"Eğer dünyamızı değiştirmek istiyorsak buna dışarıda olup biteni düzeltmekle başlayamayız. Bilakis, öncelikle iç halimizi düzeltmemiz gerekir. Dışımızda gördüğümüz her şey, aslında işteki görünmeyen âlemden kaynaklanıyor. Zuhurât âlemi, esasen batıní âlemin bir sonucu olarak ortaya çıkar ve bütün amellerimiz içimizdeki kalp diyarından neşet eder."
Sayfa 19·Kitabı okuyor
Neşet Ertaş' in; "Görünen bir yaram yok ama Her yerim sızlıyor." Sözünü anladığım yaştayım.
günün, vaktin, gönlün ikindisi..
Sonbahar günün ikindisiydi, vaktin ikindisi. Kışın yanacak odunlar temin Yaprak yaprak beklerdik sonbaharı. Her kızaran yaprak edilir, balta ile kırılır ve kömürlüğe Yunus edebiyle dizilirdi. önce ştir olur dalında konuşur, sonra türkü olur, yanar, dalın. dan uçar ve şehrin tüm sokaklarını, pencerelerini, dağlarını dolaşırdı adeta. Mahallelerden gelen duman ve is kokusu pekmezlerin, salçaların, çalmaların habercisiydi biraz da. Komşuların muhabbeti bal eylerdi pekmezi, çalmayı. Tatlı dilleri rahmet, güler yüzleri bereketti insanların. Aşkınan yapardı insanlar işlerini... Neşet Usta boşuna demez elbet: ... Aşkınan yapılan işlere ne kadar hasretiz. Makineler ve otomatlaşma tüm his ve idrâklerimizi boşa çıkardı. Mevsimlerin değişmelerini bile idråk edemiyoruz. Çünkü mekanikleşme insanın hislerini bertaraf ediyor. En çok dağlar ve bozkır sararır sonbaharda. Suyu çe-kilir. Canı çekilen bir tene benzer dağlar ve bozkır. Ama sonbahara bozkırın hüznüne karşılık dağların sevindiğini hissederim. Bozkır garipleşir. Alı gider, yeşili gider, çiçeği gider, neşesi, cıvıltısı kuşları gider. Börtüsü, böceği saklanır. Güneşi nazlanır, ayı saklanır, gökyüzü ayaza çalar. Pınarları kesilir, rahmeti azalır. Nasıl hüzünlenmesin?
Tür olarak insan yaşama içkindir, ondan bağımsız ve farklı bir organizma değildir, onun bir parçasıdır, dışarıdan dahil olmamış, içine fırlatılmamıştır. İçine içinden dahil olduğu yaşam sarmalında, insan ömrünü iki bölüme ayırmak mümkündür. Birincisi, hayatının büyük kısmını içine alan, tür olarak bir formunu oluşturduğu, içinden neşet ettiği doğanın bir parçası olarak yaşadığı bölümdür. Bu süreçte, doğanın genetik yollarla aktardığı tüm bilgilere sahip, onun içinde ve birlikte bir canı olan biçiminde yaşamıştır. Bildiği her şey bildikleriydi. Daha fazlasına talip olmamış, bütünlüğünü bozmamıştı, zaten buna ihtiyacı da yoktu, her türlü bilgi kendinden veriliydi. İkinci bölüm ise, 4,5 milyon yıllık ömrünün son bir kaç yüz bin yılını içermektedir. İlkine oranla çok daha kısa olan bu dönemde insan, doğanın içinde kendine vakfedilen düzeni bozmak, özgürleşmek tutkusuna kapılmış, sahip olduğu tüm kimlikleri kaybetmiş, bildikleri bilmediklerine dönüşmüştür. Süreç içinde ürettiği alet endüstrisi ve dil yüzünden, bir parçası olduğu doğayı terk etmek zorunda kalmış, yaşam içerisindeki konumunu ve kimliğini yitirmiş, kendini hiçbir yere sığdıramamış ve varlığını dünya dışına taşımıştı. Özünü, kaynağını topraktan, içinde bir parçası olduğu doğadan alan insan, bir ve bütün olduğu doğayla imgesel tümlüğünü sona erdirmiş.
Neşet Ertaş "Aşk ile koşan yorulmaz."