Kampüsün bir sığınak olduğuna karar vermiştim. Yaşamlarını sürekli kampüste geçiren manyaklar vardı. Üniversite yaşamı yumuşak ve gerçeklerden uzaktı. Dışarda, gerçek dünyada seni nelerin beklediğinden söz etmiyorlardı.
Beynini teorilerle dolduruyor, kaldırımların ne kadar sert olduğunu söylemiyorlardı. Üniversite tahsili insanı sonsuza dek mahvedebilirdi.
Kitaplar yumuşatıyordu insanı. Kitabını bırakıp sokağa çıktığında kitapların sana söz etmedikleri şeyler bilmek zorundaydın.
Demiri nasıl tavında dövmek gerekiyorsa, çekiç darbelerini nasıl soğutmadan indirmek gerekiyorsa, her kelimeyi de öyle tam zamanında söylemek gerekiyordu. O anı geçirince söz soğuyor, katılaşıyor, insanın yüreğine taş gibi oturuyor ve bu ağırlığı kaldırıp atmak hiç de kolay olmuyordu.
Belə ki, iş yorub, onu əldən salıb, getdikcə ruhdan düşüb, gənc arvadına qayğı və mehribanlıq göstərməyə imkanı qalmayıb. Varlanmağa ümidi qalmayan kasıblar çox işləyir, axşamlar yorğun olur, masa arxasında mürgü vururlar. Belə vəziyyətdə ehtiras da sönür. Yəqin ki, Janna əzab çəkib, amma bir söz deməyib, bəzən adam çəkdiyi əzabdan da xəbərsiz olur.
ilk aşktan ya da beklenmedik bir kazançtan çok daha önemli,ciddi şeyler ve içsel olaylardı söz konusu olan. Düşünce yaşamdı ve bir kuram seçmek, var oluşun yoluydu...
Başka bir dönemi anlatır ama onu okumayı bilen için şimdiden, bizim hayatlarımızdan, sizinkinden, benimkinden söz eder. Büyük kitap dediğin budur işte. O bir dünyadır, bir sığınaktır ve bir aynadır."