binlerce yıllık çin kültürü çalınarak elde edilemez. Çalışarak haketmeliyiz. Korsanlar gibi değil. Çin bilgeligi karanlıkta parlar. O Çin'in savaş yoksulluk umutsuzluğu dan kaynaklidir. Doğuyu fethettik ama doğu kültürüyle bizi fethetti. Hastaların huzuru, ferahlığı için her türlü egzotik hurafeyi ithal ediyoruz. Hakikatler yakındır ama insan bunların gizli ve karmaşık olduklarını sanir. Çin, karmaşık şeyleri basit şekilde anlatır.

    _Psikoloji ve edebiyat_Psikoloji sanatın sadece yaratma aşamasını analiz edebilir, özünü değil. Dini de öyle. Yoksa bunlar psikolojinin alt kategorileri onlardı. Sanat hastalık değildir. Sanatın önemi kişisel sınırlamaların dısina çıkıp, yaratıcısının kişisel kaygılarının ötesine geçmesinden kaynaklanır. _
    _İnsanla sanatın ilişkisi, bitkiyle toprağın ilişkisi gibidir. Bitki yalnızca toprağın ürünü değil. Bağımsız bir süreçtir. Sanat eseri de böyle. İnsanı bir gıda olarak kullanarak yeteneklerini kendi amacını gerçekleştirmek için sekillendiren canlı ve özerk bir varlık. Sanatçı içindeki yabancı durtuye itaat ederek onun götürdüğü yöne gider. Kendine ait olmayan kontrol edilemez bir gücü kullanır. Sanatçı yaratilanla özdeş değildir. İkinci kisiymis gibi yabancı bir iradenin çemberine düşmüş gibidir. Şairin özgürlük içinde yarattığını dusünmesi aldanmadir. Yuzdugunu sanmakta ama o sadece nehirde yaratıcı bir süreç tarafından suruklenmektedir. Sanatçı kendi eseri tarafından esir alınmıştır. Yaratıcı dürtü bir ağaç gibi psisede büyür. Bu otonom komplekstir. Benliği kendine hizmetkar kilabilen otorite. Yaratıcı sürece uyan sanatçı boyun eğen birine dönüşür. Yaratıcı süreci yabancı gören öteki sanatçı ise boyun eğmeyen hazırlıksız yakalanan biridir. Toplum için sanat kontrollüdür anlaşılır dizeydedir. Sanat için sanat icseldir ozerktir ve sürükleyicidir. Bilinç devredışıdır. Bilincimiz gelişir ve zamanında göremediğimiz eserleri farkederiz. O anlam hep vardı ve zamanın ruhunun yenilenmesine semboller cozulur. Sembolik olmayan yapıt duygularımıza daha fazla seslenir çünkü tamamlanmıştır. Sembolik yapıt bize meydan okur, heyecan verir ama estetik haz vermez. Sanatçının psisesinde oluşmaya başlayan bağımsız bir kompleks. Bilinçle bağlantı demek onun ozumsendigi değil algılandığı anlamını verir. Kompleksin bağımsızlığı buradadır. Sanatçının coskunluk halı patalojik bir noktaya yaklaşır. Bağımsız kompleks psisenin bir özelliğidir. Bunun varlığının farkında olmaması yüksek bilincdisilik düzeyini açığa vurmakta. Bağımsız kompleks bilinçli yandan çekilen enerjiyle gelişir._
    __Bir yapıtı sembolleri ile kavrariz eğer sembol yoksa olduğu gibidir. Sanat yaratıcılığına nasıl bir ilksel imge yatmakta. Kaynağı bilinçdışı mitoloji alanı olan insanlığın ortak mirası kollektif bilinçaltı. _Freudun bağırsak boşaltan yöntemine bırakmak istiyorum. Sanata akarsuyun çamurlu kolları uzanmakta ve eseri sembol yerine septoma dönüştürür._ Kolektif bilinçaltı bastirilmamis bağımsız bir olusumdur ve unutulmamıştır ve teknikle geri getirilmesi mümkün değildir. Kalıtsal olarak geçen bir potansiyel. Arketip zamanla hortlak olarak ortaya çıkan mitolojik bir figurdur. Ataların deneyimlerinin psişik tortusudur. Nehir gibi bazın sığ bazen gür şekilde. Arketipik bir durumda sanki bir güç tarafından ele geçirilmiş ve coşkusuna kapılmış gibi rahatlar ve bireylikten çıkıp ırk olmuşuzdur. İçimizde atalarımızın sesi yankılanır. Gizli güçlere, kollektif bilinçaltının temsillerine idealler deriz. İdealler arketipik farklı çeşitleridir. Anne arketipi anavatan, baba arketipi Atayurt. Ataların ruhlarını barındıran toprağa gizemli katilisidir. Yaratıcı süreç de arketipsel etkinin bilincdisinda harekete gecirilmesyle ve değerlendirilmesiyle tamamlanır. Sanatçı ona şekil vererek bugüne aktarır ve geriye, yaşamın en derin kaynağına giden yolu bulmanızı sağlar. Sanatın önemi buradadır. Çağın ruhunu eğitir ve eksiklikleri ortaya çıkarır. Sanatçı bilinçdışı imgeyi cagdaslarina kabul ettirene kadar dönüştürür

    _Freud nevrozlarin ve yaratıcı sürecin çocukluk cagindaki psişik komplekskerde olduğunu keşfetmişti. Nevroz doyumun aracının yerini alır. Ne kadar çok kisisellik varsa ortaya çıkan şey o kadar az sanat eseridir. Kisisellik bir kusurdur ve nevrozdur. Kisiselligin üstüne çıkıp yürekten seslenmeli. Freud sanatçıların çocuksu otoerotik özellikler gösteren az gelişmiş kişilikler olduğunu söyler. Sanatci özgür bir birey değil, sanatın amaçlarına kendi üzerinden varmasina izin veren biridir. İnsanoflunun psişik yasaminin bir araci
    _Deha kendini farklı şekillerde gösterir. İçinde gizli bir tanrı olan üstün yetenekli kişiyi diğerlerinden ayirdeden düşüncesinin saflığı ve özgürlüğü. Ne olduğunu bilmediği yarati durtusunun esiridir. 2 guç savaş halindedir. Sıradan insan ile yaratıcı güç. Her birimiz bir enerjiyle dogmusuzdur. Sanatçı ise bu enerjiyi ele geçirir. Yaratıcı dürtü insanın içindeki enerjisini boşaltır ki insan ya ilkellige ya da cocuksuluga çevirir.
    _Bebek gibi sanat da insanın içinde gelişir. Faustu yaratan göte değil. Göteyi yaratan faussttur. Sanatçı kolektif bilinçaltının derinliklerine dalmıştır. İnsanları da sürükler. Büyük sanat eserlerinin etkili olmasının sırrı budur.

    _James Joyce_700 sayfalık boş bir kitap. Beklenti insanı mahveder. Joycenin malzemesi- metafizik bir nihilizim. Kitap geriye doğru da okunabiliyor, ne önü ne arkası vardı. Oscar wilde, sanat eserlerinin hiçbir işe yaramayan bir şey olduğunu savunuyordu. Kitabı eleştirme nedeni, beğeni ve eleştirenlerin çapraz ateşinde kalması ve bir prikitatristin düşündükleri. Psişenin tüm dışavurumlarına karşı önyargılıyım çünkü prikiyatristim.
    _Picasso_ joycenin edebi kardeşi. Picasso un psişik sorunlarıyla hastalarınınki aynı. Hastalar ya şizofren ya Nevrotiktir. Nevrotikler duygulu resimler üretirken sizofrenler duygusuz, kesik kesik, catlakli, psisik fay hatları gibi celiskili parcalanmalar. Picasso sizofrendir._ Picassoda koyu mavi bilincalti yeraltı anima, açık renkler, ve zitligin birlesimi....
    Soytarinin kim olduğu kendinden güçsüz birine olan baskıcı tutumuyndan anlaşılır. Kendinden daha iyi olanın yolunu tikiyorsun. O kabuğu kırıp çıkan büyük kisiliktir ve kabuk beyindi.

    _Kısa notlar_Histeri fantezileri. Sogukkanliligiyla tüm duygularını iliklerine kadar dondurabilir. Şeytanın sponsorluğu. Kozmik uzaydan dünyaya bakan ay gibi mesafeli ve kendi halinde. Aşkın önyargıların inancın nefretin esiri değil. Eserlerinden sanatçının ruhunu görebiliriz. Aklı bokuna karışmak. Yasam parlaricisi. Gelmiş gelecek en harika şey. Yuregi tazeler. Kızarmış ekmeğe sürülen kaymaklı Ballı tereyağı. Gübre yığını. İnsan dünyanın öteki ucuna kaçsa da kendinden kurtulamaz. Kendini asarak kendisi olur.,









    _Kırmızı kitap_
    _Hastanın sırlarını hissettiğimizde, deliliğin sistemini de keşfederiz ve ruh hastalığının yalnızca bize hiç de yabancı olmayan duygusal sorunlara verilmiş sıradışı bir tepki olduğunu görürüz. (Çağrışım test deneyleri Jung'a ün kazandırmıştır.)
    __Mantıksal düşünme ile düşsel düşünme farklıdır. Mantıksal düşünce, etkin ve bilimsel. Buna karşılık düşsel düşünme edilgin ve mitolojiktir. Antik çağlarda yaşayanlarda modern çağda edinilen mantıksal düşünme kapasitesi yoktu.
    _Rüyamda, yanımdan düşüncelere dalmış yaşlı biri geçiyordu. Birisi "O ölemeyen biri. Öleli 30-40 yıl oldu, ama hala çürüyemedi," dedi.











    _Psikoloji ve Din_
    Dinin yaratıcısı, kurbanı kontrol eder.
    _Kanunlar ve insanlar, bilinçsizce yapılan suçları bağışlayabilir ama doğa bağışlamaz.
    _Dinin yaratıcısı, kurbanı kontrol eder. Din, halkın psikolojisidir. Tanrı psişik faktördür. İnsan hayatı, büyük bir ideaya kurban edilmiştir. Eski tanrılar güçlerini yitirmişlerdir ve yeni gizemler ortaya çıkmıştır. tanrı, insan olmuştu. Tanrılar eskiden dağlarda yaşarlardı. Sonra tek tanrıya indi, sonra insan oldu ve şimdi her psişe birer tanrı ve ilginç olan hala ilkel tanrısal korkular artarak deva ediyor. Tanrı korkulardan, bastırılmış cinsellikten ya da belirli motiflerle süslenmiş bir ilüzyon-sanrı olmalı. İnsanlar tanrıyı kaybettiklerinde, belki kişisel olarark bir şey olmaz ama sosyal açıdan bakıldığında, kitleler salgın halinde akıl hastalıkları geçirmeye başlar.
    _Biz bir volkan üzerinde yaşıyoruz ve bu volkanın patlayarak çevresini yakıp yıkma olasılığına karşı, yapabileceğimiz bir şey yoktur. Karşımızdakine sağduyu çerçevesinde davranmayı öğütlemek kuşkusuz güzel bir şeydir ancak dinleyicimiz ya tımarhanelik bir deliyse ya da sürü psikolojisine kapılmış canileşmiş bir kalabalıksa ne olacak? İkisi arasında pek fark yoktur.
    _Yüksek yetki sahiplerinin önünde, eğiliriz, güçlü kişileri yatıştırmak için başımızı sunarız.
    _Bilimsel teori, psikolojik açıdan, dinsel dogmalardan daha az değer taşır; bunun nedeni, teorinin akılcı olması, buna karşılık dogmanın ise akıldışı bir bütünlük göstermesi şeklinde açıklanabilir._ Din-dogma, deneyimi reddeden bir olgudur. Dogma rüya gibidir, bilinçdışının faaliyetini yansıtır. Bir bilimsel teorinin yerini hemen bir yenisi alır. Dogma ise asırlarca devam eder. Dogma icat edilmez; insanoğlu aklını kullanmadan önce dogmalar zaten vardı. Bilim sadece bilinci yansıtırken, dogma tüm ruhu yansıtır. Teori, soyut kavramlarla açıklamakla kalır. Dogma ise bilinçdışını pişmanlık, fedakarlık ve günahtan kurtulma draması şeklinde anlatır.
    _İçimizde ilkel bir insan taşıyoruz. İçimizdeki muhalif. Matta incilinde muhalifle anlaş der. Kendinle hemen anlaş, henüz kendinle birlikteyken.
    _Eğitimli insanlarımız, medeniyetimizin çiçekleri, köklerinden kopmuştur ve yeryüzüyle bağlantılarını kaybetmek üzeredir. Günümüzde hiçbir medeni ülke yoktur ki, alt düzeydeki halk tabakaları huzursuz ve muhalif olmasın. Bu tür sorunlar hiç bir zaman yasayla veya kurnazlıkla çözülmez. Sadece genel bir tutum değişikliğiyle çözülebilir.
    _Kendi resmimizi, başkalarının kendi gözlerinde canlandırdıkları resmimizle barıştırıp uyuşturmak zor bir iştir. Gerçek olan kişi kimdir?
    _Enerji, başka bir ad altında tekrar ortaya çıkabilir. Kendine “Wotan” veya “Devlet” adını verebilir veya insanların tıpkı daha önce tanrıyla ilişkilerinde olduğu gibi, inandıkları ve bekledikleri bir ad alabilir.
    _Felsefeciler ya da “aklın oğulları”, meşhur (ilk madde), ruha hamile olan özgün kaosun bir kısmı olduğunu kabul ettiler. Ruh” kelimesinden anladıkları, yarı-maddesel bir havaydı, görünmez bir beden.
    _İnsan, ölümcül derecede aşırı büyük bir beyne sahip bir hayvandır.
    _İdealler ve umutlar kaybolursa, geçmişe ve çocukluğuna dönülür.
    _Boş inançların oluşturduğu bulutlara gururla üstten bakıp, bu bulutların akılcı bilinç gökdeleninin alt katlarındaki yaşamı taşıdığını unutmaktadır.
    _W.jamese göre din adamları inanmaz, bağlanırlar. Töreler ve inançlar toparlanır ve din-dogma haline getirilir. İlk deneyim tekrarlanarak yaşatılmaktadır
    _Psişe insan zihninin, bilincinin ve bilinç dışının tamamıdır. Psike, görüntüsünden farklıdır.
    _Hayaller ve psişik tehlikeler, salgın hastalıklardan veya depremlerden daha tehlikelidir. Ortaçağdaki veba salgınları bile, 1914 Rusya’daki politik görüşlerin neden olduğu kadar çok insanın ölümüne yol açmamıştır.
    _ Kompleks, bilince tecavüz eden özerk bir yapı. Bilinç, bastırmayla komplekslerden kurtulmayı tercih ettiği için, komplekslerin çoğu bilinçten ayrılıp koparlar fakat, daha önce bilinçte hiç yer almamış kompleksler de vardır. Bunlar bilinçdışı akıldan doğar ve esrarengiz ve karşı konulamaz savlarla ve telkinlerle bilinci işgal eder.
    _Çoğu kişide, ilkel bir şeytana inanma bulunur ve ne kadar iyi niyetli olursa olsunlar, muhaliflerin tümü diri diri yakılır.
    _İnsanlar kitle oluşturursa, kolektif bireyin dinamikleri serbest kalır. Uyku durumunda bulunan vahşi hayvanlar ya da iblisler özgürce ortaya çıkar. Kalabalıktaki insan, bilinçsiz olarak daha alt bir ahlaki düzeye iner.
    _Belirli içerikler, bilinçten daha tam olan bir psikeden doğmaktadır ve üstün analizler yapar, bakış açıları sağlar. Buna sezgi denir.
    _Nevrotik ateşi söndüremeyen kadın, dine yöneldi ve bu ateşin kutsal olduğunu kabul edip rahatladı. Bilinçaltı artık şeytandı
    _Protestanlıkla birlikte kiliseler, tanrıyla kul arasından çekildi. Bilinçdışı özgür kaldı. O günden sonra bilinçdışı, bilimi besleyen bir yapı olmuştur. Protestan, tanrıyla başbaşa bırakılmıştır. Ne günah çıkarma vardır, ne günahların kilisece affı. Kişi günahlarını bir başına sindirmek, halletmek zorundadır.
    _ Korkudan acı çeken hastaların, öfkeli hallerine kıyasla, çok daha fazla tehlikeli oldukları, akıl hastanelerinde iyi bilinen bir gerçektir
    _Galaksilerin ardında tanrıyı aramayı hayal edemeyiz. Her şeyin psişenin ürünü olduğunu ve bu karmaşanın çözülmesi gerektiğini.
    _Erkek içindeki kadın imgesinden, animadan korkar çünkü bu imge bilinçattını temsil eder. Korkaklıktan, geleneksel ahlakçılık kaygısıyla, saygınlık kazanma güdüsüyle duygular baskılanır.
    _Anonim yazarı şöyle söyler: Kadından ve erkekten yuvarlak bir daire yap, bundan bir dikdörtgen çıkar ve ondan da bir üçgen çıkar. Halkayı yuvarlat ve o zaman Filozofun Taşı’na ulaşmış olacaksın.” Bu olağanüstü taş, Eflatun’un yuvarlak çift cinsiyetli erkeğine karşılık gelen, kusursuz bir hermafrodit varlık olarak sembolize edilmekteydi. Taşın gizemi, hristiyan dininin gizemlerinden daha üstündür. 4 sayısını içeren halka veya kürenin bilgili atalarımızın çoğu için Tanrı anlamı taşıdığıdır.





    _İnsan Ruhuna Yöneliş_
    Bir alev seni yaktığında, o ateşin gerçekliğinden şüphe edemezsin.
    _Düşler tanıtıcı, indirgeyici ya da dengeleyici olabilir. Tanıtıcı düşler bilinçaltına itilmiş gerçeklerin tekrar bilince atılmasıdır. Dengeleyici düşler, bilinçteki sıkıntıları ters bir gerçeklik ile dengelemeye çalışır. Dengeleyici güçler kişiyi daha zor bir duruma sokarsa bu indirgeyici düşe dönüşür. İndirgeyici düşler bilinci daha aşağılık, daha zor bir durumda bırakmaya çalışır. Saygın bir kadının kendisini fahişe olarak görmesi indirgeyici bir rüyadır. Düşlerde gerçek hayatın tersi görülmelidir. Sağlıklı olan dengeleyici unsur budur. Savaşta, askerler cepheden geri çekilirler.
    _Düşünü gördüğümüz kimse, İçimizdeki diğer yandır. Tanrım şükürler olsun ki beni böyle yaratmamışsın. Düş, düşü gören kişiye değil, bir topluluğa, halka, insanların tümüne aittir. Gelecekteki kişiliğimiz çok önceden oradadır, ama karanlıklar içinde gizli bekler.
    _Bilinçaltı kuşaktan kuşağa miras.
    _Ağaçlar güçlü köklerini göğe uzatmazlar, tersine toprağın derinliklerine gizlerler.
    _Bilgelik ve delilik ayrılmaz iki sıkı fıkı dosttur!
    _Kimi insanlar, iyi dedikleri şeyin herkesçe iyi olduğunu sanırlar. Aşmayı başaramadığımız ilkel bir belirtidir bu!
    _İnsan için en büyük tehlikenin açlık, deprem, mikroplar değil, yalnızca kendisidir.
    _Anlayan kişi için hiçbir şey karanlık değildir. Nesneleri anlaşılmaz ve karanlık kılan anlayışsızlıktır.
    _Eski yunanca'daki psyche sözcüğü, "kelebek" anlamına gelir." Latince'deki animus ruh ve anima can, eski yunanca anemos rüzgar sözcüğüyle aynı köktendir.
    _Ruh ile ad özdeşleştirir. Kişinin adı ruhu sayıldığından, yeni doğan bebeklere atalarının ruhunu yeniden canlandırmak için onların adı verilirdi."
    _Vücudun merkezi de başta değil, karında, onun boğum kümelerindedir. Ruhun belirsiz varlığı burada yer alır. Bilincin, beyin yarımkürelerinde yer alması ise algısal bir işlevi, bir algı organını kurar." Gövdeyi ayakta tutan ruhun gücü değildir; tersine ruhu, kendine özgü kimyasallığıyla madde oluşturur.
    _Doğada her şey insan ruhundan az buçuk bir şeyler taşır. İnsanlar arasında, nasıl ortak düzenden ayrılıp falcı, büyücü, kabile şefi, hastabakıcı varsa, aynı biçimde hayvanlar arasında da hekim-kuşlar, hekim-kurtlar vb'leri vardır.
    _Nevroz sözcüğü, sırf şeytan sözcüğü ele alınmasın diye kullanılır olmuştur.
    _İlkel insan, alışılmadık olan her olayı tehlike olarak görür ve yok etmek ister.
    _Sezgi, bilinçaltına yönelik algılama. Bir insanın bilmemesi gereken bir şeyi bilivermesi demektir. Şu ana değil geleceğe yönelik algılama.

    _Bilinç, merkezidir, yönlendirilebilir ve anlıktır. Sadece bir anda yoğunlaşabilir. Bilinçaltı ise akışkandır, merkezileşmesi yoktur, yönlendirilemez ve binlerce yıl geriye dönebilir, ileriye gidebildiğinden de şüphelenilebilinir çünkü zamana bağımlılığı yoktur. Bilinçaltının sınırsız okyanusundan taşanlar, bilincin kıyısına birtakım maddeler bırakabilir. İşte bunlar rüyalarda ortaya çıkar. Bilinçaltı, binlerce yıllık insan varlığı süresince şekillenmiştir ve insan ruhunun tepkilerini de şekillendirmiştir. Bireysel bilinç, kolektif bilinçaltının uçurumları ile çepeçevre sarılmıştır, çok kırılgandır ve temeli her an sallantıdadır.


    _ Dış olaylar 4 aşamada işlenerek bilince dahil edilmezse bilinçaltında yorumlanır. 1. Duyularla algı, 2. Düşünce ile anlama 3. Hislerimizle anlamaya 4. Manalandırmak. Hepsi başarıyla aşılırsa bilinçte kategorilendirilebilir. Eğer herhangi bir aşamada işlenemez ise bilinçaltı bunu, insan evriminin onbinlerce yılından edindiği bilgiler ışığında bir kategoriye koyar. Bu kategorilendirme gelecekte bilinç tarafından “kendisi işlemişçesine” güvenle kullanılır. Her insanın, bu dört adımdaki işleme yetenekleri başkadır. Kimisi sadece duyularına, kimisi sadece düşüncelerine, kimisi ise sadece sezgilerine güvenebilir. Baskın olan işlev ana işlevdir, diğerleri ise alt işlevdir. Asıl işlev, bilincimizi belirler ve bizim kontrolümüz altındadır. Alt işlevlerimiz ise kontrolümüzden çıkabilir ve ilkel insanların yaşayışlarıyla şekillendiği şekilde bilincimizde aynen ortaya çıkarlar.
    _Kompleks terimini ilk jung kullanmıştır. Kompleks, bilinçaltından, sebebini kestiremediğimiz zamanlarda bilince akan, kendi iradeleri olan, kişinin karar verme yetisini, ruh ve duygu durumunu etkileyen güçtür. 4 filtrenin herhangi birindeki eksikliği bilinçaltının kendisinin doldurmaya çalışmasıyla ortaya çıkan tuhaflıklardır. Benlik de başlı başına bir komplekstir hem de diğer komplekslerin merkezidir. Komplekslerden biri bile gizlenmeye çalışıldığında benlik baskı altında kalır ve kişi nevrozlar şeklinde bir kişilik bölünmesi yaşar.

    Kadın, gençliğinde zengin bir adama aşıktır ama adamın kendisine yüz vermeyeceğini düşünmektedir. Kadın, başkasıyla evlendikten sonra bu adamın kendisine aşık olduğunu öğrenir. Kocasıyla durumu konuşmasına rağmen boşanamazlar. Adam da, kadının iki çocuğu olduğu için kadınla görüşmek istemez. Bu yüzden kadın, kızının, tifo mikrobu taşıdığını bildiği sudan içmesine göz yumar ve tifodan ölmesine sebep olur. Amacı, çocuklarından kurtulup evlilik bağını zayıflatarak kocasını boşanmaya razı etmektir.
    Jung, kelime çağrışım testiyle kompleksleri çözmeye çalışır. Denek kadının duraksadığı kelimeler: Melek, kadının ölen kızını anımsatıyor; inatçı, kocasının evliği sürdürme inadını; su, kızının içtiği sudan tifo kapmasını; mavi, kızının mavi gözlerini; zengin, zengin sevgilisini anımsatıyor
  • Her toplumun kadınlara ilişkin düşüncesi ve yazınsal metinleri, onların doğasına ve işlevine ilişkin önkabuller tarafından koşullanır; üstelik bu önkabuller hiçbir zaman tutarlı değildir. Kadınlardan hem iyi hem kötü, hem kutsal hem dünyevi, hem bakir hem de fahişe olmaları beklenir. Gene de onlara ilişkin olarak tutarlı olan bir şey vardır: Bilinen tarih boyunca "kadın"ın erkeğin "öteki"si olarak kurgulanmış ve bağımsız öznelliğinin inkar edilmiş olması.
  • 600 syf.
    ·Beğendi·9/10 puan
    Başlamadan önce; okuduğum romanları, izlediğim filmleri ve sevdiğim yazarları yorumladığım, incelediğim youtube kanalıma davetlisiniz! :)

    Link: https://www.youtube.com/...eWLcpkiE89ZRW_9zUdUw

    Şimdi geçelim incelememize;

    Curzio Malaparte hakkında ne yazsak, ne yorumlasak hepsi az kalır.

    2.Dünya Savaşı, Hitler Faşizmini bu derece sarsıcı yorumlayan, okuyucuya aktaran başka bir yazar okumadım diyebilirim. Hani Kafka diyor ya; "Beni sarsmayan bir kitabı neden okuyayım?" diye, işte şahsımın ruhunu, duygularını darmadağın eden bir yapıt Kaputt.

    Kaputt`un anlamı Almanca`da; paramparça, mahvolmuş demektir. Bu kitap için böylesine isim tabiri caizse 'cuk oturmuş!' diyebilirim. Çünkü;

    -Savaş zamanı her şey mahvolmuştur,

    -Binalar atılan bombalar nedeniyle paramparçadır,

    -İnsanların psikolojisi yerlerdedir, dağılmıştır,

    -Hayvan ölülerini izleyen askerlerin, onların açık olan saydam gözlerini görüşlerinde içlerine düşen kırgınlık, gönüllerinin dağılışları,

    -Yahudilerin acımasızca ağaçlara asılmaları, kızlara tecavüz edilmeleri, onları fahişe olarak kullanmaları,

    -Köpekleri öldürdükten sonra sahiplerini de onların asılı olduğu ağaçlara asmak, öldürmek,

    -Esir düşen rus askerleri arkadaşlarının cesedini yerken, komutanların, subayların onları kayıtsızlıkla izlemesi,

    -Çalılıklar içerisine gizlenen yahudilerin silah ateşine tutulmaları, bebeklerin, yaşlıların, annelerin oracıkta can vermesi,

    -Askerler psikolojik olarak darmadağın olurken, intihar ederlerken SS subaylarının şatafat içerisinde içki alemleri düzenlemeleri,

    -Yıllar boyu milyonlarca kan dökülmesine rağmen hiçbir tepki vermeyenlerin bombardıman sırasında şarapnel yıkılınca kutsal papazların kanını aramak için ortalığı ayağa kaldırmaları,

    -Yaşanan susuzluk yüzünden insanların bir damla su için birbirlerini öldürmeleri, yerdeki çamurlu birikintiden içmeleri ve kusmaları,

    -Kurulan gettolarda milyonlarca yahudiyi üst üste yatırmaları, onları aç bırakmaları, kadınların yerdeki çiğ patates parçası için saç baş kavga etmeleri,

    -Alman generalin rus askerlerini sıraya dizerek gazete okutması, en iyi okuyanları "Bunlar komünisttir, işçileri ayaklandırırlar!" diyerek kurşuna dizdirmesi.

    -Kazakların bomba bağladıkları aç köpekleri alman tanklarının altına göndererek patlatmaları. Bu sebeple almanların bütün köpekleri öldürmeye çalışmaları.

    Neler, neler arkadaşlar!

    Emin olun malaparte okuduktan sonra dünyaya sitem edecek,

    insanın gerekli koşullar oluştuğunda nasıl hayvanlaşabileceğini görebileceksiniz.

    Ölmeden okunması gereken bir eser, 9/10
  • "Her toplumun kadınlara ilişkin düşüncesi ve yazınsal metinleri, onların doğasına ve işlevine ilişkin ön kabuller tarafından koşullanır; üstelik bu ön kabuller hiçbir zaman tutarlı da değildir. Kadınlardan hem iyi hem kötü, hem kutsal hem dünyevi, hem bakire hem de fa­hişe olmaları beklenir. Gene de onlara ilişkin olarak tutarlı olan bir şey vardır: Bilinen tarih boyunca "kadın"ın erkeğin "öteki"si olarak kurgulanmış ve bağımsız öznelliğinin inkar edilmiş olması."