Bir arkadaşa Silopi'den e-mail
Midyat Metropoliti Samuel Aktaş kadar beni etkilemiş kimse az. Memleketin en sefil köşesinde, çölün ortasında, eşine zor rastlanır bir medeniyet vahası yaratmış, 40 yıl boyu, dişiyle tırnağıyla çalışmış. Türkiye'de başka hiçbir şey yapmadan önce gidip Deyrülumur manastırını görmek lazım, kısıtlı imkanla ve sadece iman gücüyle - ve devlete rağmen, devlete meydan okuyarak - neler yapılabileceğini görmek için.
Bu memlekette modelini batıdan almayan, tamamıyla yerel gelenekten beslenen TEK büyük medeniyet projesidir, onu da belirteyim.
Hoca 75 yaşında, hâlâ 25'lik bir gencin enerjisine sahip. Göbeğine inen sakalıyla bir kavga anlatışı var, filme alsan rekor kırar.
Ölçünüz çok keskin. Bir adam kendini başka milletlere kabul ettirdi mi önünde eğiliyorsunuz. Falan kongreden elinde bir kağıtla gelirse çevreniz değişiyor; yerden selamlar, iltifatlar... Fakat aranızda kaldı mı onun değeri yok, değil mi? Bu ne biçarelik, ne düşkünlük! Kendinize itimadınız yok. Sizden çıkanın mutlaka sakat olacağından şüpheleniyorsunuz. Hele gitsin de kendini büyük meclislere tasdik ettirsin.
Yarım kalmış bir sürü kitap, "Yarın devam ederim," diye yarım bıraktığım bir sürü film ve dizi, "Görüşelim," dediğim ama yıllarca görüşmediğim onlarca arkadaşım var.
İşini bırakıp istikbal için
"UFAK"ın "İRİ"ye karşı çıkması
Yaralar yaralar, öldürür beni.
"İRİ'nin yapmacık hatır hal için
"UFAK"tan birinin elin sıkması
Yaralar, yaralar, öldürür beni.
Suçsuzlara ceza yazan kalemler,
Sulu konuşmalar, kuru selamlar;
Yemin ile sarf edilen yalanlar ...
Zalimin mazluma değen tekmesi;
Yaralar, yaralar, öldürür beni.