• Türlere Göre Okumanız Tavsiye Edilen Kitaplar:
    Türlere göre okumanız tavsiye edilen kitaplar:

    FELSEFE

    Küçük Prens
    Özgürlüğe Uçuş
    Bhagavad Gita
    Sessizliğin Sesi
    Tanrısal Öngörü
    Sofie'nin Dünyası
    Devlet
    Zihinsel Konsantrasyon
    Simyacı
    Maya'nın Oyunları
    Sokrates'in Savunması
    TEB
    Dhammapada
    Aklın Sırrı
    Felsefenin Tesellisi
    İlahi Aşk
    Dünyamıza Bakış

    TARİH

    Nutuk – Mustafa Kemal Atatürk
    Şu Çılgın Türkler – Turgut Özakman
    Semerkant – Amin Maalouf
    Katre-i Matem – İskender Pala
    Osmancık – Tarık Buğra
    Fedailerin Kalesi Alamut – Vladimir Bartol
    Devlet-i Aliyye – Halil İnalcık
    Hayvanlardan Tanrılara Sapiens – Yuval Noah Harari
    Şah ve Sultan – İskender Pala
    Devlet Ana – Kemal Tahir
    Türklerin Tarihi – İlber Ortaylı
    Limon Ağacı – Sandy Tolan
    Deli Kurt – Hüseyin Nihal Atsız
    Bozkurtlar-- Hüseyin Nihal Atsız

    BİLİM

    Ataların Hikayesi
    Bilimin Sınır Bölgeleri
    Büyük Tasarım
    Ceviz Kabuğunda Evren
    Evrenin Dokusu
    Evrenin Zarafeti
    Evrim mi? Yaratılışçılık mı?
    Gen Bencildir
    Her Şeyin Teorisi
    Hiç Yoktan Bir Evren
    İnsanın Türeyişi
    Kara Delikler ve Bebek Evrenler
    Milyarlarca ve Milyarlarca
    Olağanüstü Buluşlar
    Otostopçunun Galaksi Rehberi
    Tüfek, Mikrop ve Çelik
    Türlerin Kökeni
    Yerkürenin En Güzel Tarihi
    Zamanın Kısa Tarihi
    Derin Basitlik
    İlk Üç Dakika
    İnsan Nasıl İnsan Oldu?
    İyilik ve Kötülüğün Bilimi
    Kozmos

    PSİKOLOJİ

    Akıl Hastalarının İç Dünyası - Bert Kaplan
    Dört Arketip - Carl Gustav Jung
    İnsan Olmanın Psikolojisi - Abraham Maslow
    Keşfedilmemiş Benlik - Carl Gustav Jung
    Sevginin ve Şiddetin Kaynağı - Erich Fromm
    Ölüm Korkusunu Yenmek - Irvin D. Yalom
    Kendi Kendine Psikanaliz - Karen Horney
    Deliliğin Tarihi- Michel Foucault
    Psikoloji ve Ruhsal Hastalık - Michel Foucault
    Mutluluk Psikolojisi - Nevzat Tarhan
    Kendini Arayan İnsan - Rollo May
    Psikanaliz Üzerine - Sigmund Freud
    Cinsel Yasaklar ve Normaldışı Davranışlar - Sigmund Freud
    İnsanın Anlam Arayışı - Victor E. Frankl
    Duyulmayan Anlam Çığlığı - Viktor E. Frankl
    Sofie'nin Dünyası - Jostein Gaarder
    Korkular - Özcan Köknel
    İnsan ve Davranışı - Doğan Cüceloğlu
    İnsan Olmak - Engin Geçtan
    50 Soruda Psikiyatri - Ali Nihat Babaoğlu
    Çağımızın Nevrotik Kişiliği - Karen Horney
    Günümüzde Psikoterapi - Saffet Murat Tura

    ROMAN

    İkna (Persuasion, Jane Austen, 1817)
    Emma (Jane Austen, 1815)
    Günden Kalanlar (The Remains of the Day, Kazuo Ishiguro, 1989)
    Howards End (EM Forster, 1910)
    Dalgalar (The Waves, Virginia Woolf, 1931)
    Kefaret (Atonement, Ian McEwan, 2001)
    Clarissa (Samuel Richardson, 1748)
    İyi Asker (The Good Soldier, Ford Madox Ford, 1915)
    1984 (George Orwell, 1949)
    Aşk ve Gurur (Pride and Prejudice, Jane Austen, 1813)
    Gurur Dünyası (Vanity Fair, William Makepeace Thackeray, 1848)
    Frankenstein (Mary Shelley, 1818)
    David Copperfield (Charles Dickens, 1850)
    Uğultulu Tepeler (Wuthering Heights, Emily Brontë, )
    Kasvetli Ev (Bleak House, Charles Dickens, 1853)
    Jane Eyre (Charlotte Brontë, 1847)
    Büyük Umutlar (Great Expectations, Charles Dickens, 1861)
    Mrs Dalloway (Virginia Woolf, 1925)
    Deniz Feneri (To the Lighthouse, Virginia Woolf, 1927)
    Middlemarch (George Eliot, 1874)

    Bir Oturuşta Okuyup Bitireceğiniz KLASİK Kitaplar:

    John Steinbeck - Fareler ve İnsanlar
    Franz Kafka - Dönüşüm
    Stefan Zweig - Satranç
    Jose Saramago - Bilinmeyen Adanın Öyküsü
    Antoine de Saint-Exupery - Küçük Prens
    Sabahattin Ali - Kürk Mantolu Madonna
    Hank Moody - Tanrı Hepimizden Nefret Ediyor
    İhsan Oktay Anar - Puslu Kıtalar Atlası
    Hermann Hesse - Siddhartha
    Sun Tzu - Savaş Sanatı
    Dostoyevski - Yeraltından Notlar
    Natalie Babbitt - Ölümsüz Aile
    Goethe - Genç Werther'in Acıları
    Uğur Koşar - Yüzleşme
    George Orwell - Hayvan Çiftliği
    Albert Camus - Yabancı
    Dostoyevski - İnsancıklar
    Knut Hamsun - Açlık
    Dostoyevski - Kumarbaz
    William Shakespeare - Fırtına
    Marc Van De Mieroop - Hammurabi
    Paulo Coelho - Simyacı
    Alexandre Dumas - Monte Cristo Kontu
    İlhami Algör - Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku
    Ferit Edgü - Eylülün Gölgesinde Bir Yazdı
    Richard Bach - Martı Jonathan Livingston
    Tolstoy - İtiraflarım
    Gabriel Garcia Marquez - Kırmızı Pazartesi
    Barış Bıçakçı - Bizim Büyük Çaresizliğimiz
    Stefan Zweig - Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu

    Listeye eklemek istediğiniz veya eksik bulduğunuz kitap olursa yorum olarak yazabilirsiniz ben listeye eklerim :)

    Herkese iyi okumalar dilerim ...
  • 308 syf.
    Vur şanlı silahınla, gönül mülkü düzelsin;
    Sen öldürürken de, vururken de güzelsin!

    Hüseyin Nihal Atsız, Osman İmparatorluğu'nda doğup Türkiye Cumhuriyeti'nde hayata gözlerini yuman bir yazar. Atsız, ülkücü kesimin sevdiği, desteklediği sembol bir isim. Çoğu okur onu bu kimliğinden ötürü okumaz ve sevmez. Ben de Atsız'ı bu kimliğiyle biliyordum ancak okumama sebebim tamamen denk gelmeyişindendi. Ön yargılarımızın kırılmaya ihtiyacı var. Hayatın milyonlarca penceresi var ve biz bu pencerelerden ne kadar çoğuna bakabilirsek o kadar farklı manzarayla karşılaşacağız. Bazı yazarların görüşünden ötürü onlardan uzak durmayı çok değil 1-2 sene öncesine kadar bıraktım. Örneğin; Orhan Pamuk bana göre müthiş bir yazar. Ermeni meselesiyle alakalı konuşmuş mu konuşmuş, yanlış yapmış mı yapmış. Bitti. O kadar. Müzik kadar romanlarda evrenseldir. Birtakım sınırlar var, o sınırlar aşılmadığı müddetçe herkes istediğini yazabilir. Siz yazardan ne aldığınıza bakın. Yakın vakitte Mehmed Uzun'u okuyacağım kısmet olursa.

    Sembolizm Nedir?

    Sembolizm, genelde şiirde etkisini gösteren ancak romanlarda da karşımıza çıkan bir akım. Dış dünyanın görüntülerini somut nesnel gerçeklikleriyle değil de; bu görüntülerin sezgilerini, izlenimlerini yansıtır. Ruh Adam kitabında da bu anlatımı görüyoruz. Ancak tek farklı nokta ki o da Atsız'ın sembolizm anlayışı mıdır bilmem: toplumsal, siyasal sorunlardan uzak dururl normalde sembolizm. Atsız'ın bunlardan uzak durmasını beklemek gayet tabii imkansız :)

    Ruh Adam neyi anlatıyor? (Zorunlu Spoiler)

    Bu kitapta birçok alt mesaj var. Alt mesajlar topluluğundan bir kavrama ulaşma hedefi var yazarın. Atsız, kitabın girişinde bir Uygur masalıyla bizi karşılıyor. Kitabın böyle devam edeceğini sanarken birden gerçek hayata dönüyoruz. O masalın önemi de o an kayboluyor olabilir ancak aklınızda tutun sakın unutmayın. Selim Pusat, kelimenin tam anlamıyla lağvedilmiştir. Bedenen yaşıyorken ruhen ölü durumdadır. Hayatta kalmasının tek sebebi oğlu ve eşidir. Ancak hayatta kalarak onlara da nasıl bir varlık sağlıyor orası tartışılır. Delisi olan her gün ölüsü olan bir gün ağlar hesabı. Pusat'ı olan Ayşe her gün ağlıyor.

    1900'lü yılların mahsulü yazarların kitaplarında genelde yazarların kendisini eserlerin içinde bulmak mümkündür. Kitabın başına oturduğumda ön yargılarımın yanısıra kitapta Atsız'ı bulacağımdan emindim. Ki bunda yanılmadım da. Atsız'ı buldum. İbnülemin Mahmut Kemal İnal'ın tarifi ile "Atlıyı atından indirecek derecede şiddetli yazılar yazan'' tarifine uygun bir romandı okuduğum. Sosyalizm ve İslamcılık görüşlerine aykırı olduğu hemen hissediliyor örneğin. Askerlik sevgisi, kralcılık, gerçek aşkın insana değil vatana olan aşktan ibaret olması gerektiği fikirlerini savunması bile Atsız'ın resminin gözümde belirmesine yetti. Resim deyince geldi aklıma zaten çevrelerce faşist bilinen Atsız'ın bir de Hitler'e benzetilmesi onu vakti zamanında epeyce çileden çıkarmış. - https://hizliresim.com/EO8vXD sizce benziyor mu? :) - Faşist olduğunu asla kabullenmemiş ''Hakkımda türlü türlü sözler söyleyen insanlara ve hakiki fikrimi soranlara şunu söylemek isterim ki ben ne faşistim, ne demokratım. Ben, yabancı kaynaklı hiçbir fikri benimsemeye tenezzül etmeyecek kadar millî şuur ve gurura malik bir Türk’üm. Siyasi, içtimai mezhebim Türkçülüktür.'' demiştir.

    Atsız'ın hayatı ihraçlarla, lağvedilmelerle, mahkemelerde, hapislerde geçmiştir. Yine kitapta yer alan sözünü esirgemeyen Pusat karakterinin arkasına kendisini gizlemiştir. Aklına eseni yapan, asla çekinmeyen, sözünü esirgemeyen bir karakter. Ee haliyle bunların bir sonucu olarak hayatı boyunca bir eziyeti göğüslemek zorunda kalmıştır. Başladığı çizgi neyse o çizgiden yürümüş asla o çizgiden ayrılmamıştır.

    Son olarak takdire şayan bulduğum sözünü şuraya iliştireyim: ''Partilerde ülkü yoktur. İktidara geçmek veya orada kalmak için en aşırı tavizlerden çekinmezler.'' Parti, ideoloji, siyasi görüş vs. zırvalıklarıyla kimsenin kalbini kırmayın. Kürt, solcu, islamcı farketmez bu kitabı okumanızı tavsiye ediyorum.
  • 390 syf.
    ·Puan vermedi
    Türk Harb tarihinin son büyük siması Osman Paşadır.
    Askerlik sanatı bakımından son büyük eser Plevne savunmasıdır.
    Nihal Atsız- Ruh Adam (sf 35//36)

    Tarihin bir muhteşem anı,ilk bakışta bir kasabanın savunulması gibi gözüken aslında koca bir milletin haysiyetini kaybetmeme mücadelesinin verildiği savaş.Savaş kaybedildi ama haysiyet kazanıldı.Osman Paşa ve askerleri herkese Türklerin her şey olabileceğini ama haysiyetsiz olamayacağını gösterdiği savaş.
    Savaş insanı canavarlaştırabilir,ancak savaştan sonra Ruslar tarafından esirlere yapılanlar,sivil halka Bulgarların yaptığı kıyımlar insanlığa sığmayacak şeyler.Esir alınan 9000 Türk askerinin soğuktan donup ölmeleri savaşla anlatılacak bir şey değil,hastanedeki yaralıları bile öldüren Bulgarların yaptıklarınaysa söyleyecek kelime bulamıyorum ...
    Ruslar 3 kez Plevneye hücum ediyorlar üçünde de perişan olup geri çekilmek zorunda kalıyorlar.Savaşın seyri Çar'ın ordunun başına ünlü ve tecrübeli,yaşlı bir kurt olan Alman Generali getirmesiyle değişiyor.Her seyin bittiği yerde Türklerin savunması başlar.Hücum ederek Türkleri altedemeyeciğini biliyor ve kuşatma yapılmasını emrediyor.Yani Türkler çembere alınacak ve dışardan hiç bir yardım alamayacak.Rus askerlerinin yapamadığını,açlık ve devamında gelen hastalıklar yapacak.Ve öylede oluyor,asker açlıktan,soğuktan,hastalıklardan kırılıyor tek çare "beyaz bayrak" Teslim olmak.Bu normal insanların seçeceği bir yol,ancak Plevne müdafasını yapanlar normal değiller her biri birer aslan.Teslim olmak yerine hücum ederek çemberi yarma harekatı düzenliyorlar, insanın aklına sığmayan bir kapışma oluyor,güç dengesi diye bir şey yok.Yarma harekatını Türkler 35000 kişi ile yapıyor Ruslar ise 320000 kişi.Bu savaşın kazanılması olanaksız,olanaksız olması sebebiyle de beklenti büyük,böyle bir savaş ancak Türkler tarafından kazanılabilir.
    Savaşı kaybediyoruz ama çok şey kazanıyoruz,okumasını bilene tabi.Miralay Yunuslar,Bakkal Çavuşlar,Genç Osmanlar,Yüzbaşı İbrahimler ve Plevnenin tüm Aslanları bizlere haysiyet dersi veriyorlar.Haysiyeti olmayanın hiçbir şeyi olmaz.
  • “Sizden adaletin tecellisini istemiyorum. Bir ülkede adalet varsa ben istemeden de tecelli eder. Yoksa ben istesem de tecelli etmez. Onun için sizden adaletin tecellisini değil kararınızı bir an önce vermenizi istiyorum. Vereceğiniz karar, mahkumiyetimi istemesine rağmen, bende dürüst bir insan intibaı uyandıran savcının talebine iştirak şeklinde tecelli edebilir. Eğer öyle olursa, bu davadan alacağım mahkumiyet evlatlarıma bırakacağım manevi şeref zincirinin en parlak halkasını teşkil edecektir.”
  • Türlere göre okumanız tavsiye edilen kitaplar:

    FELSEFE

    Küçük Prens
    Özgürlüğe Uçuş
    Bhagavad Gita
    Sessizliğin Sesi
    Tanrısal Öngörü
    Sofie'nin Dünyası
    Devlet
    Zihinsel Konsantrasyon
    Simyacı
    Maya'nın Oyunları
    Sokrates'in Savunması
    TEB
    Dhammapada
    Aklın Sırrı
    Felsefenin Tesellisi
    İlahi Aşk
    Dünyamıza Bakış

    TARİH

    Nutuk – Mustafa Kemal Atatürk
    Şu Çılgın Türkler – Turgut Özakman
    Semerkant – Amin Maalouf
    Katre-i Matem – İskender Pala
    Osmancık – Tarık Buğra
    Fedailerin Kalesi Alamut – Vladimir Bartol
    Devlet-i Aliyye – Halil İnalcık
    Hayvanlardan Tanrılara Sapiens – Yuval Noah Harari
    Şah ve Sultan – İskender Pala
    Devlet Ana – Kemal Tahir
    Türklerin Tarihi – İlber Ortaylı
    Limon Ağacı – Sandy Tolan
    Deli Kurt – Hüseyin Nihal Atsız
    Bozkurtlar-- Hüseyin Nihal Atsız

    BİLİM

    Ataların Hikayesi
    Bilimin Sınır Bölgeleri
    Büyük Tasarım
    Ceviz Kabuğunda Evren
    Evrenin Dokusu
    Evrenin Zarafeti
    Evrim mi? Yaratılışçılık mı?
    Gen Bencildir
    Her Şeyin Teorisi
    Hiç Yoktan Bir Evren
    İnsanın Türeyişi
    Kara Delikler ve Bebek Evrenler
    Milyarlarca ve Milyarlarca
    Olağanüstü Buluşlar
    Otostopçunun Galaksi Rehberi
    Tüfek, Mikrop ve Çelik
    Türlerin Kökeni
    Yerkürenin En Güzel Tarihi
    Zamanın Kısa Tarihi
    Derin Basitlik
    İlk Üç Dakika
    İnsan Nasıl İnsan Oldu?
    İyilik ve Kötülüğün Bilimi
    Kozmos

    PSİKOLOJİ

    Akıl Hastalarının İç Dünyası - Bert Kaplan
    Dört Arketip - Carl Gustav Jung
    İnsan Olmanın Psikolojisi - Abraham Maslow
    Keşfedilmemiş Benlik - Carl Gustav Jung
    Sevginin ve Şiddetin Kaynağı - Erich Fromm
    Ölüm Korkusunu Yenmek - Irvin D. Yalom
    Kendi Kendine Psikanaliz - Karen Horney
    Deliliğin Tarihi- Michel Foucault
    Psikoloji ve Ruhsal Hastalık - Michel Foucault
    Mutluluk Psikolojisi - Nevzat Tarhan
    Kendini Arayan İnsan - Rollo May
    Psikanaliz Üzerine - Sigmund Freud
    Cinsel Yasaklar ve Normaldışı Davranışlar - Sigmund Freud
    İnsanın Anlam Arayışı - Victor E. Frankl
    Duyulmayan Anlam Çığlığı - Viktor E. Frankl
    Sofie'nin Dünyası - Jostein Gaarder
    Korkular - Özcan Köknel
    İnsan ve Davranışı - Doğan Cüceloğlu
    İnsan Olmak - Engin Geçtan
    50 Soruda Psikiyatri - Ali Nihat Babaoğlu
    Çağımızın Nevrotik Kişiliği - Karen Horney
    Günümüzde Psikoterapi - Saffet Murat Tura

    ROMAN

    İkna (Persuasion, Jane Austen, 1817)
    Emma (Jane Austen, 1815)
    Günden Kalanlar (The Remains of the Day, Kazuo Ishiguro, 1989)
    Howards End (EM Forster, 1910)
    Dalgalar (The Waves, Virginia Woolf, 1931)
    Kefaret (Atonement, Ian McEwan, 2001)
    Clarissa (Samuel Richardson, 1748)
    İyi Asker (The Good Soldier, Ford Madox Ford, 1915)
    1984 (George Orwell, 1949)
    Aşk ve Gurur (Pride and Prejudice, Jane Austen, 1813)
    Gurur Dünyası (Vanity Fair, William Makepeace Thackeray, 1848)
    Frankenstein (Mary Shelley, 1818)
    David Copperfield (Charles Dickens, 1850)
    Uğultulu Tepeler (Wuthering Heights, Emily Brontë, )
    Kasvetli Ev (Bleak House, Charles Dickens, 1853)
    Jane Eyre (Charlotte Brontë, 1847)
    Büyük Umutlar (Great Expectations, Charles Dickens, 1861)
    Mrs Dalloway (Virginia Woolf, 1925)
    Deniz Feneri (To the Lighthouse, Virginia Woolf, 1927)
    Middlemarch (George Eliot, 1874)

    Bir Oturuşta Okuyup Bitireceğiniz KLASİK Kitaplar:

    John Steinbeck - Fareler ve İnsanlar
    Franz Kafka - Dönüşüm
    Stefan Zweig - Satranç
    Jose Saramago - Bilinmeyen Adanın Öyküsü
    Antoine de Saint-Exupery - Küçük Prens
    Sabahattin Ali - Kürk Mantolu Madonna
    Hank Moody - Tanrı Hepimizden Nefret Ediyor
    İhsan Oktay Anar - Puslu Kıtalar Atlası
    Hermann Hesse - Siddhartha
    Sun Tzu - Savaş Sanatı
    Dostoyevski - Yeraltından Notlar
    Natalie Babbitt - Ölümsüz Aile
    Goethe - Genç Werther'in Acıları
    Uğur Koşar - Yüzleşme
    George Orwell - Hayvan Çiftliği
    Albert Camus - Yabancı
    Dostoyevski - İnsancıklar
    Knut Hamsun - Açlık
    Dostoyevski - Kumarbaz
    William Shakespeare - Fırtına
    Marc Van De Mieroop - Hammurabi
    Paulo Coelho - Simyacı
    Alexandre Dumas - Monte Cristo Kontu
    İlhami Algör - Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku
    Ferit Edgü - Eylülün Gölgesinde Bir Yazdı
    Richard Bach - Martı Jonathan Livingston
    Tolstoy - İtiraflarım
    Gabriel Garcia Marquez - Kırmızı Pazartesi
    Barış Bıçakçı - Bizim Büyük Çaresizliğimiz
    Stefan Zweig - Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu

    Listeye eklemek istediğiniz veya eksik bulduğunuz kitap olursa yorum olarak yazabilirsiniz ben listeye eklerim :)

    Herkese iyi okumalar dilerim ...
  • 400 syf.
    ·8/10
    En başta söylemek istediğim şu ki: kitabı bitirdiğimde aklıma Hüseyin Nihal Atsız'ın Topal Asker şiiri geldi. O şiir savaşta gazi olup topal kalmış bir askerin memleketine döndüğünde şehirli kadınların küçümseyici bakışlarına maruz kalması sonucu şairin kinini ve öfkesini döktüğü bir manzumedir. Nitekim şiir kinimizin şiddetiyle gebereceksin dizesiyle biter. Bütün bu laflar sırf bir kadın bir gaziye "topal" nazarıyla baktı diyedir. O dönemde bir çok şeyin değeri varmış. Askerler için, savaş için, gaza için şiirler, destanlar, romanlar yazılırmış. Lakin çok değil 70-80 yıl sonra günümüzde 40 yıldır verilen bir vatan savunması mücadelesi için dillere pelesenk olmuş, duygularımıza tercüman olmuş tek bir beyitin dahi yazılmamış, tek bir romanın dahi kaleme alınmamış olması; hepimizin utancı olmalıdır...

    Kitaba geçersek,

    Çoğunlukla Güneydoğu gazileri birkaç tane de Kıbrıs gazisi ile yapılan mülakatların birleştirildiği bir kitap. Gaziler önce kısaca doğumlarından askere gitmeleri arasında geçen 20 senelik süreci özetliyor, ardından askere gidişlerinden yaralanmalarına kadar olan süreci anlatıyor ve nihayetinde yaralanma anlarını tasvir ediyorlar. En sonunda da gazilere Devletin ve halkın kendilerine karşı takındıkları tavırdan memnun olup olmadıkları, devam eden güneydoğu politikalarına karşı görüşleri soruluyor.

    Bütün bu yürek yaralayan sarsacak kadar gerçek hikayelerin ardından insanın kafasında belli düşünceler oluşuyor. İlki: gazilerin de genel olarak işaret ettikleri ve kendi hayatlarından da belli olduğu gibi bütün gaziler oldukça fakir, yiyecek ekmeğe muhtaç, güçsüz ailelerin çocukları. Aralarında ne bir zengin ne de bir bürokrat çocuğu var. Hepsi hayatının baharında ailelerinin gelecek umudu olan insanlar. Sağlam gidip yarım dönüyorlar.

    İkincisi hiçbirinin Devletin ve halkın kendilerine hakettikleri gibi davranmadıklarını düşünmemesi. Kendilerinin gazi olarak değil engelli olarak görüldüklerini söylüyor ve bu durumdan şikayet ediyorlar. Özellikle SGK'yla yaşadıkları sıkıntılar utandırıcı. Protez için fark parasını ödeyemeyen gazinin maaşına haciz gelmesi gerçekten çok utandırıcı. Biz Devlet için bacaklarımızın canlısını verdik Devlet bize sahtesini çok görüyor diyorlar.

    Yine hepsinin söyledikleri ortak vaziyet şu: Oradaki halk pkk'nın etki alanına girmek zorunda. Canıyla tehdit ediliyor. Dolayısıyla askere iyi davranmıyorlar. İki geçim kaynakları var, askerlerin çarşı izinleri ve kaçakçılık. Sokakta rastladıkları askerlere birliklerinin kaç kişi olduğu ne zaman nereye operasyon yapılacağı gibi sorular soruyorlar. Bu sorular iyi niyetli değil.

    Bence en büyük problem aralarında sadece bir gazinin belirttiği şu husus: gazi; "gaziyim" dediğimde "Kıbrıs mı" diye soruyorlar diyor. Türk halkı Güneydoğu'da 40 yıldır yaşanan mücadeleyi savaş olarak görmüyor. Savaş olarak görmediği için de orada savaşan ve yaralanan kahramanları gazi olarak benimsemiyor. Halbuki orada yaşanan şeyin adı tam olarak savaş. Destanlaştırarak anlattığımız Çanakkale müdafaasından ne biçim olarak ne kıymet olarak bir farkı var. Lakin bu ciddiyetin farkında değiliz.

    Gazilik gerçeğinin farkında olmama sebeplerimizden bir diğeri haberlerde şehit haberlerinde "filan sayıda yaralı" olarak geçilmesi. Yaralı dendiği zaman hastaneye gidecek, iyileşecek ve hayatına devam edecek sanıyoruz. Halbuki bir uzuv kaybediliyor. Yıllarca hastanede yatılıyor, onlarca ameliyata giriliyor, yine de psikolojik sorunlar bir tarafa bırakılsa dahi ki bırakılamaz, o "yaralı" hiçbir zaman bir daha askere gelmeden önceki hayatına sahip olamayacak. Biz bunu bilmiyoruz. Televizyon bize bunu göstermiyor.