• 272 syf.
    ·16 günde·Puan vermedi
    Fikirler, ona sahip kişinin dışındaki koşullardan etkilenmesi ile gelişir ve oluşur. Bu dış koşula da "yaşam/hayat" diyebiliriz. Her insanın fikirlerine baktığımızda aslında onun yaşamına indiğimizi, onun yaşamını incelediğimizi görebiliriz. Büyük filozoflarda da durum böyledir ve onların felsefesini daha iyi anlayabilmek için onların yaşamlarını ve kişiliklerini detaylıca incelememiz gerekir. Bunu Nietzsche'nin sözünde görebiliriz: "Her büyük felsefe, kurucusunun kişisel anılarından oluşan bir tür gizli ve iradedışı itiraflar toplamıdır."

    Kitabımız kendi deyimiyle "kötü davranışlar" sergileyen sekiz felsefeciyi inceler(kötü davranışın ne olduğu veya ne olacağı ise ayrı bir tartışma konusudur). Yaşamlarında büyük hatalar yapan insanlar hakkında Heidegger şunu söyler:
    "Büyük düşünenlerin büyük hatalar yapması kaçınılmazdır."

    Ayrıca bu konu hakkında Descartes'in deyimi:
    "En büyük ruhlar en büyük erdemler kadar en büyük erdemsizliklere de yeteneklidir."

    Peki, kitabımızda yaşamları ve azda olsa felsefeleri incelenen bu kötü niyetli, çılgın sekiz filozofumuz kimlermiş?
    Şimdi biraz magazin zamanı :P

    -Evlilikte sadakati vaaz eden ama kendince sadık olamayan, Çocuklarını yetimhanede ölümüne terk eden, şaplaklanmayı seven mazoşist, uygarlığın ilerlemesini, insanın başlangıçta var olan erdemini yok ettiğini ileri süren, ilerlemenin özgürleştirdiğini değil, aksine köleleştirdiğini savunan, yabanıl yaşama hayranlık duyan, getirdiği eşitsizlikler yüzünden akıl'a hiç tahammülü olmayan, hakkında kötü niyetli bir varlık dediği Voltaire ile arası bozuk olan ama ironik bir şekilde, mezarı Voltaire'in tam karşısında olan, kendisine çok iyiliği dokunan David Hume'a düşmanca mektuplar yazan, matbaayı onaylamazken, üretken bir yazar olan, ilk günahı reddedip, insanın doğuştan iyi olduğuna inanan, uzun yürüyüşler yapmasını seven, günah işlemekten çok, kendisine günah işlenmiş olduğunu ve insanların en iyisi olduğunu düşünen, politika ve eğitim üzerine etkileyici eserler bırakmış, romantik devrimci-entelektüel, müzisyen ve filozof Jean-Jacques Rousseau.

    -Platon gibi zihin-beden ikiliğini reddeden, insan yaşamının merkezinde seksin var olduğunu savunan, insanlar ile hayvanlar arasında hiçbir fark görmeyen, bencil, hırçın; sinirlilik, şüphe, şiddet ve kibire yatkın, kadın düşmanı, kimseye güvenmeyen, meliorist çabaların boş olduğunu düşünen; numenler dünyasının tekil, ayrımlaşmamış bir gerçeklik olması gerektiğini, çünkü ayrı ayrı nitelikler aldığı zaman fenomenler dünyasının bir parçası haline geldiğini fark eden; sanatın, insanın ızdırabını oratadan kaldırabileceğine veya azaltabileceğine inanan, yalnız, münzevi bir yaşam sürdüren, insancıl bir karamsarlığın ideal önderi, bodhisattva* Arthur Schopenhauer

    *Bodhisattva: içinde duyduğu şefkatin etkisiyle ızdırap çeken insanlığın aydınlanmaya doğru ilerlemesine yardım etmek amacıyla nirvananın eşiğinden geri dönen, aziz benzeri bir varlık.

    -Kadınları sevmeyen, onlarla arası bozuk ama 19. yüzyılın AIDS i olan frengi hastalığına yakalanan, parmakları piyanonun üzerinde muazzam gösteriler sunabilen, uzun uzun yürüyüşler eşliğinde felsefe yapan; Schopenhauer'dan farklı olarak numenal olana daha fazla önem veren Batı dünyasının ana akımını reddedip, fenomenler dünyasının gerçekliğini dile getiren, eserleri insanı sarhoş edebilecek derecede etkili, Zerdüşt'ün yaratıcısı, Tanrı'nın öldüğünü iddia eden, hasta übermensh Friedrich Nietzsche

    Übermensh: Üst-insan

    -Sürekli bir kalıtsal delilik korkusu içerisinde olan, kendisinde insani duyguların anormal boyutta eksikliği olan, atom savaşını savunan ama bunun üzerinden çok geçmeden savunduğunu yalanlayan, nükleer silahsızlanma kampanyasının ilk başkanı, kadın haklarını savunan, güzel aşklar yaşayan, sosyalist olmaktan çok liberal kalan, hükümet ve savaş karşıtı fikirleri yüzünden hapsedilen, mantık makinesi gibi bir zihne sahip, batı felsefesi tarihi serisinin yazarı, felsefenin matematikçisi çapkın filozof Bertrand Russell.

    -Onu anlamaya çalıştığımızda, ona istemsiz secde etme isteğini duyabileceğimiz, çoğu kişi tarafından Tanrı gibi yüceltilen, çekiciliği düşüncesinin duru ikna ediciliğinde yatan, eserleri gibi kendide gizemli bir kişiliğe sahip, bir peygamber, keşiş veya vaiz gibi etrafa sürekli sert aforozlar dağıtan, Russell'ın bir dönem öğrencisi olan ve Russell gibimantığa kafa yoran, kendinden tiksinen, eşcinsel, döneminin en büyük servetlerinden birine sahip olmasına rağmen her şeyden vazgeçip manevi arayışa yönelen, öğretmenliğin dışında bahçivanlık ve mimarlık yapan, düşünmekten çok bakılması gerektiğini savunan, öğrencilerini kendisinden başka felsefecileri okumamaya teşvik eden, Hitler ile aynı okulda okuyan ve kişiliği ile Hitlere benzeyen (bazı bakımlarda tamamen zıttılar), dil felsefesi denince akla gelen ilk kişi, öfkeli ve çileci filozof Ludwig Wittgenstein.

    -Varoluş felsefesinin önderi, nazizmin ateşli savunucusu ve sözcüsü, öğrencisi ile aşk yaşayan (heloise kompleksi), daha çok "Varlık ve Zaman" eseri ile tanınan, "Dasein" kavramını ortaya atan, her dersini "Heil Hitler!" diyerek sonlandıran, öğrencilerinin deyimiyle "büyücü", yırtıcı hayvan, köylü gelenekçi ve nazi Martin Heidegger.

    -Süper egosunun olmadığını iddia eden, ensest hisler taşıyan, "mauvaise foi" (kötü niyet) kavramını kendine karşı dürüst olmama durumu şeklinde tanımlayan,olduğumuz şeyden çok olabileceğimiz şeye önem veren, aşk ilişkisini hiçbir zaman eşitlerin bir dengesi olarak değil; ya sadizme ya da mazoşizme yol açan bir şey olarak gören, varoluşun özden önce geldiğini her konferansında vurgulayan, marksist rejimlere destek veren (özgürlük düzeyini talep eden bir vaoluşçuluğun savunucusu olupta marksist rehimlere destek vermesi gülünç), politik eylemlerinden dolayı evi iki kez bombalanan, 1964 Nobel Edebiyat ödülünü olmayı reddeden, entelektüel zenginliğiyle fiziksel çirkinliğini kapattığından kızlarla arası iyi olan, zeki, üretken, inatçı, çocukları da hayvanları da sevmez, oyun yazarı, romancı, politik eylemci ve Les Temps Modernes dergisinin kurucusu, entelektüel zorbacı ve kötü niyetli, büyüleyici filozof Jean-Paul Sartre.

    (Sartre'da iki tip varlık anlayışı vardır. Birincisi "kendi için" varlık, ki bunu erkekle özdeşleştirmiştir. İkincisi "kendinde varlık", bu anlayışı da kadınla özdeşleştirmiştir. Kadını, yani kendinde varlığı bir "yarık" olarak tanımlar ve "kendi için" varlık, yani erkeği de o "yarığı" doldurmaya çalışan varlık olarak tanımlar. Sartre "kendinde olan" varlığa "balçıksı", "yapışkan" niteliklerini yükler ve "kendi için" varlık ise hep ondan kendisini kurtarma girişiminde bulunduğunu ifade eder.)

    -AIDS'ten ölmüş, ölümle yakından ilişki içerisinde bulunan bir zevk anlayışına sahip, sekizinci katta oturup başka dairelerdeki genç erkekleri dürbünle dikizleyen, politik açıdan etkin bir kişiliğe sahip; delilik, seks, ceza gibi kavramlarla ilgilenen, eşcinsel, miyop, zeki, şiddete eğilimli, cinsel açıdan doymak bilmez bir filozof Michel Foucault.


    Sıradışı Filozofları sıradışı bir şekilde inceleyen ve azarlayan, okunulası bir kitap...
  • Hayat,bir inkisârın mutlu karanlığıdır.
  • 210 syf.
    ·1 günde·Beğendi·10/10
    Öncelikle ciddi ve zor bir kitap. Bazı karakterler gerçekten var mıydı halen emin değilim, içindeki senin sana yaptığı bulanık bir kafa karıştırma komedisi. Paragrafları defalarca okuyorsunuz. Hatta kendinizce düşünmeyi bırakıp Hesse zihnine bürünüyorsunuz. Bir elimde kahve bir elimde kitap uzanıp okuyayım, diyemiyorsunuz. Fakat Hesse'nin dili oldukça sade ve anlaşılır. Üstelik Kamuran Şipal müthiş ahenkli tercüme etmiş. Zor olan kısım cümledeki o felsefeyi ve sanatı yakalayabilmek. AYRINTILARA BAKALIM;
    HERMANN HESSE, Alman edebiyatının Nobel Ödüllü yazarlarından biri. Çocukluğunu, dindar olan çevresine uyum sağlayamadığı için zor geçirir. Yetişkinliğinden itibaren toplum dayatmalarına karşı, bu dayatmaların kişinin kendini geliştirmesine zarar verdiğini düşünerek onunla savaşmıştır. Sağlıklı bir gelişim için oluşum grup ve kutuplaşmış cemaatlerden uzak kalınmasını söyler. Tüm toplum uyuşmuşsa da birey kendisini doğada ancak yalnızlığıyla var eden br bozkırkurdu olmalıdır, der. Ve varlığını hiçbir topluluğa armağan edemeyişini şöyle açıklar: "Amaçlarından hiçbirini paylaşamadığım, sevinçlerinden hiçbiri bana bir şey söylemeyen dünyanın ortasında bir bozkırkurdu, bir sefil münzevi olmayıp ne yapacaktım?"
    Kimlik sorununa ve iç buhrana yönelen eserin ana karakteri Harry Heller ile yazar Herman Hesse ' nin ad soyadı aynı (H H) olması romanın otobiyografik olması fikrini de okuyucuya sunmakta. Eser Türk edebiyatındaki yer olarak kişinin toplum içindeki sığ yaşamlara sıkıştırılmaya karşı savaşmanın en güzel örneği olan Tutunamayanlar eserinin yeni versiyonu sayılabilir. Yaşamları arasında yüzyıllar olsa da yazgı asla değişmez. Acı savaş ve değişimler hep var,hep de olacak, Bozkurtlar hep bir Tutunamayacaklar...
    İlk olarak ev sahibinin gözünden tanıyoruz Heller'ı yani Bozkırkurdu'nu. Sonra Heller'in notlarını okuyoruz. Ardından kendisine verilen bir broşür var: "Bozkırkurdu Üzerine İnceleme" diye.
    20 30 sayfalık psikolojik tahlillerle dolu bir inceleme. Kitabı bırakma kararı alabileceğiniz bir bölüm. Sonraki 150 sayfada Maria ve Pablo üzerinden inceliyruz onu. Verilenlerin aslında o incelemede öylendiğini fark ediyoruz. Sona doğru her şey karışıyor ve o noktada kitap bir anda bitiyor.
    Bozkırkurdu, Harry Heller'ın kendine biçtiği karakterdir. Eşinden boşanmış yaptığı seçimlerle kariyerinde düşüş yaşayan biri, içinde iki kişi yaşıyor:
    1) Burjuvaziden kopamayan gerektiğinde uyumlu ve de kibar ayakları sağlam basan biri
    2) Diğerinin sahteliklerinden tiksinen özgürce dolaşmak toplumun normlarını boşverip istediğini yapmak isteyen belki de su üzerinde yürümek isteyen kurt kısmı.
    Birlikte başarılı hayat sürebilecekken çatışan iki kişi(lik).
    Bu kadar da değil. Baştaki incelemede bu iki kişilik tanıtılıyor ve her insanda bu kurdun farklı şekillerde (balık, maymun vb) az ya da çok olabileceğini açıklayıp sonra görüş komple yadsınıyor. İnsanların yalnızca iki kişilikten değil yüzlerce parçadan oluştuğunu öne sürüp okuyucuyu bu çıkmazda ortada bırakıyor. Kafasına kazınıyor. Değişen fikirler var. Öncelikle başta 50. yaşını intihara hedef koyan Heller broşürü okuyunca bunu rafa kaldırıyor. Buna cesaret edemeyip Hermine' nin kollarını kurtuluş sayıyor. İçindeki kurt birine bağlanmaktan kaçsa da Harry çoktan kumanda ediliyor.
    Yalnızlık,birey parçalanması, iki yüzlülük ve intihar temalarında buluşan eserde, hırstan göze çarpmaktan zorla fikir dayatmaktan doğruyu hep bildiğinden sakınan, sürü dışı bir karakter ana kahraman olarak seçiliyor.
    Toplumun sığ değer yargılarını uyum sağlayamayan insanı tanımlamak için, Bozkırkurdu ismini seçer. Yalnız kurt simgesinden yararlanır. Sessiz bir haykırış, sivriliş, protestodur, bu eser.
    Yaşamdaki yaşanılmamışlığın, herkes içindeyken bile yalnız kalışın,hayat ölüm arasında arafta kalmanın, ruh sıkışmalarının yorduğu bir bedende hastalıklarla boğuşan ama her şeye direnip ayakta kalma mücadele veren biridir, Bozkırkurdu.

    Üç ayrı sonuç verir kitapta:
    1) "Gerçekte çekilen acılardan gurur duymak gerekir, her acı bize yüksek bir aşamada bulunduğumuzu anımsatır."
    2) "Kendini aşması belki zordur bilmiyorum ama yaşamak çok daha zor."
    3) "Anı yaşamasını bilen, hal'de yaşayan ve yol kenarında gördüğü her anı dostluk ve özenle bağrına basan birine hayat diş geçiremezdi." ...
    "İnsanların büyük çoğunluğu yüzmeyi öğrenemeden yüzmek istemez. Ne anlamlı bir söz değil mi? Yüzmek istememeleri doğal çünkü karada yaşamak için yaratılmışlar, yüzmek için değil. Ve düşünmek istememeleri doğal çünkü yaşamak için yaratılmışlar, düşünmek için değil. Evet kim düşünürse, kim düşünmeyi temel uğraş yaparsa bunlar ileri bir noktaya ulaşabilir. Ne var ki karayla suyu değiş tokuş etmiştir bu kişi ve gün gelir suda boğulur."
    "Güç insanını güç yıkar, para insanını para, köle ruhlu insanı başkalarına kulluk etme, zevk insanını zevk çökertir."

    Kitabı kesinlikle tavsiye edip ŞÖYLE BİTİRELİM,
    "Okurlarıma, romanımı nasıl anlamaları gerektiğini ne anlatabilirim ne de böyle bir şeye kalkışmak isterim. Yeter ki bu kitabı okuyan herkes içinde kendiden bir şeyler bulsun ve bundan yararlansın. Gene de Bozkırkurdu' nun öyküsünün insanı kemiren bir hastalıktan ve bunalımdan söz ettiğini ama tüm bunların ölüme ve yok olmaya değil tersine iyileşmeye yönelik olduğunu anlarsa kendimi mutlu hissedeceğim."
    Herman HESSE
  • Kalp için iyileşmekte olan hayat, hastalığı henüz görmemiş temiz hayattan daha değerli değil mi?
  • 339 syf.
    Cemil Meriç gibi hakikat peşinde koşan hayatı öğrenmek ve öğretmek olarak özetlenebilecek bir duayenin kitabını yorumlarken kaygıya kapıldım, doğal olarak. Umuyorum ki hakkını verebilmişimdir okurken, anlarken ve onu yanlış anlamadan, dosdoğru anlatabilirim.
    Kitabın ilk cümlesi Kimim ben? sorusuyla karşılıyor bizleri. Bir adamı tanımak için, düşüncelerini, acılarını heyecanlarını bilmemiz lâzım hiç değilse diyor yine kendisi.
    O halde neydi Cemil Meriç’in düşünceleri, acıları ya da heyecanları? Sorusunun devamında bu malzemeyi açıkça veriyor aslında. Hayatını, Türk irfanına adayan, münzevi,
    mütecessis bir fikir işçisi.
    İlk perde Batı düşüncesini tanımak ve tattırmak için çırpınıyor belli bir müddet. Daha sonraları miskinler tekkesi olarak gördüğü fildişi kulesinde kitaplarıyla inzivâya çekiliyor. Kelimeler dünyasının sultanı olmak, kendi sanatının ve düşüncesinin gökdelenlerini inşa etmek için. Kaderdir ki, istikbâle doğru kanat çırparken karanlık bir kuyuya dönüşür hayatı. Acımasızlaşan, sevdiklerine yabancılaştıran, istediğini yapamamak acizliğine yakalanan ve bu acizliğine tahammülsüzleşen iç dünyası da dışı gibi hasta, kâbus gibi bir hayat oluyor bir anda.
    60’lı yıllara kadar Avrupa düşüncesi hakimken Hint Edebiyatı ışık oluyor, düşünce arayışına. Bu ışığı arayan adama, aydınlanmak ve aydınlatmak işin uyanık bir şuur, tetikte bir dikkat ve her şeyi kapsayan öğrenme isteği, merak lâzımdır. Oysa ki ülkede problemler üzerine kimsenin kafa yorduğu yoktur. Sağ kabuğuna çekilmiş, sol elinde manâsını bile bilmediği reçeteye bakmaktadır. Bu yüzdendir ki kendini ne soldan uzakta görür ne de sağın kucağında.
    Ona göre düşünce şüpheyle başlar, ve düşünce tezatlarıyla bir bütündür. Zıt fikirlere kulak tıkamak, hataya götürür. Hakikat ise her düşünceye saygıdır. Nitekim hiçbir izm’e bağlılığı yoktur onun, hiçbir ideolojinin boyunduruğu altına girmememiştir.
    Onun gayesi; Türk insanını, Türk toplumunu, Türk aydınını ve Türk düşüncesini aklın ve imanın kılavuzluğu ile her kesim okuyucuya nakşetmek, onların bi nebze olsun ufkunu açabilmektir. Bu Ülke kitabını şekillendiren de tam olarak bu düşünceleri olmuştur.
    Bunları dile getirirken öyle veciz cümleler kurmuş ve çarpıcı bir üslup kullanmıştır ki, birçok tartışmalara mahal verecek nispettedir. Öncülleri de yargıları da kesindir. Kültürel bakımdan zengin bir birikime sahip olması onu ukala ve biraz da küstah olarak nitelemeye sebep olabilir.
    Dipnotlarına bile kaneviçe diyen bu adam, düşüncelerini şekillendiren kişileri, eserleri özene bezene işlemekten geri kalmamıştır.
    Kısacası düşünce dünyanızı altüst edecek, tesirini uzun süre hissedebileceğiniz sarsıcı bir kitap. Ayrıca yazarın kalemiyle tanıştıktan sonra ister istemez hem kişiliğine hem de eserlerine hayran kalacaksınız, okuduğunuz tek eseri olmayacağı aşikâr. Ertelemeyin, okuyun!
  • Hayat çekirdeğinin sert kabuğundan başka bir şey değildir devlet. İnsan, meyvelerinin ve çiçeklerinin bahçesini çevreleyen duvardır. Ama toprağın çorak olduğu bahçede duvar neye yarar?