• 256 syf.
    ·2 günde·Beğendi·10/10
    Merhaba canlar.Harika bir kitap okudum.Okurken sizi düşündüren,düşünürken tekrar okutan bir kitap.Özellikle de düşünürlerden yola çıkılarak yazılması en hoşuma giden yanı.Edebi tarafını söylemiyorum bile.Sosyolog adayı olarak çok beğendiğim bir kitap oldu.İnsanları bu kadar güzel analiz edip anlatmak büyük ustalıktır ve bazı şeyleri daha doğrusu görmezden geldiğimiz insanları anlatması ve göstermesi mükemmel.Aşk, yalnızlık,çaresizlik,ölüm sarmalı içerisinde harika bir kitap.Gelelim kısa bir özetimize:

    Adem Bey (bakın Âdem değil Adem) hayattan çok darbe almış bir insan.Bu darbeler taaaaa çocukluğundan başlar ve yetişkin olduğunda da devam eder.Ama azmi sayesinde başarılı bir insan olur.Başarı/başarısızlık konulu semineri sırasında konuşmalarında bağ kuramama,anlamsızlaşma arasında bir duygu hisseder daha sahneye çıkmadan ama konuşma sırasında olduğu yere yığılır.Felç geçirir.Doktorlar ölümünün yaklaştığı haberini verir.Başlarda kızları da dahil gelip gitme aralıkları azalır.O hasta yatağında yatarken mal paylaşımları olur.Ağzına kalem konarak imza attırılır ve sonunca adalet önünde tabiri caizse donuna kadar alınıp eşine verilir.Kendisine kalan da bir poşet için de kendi yazdığı kişisel gelişim kitapları ve çar çaput.Kendisi ya tekerlekli sandalyededir ya da koltuk altı değnekleri sayesinde iki büklüm ayaktadır.Hayattan bunalan Adem Bey alır başına Kadıköy'de ev tutar.Denize,kara sulara yakın olmak ister.Amacı intihar etmektir.Zaten ölüyüm, öleceğim psikolojisi ile kara sulara kendini tam tekerlekli sandalyesiyle atacakken baştan aşağıya leopar giyinmiş bir kadın ona engel olur.Kendisine Matmazel derler.Emekli bir faişedir.Bu ikisi birbirlerine can yoldaşı olurlar.Kendisinin de hayatı berbattır.Birden fazla koca,iki evlat.Birinin kendisinden haberi yok diğeri de sürekli hapse girer çıkar ama Matmazel yine de hayata meydan okur.Derken Adem Bey bir psikoloğa gider.İçeriye girdiğinde ise psikoloğun intihar edeceğini görür.İçinden alır verir.Anlayacağınız Adem Bey de psikolog Memduh Bey'in hayatını kurtarır.Bu üçlünün bir şekilde hayatları kesişir.Psikolog garip biri olmasına rağmen bu üçlü hep beraberdir.Adem Bey sisteme karşı bir adamdır.Sistemin insanı köleleştirdiğini,yapmacık şeylere hizmet etmeyi sağladığını ve insanın düşünmesini engellediğini söyler.Birçok da örnek verir kitapta.Adem Bey ötekileştirilmiş insanlarla bir topluluk oluşturma fikrini söyler başta Memduh Bey ve Matmazel pek ılımlı bakmaz hatta Memduh Bey ile Adem Bey arasında bir kavga da olur ve Adem Bey psikoloğu denize atar.Aslında isteyerek yapmaz, psikoloğun dengesi bozulur ama kafasına Adem Bey tarafından aldığı darbe olayı büyütür.Neyse Adem Bey kendini biraz çeker ve eve kapatır kendini.Bir süre sonra tekrar birleşirler.Tabi yanlarına bir de küçük bir kız katılır ve 'mumların insanları daha iyi aydınlattığı' yönünde bir de düşüncesi vardır.Gerginlikten sonra tekrar biraraya gelen bu üçlü sohbet ederler ve böyle zaman geçer.Ve o en en içimizi yakan gün olan ve hala da etkisinden kurtulamadığımız,kurtulamayacağımız Ağustos depremi olur.Her yer toz,duman,ölüm,korku,haykırışlar...Herkes çok korkar.Korku az kalır,acı vardır,ölüm vardır.İnsanlar ordan oraya bir şeyler yapmaya çalışır.Haykırışlar hiç dinmez.Evlere giremezler,uyku uyuyamazlar,su bile içmek unutulur.Bu üçlüden Matmazel koşar evlatlarına bakmaya,Memduh Bey'de tam sevdiği kadını öldürmeye gittiği anda deprem olur ve vazgeçer geri döner çünkü her yer dümdüz olmuştur.Silahını da denize atar.Adem Bey ve küçük kız da beraber uzun uzun oturur.Tekrardan bu üçlü birleşirler.İnsanlar yaşamaya devam ediyor.Adem Bey'e göre depremden önce sadece kendileri gibi toplumdan dışlanmışlar öteki iken şimdi yani deprem sonrası herkes öteki oldu.Durum eşitlendi.

    Acaba Adem Bey'in ve yoldaşlarının hayatlarında daha neler vardı benim anlatmadığım ya da daha neler olacak? Hepsi sizde canlar
    Emeğinize, yüreğinize sağlık hocam
  • Öldü, hepsi bu, neden öldüğünün önemi yok, bir insanın neden öldüğünü sormak saçmadır, neden öldüğü zamanla unutulur, yalnızca bir tek sözcük kalır geriye, Öldü
  • 784 syf.
    ·11 günde·Puan vermedi
    Merhaba;
    Dostoyevski romanına aşkı da dahil ederse ancak böyle olurdu dedigim bir eser oldu.
    Ilk önce hızlıca şuna değinmek istiyorum; daha evvel yazardan kalın olarak Karamazov Kardeşler ve Suc ve Ceza kitaplarını okudum ve Budala ile onlar arasında bir kıyaslama yaptığım zaman hic bir yönden o eserlere benzemedigini söylemek isterim.
    Özellikle asla diğerleri kadar akıcı olmadığını bilmelisiniz. Bu kötü bir kitap olduğu anlamına gelmez kesinlikle, son derece etkileyici ve güzel bir eseri bitirmiş oldum fakat çok hareketli bir olay örgüsu olmadığı için akıcılık yoktu ve hatta çok fazla uzatılmış olduğunu bile düşündüm okurken.
    Dostoyevski bu eserinde baş karakter olarak sara hastası olan Prens Mişkin'i seçmiş. Prens sara hastalığı olan isvicre de tımarhane de tedavi gördükten sonra Rusya ya dönen ve aslında sağlık sorunu nedeni ile evliliğe hiç müsait olmayan bir genc.
    Fakat Rusya da iki kisi ile gönül ilişkisi oluyor. Ikisi de birbirine tamamen zıt hayat koşullarında yetişmiş ve yapı olarak da birbirinden çok farklı Nastasya ve Aglaya.
    Eserin içinde baska bir cok karakter vardı açıkcası okuduğum en kalabalık kitabı olduğunu söyleyebilirim. Ve hepsi ile ilgili ayrıntılı karekter analizleri vardı.
    Prens Miskin in karakter analizi ise sonlara doğru arkadaşı Ipolit tarafından yapılıyordu ki burası benim sevdigim bölümlerden biriydi.
    Zira oldukca kendine has bir tarzı olan karakterimiz var. Son derece iyi niyetli, algıları kuvvetli ve yardımsever biri olan Ptens tam da bu özelliklerinden dolayı budala olarak adlandırılıyor.
    Son olarak Dostoyevski'nin gerçek hayatında yaşamış olduğu idam sehbasındayken affedilme ve sara nöbetleri geçirme sahnelerini bu kitabında oldukca başarılı ve etkileyici bir şekilde tasvir ettiğini söyleyebilirim.
    Üzerine uzun uzun konuşulacak bir kitap fakat ven daha fazlasını youtube kanalıma saklıyorum.
    Şimdiden herkese keyifli okumalar dilerim.
    Youtube kanalım için;
    https://www.youtube.com/...YAdpca9gSpXaa33F04Cw
  • Ruhumun her zamanki durumunu tanımlamayı bir ölümlünün düşebileceği en şaşırtıcı durumda tasarlayınca, bu girişimimi başarmanın en kolay, en güvenli yolunu, yalnızca dolaşmalarımı ve dolaşırken kurduğum düşlemleri olduğu gibi yazmakta buldum. Bu yalnızlık ve düşünme saatleri, günün, bütünüyle kendim olduğumu, bana yabancı düşüncelerden uzak olduğumu, doğa benim nasıl olmamı istediyse öyle olduğumu gerçekten söyleyebileceğim tek anlarıdır.

    Bu düşüncemi gerçekleştirmekte çok geciktiğimi, az sonra anladım. Canlılığını yitiren imgelemim artık, eskisi gibi, kendisini eyleme geçiren bir konu karşısında ateş almıyor. Düşlemlerin sabuklaması (hezeyanı), beni daha az sarhoş ediyor. İmgelemimin şimdiki ürünlerinde, yaratmadan çok anımsama var. Alışkılarımın hepsi, ılık bir uyuşukluğa daldı. Yaşama ruhu bende derece derece sönüyor. Ruhum, köhne kabından zorla fırlar oldu ve ancak, hak ettiğimden dolayı beklediğim durumun gerçekleşme umudu olmasa, yalnızca anılarımla yaşayacağım. Böylece, kendimi büsbütün batırmadan önce görebilmek için, yeryüzündeki bütün umutlarımı yitirerek, yüreğimi besleyecek hiçbir besin bulamayarak onu kendi özüyle beslemeye ve besinini içimde bulmaya yavaş yavaş alıştığım döneme dönmeliyim.
    Jean-Jacques Rousseau
    Sayfa 23 - Bordo Siyah Yayınları
  • 390 syf.
    ·8 günde·7/10
    Kitabı tarihi açıdan değerlendirmek istemiyorum pek. Alanımla da alakalı olduğu için bu konuya kurguyla açıklanamayacak kadar derin bir konu olarak bakıyorum denilebilir. Ama karakterler ve durumların betimlemeleri, hikayeyle birlikte ustaca işlenmiş, İskender Pala her zamanki gibi edebi ustalığını konuşturmuş. Karakterlerle empati kurabiliyorsunuz, duygularını hissedip bir süre etrafa bakıp “ben nerdeyim?” diye sorabiliyorsunuz hatta. Okurken beni özellikle etkileyen “sevgi arayışı” teması oldu. Günümüzle de yakından ilgili bu arayış çok güzel anlatılmış. Hepimiz böyle aramıyor muyuz sahiden sevgiyi diye düşünüyor insan ara ara. Bunun dışında konuyu bağlayamamakla birlikte okurken şunu düşündüm; “Taçlı Hatunla tanışmak ve oturup konuşmak çok güzel olmaz mıydı gerçekten?”

    İyi okumalar, konuya ilginiz varsa mutlaka okuyunuz. Tavsiye ederim. Kırılan puanların hepsi “Tarihçi” bakış açısıyla kırılmıştır. Kitabı aldığınıza pişman olmayacaksınız :)
  • Doğru artık iplemiyorum kimseyi
    İlgimde kendime değerim de bundan böyle..
    Canım ne isterse öyle ,
    Tüm yetki paşa gönlüm de ...

    İster ağlatsın ister güldürsün
    Zoruma gitmez
    En azından derim ki canım öyle istedi
    Karıda zararıda başım üstüne ...

    Bu güne kadar hep başkalarının verdiği zararı ziyanı çektim de ne oldu
    Gün geldi hepsi toz oldu hiç kimsede değmedi ne çektiklerime
    Ne ödediğim bedellere ...

    Bari kendim için yaşayayım da değsin
    Güldüğümede öldüğümede ...!
  • TELEFON KULÜBELERİ YANGINI ÜSTÜNE ÇEŞİTLİ GÖRÜŞLER VE BUKUNAN KİTABIN OKUNABİLEN KISIMLARINA GÖZ ATIŞIN DEVAMI - 2


    Lise öğrencisi ne dedi? "- Bir duman çıktı ki, aboovv. Caddenin karşı kaldırımındaydım. (Arkadaşı dumanı öyle bir çeker ki içine, hepsini doğru yüzüne üfler.) Hergelelik yapma da, kafanı ver, iyi dinle beni. Ateş yok, alev yok, hiçbir şey yok. Heryer birden kararıverdi. Gecenin zifiri karanlığına kurban olayım, bunun yanında gündüz sayılır. 'Çökün! Çökün!' Ses de acayip. Tabiî, birdenbire gök sanki insana sahip çıkmış da, sesleniyor gibi. Herkes de çökmemiş ki; adım attıkça birbirlerinin üstüne yıkılanlar. İçimden, güzel bir kız da benim üstüme yıkılsa dedim. 'Gözlerinizi açın demedikçe açmayın!' diyen bir ses de duyuluyor hengâmede. Yahu bu da nesi? 'Âmin, âmin, âmin!' Neler be."

    O mahallenin muhtarı dedi ki: "- Ben işi bırakıyorum bugünden itibaren. Fiilen böyle bir yangın olmadı. Fiilen bize bir uyarı yapıldı. Gökyüzünü iyice etüd etmeye başlayacağım. Anlatılanların hepsi gerçekdışı. Gerçek olan da şu: kulübelerin yeri enkaz yığını. Nasıl oldu? Yirminci yüzyılın sonlarına yaklaşırken toplumsal bir sihirle karşılaştık". Şöyle diyen de var: "- Bu kadar çok telefon konuşmaları dengeyi bozdu. Ölümle hayat arasındaki dengeden konuşuluyor, sözkonusu denge bu yâni. Hayat, bu kadar gevezeliği geri püskürtmüş. Yeter artık demiş. Gökten biri aşağı doğru inmiş, az konuşun demiş. Muammayı unuttuk yahu."

    Olay yerinde çok yakın bir apartmandaki mühendis bir bayanın anlattıkları: "- Bilime aykırı. Fiilî bir durum var mı? Var. Bu nasıl açıklanacak? Yokuş aşağı dingili kopan kamyon gibi yuvarlanıp gitmiş aşağı herşey. Ben bilimle bağıntılı konuşmak istemiyorum. Gönlümün titreşimleri kabul edin söylediklerimi. 'Kapkara dumanla örtülmüş heryer', deniyor. Hiç duman çıkmadığı yapılan incelemeyle belirlenmiş. Hem yangın olmuş, hem yangın olmamış. Ben şöyle anladım. Hayatla ölümün içiçe olması nasılsa, bu da öyle. Gizemin etkinlikleri rakamlarla açıklanamaz dense de, gizemin bütün rakamları sarstığı bir gerçektir. Bilmiyorum, belki, bir süre sonra sır yüklü oluşumların ağırlığı matematik gerçekliğin tartışılmaz konumunu yeniden esaslı bir biçimde irdelememizi sağlayacak. Bir çatışma olacağı anlamında söylemiyorum; tersine, matematik gerçeklikler sır yüklü oluşumlarla güçlenecek, kendi kendini takviye edecek, insan daha kapsamlı bir sorumluluğun taşıyıcısı olacak. Daha iyi olmayacak mı böylesi?"


    ... kitabı... sana... ruhumuza âit çok şeyler var mı, diye birisi birgün bu kitabı ka... yanmış bir dünya verildi bana. Kabul ettim. Herhalde başka bir dünya kalmamıştı bana verilecek..... didik didik ettim, çok sonra, elimden geldiğince de usul usul;... bir duvar gördüm mü... ben bütün duvarları görünce yalnız O DUVARı görmüş olurum ki cesâretim sonsuz bir harâret... senin ellerin çok sıcak olurdu... çok...
    Nuri Pakdil
    Sayfa 28 - Gözetleme Noktaları
  • B> Tekrar hoşgeldin Aşkım, tapınağı beğendin mi? Senin için yaptırdım. Haftasonu için Portofino'daki evimize gitmek istermisin?
    V> Neden geri geldiğimi anlamıyor musun? Seni boşamak için geldim!
    B> Bu solcu gazetelerin saçmalıklarına inanmıyorsun değil mi? Bunların beni yoketmek için bir plan olduğunu görmüyor musun?
    V> Solcular sadece seni boş bıraktı. En büyük hataları bu! Şimdi erkek olmaya çalış palyaço değil. Televizyonda değilsin sadece sen ve ben varız. Sadece bir karı koca ilişkilerinin en acı verici anındalar, başarısızlık anı. Sadece seninle evlilik hayatıma perde çekmek için geri döndüm. Sen hasta bir adamsın. Psikiyatrik yardım alman gerekiyor.
    B> Ne diyorsun sen, yeter lütfen aşırı duygusallaştın.
    V> Daha az duygusal olayım o halde. Yaşı tutmayanlarla yatan bir adam. Bir baba nedir sence. Evi, ona şantaj yapan fahişelerle dolduran bir Başkan nedir? Daha az mı duygusal oldu bu ne dersin?
    B> Burboni'nin seni tiyatroda gördüğünde ne dediğini hatırlıyor musun? İyiydin canım, ama hiçbir şey duyamamama yazık oldu.
    V> Bu beni gücendirmiyor. Asla iyi bir oyuncu değildim, bunu biliyorum
    B> Oyuncu olmakla kalmıyordun sende fıstıklardandın, ama o zaman onlara öyle denmiyordu.
    V> Pekala şunu unutma, bu kadın, bu zamana kadar üç tane çocuğunun annesi oldu.
    B> Senin ne olduğuna bak, belki de bu yüzden bir arkadaşlık istemişimdir.
    V> Ne yapacaksın kadın kocasına bakmıyor diye küçükler ve fahişelerle mi olacaksın. Sefil durumdasın. Kadınları sevdiğin için değil. Yapacağın daha iyi şeyler olduğu ve yapmadığın için. Ülkene yardım etme fırsatın vardı ama etmedin hiç umurunda olmadı. Eğer bir tanrı varsa asla seni affetmeyecek asla.
    Devlet adamı olmak istedin, Cumhuriyetin Başkanı olmak için can attın ama yine de bir satışcıdan fazlası değilsin. Gençken birşeyler satardın. Başbakan olunca ruhunu sattın. İtalyan kültürünü, insanların umutlarını, gururunu sattın ve beni sattın.
    B> Seni mi sattım? Seni dünyanın merkezine koydum. O dünya seni unutmak üzereydi, hatta adını bile hiç öğrenememişti. Sırf üç çocuk büyüttün diye bunları bana söylemeye hakkın mı var sanıyorsun. Benim kim olduğumu ortaya serdiğine göre bende seni anlatayım istersen. Sende canlılıktan eser yok, soğuk ve resmisin, dayanılmaz kurallarla dolu bir dünya kurdun. Gülmeden önce gülmek doğrumu diye soruyorsun; bu nasıl bir hayat söyler misin? Benim kurallarım olmayabilir ama en azından yaşıyorum. Sonunda hayatın sunduğu fırsatları yakaladım diyebileceğim. Ama sen hep uzun ve acı verici sorumluluklarla dolu birşey gibi gördün; her zaman; işte bu çok üzücü, benim tavrımdan çok daha üzücü, hiç gerçek bir uyaranın yok, o uğraştığın tapınaklar, heykeller hepsi saçmalık, hayatla olduğu yüzleşmeyi reddeden birinin illüzyonu, hayatın pislik ve utançla dolu olduğu gerçeğinden kaçabilmeni sağlayan şey işte benim paramdı. Ama ben ailemiz için ellerimi kirlettim ve bunu bu ülkedeki herkesten daha iyi yaptım. Maddi ve siyasi imparatorluk kurdum.
    V> Bize ve kendine ne kadar iyi olduğunu anlatmaya bir ömür verdin. Bu kadar yeter başka ne var biliyor musun, bu doğru değil. Söylediğin kadar becerikli değilsin, işadamı olarak yeteneğin hayatın boyunca üçkağıt yapmaktan ibaret.
    B> Gerçekten çok safsın burdaki ve dünyadaki işadamlarının ne yaptığını sanıyorsun? Benim dışımda hepsinin dürüstlük abidesi mi olduğunu sanıyorsun? Sana yaşadığın fanusun içine hiç sızmayan gerçeği söyleyeyim mi? Hepsi benim gibi, hepsi! Hepsi ya engellerin etrafından dolanır, ya da onları yıkar geçer. Ama ben diğerlerinden daha iyi yaptım.
    V> Sen sadece ölmekten korkan bir çocuksun! Ama sana karşı tamamen dürüst olmak benim görevim. İyi değilsin.. Kirli işlerini halleden, senin yerine hapsi boylayan arkadaşların sayesinde hayatta kalmayı başardın, ve sevgili tv kanalların.. Seni hayalkırıklığına uğratmak istemezdim ama bir buluş yapamadın sen, sadece proğramları promosyon, reklam, pembe dizilerle, açık saçık şovlarla, ucuz filmler, salakça bilgi yarışmalarıyla şişirdin. Sürekli böbürleniyorsun ama sandığından daha ucuz birisin sen.
    B> Bunca yıldır hiçbir özelliğim olmadığını mı düşünüyordun? Neden o zaman bunca zaman benimle kaldın.
    V> Sen ve aptal kafadarlarınız bu ülkede hükmettiğiniz tek şey; seks budalalığınız ve zulanızı korumak.
    B> Şimdi boşanıyoruz ve zulamla ilgilenmiyor musun? Öylece çekip gidecek misin?
    V> Çocuklarımı düşünmem gerek.
    B> Ayrılık söz konusu olduğunda bir kadının en büyük savunması bu işte! Soruma cevap ver?
    V> Sana acıyorum! Sana ve arkadaşlarına, Toto ve Pepino filminden fırlamış gibisiniz! Kırsal kesimden, yastık altından paranızla gelip züppece konuşuyorsunuz ve seksi kızlarla tanışmak için salyalarınızı akıtıyorsunuz! Siz bu sunuz işte! Modern olmaya çalışan aynı komik karakterlersiniz işte!
    B> Cevap vermedin hala canım! Bir özelliğim olmadığını düşünüyorsan bunca zaman neden benimle birlikte oldun? Neden! hadi söyle?
    V> Sen..! bir kere olsun; cevapla hadi! Senin servetin nerden geldi, söyle nerden geldi?
    B> Başlamam için babam 30 Milyon Liret vermişti bana...
    V> Bu doğru değil! 113 Milyon Liretti, bu paranın nereden geldiğini asla kimse çözemedi.
    B> Sessiz kalma hakkımı kullanacağım.
    V> Ben yargıç değilim. Benim için cevap verdin bile..
    B> Ama sen vermedin!
    V> Asla kendini açık etmiyorsun bana bile.. Sen upuzun kesintisiz gösteri gibisin.
    B> Peki ya sen seninki de bir gösteri değil mi? Tatlı küçük bir kıza aşık oldum. O sağlıklı, kafası hayallerle dolu kızdan geriye ne kaldı? Hiç anlamadığım havalara giriyorsun, bana karşı sürekli mesafelisin, aksisin ve resmisin. Kendimi açık etmediğim doğru. Ama sen.. Artık seni tanıyamıyorum.
    V> O kızdan geriye ne kaldı bilmek ister misin? Hiçbir şey! Hiçbir şey kalmadı! Ben yaşlandım ve kötü yaşlandım.
    B> Bu benim suçum öyle mi?
    V> Öyle demedim.
    B> Lütfen cevap ver neden bunca zaman benimle birlikte kaldın?
    V> Çünkü sana aşıktım. Senin özelliğin buydu beni aşık etmiştin.

    LORO
    (2019 Movie, B=Berlusconi ; V=Veronica, eşi)
  • Bitti artık saçma sapan mecburiyetler
    Öldü artık içimde ki sabırlı kişi
    Yeter bu kadar , Hepsi bu kadar
  • ~~~1990~~~’LI YILLARDAN BU GÜN’E YAŞANMIŞ DOLU DOLU DUYGULAR .


    1.BÖLÜM

    EV’E ATEŞ DÜŞTÜ!


    1986 doğumluyum .
    Yıl 1990-1992 o dönemlerde daha yeni yeni çevresini görmeye başlamış neyin ne olduğunu öğrenen anne,baba,iki abla ,bir abisi olan bir çocuk .
    -Baba yurt dışında gurbette para kazanıp ailesini kimseye muhtaç etmemek için mücadeleler veren aile reisi .
    -Anne bütün mücadelesini çocuklarını korumak evine barkına sahip çıkmak için kendini parçalayan Kocaman yürekli bir ANNE
    -ABLALAR halk eğitim merkezlerinde dikiş nakış öğrenen öğrendiklerini evde dantel oya gibi şeylerle uğraşan yer yer komşu kızlarıyla sek sek oynayıp piknik yapan kızlar
    -Abi benden üç yaş büyük her fırsatta kardeşini tartaklayıp döven her fırsatta kavga gürültü yapan agrasif bir yapı .
    -Ben o dönemlerde ateşli havale geçiren eline baban diye bir fotoğraf verilen gece babasının fotoğrafını yastığa koyup yatan çocuk , annesinin dizinin dibinden ayırmadıgı
    Ateşi yükseldimi korkusuyla sürekli ateşini kontrol ettiği çelimsiz bir can
    Ateşler yükselmeye başlayınca baş edilemez durumlara girince bu hastalık soluk hastahanede alınıyordu doktor bey hemşire hanım derken hatırladığım kadarıyla Kocaman gönlü pamuk elleri olan annem beni hastahaneye sırtında taşıdı durdu dolmuş yok otobüs 2-3 saat de bir geçer bulunduğumuz mahallede onda da boş yer olmaz
    Korsan dolmuşlar olurdu onlarda da boş yok olsada millet fosur fosur sigara içerdi kapı açıldığı zaman sanki bir duman bulutu çıkardı dolmuştan .
    Genelde benim canım annem sırtına alır şansını denerdi diğer mahallelere gider ordan binmeye çalışırdık dolmuşa otobüse doktor yazar verirdi reçeteyi iki iğne vururdu bilmiyorum doğru tedavi oluyormuydum o dönemde ama şunu biliyorum kendi kulaklarımla duyduğum kelimeler
    -Doktor
    Hanım aylardır gelir gidersin bu çocuğu biz değil sen kurtarıyorsun kurtarıcısı sensin
    -Annem
    Günde 20 den fazla ılık su ile ateşini düşürmeye çalışıyorum yanımızdan leğen su eksik olmuyor Allah herkese şifa versin sizden de Allah razı olsun deyip reçeteyi eline alıp beni kucaklayıp gözler yaşlı yola koyulan bir anne .
    Günler geçiyor ben ateşler içinde yanmaya devam ekmek parasından artırıp pazardan portakal almış annem bana yedirmeye çalışıyor iştah ne mümkün alevler içinde havale geçirirken .
    -Baba kazandığı parayı yurt dışından bize gönderiyor gelen para ilaç masraflarına gidiyor perişan durumlar .
    KADIN VAR TAŞI AŞ EDER
    KADIN VAR EKMEĞİ TAŞ eder derler benim annem TAŞI AŞ edenler den .
    Rahatsızlıkdan iyice çelimsizleştiğimi gören annem beni resmen gıda destek kampına aldı
    Kasapdan kemik alıp kemik suyu yedirip içirmeler
    C vitaminleri
    Diğer gıda. Destekleri ev yapımı yoğurtlar
    Ve daha gibi leri o dönem i kapsayan
    ÇOK ŞÜKÜR HASTALIĞI ATLATTIK
    Sağlık olarak normale döndüm
    Allah annemden babamdan hastahanedeki doktorundan ve herkesten razı olsun .
    Çünkü mahallemizde bulunan benim akranım bir kızları olan komsumuz un evide yangın yeriymiş ben bunu sonradan öğrendim aynı rahatsızlıkdan müzdarip komsu evi baba devlet memuru olmasına rağmen kızının sağlığını kendilerini parçalamalarına rağmen koruyamamışlar ve o günahsız kardeşimiz ateşli havale diye bilinen o rahatsızlığa maruz kalmış bütün çabalara rağmen sonucu ağır
    Kalıtsal durumlar zihinsel engeller bedensel hasarlar Allah yardımcısı olsun kendisinin de ailesinin de benyaşadım çok da iyi hatırlıyorum .





    Antalya yaz dönemlerinde fazla sıcak bir memleket tir nem olayını hiç koymuyorum bile

    Mahalleden arkadaşlar o dönemler de kıraathane de babalarının yanına giderdi para tırtıklamaya yada hani vardır ya okey masalarında yancılar yer içer herşeye karışır ortaya laf atar hesaba karışmaz çocukluk arkadaşlarımda kısmen öyleydiler
    Sadece yer,gazoz ve oralet içerlerdi 😊
    Bende kıraathane merdivenlerine oturur hayaller kurardım babam gurbetten dönmüş kahvede arkadaşlarıyla masada oturuyor
    Oğlum ne geziyorsun gel amcana sövde erkek görsün kızını sana versin
    gazoz iç tost ye desin diye düşlenirdim .
    -Ev
    Gece kondu sıvasız annem ve ablalarımın pamuk tarlalarında çalışarak kazandıgı para ile pamuk işçisi toplayan çavuşun bir gece kondu yapılacak kadar ev arsasını satması
    annemin komşular a ustalara inşaat işçilerine rica minnet borç harç bir ev yaptırması ile herşey bir anda değişmeye başlıyor
    Baba hala yurt dışında ,
    Ev yapılmış duvarları örülmüş pencere yok Elektirik yok su yok sıva yok
    Sevinçliyiz sıvasızda olsa penceresizde olsa BİZİM EVİMİZ !!! bizimde evimiz var
    herkes çok mutlu babam bu durumdan habersiz ,


    -Sıcak havalar esiryor ama alev !
    Bir yaz ayı ben yine sokakda
    misket, gazoz kapagı, futbol oynamış kan ter içinde eve gelmiş
    kuru ekmek domates almış
    balkonda yer minderine oturmuş yiyorum annem söyleniyor bu çocuk niye normal yemek yemez ?
    pilav var fasulye var diye
    vel hasıl ekmeğimi domatesimi afiyetle yeyip arkadaşlarımla anlaştığımız gibi sokak da bekliyorum
    birileri gelsede oyun oynasak diye 
    işde saklambaç,yerdenyüksek,elimsende felan
    Geç oldu hava iyice karardı
    arkadaşlarımın annesi abisi felan sesleniyor annem çağırıyor,babam çağırıyor hadi .
    Herkes dağılma vakti geldiğini anlıyor
    o durumda tıpış tıpış evin yolunu tutan ben
    Evde annem hariç herkes uyumuş hava gerçekden çok sıcak
    evin içinde nefes almak zor gündüz sıcagı depolanmış gece evin içinde kullanılıyor sanki evimizin üstü beton arme dedikleri cinsten orada annem bize yer yatağı yapıyor öyle uyuyoruz.
    Ben o dönem tutturmuşum bir baba türküsü sağa babam sola babam anne babam babam babam
    Böyle uzanmışım sırt üstü kollarımı dirseklerden kavırıp ellerimi başımın altına koymuş gök yüzünde yıldızlara bakıp hayal kuruyorum .
    -Annem
    Oğlum nereye bakıp ne görüyorsun ?
    -Babam nerde ne zaman gelecek ?
    ( o arada bir uçak geçiyor sadece Çakar lambası görünüyor başka görünen birşey yok uçak yani işte )
    -Annem
    Bak uçak gidiyor gördün mü ?
    -EVET gördüm .
    -ANNEM
    BAK İŞTE BABAN O UÇAKLA GELECEK 😊
    -Allahım babam uçakla gelecek yaşasın
    Babam gelecekmiş , babam benim babam .!!!!

    Garip beden o sevinçle uyuyup kalmış tabi.
    Sonraları memleket den (Karadeniz bölgesi ) bize gelenler var amcalar ,dayılar gurbet e Antalya'ya geliyorlar çalışıp para kazanacaklar söz de .
    İnşaatlarda çalışıyorlar işde amelelik , getir götür işleri felan

    -Traji komik durumlar .

    Sevgili akrabalarım ,
    İnşaatda sıva ,duvar,kalıp kısaca inşaat ile alakalı bütün işleri yapıyorlar para karşılığında .
    Gel gelelim bizim evimizde yaşıyorlar para kazanmalarına rağmen babamın gönderdiği annem ve ablalarımın kazandığı paraları yiyorlar .
    Evin duvarı hala sıvasız ,badanasız
    Pencere yok (ince naylon ile kapatılmış )
    Odanın birinde çimento ,kireç ,ince sıva kumu
    Kapı yok .
    Annem diyor bizim herkese hayrımız dokunur
    Ama kimsenin bize hayrı dokunmaz
    Annem yerden göğe kadar haklı

    Komşunun kocası yevmiye li olarak gelip çalısıyor evi sıva yapıyor
    Evde o işden anlayan akrabalarım olmasına rağmen .

    -TİCARET PARA TATLI
    Mahalleye kurulan pazar yakın e Antalya sıcak en güzel ne satar ?
    SOĞUK BUZ GİBİ. SUUUUUU
    SOĞUKSUUUUU

    Cuma günleri öğlen saatlerinde dolaba buzluga çelik derin bir tabak da su koyardım boyum yetmez o an üstüne çıkabileceğim ne bulursam çıkar koyardım .
    Cumartesi sabah kalkar evde kullanılan yeşil su termosumuz vardı
    genelde Antalya'da evlerin olmazsa olmaz ev gereçlerinden 🙈
    Bir gün öncesinden koyduğum suyu buz tutmuş bir halde alır kurar termosa doldururdum
    üzerine suyunu koyar para kazanacağım büyük bir işletme gibi
    Bir hevesle kucaklıyorsun kaldırmak için kalkmıyor
    acaba neden kalkmıyor ?
    O yeşil termos su dolunca içine benden ağır olduğu için kalkmıyor 😂
    Ne yapmak gerek
    devirsem suyun yarısını döksem hayal edilen parayı yere dökeceğim
    olmaz para kazanmayı kafaya koymuşum .
    AŞ şirket kurar gibi iş ortaklarımı arkadaşlarımın arasından seçip ticarete girmemiz lazım .
    Kimler olmalı derken buldum
    Kepçe İlker (kulaklar kepçe kazanı gibi )
    İskelet Adnan ( zayıflıkdan bi gömlek daha zayıf )
    Sümüklü Tamer
    Ve ben

    Şirket kuruldu sermaye benden
    Taşıma bağırma onlardan
    Kazanılan para ikiye bölünecek yarısı benim kalan yarısı diğer 3 kişinin

    Kanter içinde pazar yerine ulaştık geçtik bir kenara sırayla yırtınıyoruz
    BUZ GİBİ SU
    SOĞUK SU
    SUUUUUUUU
    Biri geldi kaç para diye dedik abla siftah bedava
    Sonra insanlar talep oluşturmaya başladılar
    Ufaklık ver bi bardak su
    Kaç para
    Derken baktık olmuyor dedik ne verirsen

    5000-10000 lira

    İşler tıkırında ben musluk başında açıyor kapatıyorum sadece 😎
    AŞ şirket in de bugüne bugün %50 hisse sahibiyim .
    Kiminden para aldık
    kimine komşu para alınmaz dedik
    kimi fazla verdi anlayacağınız.
    Ne şiş yandı ne kebab bulduk çocukluk aklımızla bir yol
    pazar bitti para sayıldı paylaşıldı
    Herkesi bir heyecan sardı
    Dikişli futbol topumu alalım
    Yoksa abilerimizin alıp oynadıgı patlayan dikişli futbol topunun kenarını yırtıp içine plastik top koyup bisikletçide hava bastırıp
    Fazla masraf A girmeyelim mi
    Tasomu alalım
    Küçüklük miniklik dediğimiz bilye ( misket ) mi alalım renkli renkli
    Siyah çekirdek mi yesek
    Cino çikolatamı alsak
    Gazoz la probis bisküvi mi yesek
    Yada yukardaki mahalle bakkalına gidip bütün big boble sakızların hepsini mi alsak 🤣😂😎
    Yedik bütün parayı
    Mısır cıpsi
    Çikolata
    Çekirdek
    Gazoz
    Misket
    Taso
    Ne varsa harcadık
    Kendi kazandığımız paranın lezzetini kendimiz yiyerek anladık
    Okula başlamama 1 sene kaldı

    Farklı ticaretler yapmak istedim
    Ne yapa bilirdim
    Su işi tek başına yapılmıyor ortak lazım
    Tek yapmalıyım
    Ne
    Ne
    Ne ?????
    -Annem
    Oğlum küçük tepsiyi ver ordan !!

    BULDUMMMM!!!!
    Tepsi simit. Simit tepsi
    SİMİTTTTÇİİİ 🤨

    Nasıl olur derken

    Annemden ağlaya zırlaya
    20 simit parası kopardım ve küçük tepsiyi
    Heyecanla pazar günün bekliyorum
    Bir çok kişinin evde pazar günü kahvaltıyı ailecek yaptığını biliyorum

    Sonra duydum fırından simit alıp satanlar 6-9
    Arası sıraya girip
    Kuyruk bekleyip
    Simit alıp
    Bağıra bağıra satmaya gidiyorlarmış
    Cumartesi gecesi uyumadım
    Heyecandan gidip simit satacağım diye
    Saat kaç oldu bilmiyorum çünkü Saat evin içinde salonda

    Tepsiyi kaptığım gibi üstünde tshirt altta şort
    Ayakda terledikçe ayağından kayıp çıkan terlik
    Koştur koştur fırına

    -YENİ SEKTÖR YENİ İŞ
    Simitçilik sektöründe ilk iş günüm
    Yuh o ne
    Sanki ordu var kuyruk değil
    Hepsi benden büyük abiler hatta bıyıklı sakallı amcalar
    Benim burdan simit almam mucize
    Hadi aldık diyelim bu adamlar benden büyük işi biliyorlar
    Rekabet fırında başladı
    Kavgalar
    Dövüşler
    Sıraya kaynak olmalar
    Tepsiyle kafaya vurmalar

    Ortalık bir birine karışşa iyiden iyiye emin im arada domates gibi ezilir salça olurum

    AAaaAAAAAAAaaa !!
    Kepçe ilkerin abisi
    Canım abim en sevdiğim abim
    Fırında çalışıyor
    Abi abiii Mustafa abi

    Abi ben simit almaya geldim bekle 5 dk sonra çıkar simit alırsın
    Ver sen tepsini bana ben çağırırım seni
    -Kaçtane ?
    -Bukadar param var abi 🙄
    -22 yapar hadi 3 de benden 25 yapsın 😆
    - İşte ozaman anladım sen birşey yapmak istediğin zaman mutlaka destekleyen insanlar olduğunu

    -Tepsiye simitler dizilmiş bi işaret gel al diye
    Aralardan sıvışarak gidip aldım tepsiyi tutmak ne mümkün simit yeni çıkmış tepsiye dizilince tepsi ısınmış
    el kadar çocuğum ne bilim ben
    Mustafa abi öyle olmaz
    elde taşınmaz o
    al şu havluyu katla başına koy
    tepsiyide havlunun üstüne koy
    bi elinle şurdan tut
    elin acırsa öteki elinle değiştir
    biraz sonra soğur zaten dedi
    -HADİ HAYIRLI İŞLER
    Bismillah dedim aldım simitlerimi çıktım fırından köşeyi döndüm tecrübesizlikden aval aval yürüyorum
    Yürü yürü derken
    Bi ses duydum ses uzakdan geliyor ama gür
    -SİMİTÇİİİİİİİİİİİİİ
    SICAK SICAK TAZE TAZE

    Birşeyleri eksik yaptığım belliydi
    Bende bağırmaya başladım
    SİMİTÇİİİİ
    SİMİTÇİİİ DİYE

    Biri çıktı lan simitçi gel buraya ver iki simit
    Buyur abi
    2000 yetermi. Bereket versin abi

    2 O abiye
    3 bu ablaya
    5 şu eve derken
    Simitleri sattım 3 saat içinde döndüm geldim eve para sayıyorum
    Keyifli keyifli
    -Annem gördü naptın oğlum
    -Sattım geldim anne
    -Oğlum sen çalışma gerek yok daha yaşın kaç el kadarsın
    -Olmaz anne çalışacağım çalışmayı seviyorum !!


    Ohhh tamam dır işi çözdük
    Okula başlayana kadar simit sattım
    Part time işi full time A çevirdim

    Artık sabit hergün kapısına poşet asıp simit bıraktığım müşterilerim oldu
    Artık veresiye bile verdiğim müşterilerim vardı
    Artık günde 3-4 posta simit almaya gidiyordum fırına işleri büyüttüm fırının en iyi sokak simitçilerinden olmuştum .
    -ANNEM
    Gözün Aydın baban geliyor dedi
    -Ben kendimden geçtim gözler sulandı
    Özlem sona erecek BABAM geliyor
    O siyah beyaz fotoğrafıyla uyuduğum BABAM GELİYOR .
    -Ne zaman ?
    -2 gün sonra
    Şimdi söyleyin bana babasının
    Fotoğraflarıyla uyuyan çocuk o 48 uyurmu hiç ?
    -Evet uyumadım son demlerime kadar
    Ama uyuya kalmışım 😞

    Annemle uyurdum hep nasıl olduysa bi uyandım sabahın 8-10 u gibi felan
    günlerden hangi gün hatırlamıyorum ama çok geç değil çok da erken değil
    normal kahvaltı saatleri
    Sağımda annem solumda bıyıklı bir adam 🙄
    İçinde bir heyecan BABAM MI ?
    Hiç çaktırmıyorum uyandıgımdan habersizler derken annem uyandı kalktı kahvaltı hazırlığı yapıyor .
    Peşine mutfakdan gelen seslerden babam kalktı .
    ÖPTÜ BENİ 😭
    6 yaşına kadar babasını gördüyse bile hatırlamayan ben i 1992 senesinde öz be öz BABAM ÖPTÜ
    Ne yapacağımı bilemedim tek yaptığım ağlamak oldu içine içine kana kana ağlamak oldu .
    Durdum bekliyorum tecrübesiz im
    ne diyeceğim ne yapacağım ne der ne yapar ?
    BABAMM DA KALKTI  YATAKDAN İÇERİ GİTTİ .

    KALDIM YALNIZ DÜŞÜNÜYORUM NE OLACAK DİYE

    -MUTFAKDAN BİR SES
    -Oğlum gel bak kim geldi
    Kalk hadi kahvaltı yapacağız
    Herkes seni bekliyor
    Bak kim gelmiş ?

    1.BÖLÜMÜ BURDA BİTİRMEK SANIRIM UYGUN

    SİZLERDEN RİCAM  YORUMSUZ KALMAYIN OLUMLU YADA OLUMSUZ
    BİLİYORUM YAZIM,ANLATIM,İMLA HATALARIM VAR  BUNLARINDA NEDEN OLDUĞUNU DİĞER BÖLÜMLERDE DİLE GETİRMEYE ÇALIŞACAĞIM
    SAĞ KALIR YAZMAYA DEVAM EDEBİLİRSEM
    21.01.2020
    23:52
    Paketteki
    SON
    SİGARA İÇİLİYOR .....🚬
  • aklındaysam. beni sen aşk şairi yaptın buram buram
    ne yol ne de film: bunların hepsi körüğü sönmüş çocuk akordeon

    la la la la! kafana sıktığın kurşunsam. aklındaysam.
    oldu olacak! bir daha çalsam! bir daha çal sam!
    Küçük İskender
    Sayfa 71 - sel yayıncılık, 3.baskı
  • 256 syf.
    ·10/10
    Nazan Bekiroğlu’nun Mücella isminde yeni bir romanı çıkacağını duyunca, ne zamandır kütüphanemde bulunan ama bir türlü okumaya fırsat bulamadığım edebiyat üzerine denemelerden oluşan Kelime Defteri’ni elime aldım. İşte bir bayram sabahında da bitirmek nasip oldu.

    Yazılar elbette kelimelerle yazılır. Ama bazı kelimeler yazarın hayatında özel bir yer tutar. İşte yazarın kalbinde özel yer tutan bu kelimelerdir sevgiyi, hüznü, acıyı, şefkati dile getiren. Yazar Kelime Defteri’den atmış bir kelimeyi kendince anlamlandırsa da bir röportajında bu atmış bir kelimeyi de ona düşürüyor: “Aşk, ezel, zaman, insaniyet, empati, acı, şefkat, tabiat, fıtrat, dil.”

    Bir toplum bozulmak isteniyorsa eğer, önce kelimelerinin içi boşaltılır. Önce, geçmiş ve geleceğin köprüsü kelimeler bombalanır. Okuyorum ya Nurullah Ataç’ı nasıl da böylesi bir gayret içerisinde biliyorum. Sadece kendisi değil, etrafındaki dostlarıyla bile kullandığı kelimeler yüzünden kavgalı. Onları devrimlere ihanetle suçluyor. Eğer dilde bir sonuç alamazsak tüm devrimler akamete uğrar diyor.

    Odasını taşıyor yazarımız. Oda bir öncekine göre küçük. Dolayısıyla tercih yapması lazım. Azalması. Azaltması. Öyle yapıyor, kitapların çoğu kolilere, ya da farklı yerlere kaldırılırken çok azı odasında yer buluyor ve sonrasında diyor: "Şimdi artık sırtımı kalan kitaplara bile çevirerek göklere bakmak zamanı" Göklere bakmak bugünlerde hep aklımda. Peygamberimiz de çoğu gecelerde hep gökleri seyreder şu ayeti okurmuş: “Muhakkak ki göklerin ve yerin yaratılışında ve gece ile gündüzün değişmesinde akıl sahipleri için ayetler vardır. Onlar ki, ayakta iken de, oturuken de, yatarken de daima Allah’ı anrlar, göklerin ve yerin yaratılışını tefekkür ederler ve Rabbimiz sen bunları boş yere yaratmadın derler.”

    Kitabın son yazısında "Ben artık şiir değil, sadece gerçeği istiyorum. Dümdüz cümlelerle yazılacak kadar belirginleşmiş olan sade, düz gerçeği. Boşlukları doldurmadan, yorum yapmadan, ‘yazmadan' yazmak istiyorum. Yalın gerçekleri, yalın cümlelerin sırtına yükleyerek söylemek istiyorum."diyor ve de ekliyor: "Düz cümleler dediysem, boş cümleler demek istemiyorum".

    Kitap, "Yaşantı", "Kavram ve Olgu", "Yazar ve Eser", "Metin Olarak Film", "Ben Artık Düz Cümleler Kurmak İstiyorum" bölümlerinden oluşmuş. Yazar bu bölümlerle bizleri edebiyatın kalbî dünyasında, sinemanın perde arkasında, romanların, bilhassa Rus romanlarının sayfaları arasında, fotoğraftaki anılarda, mektuptaki izlerde, ressamın renklerinde dolaştırıyor.

    Kelime Defteri’ni okuduğumuzda hangi yaralarımız şifa bulacakmış kendisinden dinleyelim: “Başkalarının hikâyelerinde kendimizi anlayabilir ve onarabiliriz. Bir romanın, bir filmin hikâyesinden insanlığa ve kendine dair bir anlama çabası çıkarmak isteyenler Kelime Defteri'nin talip olduğu okuyucuyu teşkil eder. Çünkü Kelime Defteri, ilgilendiği metinler üzerinden dünyayı ve şu zor insanları anlama derdinde. Edebiyat tahlili yapmak niyetinde hiç değil. Çok zor bir dünyada yaşıyoruz. En azından bana öyle geldi.”

    İşte kitaptan altını çizdiğim satırlar. (Hepsi değil tabi)

    Ölüm: Ölüm sonrasında bir hayat olduğundan, orada tekrar buluşup konuşacağımızdan kalemimin şu an elimde durduğundan emin olduğum kadar eminim.
    *
    Bir aşkı otuz beş yıl diri tutmaya yeten hayal, gerçeğin bir anlık görüntüsüyle tuzla buz olur. Aşk gerçekte doğar, hayalde yaşar ve tekrar gerçekte ölür çünkü.
    *
    Aşkın en büyük rakibi bizatihi kendi rüyasıdır. Kendi geçmişi, kendi bidayeti.
    *
    Aşk, susmayı seçmekle biter. Kavga varsa kelimeler var, yani ümit vardır.
    *
    Kelime acıdır. Hacmi ağırlığı, dokusu vardır. Tene değer ve keser. Öldürebilir de.
    *
    Ey kalem, nereye vardık ki ucun kırıldı? Kalbim öyle kırık ki!
    *
    Bir acıdan kurtulmanın en kestirme yolu onu şiirleştirmekten, hiç olmazsa benzer bir şiiri okumaktan geçmez mi? Mektup yazmayı bilmeyenlerin acıları ebedidir bu yüzden.
    *
    Yangında ilk kurtarılacak kelimelerdir. Kelimelerimiz yanıp kül olduğunda başlar tükeniş.
    *
    Ne yana dönsem harfler üzerime üzerime sıçrarken, tarihin belli dönemlerinde göz alıcı bir şaşaayla parlayan, sonra sonsuza değin unutuluşa gömülen alfabeleri düşünüyorum şimdi.
    *
    Gökten üç kuş geçiyor ben bu satırları yazarken. İkisi önde biri arkada.Hazin. Onları bir cümleye çeviriyorum.
    *
    Zaman zaman içinde. Zamansızlığın yani cennet zamanının tecrübe edildiği üç kalpten biri şair kalbi. Diğerleri çocuk kalbi, âşık kalbi.
    *
    Yangında ilk kurtarılacak olan kelimelerdir. Kelimeler yanıp kül olduğunda başlar tükeniş.
    *
    Defter: Bitti. Oysa benim daha çok kelimem kaldı. Su gibi. Ateş gibi.
  • 208 syf.
    ·2 günde·Beğendi·8/10
    Evde okuyacağım kitabım kalmamışken, nasıl kitaplığımıza geldiğini bilmediğim, “önsöz etkilemedi ama haydi okuyayım” dediğim bir kitap oldu. Kısa öykülerden oluşuyor, beğendim, kalbime dokunan satırlar çoktu. Tavsiye ederim, bir mola anlamında güzeldi.
    Hikayelerin birçoğunun kaynağı belirtilmemiş. Üslup akıcı ve hikayeler tesir edici nitelikte.

    Kitaptan bir alıntı: “Baba kızına sormuş: ‘Kızım ne görüyorsun?’ Kızı: ‘ Havuç, yumurta ve kahve görüyorum’ demiş. Kızını elinden tutup masaya yaklaştırmış ve daha yakından bakıp, hissetmesini istemiş. Kızı babasının dediklerini yaptıktan sonra demiş ki : ‘Ne görüyorum... Haşlanmış, yumuşak bir havuç; sonra, artık şişmekten içi katılaşmış bir yumurta ve bir bardak da kahve. ‘ ‘Hatta tadı da oldukça iyi...’ demiş.

    Ardından da:

    ‘Baba, bunu niçin bana gösteriyorsun?’ diye sormuş. ‘Bak’ demiş babası. ‘Hepsi aynı şekil kapta, aynı sıcaklıkta, aynı süre boyunca pişti. Fakat hepsi bu etkiye farklı tepki verdiler... Havuç ilk başta sertti, güçlü idi. Ama kaynatılınca yumuşadı, hatta güçsüzleşti... Yumurta çok kırılgandı, hafifçe dokunsan çatlayabilirdi, ama kaynatılınca içi sertleşti hatta katılaştı... Bir avuç çekilmemiş kahve ise yine çok sertti. Hepsi birbirine benziyordu ama ısıtılınca ne oldu, bu kahve çekirdekleri ısındılar, gevşediler ve içinde oldukları suya yayıldılar. Yayıldıkça suya koku, tat verdiler ve suyu eşsiz tatta bir kahveye çevirdiler... şimdi söyle bakalım, sen bunların hangisisin? Zorluklarla karşılaştığın zaman nasıl tepki veriyorsun?

    Sen havuç musun, yumurta mısın, yoksa kahve misin?”

    Timaş Yayınları 2003 yılı baskısını okudum. Yazar Asım Yıldırım hakkında: Yazar, Ankara Gazi Üniversitesi Edebiyat mezunu. Yıllar sonra tv muhabirliği yaptı.