Hz. Muhammed’in (s.â.v) Ahlâkı, Yaşayışı ve Örnek Şahsiyeti
"En mükemmel ve müstesna surette yaratılmış mesut ve mübarek bir vücuda sahipti. Güler yüzlü, tatlı sözlü idi. Kimseye kötü söz söylemez, kimseye kötü muamele etmez ve kimsenin sözünü kesmezdi. Mülayim ve mütevazı idi. Haşin ve galiz değildi; fakat heybetli ve vakurdu. Beyhude söz söylemezdi. Gülmesi dahi tebessüm şeklinde olurdu. Onu ansızın gören kimseyi heybet kaplardı; onunla ülfet ve sohbet eden kimse ise ona canıgönülden âşık ve muhip olurdu. Fazilet sahibi kimselere derecelerine göre hürmet ederdi. Akrabalarına da pek ziyade ikram ederdi. Lakin onları, kendilerinden daha faziletli olanların üzerine takdim etmezdi. Hizmetkârlarını pek hoş tutardı. Kendisi ne yer ve ne giyerse, onlara da onu yedirir ve giydirirdi. Cömert ve kerim, şefkatli ve merhametli, cesur ve halim idi. Ahdine ve vaadine bağlı, sözünde sadıktı. Velhasıl; güzel ahlâkı, aklı ve zekâsıyla bütün insanlardan üstün, her türlü övgü ve senaa layık idi. Kitap okumamış, yazı yazmamış olduğu hâlde; halkın ve seçkinlerin zahirî ve bâtınî işlerinde gösterdiği güzel tedbir ve tasarrufu düşünen bir kimse, onun ne derece akıl, anlayış ve zekâ sahibi olduğunu derhâl anlar. Cehalet karanlıkları içinde kalmış Arap kabileleri arasında büyüyüp, Arap Yarımadası gibi ücra bir bölgede ortaya çıkmasına ve ümmî olmasına rağmen insanları ilim ve marifet nurlarıyla aydınlattığını aklıselim sahibi bir kişi tefekkür etse, onun peygamberlik davasını tereddütsüz tasdik eder. Yemede ve giymede zaruri miktarla yetinir, fazlasından kaçınırdı. Bulduğunu yer, bulduğunu giyerdi. Tam doyuncaya kadar yemezdi. Üzerinde yatıp uyuduğu döşek deriden yapılmış olup içi hurma lifi ile doldurulmuştu. Kısa zamanda pek çok fethe mazhar olmuş ve İslâmî gelirler çoğalmış olduğu hâlde, dünya malına asla iltifat etmezdi. Ganimetlerden
Sayfa 203 - Ötüken·Kitabı okuyor
Resûl-i Ekrem Efendimiz, Kâbe-i Muazzama'nın kapısında durdu. Mübarek yüzünde beliren tatlı tebessümleriyle halka bakıyordu. Allah'a hamd ve senâdan sonra şu hutbeyi irad etti: "Allah'tan başka ilah yoktur, yalnız O vardır; O'nun şeriki yoktur. "O, vaadini yerine getirdi; kuluna yardım etti, (aleyhinde) toplanan düşmanları tek başına perişan etti. "Bilmelisiniz ki Câhiliyye devrine ait olup, iftihar vesilesi yapılıp gelinen her şey, kan, mal davaları... Bunların hepsi bugün, şu ayaklarımın altında kalmış, ortadan kaldırılmıştır. "Bütün insanlar Adem'den (a.s.), Adem de topraktan yaratılmıştır. "Ey insanlar! Sizi, bir erkekle bir dişiden (Adem ile Havva'dan) yarattık. Hem de sizi soylara ve kabilelere ayırdık ki birbirinizi tanıyasanız. Biliniz ki Allah katında en iyiniz, takvası en ziyade olanınızdır (şeref, soy, sop ve nesebce en üst olanınız değildir). Şüphe yok ki Allah Alîm'dir [her şeyi bilendir), Habîr'dir [her şeyden haberdardır]!" (Hucurat, 13)
Sayfa 693·Kitabı okudu
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Buraya ilk geldiğimde, dağlara taşlara anlattım. Köyde kimseler yok zaten. Olanına da anlatmam; dedim ya, burda olduğumu kimse bilmiyor. Şu ıhlamur ağacının dili olsa da konuşsa... Bıktı mübarek benden. İlk günler çekerdim altıma sekimi, otururdum ıhlamurun karşısına, sesli sesli anlatırdım. “Şöyleyken şöyle oldu, böyleyken böyle oldu" diye. Tavukların bile haberi var her bir şeyden, onlara da anlattım çünkü.
Sayfa 118 - Doğan Kitap·Kitabı okudu
1000Kitap
Hem mesela, müthiş bir hastalıktan şifa bulmak, eğer tevhid nazarıyla bakılsa birden zemin denilen hastahane-i kübrada bulunan bütün dertlilere, âlem denilen eczahane-i ekberden ilaçları ve dermanlarıyla şifa ihsan etmek yüzünde, Rahîm-i Mutlak'ın cemal-i şefkati ve mehasin-i rahîmiyeti küllî ve şaşaalı bir surette görünür. Eğer tevhid nazarıyla bakılmazsa; o cüz'î fakat alîmane, basîrane, şuurkârane olan şifa vermek dahi camid ilaçların hâsiyetlerine ve kör kuvvete ve şuursuz tabiata verilir. Bütün bütün mahiyetini ve hikmetini ve kıymetini kaybeder. Bu makam münasebetiyle hatıra gelen bir salavatın bir nüktesini beyan ediyorum. Şöyle ki: Namaz tesbihatının âhirinde Şafiîlerde gayet müsta'mel ve meşhur bir salavat olan اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلٰٓى اٰلِ سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ بِعَدَدِ كُلِّ دَٓاءٍ وَدَوَٓاءٍ وَبَارِكْ وَسَلِّمْ عَلَيْهِ وَعَلَيْهِمْ كَثٖيرًا كَثٖيرًا ("Allah'ım, Efendimiz Muhammed'e (a.s.m.) ve Efendimiz Muhammed'in (a.s.m.) âline, bütün hastalıklar ve ilaçlar adedince salât eyle ve onu ve âlini çok çok mübarek kıl ve selâm et." ) nın ehemmiyeti yüzündendir ki insanın hikmet-i hilkati ve sırr-ı câmiiyeti ise her zaman, her dakika hâlıkına iltica ve yalvarmak ve hamd ve şükür etmek olduğundan insanı dergâh-ı İlahiyeye kamçı vurup sevk eden en keskin ve müessir sâik, hastalıklar olduğu gibi; insanı, kemal-i şevk ile şükre sevk eden ve tam manasıyla minnettar edip hamdettiren tatlı nimetler ise başta şifalar ve devalar ve âfiyetler olduğundan bu salavat-ı şerife gayet müşerref ve manidar olmuştur. Ben bazen بِعَدَدِ كُلِّ دَٓاءٍ وَ دَوَٓاءٍ ("Bütün hastalıklar ve ilâçlar adedince.") dedikçe küre-i arzı bir hastahane suretinde ve maddî ve manevî bütün dertlerin ve ihtiyaçların dermanlarını ihsan eden Şâfî-i Hakiki'nin pek
Risale-i Nur
Yaaa ne de güzel sordun öyle çok tatlı
Merhaba Gülsarı! Nasılsın bakalım! İyi misin? Halin nice mübarek hayvan?
“Yatmadan evvel maydanoz yemek, tatlı bir nefesle uyumaya ve diş ağrısını gidermeye şifadır. Mercimek yemeye devam ediniz. Mercimeği yetmiş peygamber övmüştür. Sizin narlarınızın içinde bir nar yoktur ki, içinde cennet narından bir tane bulunmasın.” “Üzüm yiyiniz,” diyordu. “Yorgunluğu giderir, sinirleri kuvvetlendirir, öfkeyi durdurur. Zemzem suyu hangi niyetle içilirse ona şifa olur. Zeytinyağını yiyiniz ve onunla yağlanınız. Zira o, mübarek, kıymetli ve değerli bir ağaçtan elde edilir.”
Sayfa 176·Kitabı okudu