Ecdada ithafen
Puan vermedi·288 syf.··
2026 18. kitabı
İbrahim Kalın'ın ülkenin entelektüel simalarından biri olduğu aşikar. Yaşam öyküsü ve geniş bilgi birikimi ile gerçekten de okunması gereken bir şahıs. Bazı kişilerin bazı eserleri şüphesiz ki politika üstü okunması gerekir. Politik görüşlerin farklı olmasından dolayı herhangi bir yazarın eserlerine mesafeli yaklaşmak pek tabi tasvip edilecek bir durum olmaması gerekir. Dolayısıyla Kalın'ın kitaplarına da bu yönde yaklaşmak önemli. Bu esere kendimize yolculuk adı altında yaklaşmak gerekir. Nitekim kendimizi ve geçmişimizi okumadan inanın bana kişi özünü kaybeder kültürel asimilasyona da uğraması hiçten bile değildir. Gel özüne diyelim .. Kitap çeşitli formatlarda karşımıza çıkar. Açıkçası derleme bir eser olduğunu dile getirebiliriz. Kalın'ın zaman içinde vermiş olduğu röportajlardan tutun yaşamında bizzat şahit olduğu örnekleri de dile getirdiği bir eser. Velhasıl kelam kitap herhangi bir konu etrafında ilerleyen ve o konuyu açıklayan bir kitap değil . Kitabın ana düşüncesi isminden de anlaşılacağı üzere kişinin varoluşsal sancıları karşısında kendini araması ve bulmasıdır. Günümüz dünyasında insanda yoğun bir tatminsizlik mevcuttur. Ne yaparsa yapsın genel olarak bir huzursuzluk ile cebelleşmektedir. Değişen dünya ve ilerleyen teknoloji ise buna en büyük katkıyı sağlar. Katkı derken pek tabi olumlu anlamda değil. Bizzat olumsuzluk anlamında. Değişen dünya ve teknoloji karşısında kişi kendi özünü kaybedip aslına bakarsak klavye kişiliğine, instagram kişiliğine ,moda kişiliğine bürünmüştür. Bunlar tamamen karşı tarafa kendimizi, onun beğenisine susmaktan başka da bir şey değildir . İpotekli kişilik diyebiliriz belki de. O seni beğeniyorsa varsındır. Senin kendi özün seni karşılamıyor demektir . Dolayısıyla sürekli başkalarının bakışları için kişinin
Öze Yolculukİbrahim Kalın · İnsan Yayınları · 2023757 okunma
Puan vermedi·152 syf.··
Beğendi
·
2026 10. kitabı
·
27 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 15:27
Hayatın keşmekeşi içinde kör gözlerimizle, sağır kulaklarımızla, tutmayan ellerimizle, hissetmeyen kalplerimizde kaybettiğimiz, farkına varamadığımız,gözden kaçırdığımız merhamet duygusunu tam da adaletin menbaı sayan bir ana fikir.Bu hakikati, aydınlık karanlığın en yoğun olduğu anda neşet eder tezine şahit tutan Reis Bey! Üstad, tezini "Sanat hisarının en yüksek burcu" dediği tiyatroyla şahikaya erdirmiş.
Reis BeyNecip Fazıl Kısakürek · Büyük Doğu Yayınları · 20239,9bin okunma
Puan vermedi·88 syf.··
2026 130. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 07:30
"Sizce güç, adaleti her zaman gömebilir mi?" Selam kitap dostlarım! Bugün sizlerle, Yiğitcan Erdoğan’ın Türk siyasi tarihinin en karanlık ve gizemli olaylarından birini merkezine alan "Ankara Cinayeti 1945" adlı çizgi romanını paylaşmak istiyorum. Ayrıca Yazar Yiğitcan Erdoğan, çizerler Gizem Malkoç, Gülenay Elif Atmaca ve Selçuk Ören'in çizimleri çok beğendim. ​Hikaye, İkinci Dünya Savaşı’nın hemen bitiminde, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin başkentinde yaşanan sarsıcı ve gerçek bir olaya dayanıyor. Ankara’nın en ünlü doktorlarından Neşet Naci Arzan, Samanpazarı’ndaki yazıhanesinde öldürülür. Cinayetin hemen ertesi günü Reşit Mercan adında bir genç teslim olup suçu üstlense de, olay göründüğünden çok daha karmaşıktır. ​İşin derinine inildiğinde, bağlar devletin zirvesine kadar uzanır. Katil zanlısının cinayet silahını temin ettiği kişi, dönemin Genelkurmay Başkanı’nın oğlu ve aynı zamanda valinin özel kalem müdürüdür. Skandalın büyümesini engellemek isteyen Ankara Valisi Nevzat Tandoğan’ın, genci makamına çağırarak suçu üstlenmesi için baskı yaptığı iddia edilir. Olay kısa sürede bir cinayet davası olmaktan çıkıp, perde arkasında devasa bir güç savaşına dönüşür. ​Yiğitcan Erdoğan, sadece 88 sayfada İkinci Dünya Savaşı sonrası değişen dünya dengelerini, taze başkent Ankara’nın atmosferini ve tek parti döneminin bu en büyük "derin devlet" skandalını çizgilerin gücüyle anlatıyor. Tarihe ve çizgi romanlara ilgi duyanların kesinlikle göz atması gereken bir eser.
Ankara Cinayeti 1945Yiğitcan Erdoğan · İkinci Adam Yayınları · 20266 okunma
Şeffaflık Toplumu
7/10
·84 syf.··
2026 14. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 22 Mayıs 2026 17:40
Günümüz toplumu bir şeffaflık toplumudur. Şeffaflıktan maksat her türlü pürüzünden arındırılmış, bir türlü nefeslenmeye vakti olmayan ve “dijital panoptikonlar” ile çepeçevre sarılmaktır. Öyle ki günümüz toplumunda insanı geliştirmeye yarayan olumsuzluk, sorun ve tefekkür kapı dışı edilmiştir. Bunların tam zıttı olan olumluluk ise baş tacı edilip baş köşeye oturtulmuştur. Han'a göre modern toplum ivme, teşhircilik ve olumluluk toplumudur. Teşhircilik doğal olarak beraberinde sergileme mantığı getirir. Böylece toplumda şeyler ancak görüldükleri kadar itibar görürler. Görülmeyen ve sırf mevcudiyetleri bakımından değerli olan kült eserler modern toplumda yoktur. Her türlü şey teşhir edilebildiği ve diğerleri tarafından bilindiği kadar değerlidir. Han, sergi mantığını oldukça güzel açıklar. Fakat benim Han'a bir yerde eleştirim vardır. Ona göre kült eserler sırf mevcudiyetleri bakımından değerlidir ve sergilenen mallar değersiz şeylermiş gibi bir anlatı vardır. Oysa Han, insanın içindeki görülme ve beğenilme arzusunu göz ardı etmek hatasına düşer. Çünkü bizim bugün “kült” olarak değer biçtiğimiz eserlerde görülmek, hatta bir nevi sergilenmek için yapılmışlardır. Kimseye sergilenmeyecekse bile insan, sırf kendi gözlerine zevki için de bir eser vücuda getirebilir; onu sergileyebilir. Şeffaflık toplumunun temelinde hızın ve tahmin edilebilir olmanın bulunduğunu söylemiştik. Bu toplum, tahmin edilemeyen olumsuzları tecrit etmiştir. Böylece birbirinin benzeri, düz varlıklar neşet etmiş ve yaşam hızının yavaşlamasının önüne geçilmiştir. Bu toplum fazlalıkları budar, eksik olanları bir yere çıkarır ve herkesi aşağı yukarı eşit hâle getirir. Son olarak Han hakkında şunları söylemek gerekir: Evet, tespitleri doğrudur. Ancak tespitleri devamlı bir konu arkasında döner ve aynı
Şeffaflık ToplumuByung-Chul Han · Metis Yayıncılık · 20243,344 okunma
10/10
·174 syf.··
Beğendi
·
2026 25. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 11 Mayıs 2026 12:19
Neşet Ertaş/ Kaynak, Kaynak Kişi ,Madun(Anlatı Desenleri) / Özgür Taburoğlu kitabını okudum. Bir araştırma, inceleme kitabı. Özgür Taburoğlu araştırmacı kimliği ile kavramlar, olaylar yada kişiler hakkında derinlemesine bir araştırmacı yaparak elde ettiği bilgileri kendi süzgecinden geçirirken birikimleri ile yaptığı değerlendirmeleri etkili, özgün ve değerli çalışmalarını okuyucular sunan bir kıymet. Okumanızı öneririm. Ben okuduğum kitabı yorumlamak yerine öğrendiğim ya da hafızama kazınan bilgileri paylaşmak istiyorum. Kaynak Kişi: Bir konuda uzmanlığı , deneyimi ve derin bilgisi sayesinde derlemecilere, arastırmacılara ya da öğrenmek isteyenlere doğru ve güvenilir bilgisi aktaran kişi. Olarak tanımlanıyor. Kaynak: Her türlü bilginin en dogru ve saf haliyle alınan nokta.Bir kişi ya da nesne değil. Cevher, öz Kitabtaki bilgilere ile ben sözlük anlamını karıştırmamak için Kaynak kişi degil de Kaynaktan Aktaran kişi ya da kaynakla doğrudan bağlantı kuran akışta kişi dedim. Kaynaktan Aktaran Kişi: Kaynaktaki bilgiyi ihtiyacı olana, kamuya aktaran kişi . Kendini bulan degil yitiren, kendine gelen değil kendinden giden, kaynağa vasıl olmak için onunla 'aynı akış içinde ' olma gayreti içinde olur. Havalandırma : Havalandırma aleminden harfleri, naneleri bir figü olarak birleştiren kişi (kaynak kişi) nefesiyle yani ciğerinde çıkan Havalandırma ile birleştirerek iletiyor yani bilgiyi sese dönüştürüyor ama yazıyla degil sesle, sırlı bilgiyi havalandırma oluyor. Türküyü havalandiran kişi "Kaynak Kişi " Sanatçı ise, notaya dökülen ,yazılan , belli bir kalıba sokulan nağmeler seslendiriyor. Onlar Türkü söylüyor. Havalandıran o an ki akışa ve kendi algısına göre havalandırdığı için her havalandırış farklılık gösteremeyebiliyor. Madun:Kaynaklara
Neşet Ertaş: Kaynak, Kaynak Kişi, MadunÖzgür Taburoğlu · Doğu Batı Yayınları · 20263 okunma
"Kalp" Bir Kelime Değil, Bir Menzildir
Puan vermedi·328 syf.··
2026 8. kitabı
·
78 günde okudu
·
Okunma: 22 Mayıs 2026 12:16
İskender Pala’nın Kalp kitabı için aslında ansiklopedik bilgilerin Anadolu’nun samimi, yerel diliyle yeniden harmanlanmış hali diyebiliriz. Bu topraklarda kalbin adı tek değildir; kimi zaman cesur bir yürek, kimi zaman da incecik bir gönül olur. Yazarın ipeksi anlatımı Anadolu’nun hüzünlü coğrafyasıyla birleşince, ortaya gerçekten seyretmeye doyulmaz edebi bir manzara çıkmış. ​Kitapta alışık olduğumuz türden bir olay örgüsü yok belki ama her sayfası buram buram Anadolu kokuyor. Tasavvuftan türkülere, şiirlerden kadim hikâyelere kadar her satır, uygarlığa beşiklik etmiş bu toprakların diliyle bize sesleniyor. Türkülerle bu ruhu anlatmak gerekirse; Neşet Ertaş’ın "Gönül Dağı"nda yağan yağmur ve boran, İbrahim Erkal’ın "Gönül nazlı bir şey ister" diyerek hatırlattığı naif bekleyiş ve Erkan Oğur’un sesiyle süzülen Karacaoğlan’ın "Gönül gurbet ele varma, ya gelinir ya gelinmez" uyarısı, kalbin bu topraklardaki hikâyesini en saf haliyle özetliyor. ​Bu noktada akıllara şu soru gelir: "Aşkla âbad olmak varken neden aşk bizi berbad etsin?" İşte kitapta sıklıkla geçen masiva kavramı, yani fani olandan baki olana yönelme sancısı tam burada düğümlenir. Aşkın bizi "berbat" etmesi aslında bir yıkım değil; kalbin içindeki geçici heveslerden ve fani bağlardan arınma sürecidir. Gönül ancak bu dünyevi meşgalelerden temizlendiğinde hakiki bir inşaya, yani "âbad" olmaya hazır hale gelir. ​Nihayetinde İskender Pala, Anadolu’nun bu köklü bilgeliğini ve tasavvufi derinliğini şu kutlu hakikatle mühürler: "Kalpler ancak Allah’ı anmakla mutmain olur." Gönül ne kadar nazlı olursa olsun, sonunda huzuru bulacağı tek liman fani olandan geçip baki olana sığınmaktır. Kalp İskender Pala menzilde buluşmak dileğiyle.
Kalpİskender Pala · Turkuvaz Kitap · 20195,5bin okunma