• 142 syf.
    ·6 günde·Beğendi·10/10
    Öncelikle yazıyı okuyacaklar için, kafa karışıklığı oluşturur isem kusuruma bakmayınız ve en iyisi kitabı da okuyunuz.


    Yaşam nedir?
    Herkes buna farklı yollar ile cevap verecektir. Örneğin: Bir nefes alma ile başlayıp, o nefesi yıllar yılı kullanarak en sonunda tüketip karanlığa gömülme...
    Sonuç hep aynıdır tanımlar farklı olsa da. Sonunda ölüm vardır. Tüm canlılar ölüme hatta cansız varlıklar da yok olmaya mahkumdur. Sonsuzluk kavramı mümkünatı olmayan bir şeydir. Biz sonsuza dek yaşamın olmasını istesek dahi koskoca yıldızlar bile belli bir süreç sonunda yok olup karanlığa gömülüyorsa biz ne hakla sonsuzluğu düşünebiliriz ki?


    İnsanlığın ilk varolduğu andan itibaren devamlı olarak bir şeyleri keşfedip öğrenmesi bilincin ne kadar harika bir şey olduğunun göstergesidir. Küçücükken eli sıcak sobaya değen bir çocuk o acıyla tanışarak, aynı şeyi tekrar yapmaz yahut bu şeyle tekrar karşı karşıya kaldığı zaman geçmişte yaşadığı acıyı anımsar. Bu bizim bilincimize işleyen, öğrenilmiş durumlardan sadece bir tanesidir. Bunun örnekleri arttırılabilir. Bu konuya burada şimdilik bir ara vererek başka bir konuya değinmek istiyorum: İyi ve kötüye...


    "İyi nedir?" sorusunu duyunca "Kime göre? Neye göre?" düşüncesi gelmesi akla çok normaldir. Görecelidir çünkü. "İnsanın yaşamış olduğu tecrübeler ile beraber hayattan beklentileri, istekleri ve bu doğrultuda harekete geçmesi ile paraleldir." denilebilir.
    Kötü ise iyinin olmayışıdır. Kötülük ile başka birçok kavram da beraberdir. Bundan önce şunları ekleyelim: İyi diye bahsettiğimiz belli başlı davranışlar vardır. Yardımseverlik, cömertlik vb. Bunlar hep kişinin kendini rahatlatmasıdır aslında. Birine yardım ederim o kişi mutlu olur ve "ben"de onun "ben"den dolayı mutlu olduğunu gördüğümde haz duyarım. Bu beklenilen bir durumdur. Peki ya beklentilerimiz gerçekleşmez, isteklerimiz olmaz ise? Bu durumlar beraberinde arzularımıza ters düşen eylemler ile sonuçlanır. Böylelikle içimizde bir acı hissederiz, eksiklik duyarız. Bu eksikliğin olmadığı kişiler ile karşılaştığımız zaman ise devreye "kıskançlık" girer. Başkalarının da acı çekmesini onların da aynı şeyleri yaşamasını isteriz. Bu da kendi acımızı azaltır ve üstüne başkalarının acısından haz duymamıza sebep olur. Şimdi böyle bahsedince "yok ya ben öyle değilim." diyenlerin olduğuna eminim. Halbuki bunu zaten kimse kabul etmez ancak birçok kişinin farkında olarak ya da olmayarak yaptığına şahidiz. Tarafımıza yapılan bir kötülük olduğunda ise içimizde oluşan kin ve nefret duyguları ile "intikam" gibi alçak bir istek oluşur. Bu durumdan üstelik bir de zevk alırız. Canımızı yakanın canının yanması haz duygusu oluşturur. Tüm bunları alt edebilir miyiz peki? Elbette mümkündür; fakat o yüceliğe erişebilmek herkesin harcı değildir ne yazık ki...


    Sevgiye gelelim...
    Herkes birilerine sevgi duyduğunu iddia ediyor. Ama altına bakmak kimsenin aklına gelmiyor bu duygunun. Örneklerle gideyim:

    Sevgiliniz var. Tabiki seviyorsunuz yoksa neden ilişkiniz olsun ki. Hazır da sevgililer günü yaklaşıyor. Hediye beklemiyor musunuz? (Başka mevzular da var bu konu ile ilgili ama şu an konumuz sevgi.:))
    Durun daha basite inelim:
    Sevgiliniz için "bana mesaj atsın devamlı beni arasın" "Neden haber vermiyor?" Artık hatta tuvalete giderken bile haber verilmesini isteyecek düzeyde isteklerin olması nedir? Bunlar hep beklentidir. Bencilliktir!
    Bencilce kendi hazlarını giderme ihtiyacıdır. Bunu sevgi diye adlandırarak, aslında ego beslenmesini sağlamaktır. Bu bencilce olan sevgidir.
    Arkadaşlık ilişkileri, aile ilişkileri vb. hepimizin içinde bulunduğu birçok ilişki aslında çıkar üzerine kuruludur ve bencillikten öteye gidememektedir.


    O zaman nedir asıl sevgi?
    İçinde merhamet olan sevgidir. Karşısındaki kişinin hem sevincini hem acısını paylaşabilmektir. Özellikle de acısını...

    Karşısındakinin rahat olmasını, acı çekmemesini istersin. Onun hissettiklerini içselleştirir duyumsarsın. Kendini onun yerine koyar, sanki onun bedenindeymiş gibi yaşadığı acıyı yaşar, hissedersin. Bu şekilde de ona acıma ve merhamet duyarsın. Onun acı çekmesine engel olmaya çalışırsın. Yeri gelir onun için kendini feda edebilirsin. Bu da seni sevgiye götürür. Bu duygu sayesinde de sevdiğin kişiler ile arandaki engeller kalkar, duvarlar yıkılır. Bambaşka bir durumdur bu içinde hem acıyı hem sevgiyi barındıran...


    Pekala gelelim öfkeye...
    Hiç mi öfke duymayız?
    Elbetteki birçok sebepten dolayı öfke duyabiliriz. Bunu aşmanın en önemli yolu ise "vicdan"dır. Vicdanımızın sesi ile birlikte bu şu şekilde atlatabiliriz:
    Karşınızdakine büyük bir öfke ve nefret duyduğunuzda o kişinin hem fiziksel hem de ruhsal olarak kötü bir durumda olduğunu hayal edelim. Belki hasta olduğunu belki ölümcül bir durumla karşı karşıya geldiğini örnekler arttırılabilir. O an aklımıza ne geliyorsa. Bu durumda ona acıma hissederiz. Merhamet duyarız ve bu şekilde öfkemiz sönebilir.

    " Çünkü merhamet öfkenin panzehiridir."(Sayfa 120)

    Son olarak adaleti ele alalım.
    Şu alıntı ile devam etmek istiyorum:

    #40731798

    Gerçekten de böyle değil midir? Adaleti isteriz ama elimizi taşın altına koymayız. Başkalarından beklersiniz adaleti, kendinizi geriye çeker car car geriden bağırmakla yetinirsiniz. Üstelik bu tarz kişiler genelde sadece kendi çıkarlarına uygun adaletle meşgalelidir. Mesela kendi düşüncesinde olmayan kişilere karşı gayet gaddar ve acımasız olurlar. Adalet sadece kendileri için vardır. Gözlerini kin ve nefret bürümüştür kendi düşüncesine zıt olan kişilere karşı. Çünkü vicdanları kararmış, paslanmış, hatta örümcek ağlarla örülmüştür sesi dinlemeye dinlemeye...

    Kitap boyunca devamlı aklıma gelen Nilgün Marmara alıntısını da eklemek istiyorum:

    "Herkesin vicdanı kendi polisidir!"

    Sonuna gelebildim sonunda. Daha anlatılabilecek öyle çok anlam var ki... Bunun için kitabı okumanız daha yararlı olacaktır. Sonuçta ben kendi algılarımla sınırlıyım. Herkesin algısı farklı ve ele alacağı unsurlar değişkendir. Kendimden parçalar bulduğum bir kitabı daha devirdim ancak bilgi ile çoğaldıkça acı da artıyor. Bunu göze alarak okuyunuz ve korkmayınız.
    Sevgilerimle...
  • PROMETHEUS
    ...
    Bana gelince, ben bu çileme katlanacağım
    Zeus'un öfkesi geçinceye kadar.
    OKEANOS
    Anlamıyor musun Prometheus,
    Öfke hastalığına iyi gelen sözler vardır.
    PROMETHEUS
    Yüreğin ne zaman yumuşayacağını bilmek şartıyla.
    Kaynayan bir öfkenin üstüne zorla gidilmez.
    OKEANOS
    Ama ben gitmeyi göze alırsam,
    Ne cezası olabilir bunun, söyle bana.
    PROMETHEUS
    Boşuna uğraşmış, delilik etmiş sayılırsın.
    OKEANOS
    Bana deli desinler razıyım:
    İyilik uğruna deli sayılmak güzel şey!
  • 266 syf.
    ·6 günde·Beğendi·10/10
    ***
    Çalın TAMTAMLARI!!!
    https://www.youtube.com/watch?v=nWOixCO1MC0

    "Hisset Yüce Varlık'ın gelişini!
    Neşelen ve neşe içinde öl!
    Davulların müziğinde eri!
    Bende seni, sende beni gör." #38699979

    ***

    Merhaba 1k okurları, akla hayale bile gelmemesi gereken yılların birinde Aldous Huxley adında bir yazar çıkar ve yaşadığı dünyaya kafa tutar. Ve bu dünyayı kendi kafasında yarattığı dünya ile birleştirip Cesur Yeni Dünya ‘yı meydana getirir. 1930’lu yıllarda klonlama üzerine yazabilmek, ileri görüşlülüğün ve bilimin bile ötesindedir. Ülkelerin yaşadığı çağ dışılık, fakirlik ve yıkıcılık göz önüne alınırsa, demek
    istediğim şeyi anlayacaksınız.
    *
    “Spoiler olma ihtimali olan sürpriz bozanlar olabilir. Bu uyarı sadece bilgilendirme amaçlıdır.”
    *
    Sizler İçin Özel Hazırlanan PDF Formatında Okuyabilirsiniz:
    https://yadi.sk/i/zPgI9XKMsLjOOQ

    *

    Bu inceleme üç bölümden oluşmaktadır;

    1- Ford’a Selam Olsun! (Doğaçlama bir inceleme),
    2- Cesur Yeni Dünya nasıl ortaya çıktı, esin kaynağı neydi, nelerdi, ne anlatmak istiyor?
    3- Kısaca 1984 ve Cesur Yeni Dünya karşılaştırması.


    Modernizmin kokuşmuşluğu, Yeni Dünya içine haplanmış; Özgürlüğün bedeli Vahşilik ile taçlanmış!

    Burası, CESUR YENİ DÜNYA!

    *

    BİRİNCİ BÖLÜM:

    *HERKES, HERKES İÇİNDİR*

    Kirlenmiş bir dünya, küllerinden doğmak için kendi sürecini başlatır. Tarihin derinliklerine indikçe bunun rahatsız edici örnekleri ile karşılaşırız. Her dönem karanlık, her dönem bataklık içindedir. Kendi karamsarlığı içinde kendi sistemini yaratmayı başarmıştır.


    Günümüzün sözde pembe düşleri gerçeği yansıtmadığı gibi, geçmişin dünyası da pembe düşlere gebe değildi. Tam da çamura saplanmış diktatörlüklerin yönetimleri ile doluydu.

    Çeşitli çeviri farklılıklarını göz önüne alarak ve birden fazla ünlü ismin adına imza edilen şu sözü hatırlayalım:

    “Süngüyle her şeyi yapabilirsiniz ama süngünün üstüne oturamazsınız.”

    İnsanları hangi forma sokarsanız sokun, içlerinde barındırdıkları RUH her zaman ortaya çıkmaya meyillidir. İnsan olarak doğmayan ama bu Ruhu bulan distopya ve bilimkurgu filmi örnekleri de mevcuttur. İnsanın düşmanı insandır. İnsanı, insandan koruduktan sonra her şey çözülecektir. “simple”

    İnsanlığı yönetmek için ya onların rızasını alırsınız yani demokrasi gibi yollarla, oy ile iktidara gelirsiniz ya da itaat etmek durumunda bırakıp, dikta ederek diktatörlüğünüzü ilan eder, topluluğu silah gücü ile kontrol altına alırsınız.

    Cesur Yeni Dünya, Ford ülküsünün izinde, bilimin sonsuzluğunda insanları etki altına almak için çeşitli ilaçlar kullanmaktadır. Bu ilaçlar sayesinde insanlık kontrol altına alınmaktadır. İnsanların üremediği, klonlandığı bir dünya hayal edin ve kavanozlarda dünyaya gelen seri üretim insanlık düşünün:

    https://giphy.com/...r-3ohzdQhmr2YrxHT45y

    Bu klonlar kendi aralarında sınıflandırılıyor. Nasıl ki, Zenginler, orta halliler, fakirler ve evsizler gibi
    tanımlar var, kitapta da Alfa, Beta, Gama, Delta ve Epsilon sınıflandırmaları var. Şekil A: https://ibb.co/123Z2g7

    Bu üretimlerin hepsinin birbirinden farkları var ve hepsi üretim esnasında çeşitli kimyasallar ile
    kontrol altına alınıyor. Daha sonra ise düşünmelerini engelleyen SOMA karışımını alıyorlar. Kafalar güzel yani. Uykularında şartlandırılan bu insanlar, günlük yaşamlarında mutlu bir dünya da yaşadıklarını sanıyorlar. Aslında yaşadıkları dünyanın nasıl bir dünya olduğunu bilmemektedirler.

    Aile kavramı yoktur, herkes herkesindir. İlk insan yaşamını düşünürsek ya da kabilelerin yaşam tarzı buna yakındır. Herkes, herkesle birlikte olabilir ve bu çok doğaldır. Cinsel yolla üremek söz konusu değildir, çağ dışıdır, böyle bir durum olması halinde hızlıca cezanızı çekeceğiniz adalara gönderilirsiniz.
    Ahh, Cesur Yeni Dünya!

    Modernizmin ve uyuşukluğun dışında kalan bölgelerde bulunmakta. Bu bölgelerde yaşayanlara VAHŞİ adı verilmekte. Vahşilerin kendi yaşam tarzları olmakla birlikte, özgür bir şekilde yaşayabilmektedirler. Teknolojiden ve tüm gelişmelerden yoksun fakat, özgür bir dünya!


    İKİNCİ BÖLÜM:

    *Modern Kölelik, Masallar Ve Mutluluk Patlaması*

    Kitabın Karakterleri Hakkında Bilgi vermek istiyorum. İsimlerin nasıl oluştuğunu bilmenizde fayda var, bunu kitabı okumadan bilmek spoiler değil, kitaba olan borcunuzdur. Bilmeden okumaktansa bilip okumak daha iyi değil midir? İlk adlar kitaptaki karakterler, ikinci adlar Huxley’in karakterleri esinlendiği isimlerdir.

    Mustapha Mond: Mustafa Kemal Atatürk, Sir Alfred Mond
    Bernard Marx: George Bernard Shaw ve Karl Marx
    Lenina Crowne: Vladimir Lenin Fanny Crowne: Fanny Kaplan Polly Trotsky: Lev Troçki
    Benito Hoover: Benito Mussolini, Herbert Hoover
    Helmholtz Watson: Hermann von Helmholtz, John B. Watson Darwin Bonaparte: Napoleon Bonaparte, Charles Darwin Herbert Bakunin: Herbert Spencer, Mikhail Bakunin
    Primo Mellon: Miguel Primo de Rivera, Andrew Mellon Sarojini Engels: Friedrich Engels, Sarojini Naidu
    Fifi Bradlaugh: Charles Bradlaugh Joanna Diesel: Rudolf Diesel
    Jean-Jacques Habibullah: Jean-Jacques Rousseau, Habibullah Khan

    Bu önemli isimlerden esinlenerek oluşturulmuş karakterler, kitabın içerisinde ki diyaloglarda
    kendisini fazlasıyla hissettiriyor.

    Cesur Yeni Dünyada insanlar cinsel yolla değil, tüp ile dünyaya gelir. Bu sitemin adı Bokanovski’dir. Yapay bir insan üretimidir. Üretim yapay olursa, insanlarda yapay olur. Bu söze karşılık gerçek dünyamıza bakarsak, normal yolla dünyaya gelmiş insanlarında ne kadar yapay olduğunu söylememe gerek yok, hatta birçoğu; yapay sanat dalında ödül dağıtsalar, birbirleri ile kapışacak seviyededirler.


    "...Oturup kitap okursanız fazla bir şey tüketemezsiniz." #38646208

    Tüketmek,
    Daha çok tüketmek,
    Sürekli meşgul olmak, ama kitaplarla değil,
    Bu dünyada gelecek ya da geçmiş kaygısı yoktur, Anı yaşamanın mutluluğu vardır,
    "Dört yıldan daha az bir sürede altı yüz kırk kadınla birlikte olduğu söyleniyordu."
    #38658108

    İsteyen istediği kadınla birlikte olur,
    Bu sav kitapta ki gibi altı yüz yıl sonra değil,
    Çok kısa bir zaman sonra modern dünyanın klasik davranış biçimi haline gelmiştir.

    "Bugün alabileceğin keyfi asla yarına erteleme." #38701346

    *

    Bir hap atarsın ağzına,
    Tüm olumsuzluklar kaybolur,
    Umutsuzluğun olduğu yerde,
    isyan vardır, Hapın olduğu yerde huzur vardır,
    Yaşasın Ford demek için,
    Yanında Hap olmalıdır,
    Hap yoksa,
    Hapı yuttun demektir,
    Bu hapın adı SOMA’dır!

    *

    Toplum uyuşturulmuştur,
    Düşünemez haldedir,
    Haplar ve bilinçaltına girilmesi sayesinde
    Pablo Escobar’ın beyaz rüyasında yürür gibi kafaları iyidir.
    Fikir diye bir şey yoktur,
    Sublimal mesajlar,
    Telkinler,
    Anonslar,
    Sürekli gülen suratlara ne yapması gerektiğini söyler, Tıpkı 1984’de ki gibi!
    “Big Brother is Watching You!”

    *

    Sistem eleştirisi yapmak hatta bunun üzerine kurgusal kitaplar yazmak basit gibi gözükebilir. Ama sırf eleştiri yapmayı becerdiğini sanıyorsun diye bunu yapamazsın. Herkes yapamaz, yapabilmek için; akıl ve mantığını kullanarak, bilgi birikimini ortaya dökerek, aklın uç noktalarında yürüyüp, gerektiğinde
    koşarak, sistemi eleştirirken dahi sistemi sistemin içerisinde bozguna uğratarak, okuyucuyu da kaba tabirle dumura uğratarak yapabilmek lazımdır, bu da herkese nasip olmaz. Aslında bu tanım neden herkes yapamazın tanımıdır.


    *

    Düşünmek, YOK!
    Sorgulamak, YOK!
    Hüzün, YOK!
    Çözüm Üretmek, YOK!
    Fikir söylemek, YOK!
    Yalnız kalmak, YOK!
    Şüphe, YOK!
    Öfke, YOK!
    Kaygı, YOK!
    Soma, VAR!*

    Devletlerin insanlardan beklentileri çoğu zaman bu şekildedir. Özelikle dikta rejimler de, halkın sorgulaması kesinlikle beklenmez. Sorgusuz bir şekilde itaat etmeleri beklenir. İnsanlar çalışmadan

    birçok şeyi elde etmek istiyorlar. Bu sistemde biraz çalıştırıp, insanların rahatını sağlıyorlar. İnsanlar sürekli bir şeylerle meşgul olurlarsa, o zaman hükümetlerin karşısına çıkmazlar. Çok uzak değil, yakın bir geçmişte, Elon Musk aynen şu ifadeleri kullandı;


    “Çalışmanın daha kolay olduğu yerler de var, ancak kimse dünyayı haftada 40 saat çalışarak
    değiştirmedi.” dedi. “Dünyayı değiştirmek için kaç saat çalışmak gerekir?” sorusunu ise, “80 ila 100
    saat arasında olduğu” şeklinde cevapladı.


    İnsanların rahata ermesi teknoloji ile olacak gibi görünmüyor. Teknoloji hep var olacak olacağı düşünülse de, insansız iş gücünden yoksun bir dünya pek düşünülür gibi durmuyor. İnsanlar sorun yaratmamak içiN, sürekli bir şeylerle meşgul edilmelidir. Bunun en bariz örneği, tamamen içine battığımız, Tüketim Toplumudur!


    Sadece tüketirsek, tüketecek bir şeyin kalmayacağını çok yakında anlayacağız!


    “Çalışmadan, yorulmadan ve üretmeden, rahat yaşamak isteyen toplumlar; evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini daha sonra da istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar.”


    ~Mustafa Kemal Atatürk

    Gazi Paşa durumu özetlemiş, dünyadan bağı kopmuş devletten, modern bir ülke yaratması Huxley'in gözünden kaçmamış, kitaba konu olan karakter Mustafa Mond, Mustafa Kemal'den esinlenilmişti.


    *


    ÜÇÜNCÜ BÖLÜM:


    Kısa Kısa Cesur Yeni Dünya ve 1984 Karşılaştırması;


    1984’te Terör ve fiziksel şiddet yöntemleri kullanılarak bir diktatörlük öngörülmüştür,

    CSY’da ise; ilaçlarla insanlar uyuşturulmuş, bu şekilde itaat etmeleri sağlanmıştır, kısacası bilimin
    etkisi altındadır.


    1984’te kitapların yasaklanması ve yok edilmesi konu edilirken,

    CYD’da ise; insanların kitapları okumayı kendilerinin bırakacağından, okuma oranının azalacağından,
    sonra akıllara kitapların hiç gelmeyeceğinden bahseder.


    1984’te insanların baskı altında yaşaması, sürekli izleniyor olması konu edilirken,

    CYD'da ise haplar sayesinde mutlu insan toplulukları konu edilmiştir. Bilinçsiz bir toplum tasviri vardır.


    1984’te gizli bir başkaldırı örgütü vardır, ve bu örgüt ile her şey düzelecektir, bunun hayali vardır,

    CYD'da ise, böyle şeylere yer yoktur, gerekte yoktur. İnsan zaten kendi bilinçsizliği ve vurdumduymazlığı sayesinde, kendisi böyle bir kurtuluşu akıl dahi edememektedir.


    Kısacası özetlersek, bu iki önemli distopya’nın Orwell tarafı daha karanlık ve kötücül bir dünya sunar, yüzümüze postallarla basılıp geçilir, korku insanlığın efendisi olur! Huxley tarafı ise, insanlığın tüketim toplumu olacağını öngörür, vurdumduymazdır, düşünemez, zaten kendisi, kendi pimini çekmiştir.
    Bilimin ve teknolojinin yaygınlaşmasıyla, bu tamamen yok olur ve insanlık kendisini hapların kaderine
    koy verir.


    "Bilim tehlikelidir; büyük bir özenle ağzına gem vurmak ve zincire bağlı tutmak zorundayız."
    #38837919


    Mutlu olmak varken, neden mutsuzluğu seçesin ki diye soruyor CesurYeniDünya!


    *


    Bu dünyada “HERKES, HERKESE AİTTİR,”

    Burası “CESUR YENİ DÜNYA!”


    *


    İncelemeyi okuduğunuz için teşekkür ederim.

    10/10


    *

    Iron Maiden – Brave New World (Cesur Yeni Dünya)
    https://www.youtube.com/watch?v=4_FDjDwNygM


    “Kayboldu hepsi,
    Satıldı ruhun;
    Bu Cesur Yeni Dünya ‘ya.”
  • Son zamanlarda hep affetmekle ilgili yazılar,kitaplar,ayetler,hadisler çıkıyor karşıma.Ve diyorum ki vardır bunda da bir hayır.Bu paylaştığımda hoşuma gidenlerden biri. Affetmekle başlıyorum haftaya en çok da kendimi affetmekle...
    “Hakkımızı helal etmediğimiz kişi ahirette biz helal etmeden cennete giremeyecek değil mi”, “seni Allaha havale ediyorum dediğimiz kişiye ne olur?” puslu gözbebekleri ve kırmızı yanaklarla sorulan sorulardı bunlar. Ortam nasıl soğumuş, buz kesmişti. Evet, Rasulullah, evladının, amcasının katilini affetmişti, Hz. Ebubekr bir kere affetmeyeceğini söylemiş ve üzerine Nur S/22 “Allahın da sizleri affetmesini istemez misiniz?” ayeti nazil olmuştu. Bunlar hep anlatılagelen şeyler ama gariptir, bizleri affetmeye ikna etmiyor. Halbuki, peygamberleri örnek almayacaksak, C. Hakk’ın onları insan olarak indirmesinin ne anlamı kalır.
    Ben de, kadim tıp bilgelikleri üstüne çok verimli bir sohbet geçirdiğimiz Dr. Ebru Hanımdan bir anektod vermek istedim: Her organımızın maddi bir işlevi olduğu gibi manevi bir işlevi de var. Yaşadığımız duygusal travmalar(korku, üzüntü, kaygı, öfke, stres..) uzun sürdüğünde (yaklşk 1 yıl) hangi organa denk geliyorsa bir tıkanıklık gibi organda kronik rahatsızlığa neden oluyor. Yani hangi hastalığı ve hangi zamanda vücudumuz neden seçti sorusunun mutlaka bir cevabı var; fakat bilinçaltında. Bilinçaltı ayrı bir cumhuriyet olduğu için oraya ulaşmak desteksiz mümkün olmuyor. Ve bazı bilinç hallerine yükselip yetkinliği olanların bilinçaltı temizliği yapması mümkün. Bize zarar veren duyguları tekrar etmeyerek bu şifayı devamlı kılmak da mümkün. Ama işin besmelesi, tedavinin başı; herkesi affetmek. Affetmeyi kabul etmezseniz tedaviyi de reddetmiş oluyorsunuz.
    Affetmek, izlediğimiz “intikam” temalı filmlerin vs bizde uyandırdığı haz nedeniyle midir bilmem içimizde, “enayilik” ve “saflık”la karşılık bulmuş durumda. İzlemekten bile sinsice bir keyif alıyoruz. Oysaki birisini affettikten sonra, size aynı zararları veremeyeceği bir mesafeye koymak pekala mümkün. Ama istersek. Peki affetmek dile nasıl tezahür ediyor? Yusuf as kardeşlerine demiştiki: (لا تثريب عليكم اليوم)
    “Bugün size bir ayıplama yok”
    Yani ahirette hesaplaşma sahnelerini hayal edip durmaktan çok uzak.
    Öyle. Affedelim gitsin. Kinleri öfkeleri özgür bırakalım; Allah rızası için. Bu bizim yolumuz.
  • 208 syf.
    Canım Hür YUMER … ‘ O iyi insanlar o güzel atlara binip çekip gittiler ‘ dediğim şu canına yandığımın dünyasına kendi isteği ile erken veda etmiş insanlardan biridir… 39 yaşına kadar edebiyatımıza bir çok şiirler öyküler kazandırmış, Ahdım Var ile de 1996 Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü’ nü almış yazarımızdır.
    Yıllar yıllar önce okuduğum bu kitap sanırım kışın etkisine girdiğimden aklıma düşüverdi yine ve paylaşmak istedim.
    Ahdım Var ;
    Mesed
    Panter’le Pembe Alıştırmaları
    Ha-Ah-Bakıh-Zukrum
    Azzuro Vecchio
    Bahar Sofrasından Kalkan Adam
    “İlhan Ekler”
    Masal
    Öfke
    Evlat, Evveliyat!
    Zalim Bey’in Ucuz Zürriyeti
    Başlangıç
    Tıpkı Hayal Ettiğim Gibi
    En Güzel Pazar Günü
    isimli öykülerden oluşuyor ve anlıyorsunuz ki Hür Yumer mükemmel bir öykücü.
    Üstüne daha fazla konuşmak istemiyorum okuyunca insanın içine nasıl işlediğini anlayacaksınız ve zaman zaman mizahının ne kadar güçlü olduğunu da…
  • Kızdığımız zaman bağıran, konuşan biz değil, hırsımızdır. Nasıl sis içinde her şey olduğundan daha büyük görünüyorsa hırs içinde de suçlar büyüdükçe büyür.
    Michel De Montaigne
    Sayfa 236 - İş Bankası Kültür Yayınları, Ocak 2018
  • Bir devlette her şeyin çocuk eğitimine bağlı olduğunu kim bilmez?
    Michel De Montaigne
    Sayfa 235 - İş Bankası Kültür Yayınları, Ocak 2018