• 144 syf.
    Güzel kitap ve dolu bir adammış vesselam, bu tanışma için sana teşekkür ederim.
    Sözümü tuttum, ektedir.


    Gerçekçi ve net ifadelerin adamı Voznesenski.
    Üslup; iğneleyici, sert, özgün ve olduğu gibi.
    Biçim; çok fazla sözcük oyunu barındırmıyor, sade.
    Ele aldığı konular, sosyalist ve toplumsal bakış açısıyla Nazım Hikmet ve  Ataol Behramoğlu'nu, aşkın bir çok halini anlatışıyla Cemal Süreya'yı anımsattı bana.

    Ve zihnime düşürdüğü cümlelerle küçük alıntılar:

    Otoriteler, savaşlar, ölüm...

    kanlar üzerinde yürüyordu bir zalim sessiz çizmeleriyle.*


    Özgürlük, barış ve umut...

    Benim sevgili halkım, Dönüp bak ileriye!*



    Kadının olduğu yer değil, görüldüğü yer...

    Bir kadını dövüyorlar. Böyle dövülür köle kısmı.*



    Görülebileceği yerlerden sadece biri...

    Ama temizdir onun yüksek ışığı,
    gözüpek ve tanrısal'dır.*



    Bekleyişler, uzaklar, endişe...

    hangi dertlere düştün sen orada, canım, sağ mısın, sapasağlam mısın?*



    Düş ya da gerçek, aşk...

    dayanılır şey değil aşktan yoksun kalmak*



    Şehirler içinde, şehirler kadar yalnızlık...

    yalnızsınız Paris'te her zaman,
    gerçi tek başına değilsiniz hiçbir zaman*



    Biz okuyamıyoruz, siz okuyun, yasaklara inat...

    Toprağa veriyoruz şiirleri. Şiir yasaklananlara serbest.*



    Güzel bir idea!

    Keşke yarı yarıya azaltılsa sayısı budalaların hem senin ülkende, hem benim ülkemde.*



    Otoriteler değişiyor, peki dinler kalıyor mu?

    Gelecek için utanç duymaktayım ben:  kim bilir, başka bir inanç  bizi tekrar mahrum kılar kutsal olan her şeyden!*



    Yeryüzünde ulaşamadığımız eşitliğe...

    mezara gireceğiz — eşit olacağız*



    Mesafeler ve özlem...

    Uzaklardaki ahizeye üflüyorsun
    ve benim ufacık yakam, bak
    senin soluğunla küçük bir bayrak gibi
    çırpınmaya başlayacak.*



    Sahiden yapar mısın bunu?

    Sana kefil olurum
    Yaşamın ve kötülüğün güçleri önünde ben*



    Farklı bakış açıları, farklı teknikler, farklı hisler tanımak isterseniz, okumanızı tavsiye ederim.

    Keyifli ve şiirli okumalar.
    Sevgiyle.
  • 128 syf.
    ·3 günde·Beğendi·8/10
    #kitapyorumum
    #KelebekMisali
    #EnesÇubukçu

    Tadımlık, harika bir şiir kitabı yorumuyla geldim.
    Şiirlerde, sözlerde kendimi bulduğum, en çok beğendiğim kısımları sizlerle paylaştım. Şair bu kitabında daha farklı bir tarz benimsemiş. Kitap bölümlerden oluşuyor her bölümde farklı konularla ilgili yazılmış. Yayıncı ve şairin ağzından bölümler hakkında girişte söylenenler çok hoşuma gitti. Örneğin bir konu sevgiliye sitem ise diğer konu özlem başka ve en ilginç konu ise şairin arkadaşlarına, akrabalarına ve ailesine şiir yazdığı bölüm.
    Bu kısımın özgün olduğu düşünüyorum. Okuduğum hiç bir kitapta böyle bir şeye rastlamadım. Şaiirin ailesine yazdığı kısımla ilgili bir alıntı bırakıyorum buraya.
    Ufak bir eleştirim var, kitap çok çabuk bitti yani bir saatte bitirdiğim bir kitaptı. Genel olarak tüm şiir kitaplarında olan bir şeyden bahsedeceğim. Koskoca sayfada iki cümle, bir şiir yazılmış. Okuyucu açısından rahatsızlık verdi ne çabuk bitti keşke biraz daha olsa hissini hissettim.
    Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

    #alıntı

    Rüzgârı olun hayatımın esip de hiç bitmeyen,
    Aynam olun ikiniz de hayatta yanlış yapmayayım.

    Bir şiirle borcumu ödeyemeyeceğimi biliyorum, Ne yapayım ben de bir şair olarak vefamı şiirle gösteriyorum.

    #alıntı
    Sen, gözümden düşen bir damla,
    Kalbimden akan yanardağımsın.
    Sen, yalnız şiirlerimde değilsin,
    Sen, her şeyimdesin.
    Seni kitaplara sığdıramam
    Sen, en derinimdesin...

    #alıntı
    Ben görmeden, sesini duymadan çıkarsız sevdim,
    Ben senin beni sevmeni beklemeden habersiz sevdim,
    Ben seni unutmak için sevmedim
    Ben seni kalbime yeni bahar olasın diye sevdim.
  • 496 syf.
    ·5 günde·Beğendi·
    Sevgili Kemal Tahir ile yine bir veda zamanım...
    Esir Şehir Üçlemesinin son kitabı olan Yol Ayrım'nda yan karakter olarak görülen Yüzbaşı Cemil (namı diğer Cehennem Topçu ) Yorgun Savaşçı eserinde,karşımıza ana karakter olarak çıkıyor.

    İttihat ve Terakki'nin ülkemizdeki etkisinin söndüğü 1919 yılından, Milli Mücadele Dönemi ve Kurtuluş Savaşı yıllarına kadar geçen süreçten derin izler taşıyan bu eser , 1.Dünya Savaşı sonrası Türk subaylarımızın yorgunluğuna eşlik eden yokluk ve zorluklara rağmen, bir Kurtuluş destanı yazabilmek adına,kendilerini ve sevdiklerini yok sayıp ,var güçleri ile canlarını dişlerine takarak giriştikleri direnişin ve örgütlenmenin destanı niteliğinde..

    Kemal Tahir , Türk toplumunu bilhassa sosyolojik açıdan çok iyi gözlemleme ve değerlendirme potansiyeline sahip bir yazar olduğunu, Yorgun Savaşçı'da da göstermiş bizlere.Hali hazırda var olan edebi ve siyasi tabuları yıkarak,ne kudretli bir kalem olduğunu ispat etmiş.

    1.Van Kros Paşa'nın Dürbünü
    2.Karanlığın Dibinde
    3.Dönemeç
    adlı 3 bölümden oluşan romanda, genel hatları ile o dönem Anadolu'da ve İstanbul'da başgösteren olaylar,yaşanan gelişmeler Kuvayi Milliye hareketi çerçevesinde ele alınmış.Her Tahir klâsiğinde olduğu gibi,bunda da yine düşündüren,sorgulatan,araştırmaya sevkeden ve dönemin siyasi- sosyal sistematiğini anlatmaya çalışan olgular vardı.Oldukça başarılı karakter çizimleri,psikolojik analizler,başarılı bir teknik ve hafızalardan silinmeyecek bir içeriğe sahip olan Yorgun Savaşçı'nın yalın bir dili,kendine özgün bir de üslubu var.

    Yorgun Savaşçı 1980 yılında,Kemal Tahir'in can dostu Halit Refiğ tarafından,TRT de yayınlanmak üzere, herbiri birer saat,toplamda 8 bölüm olacak şekilde sinemaya da uyarlanmıştır.Filmin çekimleri askeri gözetim altinda yapılmıştır.Ancak yine de,darbe diktatörü Krnan Evren komutasındaki askeri cunta tarafindan filmin orijinal kayıt ve kopyaları yakılmıştır.Bu yakılma kararının bildirisinin başköşesinde ,o dönemin Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Turgut Özakman'ın koskocaman imzası olduğunu belirtmeyi de borç biliyorum.

    Ve yine yeniden ;

    İyi ki geçtin bu topraklardan be Kemal Tahir,iyi ki,iyi ki....
  • 136 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Yaklaşık yirmi günüm Zweıg ile geçti bir ara verip yerli bir yazara yönelmek isteği uyandı içimde fakat yerli yazarlar içinde özgün bir kalem bulmak benim için çok zor çünkü açıkça belirtmek gerekirse yakın zamanda yetişen yazarların çok büyük bir bölümünü tanımıyor ve aynı zamanda pek ilgilenmiyorum. Bu benim yerli yazarlar konusunda olan umutsuzluğumdan kaynaklıdır, hiç şüphesiz varlığından habersiz olduğum özgün yazarlar vardır fakat günümüz edebi çöplüğünde onları arayıp bulacak ne güç ne de zamanım olduğunu sanmıyorum. Tesadüfler ve kitapların götürdüğü bağlantılar ile ulaşırsam ne mutlu bana... Sürekli okuyor olmam içimdeki bir şeyi bastırmak ve taşmasına bir süre daha engel olmak içindir ki sadece karşımda duran kitapları muhatap alarak yazıyorum çoğu zaman çünkü insanların bir suskunluk çemberine daha çok yakıştıklarını ve bu çemberden yükselen halkaların canlı nesnelere yönelme yöntemlerini yansıtıyor olduğunu düşünüyorum
    ...
    Gereksiz ve uzun bir girişten sonra Zweıg arasını bir süredir aklımda olan Tezer Özlü ile doldurmak geçti içimden hemen kitaplarını indirip incelemeye başladım Yeryüzüne Dayanabilmek İçin kitabında keşfetmek için geç kaldığım bir yazar olduğunu fark ettim, yazı başlıkları, kültür sanat ve edebiyat konusunda entelektüel bir kişi olduğunu apaçık ortaya seriyordu. Genç yaşta hayatını kaybetmesi de daha çok ilgilenmemi sağlayan bir konu - yarım kalan edebi hayatlarla son yıllarda iç içeyim - Tezer Özlü'nün Kafka yazılarından ve Almanca bilen Özlü'nün kendi dilinden okuduğu Kafka'nın onda olan tesirini daha iyi görebilmek için bu sefer Tezer Özlü'ye bir virgül koyup Kafka'yı noktalamak için Kafka kitaplarına geri döndüm.
    Aforizmalar Kafka'nın roman ve hikâyelerinde olan konularının temellerini oluşturan felsefik boyutta temel noktalarıdır. Yine yarım kalmış bir kitaptır...
  • 198 syf.
    ·Puan vermedi
    Türk edebiyatın en özgün eserlerinden biri sayılan Recaizade Mahmut Ekrem’in Araba Sevdası, Sultan Abdülaziz döneminde yaşanan platonik türden bir aşk hikayesini abartılı bir şekilde anlatmaktadır. Aşırı bir şekilde Batılılaşma özentisi içerisinde olan karakterlerin dramı, yoğun olarak Bihruz beyde görülüyor.

    Araba Sevdası her ne kadar yazarı tarafından eğlenmek için yazıldığı söylense de Tanzimat devrinde yetişen alafranga tiplerle alay etmek için kaleme alınmış.

    Romanda çok fazla Fransızca, Farsça ve Arapça kelimeler var. Buna rağmen akıcıydı. Fransızca kelimelerin anlamları hemen parantez içinde yanıbaşında verildiği için okumada kolaylık sağlıyor.

    Kitabı kütüphaneden aldığım için yayınevi seçme şansım yoktu o yüzden bazı diyaloglar farklıydı. Neye göre değiştirmişler anlam veremedim. Örneğin daha önce başka okurlarda gördüğüm “bakara”, “bakar mısın” şeklinde komik diyaloglara bu kitapta rastlayamadım. Diyaloğu farklı bir kelime üzerinden yapmışlar. Her neyse farklı tarzda keyifli bir roman okumak isterseniz bu kitabı düşünebilirsiniz.
  • Bu siteye ilk üye olduğumuzda yaptığımız ilk iş daha önceden okuduğumuz kitapları eklemek oluyor. Yıllarca önce okuduğumuz bir kitabı eklerken ona puan vermek ve inceleme yazmak öyle kolay iş değil. Dolayısıyla, üye olmadan önce okuduğumuz kitaplara puan veremiyoruz veya yorum yapamıyoruz. Daha önceden okuduğumuz onca kitapları eklemek zorken, bir de onların konusunu, fikrini, felsefesini hatırlayıp doğru bir puanlama ve yorum yapmak kolay değil. Mesela ben bu siteye üye olmadan önce okuduğum hiçbir kitabı Okuduklarım'a eklemedim. Küçüklüğümden beri okuduğum kitapların adlarını bir deftere kaydederim. Ama okuduğum onca kitabı bu siteye ekleyip, onların içeriğini hatırlayıp doğru düzgün bir puanlama veya yorum yapabilecek ne yeteneğim, ne de zamanım var. Bu konuda yapabileceğim tek şey (eğer üşenmesem tabi), daha önceden okuduğum kitapların adlarını Okuduklarım'a eklemek (tabi onların adları da bir defterde kayıtlı olmasaydı, çoğunu düşünüp ve de hatırlayıp ekleyemem). Dolayısıyla daha önceden okuduğumuz kitaplara puanlama veya yorum yapmamak daha doğru bir seçenek gibi duruyor.

    Bazılarının belli bir düşünce düzeyinize sahip olduğunuz aşikar. Yazdıklarınız bu bakış açısını yansıtıyor. Ama hani bir deyim vardır: "Her doğru, her yerde söylenmez" diye. Örneğin falan kişi tarafından yapılmış bir değerlenirmeyi örnek vermişsiniz. Salt doğru bilgi nitelikli olmak için yeterli midir? Ayrıca bilginizi doğru yerde doğru tarzlarla ve bulunduğumuz ortamın göreceli ve gizli kurallarına göre sunmanız gerekebilir. Önemli olan doğru şeyler yazmak değildir, önemli olan gerekli şeyler yazmaktır. Ayrıca bu sitenin mantığı blog yazısı tarzı yorumlara uygun değildir. Zira yorum kısa ve öz olmalıdır. Bu site ne bir blog sitesi, ne de bir mekale sitedir. Kitap yorumları yapan onlarca blog, makale sitesi var, bu tür içeriklerin yeri orasıdır! Ayrıca bu, kitabı okumadan önce değil, okunduktan sonra okunması gereken yorumlar ve açıklamalardır. Çünkü bunların çoğu kitabın özeti gibidir.

    Bu site bir üniversitenin veya akademik bir camianın platformu (kapalı ağ) değil. Bu tür platformlarda bir yazarın, bir akademisyenin veya bilgi içerikli platformlarla meşgul olan birinin nitelikli yorum yapması istenebilir, ama herkesten istenebilir mi? Okuduğumuz bir yorumun sahibi 12 yaşındaki bir öğrenci de olabilir, 45 yaşında bir edebiyat doçenti de. Ayrıca nitelikli-niteliksiz yorum nedir? Bu olgular göreceli kavramlardır bence! Bir kitabı beğendiysek o kitaba verilmiş düşük puan ve kitapla ilgili kısa veya olumsuz yorumları genelde niteliksiz olarak algılarız ne hikmetse. Bu durumda Yüzyıllık Yalnızlık kitabına 5 puan, veya Açlık Oyunları kitabına 10 verirsek (birilerin gözünde) niteliksiz bir okur olur çıkarız! Bir dindar olarak bir Kuran mealine 10 puan, veya bir laik olarak Nutkum'a 10 puan veririz ve (birilerin gözünde) nitelikli bir okur olur çıkarız ne hikmetse. Örneğin Yüzyıllık Yalnızlık için yapılan bir yorumda "Bitmeyen kitap yapmışlar, adını da yüzyıllık yalnızlık koymuşlar" denmiş. Bu, niteliksiz bir yorum değildir. Aksine nitelikli, doğru ve özgün bir tanımlamadır, ama (ilgi bakımından) doğru ve gerçekçi değildir (bence)! Bu örnekle açıkladığım gibi yorumların niteliği görecelidir, kişiden kişiye değişebilir. Önemli olan o bilginin o anda bize gerekli olup olmadığıdır.

    Bu sitede (niteliksiz diye görülen) pek çok yorumun yayınevlerinin yayınladıkları kitaplar hakkındaki açıklamalardan daha niteliklidir. Bu bilgiler, yayınladığı kitap hakkında açıklayıcı doğru dürüst bir arka kapak yazısı yazamayan yayınevlerinden daha işe yarar bilgilerdir. Yayınevi, kitabın arka kapağına kitaptan bir kesit koyması veya kitabı daha çok satabilmek için yazarların, edebiyatçıların veya tanınmış kişilerin "Mükemmel, bugüne kadar okuduğum en etkileyici kitap" gibi gerçekçi olmayan zırvalıklarını arka kapak yazısı olarak sunmalarından daha niteliklidir, buna emin onun. Vadideki Zambak kitabını okumak için elime aldım ve arka kapağında kitap ile ilgili bir açıklama aradım. Oraya kitaptan bir kesit yazmışlar, iyi mi. İnternetten baktım, bir blog sayfasına yollandım, orada kitap hakkında uzun uzun derinlemesine yorumlar, analizler, kitaptan kesitler, adeta kitabın özeti vardı. Başka bir sitede yazarların görüşleri, felsefi, edebi tartışmaların içinde buldum kendimi. Yetti ama, baydımmmm! Yahu, bu kitabın konusu nedir, hangi zaman ve mekanda geçer, kurgu nasıldır gibi kısa öz bilgi istiyorum bennnn (uzun yazılar kitap okunduktan sonra okunacak yazıdır yaww)! Derken bu siteyi buldum, ... falan adlı üyelerin kitaplara (ve pek çok kitaba) yaptığı yorumdu benim aradığım! ... ve siteye üye oldum.

    Bu sitedeki nitelikli-niteliksiz değerlendirmeler (üç, artı bir) dört türdür: Bilgiye dayalı, yoruma dayalı ve kısmen bilgi kısmen yoruma dayalı değerlendirmeler. Ben bilgiye dayalı yorumlarla ilgileniyorum. Benim yaptığım yorumlar da kısmen bilgiye kısmen yoruma dayanıyor. Aslında ben yorumlarımı kendim için yazıyorum! İlerde olurya okuduğum bir kitabının ne bileyim konusunu, içeriğini, ana fikrini, felsefesini vs. unutursam, tekrardan hatırlamak için.

    Bu site uzun yazılara uygun değildir. Bu sayfadaki benim yorumuma ilk odaklandığınızda negatif bir algı oluşacaktır kafanızda