Devrim Soyguna Hayır Diyen Ahlaktır, Darbe Yıkıcı, Soyguncu ve Bölücüdür Saraydan vatanı ve yurttaşı soyguna yem ettirerek ne kadar daha tahtta kalabilirsiniz? Yurttaşın karşısına bile çıkamıyorsunuz. Hazır metinler ile mikrofon siyaseti devri kapanmıştır. Özelleştirme talanı, doğal kaynak talanı, yaşam pahalılığı soygunu ile servet vurgunu düzeninin sonu geldi işte. Sultan Abdülhamit döneminde ki monarşi benzeri istibdat (adaletsiz zulüm) anlayışı ile ulus devleti parçalamak istiyorlar. Sarayda pişen art niyet ile mecliste ulusu tuzağa düşürerek sonsuza kadar monarşik oligarşi soygun düzeni kurmak istiyorlar. Yurttaş ise soyguna son verecek yönetim ve kamulaştırma devrimi ekonomisi kararları alacak iradesini Cumhuriyet devrimlerini tamamlamak için kuvvayi milliye ahlakı ile farkındalık üreterek hiçbir şiddet ve hukuksuzluğa alet olmadan direniş ortaya koyuyor. Devrim ahlakı soyguna dur demektir. Darbe ve yıkıcı ise soygunu devam ettirmek demektir. Bu ayrımı anlamayan işbirlikçidir. Devrim yurttaş, ulus devlet, birlik beraberlik ve dayanışma içinde biz bütünlüğü savunan ahlaktır. Darbe; yıkıcı, bölücü ve soyguncudur.
Hayata Dair
Böylece, 67'nci yaşının içindeyken ve 32 yıl 7 ay 27 gün süren bir saltanattan sonra tahttan uzaklaştırılmış oluyordu. Derhal, ailesi efradı ve hizmetkârlarından oluşan 38 kişiyle birlikte Selânik'e nakledilip Alatini Köşkü'nde ikamete mecbur edildi. Koruma birliğinin başına da, İttihatçılardan Fethi (Okyar) getirildi. Dışarıyla ilişkiye geçmesine izin verilmiyor, buna karşılık kendisi ve çevresi için sürekli bir sağlık mekanizması işletiliyordu. Balkan Savaşı başlayınca 1 Kasım 1912'de yine hep birlikte İstanbul'a nakledilip Beylerbeyi Sarayı'na yerleştirildiler. 10 Şubat 1918'de 76 yaşında son nefesini verdi. Ertesi günü naaşı Topkapı Sarayına getirildi. Hırka-i Saadet Dairesi'nin Hacet Kapısı önünde gasledildi. Babüssade Kapısı önünde namazı kılındı. Askeri birliklerin ve Harbiye Nezareti bandosunun katıldığı, İstanbul Merkez Komutanı'nın yönettiği bir devlet töreniyle tabutu Cağaloğlu'ndaki Sultan Mahmut türbesine taşınıp defnedildi.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Dönemin İttihatçılarından olan Emir Şekip Aslan, Balkan İttifakı'nın oluşmasına dair şunları yazmıştır. "Rum, Slav ve Bulgar ırklarından oluşan Balkanlar'daki Hı ristiyan unsurlar arasındaki çekişme şiddetlenince; Sultan II. Abdülhamid döneminde Osmanlı Devleti'ni o bölgeden çı karmak isteyen Rusya, onlar arasında birlik kurabilmek için çok uğraştıysa da Abdülhamid, dehası ve uyanıklığı ile onlar arasında ittifak yapılmasına sürekli engel olmuş ve bazen birini bazen de diğerini finanse etmişti. Gücüne güvenen İttihat ve Terakki Cemiyeti ise Meşrutiyet'in ilanı ile saltanatın bütün tehlikelerinin biteceğini sanıp, özellikle de dış siyasette tabir yerindeyse, tamamen uyudu. Hatta başlangıçta, Bulgar, Yunan ve Sırpların Osmanlı'ya karşı hareketlerinin temel sebebini sadece Osmanlı idaresinin kötü olmasına bağlayan cemiyetin bazı üyeleri, Osmanlı idaresi düzene girerse onla-rın da sükâna ereceklerini düşünüyorlardı. "
Sayfa 46 - Ketebe - 1.Baskı - Mart 2025, İstanbul·Kitabı okuyor
Tarih
Hiç Bir Dava Siyaseti Kanlı Soyguncu Geçmişin İzlerini Silemez
Bir türlü yüzleşmeye yüzünüz tutmadı kendinizle. Suskunluğunuzu, hiddete ve şiddete dönüştürmüs halinize kuruyorum özlü sözlerimi. Gerekir ise ezer geçeriz derken kimi? Neden? Kimin verdiği güç ile ezip geçiyorsunuz? Kim neden verdi bu yetkiyi size! Toplum sözleşmesi Anayasa'nın neresinde böyle bir yetki verildi de bizim haberimiz yok. Merhametli monarşiymiş. Yola çıktığınızda da adalet ve kalkınma diyordunuz! İmtiyazlı olanı koruyan, çalanın ve yalanın yararına işleyen bir niyete hukuk ve adalet denebilir mi? Adalet öldüğünde ne ölür biliyor musunuz? Herkes birlikte ölür. Kimin eli kimin cebinde neden hırsızlık yaparak doymadığı belli olmayanların dünyasında ölürse herkes adaletsizlik yüzünden ölür. Bu topraklar monarşik oligarşik dayatmayı hukuksuz ve adaletsizlik içinde hafiye ordusuyla devlet yönetebileceğini sandığı için koca Osmanlı devletini yok eden Sultan Abdülhamit ve kaçarak haçlıya hicret eden Sultan Mahvettin'den iyi biliriz. Yeniden aynı sonu yaşamaya hiç niyetimiz yok. Merhametli monarşi diye yeryüzüne huzur getirmiş bir yönetim anlayışı ahlakı örneği dünya da yok ki siz buna hangi niyet uğruna ram oluyorsunuz? İstihbarat ve hafiye teşkilatını keşke yabancı unsurlara karşı vatanı ve ulusu korumak için kullanmış olsaydınız bu ülke bu hale gelmezdi. Kumpas ve kutuplaşma siyaseti ile bu ülkeyi çıkmaza siz sürüklediniz. Sizi bop projesi eşbaşkanı 2071 hedefi ile tuzağa düşünenler ile hala ne diye iş tutuyorsunuz? Zorunuz nedir sizin? Türk ulusu ve Cumhuriyet devrimleri ile ne alıp veremediğiniz bu kin neden kaynaklanıyor dava siyaseti adı altında nefretiniz neden bitmiyor sizin? Her holding yabancı istihbarat örgütlerinin cirit attığı tuzaklara dönüşerek vatanını ve ulusunu seven Türk ulusunun has evlatlarına zulüm etmelerine göz yumdunuz hala soyguna göz
Hayata Dair
Abdülhamid, ne sevenlerinin "Ulu Hakan" diyerek tapınmasını, ne de nefret edenlerin "Kızıl Sultan" diyerek köpürmesini gerektirecek bir şey yapmamış bir padişahtır.
Alıntı
Sultan Abdülhamit Tahttan İndirilmesi Heyeti
Padişah'a tebliğ için de bir heyet seçtiler. Bu heyet Emanuel Karaso (Yahudi), Esat Toptani (Arnavut asıllı), Aram Efendi (Ermeni) ve Padişah'ın uzun seneler yaverliğini yapmış olan Arif Hikmet Paşa'dan oluşuyordu. Padişah, kendisine halledildiğini (tahttan indirileceğini) tebliğe gelenlerin kimliğini öğrenince, çok üzüldü: "Bir Türk padişahına, İslam Halifesi'ne hal kararını bildirmek için bir Yahudi, bir Ermeni, bir Arnavut ve bir nankörden başkasını bulamadılar mı?" demekten kendini alamadı.
Sayfa 227 - Panama Yayınları, Ankara, Eylül 2023.·Kitabı okudu
Tarih