• O anda en dayanılmaz acısı da yalnızlığı idi. Doğulu bir şairin yarısını unuttuğu bazı sözlerini hatırladı: "Kalabalığın içinde insan tektir, kendi kendine kalınca yapayalnızdır."
  • Birçok düşünürün ve şairin yazılarında sürüden kopmaktan duyulan kaygı, gönül acısı ve vicdan azabının izleri apaçık görülür: çünkü sürüden kopan yapayalnız kalmak zorundadır; yapayalnız kalabilmekse herkesin işi değildir.
  • 169 syf.
    ·2 günde
    Nazım Hikmet kendi yaşamını kendi usulünce romanlaştırmış. Şairane bir kitap. Zaman ve mekanı sık aralıklarla değiştirmenin hikayeyi diri tutması yönündeki etkisini en etkili bu kitapta gördüm. O yüzden okuması oldukça akıcıydı ve baştan sona konuya hakim bir bakış açısı verdi bana.

    Baş kahramanımız Osmanlının artık düştü düşecek zamanlarında eli kolu bağlı durmaktansa anadoludaki şanlı direnişe katılmanın daha doğru olduğuna kanaat getiriyor ve yola çıkıyor. Kuvayi milliyeye inancı tam ve büyük saygı duyuyor.

    Yolculugu sırasında karşılaştığı birtakım manzaralar onu derinden etkiliyor. İnegöl-Kastamonu üzerinden Ankara'ya yaptığı seyahatte anadolu insanının birbirine bakış açısı, bilinçsiz insanların birbirine karşı vurdumduymaz tutumu, düşman anadoluda ilerledikçe mallariyla birlikte kaçan zenginler ve özelliklede mebusların çelişkili tavırları kahramanımızda mücadelenin anadolu direnişinin kazanılmasıyla bitmeyeceği yönünde izlenimler oluşturuyor. Teyzeoglu aracılığıyla gazete ve dergi alanında iş bulmasına rağmen "eğitmenlik" yapmak istiyor ve tekrar bir yolculuğa çıkıyor. Fakat ne yazikki buradada daha kendi hakkını savunmaktan aciz egitmenlerle karşılaşıyor.
    Uzun lafın kısası anadoludaki seyahatleri esnasında memleketini saran bir cehalet ile yüz yüze geliyor.

    Temelde insanlari bilinclendirmek gibi bir amaçla çıktığı yolda yolculuğu hiç bitmiyor kahramanımızın. Çok sıkı dostlarıda var. Onu kullanan ve bir kenara atan yoldaşlarıda. Aşklarıda var ayriliklarida. Hatalarıda var doğrularıda. Kendiyle mücadeleside var dünyaylada.

    Velhasıl kelam "vatansever" bir şairin kendi kaleminden bir ömür okuyoruz. Alınması gereken derslerde var değerini çok iyi bilmemiz gereken bir mirasta.
  • 84 syf.
    ·3 günde·Puan vermedi·
    45 yıllık yoldaşı, hayat arkadaşı sevgili Hatice Erbaş’ın vefatının ardından kaleme aldığı kitabı: “Yaşıyoruz Sessizce”gerçek bir özlemi, hasreti, aşkı anlatıyor. Kitap o kadar duygu yüklü ki.. Kitapta aile, merhamet, sadakat, aşk,ölüm hepsi var. Öyle güzel sevmiş ki şair..!
    Kitabı okurken sanki şairle sohbet ediyoruz, yanıbaşında oturmuşuz da sesine, yüreğine, acısına kulak veriyoruz.
    Şairin acısı da aşkı kadar derin ve güçlü, bunu kitabı okurken hissetmemek mümkün değil.


    “...Senden bir parmak yüksekte olduğum
    Her soluk kalbimi kurutuyor...”

    derken eşinin, kalbinde ve zihninde hala var olduğunu, sadece arada bir parmak yükseklik olduğunu ve onsuz her nefesinin kalbini kuruttuğunu söyleyen şair, mezardasın, toprağın altındasın demiyor! Onun için sevgili eşi kalbinde hala yaşıyor ve sadece bir parmak yükseklikte. Velhasıl gerçek aşkların bitmesine ölüm bile sebep olamıyor...
  • Sahip olmak ve
    kaybetmek onun en derindeki hayatını
    etkilemez, işte bu yüzdendir dehanın
    yaralanmazlığı, en hassas insanda bile böyledir.
    Her şeyi kaybetmeyi bilen biri her şeyi
    kazanacaktır ve acılar onun ruhunda yaratıcı bir
    güce dönüşür; “ne kadar nedensizse insanın
    acısı, o kadar nedensizdir gücü de”. Tam da
    şimdi, “bütün ruhu hakarete uğradığı” anda bu
    hor görülen genç en yüksek gücünü açığa
    çıkarır, “şair cesaretini”, direncin bütün
    silahlarını gururla savuşturup korkusuzca
    kaderin eşiğinden adımını atan şairin cesaretini
  • 344 syf.
    ·8/10
    Melih Cevdet, Orhan Veli ve Oktay Rifat Garip Akımını başlatarak Türk şiirinde önemli yer edinmişlerdir. Sonrasında Orhan Velinin vefatıyla yollar ayrılmış ve herkes kendi çizgisinde devam etmiştir. Melih Cevdet, Kolları Bağlı Odysseus ile felsefi şiir biçimine yönelmiştir.

    Rahatı Kaçan Ağaç kitabında birçok şiiri yer almaktadır. İlk başlardaki şiirlerin dili, sonlara doğru olanlardan daha sade ve şiirlerinden anlaşıldığı üzere şairin bakış açısı ve bilgi birikimi oldukça geniş. Bazı şiirlerini Yunan mitolojisinden ve eskiçağ tarihinden esintilerle oluşturmuş. Kelimeleri farklı biçimlerde kullanışı yetenekli bir yazar olduğunun göstergesi. Fakat kimi zaman fazla yoğunlaşınca duygu dünyasından düşünsel dünyaya daldığım oldu ama bu ikisi arasındaki ayrımda pek keskin değil açıkçası.

    Şairin şiirlerinin estetik değerinin yüksek olduğu kanısındayım. Kelimelerle haşır neşir oluşu ve ince duyguları yansıtma beceresi şiir dünyasında gezindikçe daha da iyi anlaşılıyor.

    Melih Cevdet Anday'ın, Türk şiirinde üretken bir şair olarak yeri sağlamdır. En beğendiğim şiirleri ise, telgrafhane, gelgit ve sevincin yarısı oldu.
  • 248 syf.
    Anımsamıyor hiç kimse seni...

    Öncelikle inceleme içinde biraz yakınacağım okuyan kişi şimdiden mazur gör.
    Şu an sitede devam etmekte olan bir şiir etkinliği var. Herkes şiir okusun isteniyor -çok hoş- ama birbirimizin kopyası olmaktan öteye gidemiyoruz. Görmüşüz bir Nazım Hikmet’i, Cemal Süreya’yı, Attila İlhan’ı... izlerinden gidiyoruz sürekli. Sanıyoruz ki aşkı, yalnızlığı, umudu hatta umutsuzluğu, öfkeyi, kini, hüznü daha sayamadığım nice duyguları sanki sadece onlar anlattı, şiiri sadece onlar yazdı.
    Araştırmak ne demek hiç bilmiyoruz ve buna ben de dahilim.

    Mesela çok anlamsız bir şiir okuyoruz ama gerçekten de anlamsız.
    Şair tamamen estetiğe önem vermiş ve bir bütünlük yaratmaya çalışmış, fakat bir anlam yok ya da gerçekten herkesin anlayamayacağı kapalı bir anlatım var. O koskoca şiirin içinden bir cümle işaretliyoruz, “ben öyle yalnızım ki...”
    Sonra giriyoruz 1K alıntılar bölümüne;
    ..... şair ve ...... kitabı
    “Ben öyle yalnızdım ki...” hooop paylaş.
    Aşağıya gelen yorumlardan örnek vereyim hemen;
    “bu şair muhteşemmiş ya gerçekten ben de yalnızım hemen okumalıyım.”

    Sitede bir de şiir kitabına “kitap sayısı” gözüyle bakılıyor. 500 sayfalık bir romanı bir günde bitiremiyor ama 500 sayfalık bir şiir kitabını 2 saatte bitirebiliyor. Sonra bir de “huhu 1 günde kitap bitirdim artık bu şairin şiirlerine hakimim,” düşüncelerine kapılıyorlar herhalde. İnsanlığı sorguladım, genel olarak, kendimi de.


    .................. ERROR ................


    Bu yakınmamın sebebi ise Sabri Altınel’i kimsenin tanımamış olması. Böyle bir değerin arka planda kalması ciddi manada bana hayatı sorgulattırıyor.

    Mehmet Fuat da kendisi hakkında demiş ki;
    “Sabri Altınel gibi bir şair geliyor, kitaplar yayımlıyor, bir toplu çıkışın içinde olmadığı, şaklabanlıklar etmediği için, bir köşede ilgilerden uzak yaşıyor, sonra bir gün ölüyor, yazdıklarının bir bölümü dergilerde kalıyor, kimsenin aldırdığı yok.” diyor.

    İnsanı, insana verdiği değeri, işçinin değerini, köylüyü, zengini, çocukları, yaşlıları, hayatı, umudu, güzellikleri, özgürlüğü, barışı, iyilikleri, kötülüğü, gerçekleri... hepsini öyle güzel işledi ki ruhuma gerçekten her şiirinde bir duraksama yaşadım.

    O mutsuzluktan, umutsuzluktan beslenmedi!
    İkinci dünya savaşı sonrası toplumun halini anlattı. Ama insanların içinde umut yeşertmeye çalıştı. Herkesi cesaretlendirmeye, güçlendirmeye, hayatın çok güzel bir yer olduğunu anlatmaya çalıştı.
    Bence başardı da!

    “Neden karanlığında kalbimizin,
    Bir acı bir sıkıntı var?
    Öylesine güzel ki dünya;
    Yaşarız şunun şurasında,
    Yaşayabildiğimiz kadar.”


    Kimseyi kendine örnek almadı, hiçbir yere konamadı, anılmadı, özgün oldu, şiirlerini özgünleştirdi. Estetik kaygılarına girmeden şiirlerinin anlamına önem verdi. Toplumcu oldu, insanını düşündü.

    Ama içinde hep biraz da olsa bir isyan da barındırdı;

    “Siz öyledir diyorsunuz ya yalan
    Sevgiler gözyaşları söyleşiler
    Yaza sıcak güze soğuk deyişiniz
    Taşa sert toprağa yumuşak
    Duruşunuz yürüyüşünüz yalan

    Yoksa iyiyi severdiniz kötüyü sevmezdiniz
    Güzel olurdu çirkin olmazdı
    Gerçek olurdu uydurma olmazdı
    Kırgınlık duymazdınız bezginlik duymazdınız
    Boyun eğmezdiniz

    Siz öyledir diyorsunuz ya yalan”

    Şiirlerinde ölüm gibi bir gerçeği de hiçbir zaman unutmadı;

    “Ölmek de var bu işin içinde,
    Karanlık duvarları üstüne düşerek İstanbul’un,
    Tenha bir akşam vakti, kimsesiz;
    Türkiye’ni, ah o canım Türkiye’ni,
    Her şeyi bırakıp geride,
    Ölmek de var.

    Ama yaşamak istiyorsun şöyle kendince, hür,
    Garip de olsa, kimsesiz de olsa yaşamak;
    Bir gün bakarsın için ezilir, bunalırsın,
    Bir gün sabahleyin, hiç yoktan,
    Sevinirsin.”



    “En güzel çiçekler dünyada açar
    Dünyada verir ağaçlar en güzel meyvelerini
    Dünyada doğar bir sevişmeden çocuk
    Güçlüğün karşısında çaba
    Ölümün karşısında dirilik
    Dün varolduysa bunlar bugün de varolacak

    ....

    Benim sevincime katılın
    Suçun karşısında suçsuzluğum ben
    Umutsuzluğun karşısında umut
    Ölümün karşısında ölmezlik”



    Mesleği de öğretmenliktir;



    .....
    Okul bahçelerinde ağaçlar, soğuyan yağmurlar,
    Zil sesleri boşlukta ve adadım yaşamımı,
    Öğrendiğim her şeyi öğrettim.”




    .....
    Suyunu içmek için öldürdüler seni,
    Ekmeğini yemek için.

    Anaların yasları kapıları çalıyordu,
    Çığlıklar geçiyordu sokakları baştan başa;
    Çekilmiş yürekleri içinden örtülmüş düşüncelerin,
    Gözsüz umutların toprağa düşen yıldızların
    Soğuk taşların içinden.

    Özgürlük için savaştınız, yurtlarınız için,
    Esinlendi yaşam
    Yiğitçe ve hazin ölümünüzden;
    Onurlandırdınız çağınızı.”



    Sabri Altınel der ki;
    “İnsanoğlunun mutluluğunu düşledim hep.”
    “Yüreğim ve kafamla arıyorum yaşamın anlamını”


    En güzel şiiri ise en sona sakladım. Bu şiir beni her okuduğumda çok etkiliyor.

    İNSANIN DEĞERİ;

    Bir insan ne demektir bilmiyorsunuz
    Binlerce yıldan sonra
    Berrak bir su gibi ellerime dökülen
    Şu içinde yaşadığım an
    Kutsal dakika
    Kendimi sana bırakıyorum
    Sevinçlerimi gözyaşlarımı sana
    bırakıyorum

    Hani ballı ballı incirleri
    Hani buğulu üzümleri vardır dünyanın
    Hani çatlamış narları
    Başak başak buğdayı
    Suyu ateşi toprağı vardır hani
    Hani gecesi gündüzü vardır
    Yazı vardır güzü vardır
    İpeği bezi vardır
    Bir yanı başka yerdir
    Bir yanı başka yer
    Atan yüreği akan kanı
    İnsan gücü insan emeği vardır

    Alın teri vardır boncuk boncuk
    Yapılardaki alınteri
    Sevişmelerdeki alınteri
    Erdemlerdeki alınteri
    Beyaz siyah sarı
    Hani kederi mutluluğu yaşama sevinci vardır
    Düşüncesi bilimi şiiri vardır hani
    Hani öpülesi tapılası bir hali vardır dünyanın
    Bütün bunlar sensin
    Binlerce yıldan sonra
    Berrak bir su gibi
    Toprak gibi buğday gibi
    Avuçlarıma dolan
    Kutsal dakika
    Sen gene bunlardan başka bir şey değilsin
    İnsan da bunlardan başka bir şey değil
    Kendimi sana bırakıyorum
    Senin bu kadar kutlu
    Yaşanılası olduğunu biliyorum

    Körpe zeytin dalları havaya uzanır
    Bitkiler ballanır
    Bitkiler döllenir
    Erkekler başlarını dişilere eğer Güneşe çiçeğe aranıza
    Anne sevgileriyle kardeş sevgileriyle
    İnsanlar doğar
    Sen insanlarla varsın kutsal dakika
    Toprak da hava da insanla var
    Ateş de su da

    Elbette bir insan ne demektir bilmiyorsunuz
    Çünkü siz bir çiçeğin bir sabah nasıl açıverdiğini bilmiyorsunuz
    Suların nasıl hayat dolu akıp gittiğini bilmiyorsunuz
    Toprağın bereketini bilmiyorsunuz
    Aşklar nasıl kalplerden kalplere geçer bilmiyorsunuz
    Sevinci iyilikleri mutluluğu bilmiyorsunuz
    Nişanlılıkları düğünleri cümbüşleri

    Bu dünya bir hoş dünya
    Bu dünya sarhoş dünya
    İşte en sonuncusu
    Savaş alanlarında ölenler 32 milyon
    Hava bombardımanlarında ölenler 20 milyon
    Kamplarda ölenler 25 milyon
    Yaralananlar sakatlar 25 milyon
    Yoksulluğa düşenler 21 milyon
    İşte en sonuncusu
    Daha kolumda kafamda
    Yüreğimde acısı
    Yerle bir oldu bütün dünya
    Kişinin el emeği göz emeği
    Ev dükkân okul
    60 milyondan fazla
    Yer değiştirenler 80 milyon
    Doğduğu illerden başka illere göçenler 34 milyon
    12 milyon çocuk anasız babasız kaldı
    Çocukları kaybolan ana babalar 46 milyon
    bütün çocukları kaybolanların
    13 bini deli şimdi
    400 bini yarı deli
    Giden dünya varlığı milyarları aşıyor
    İşte en sonuncusu
    İkinci dünya savaşı
    Ölü sayısıyla iki Fransa devleti yeniden kurulabilir
    Yıkılan evle Avrupa kıtası baştanbaşa donanabilir
    Gül gibi geçinirdi bütün insanlar
    Giden dünya varlığıyla tam 60 yıl
    İşte bu en sonuncusu
    Ah yürekler acısı

    Elbette bir insan ne demektir bilmiyorsunuz
    Bir sürü yalan dolan
    Milletler devletler
    Bir sürü ağlayan gülen
    Gilbert Du Fay Edison
    Elektriği buldularsa eğer
    Gecelerimiz aydın olsun diyedir
    Franklin yıldırımlığı bulduysa
    Yıldırımlar evimize düşmesin diyedir
    Radyoyu bulduysa Marconi
    Şarkılar söylensin diyedir
    Villon Dante Yunus şiirler yazdılarsa
    Güzellikleri iyilikleri
    Birbirimize söyleyelim diyedir
    Descartes Diderot Kant
    Sonrakiler düşündülerse
    İnsanoğlu tabiatı daha çok eline alsın diyedir
    Bir çiftçi uzakta tenha bir ovada
    Sabanını toprağın bereketine daldırdıysa
    Gecenin içinde bir anne
    Yavrusuna ninni söylediyse
    Bir nişanlı sokulduysa nişanlısının koluna
    Bir işçi işini aldıysa eline
    Bütün bunlar bizim içindir
    Bizim mutluluğumuz içindir

    Elbette bir insan ne demektir bilmiyorsunuz
    Karanlıkta gizli konuşuluyor
    Karanlıkta düşer kor
    Otlar yapraklar üstüne
    Halılar tahtalar üstüne
    Buğdaylar ipekler üstüne
    Madenler topraklar üstüne
    Karanlıkta düşer kor
    Hadi yeni baştan ateş
    Hadi yeni baştan dövüş
    Hadi yeni baştan kin
    Hadi yeni baştan kan

    II

    Zeytin dalları havaya uzanıyor
    Bitkiler ballanıyor
    Bitkiler dölleniyor
    Çekip gidiyor karanlık
    Köyler şehirler ışıyor
    Uzakta sütbeyaz bir horoz
    Ayağıyla toprağı eşiyor
    Bir umut bir mutluluk
    Göllerde sazan balıkları kasnalar
    Irmaklarda alabalıklar
    Havada kuşlar
    Evlerde eşler
    Yollarda laleler yabangülleri
    Beyazları pembeleri alları
    Yollarda üzümler
    Üzümlerde şarap
    Buğdaylar pamuklar tütünler
    Erkek çocukları kız çocukları gelinler
    Ekşi elmalar mürdümerikleri
    Dağların karlı dorukları
    Dağların kekikli etekleri
    Kendimi sana bırakıyorum kutsal dakika
    Sevinçlerimi gözyaşlarımı sana bırakıyorum
    Yaşamak sensin işte
    Ölmemek sensin işte

    İçerim aydınlanıyor
    Umutlanıyorum yeniden
    Umut zaman demektir
    Yaşamak demek
    Umut bir çocuğun öpen ağzı demektir
    İyi niyetli çalışkan yüreği bir adamın
    Bir kadının gülen yüzü demektir
    Çiçekler içinden
    Kutsal dakikayı yaşıyor onlar
    Güzeli yaşıyorlar doğruyu iyiyi
    İpek böceği gibi

    Umut bu türlü yaşamaktır
    Onlar çocukların önemini biliyor
    İçerim aydınlanıyor