• Bu hayatta yenilmiş ve vazgeçmiş çok insan gördüm. Kendinden başka kaybedecek hiçbir şeyi kalmamış. Oysa aramış, hep bir çıkış aramış. Ama sonunda hep çıkmaz yollara sapmış. Benim de hayat öyküm böyle. Başta güçlü ama sonradan öyle büyükçe yıkılan, yenilen, kaybeden baş karakter. Kendinden başka kaybedecek hiçbir şeyi kalmayan. Ben ne yazı yaşadım ne de güneşin sıcaklığını hissettim bedenimde. Bi kutupta yaşıyor olsaydım eğer hiç kimsenin de umrunda olmazdım. Ama şimdi nasıl giderim ki? Nasıl yok olurum? Beni sevmediklerini bildiklerime(sevmeyenlere) inat yaşasam ne olur ki. Hep kaybedendim. Belki 7 yaşından beri. Oysa hep güvendim, hep inandım bu yüzden şimdi böyle kaldım. Ve kalbimi de öyle bıraktılar. Bu zamana kadar(belki de şu ana kadar) hep en kötüsünü düşündüm kendime. Bir hata vardı ortada, ben hep bende buldum. Hiçbir zaman başkalarında aramadım. Hep bendim. Suçlu, hatalı, günahkar... ASABİ... Peki tamam da beni bu yapan şey neydi? DARBELER mi? Bu yaşa gelene kadar 2 şeye inandım; Rabbim ve ilk aşkım. O farklıydı zaten. Hiç başkaları gibi değildi. Ben gibi de değildi. Bana yakınlığı, sıcaklığı vardı onun, buna karşılık benim de kocaman AŞKIM, SEVGİM, GÜVENİM, ŞEFKATİM vardı. Cesurdu. Cesurdum. Ağlayışlarım da hep yalnız kalsam da, onu her ne kadar arayıpta bulamasam da içimde bir inanç vardı ona dair. Kendimi bir avutuşum vardı. Ağlarken hep "Neredesin Anıl neredesin, sana, sevgine, sıcaklığına o kadar ihtiyacım var ki... O kadar muhtacım ki sana... Nolur yardım et! Yalnızım, hep yalnızdım. Sende beni yalnız, yapayalnız bırakma nolur!..." diye söylerdim. Söylerken, "gitme"ler, "nolur"lar çoğalırdı hep. Benim Rabbimden sonraki tek arkadaşımdı o. Güvendiğim, inandığım, sığındığım, sevdiğim tek insan. Nefret ederdim her şeyden. Şu anda da öyle. Sinirlenince ya da yolunda gitmeyen her şey de önce "lanet" ediyorum sonra şunu söylüyorum: "Her şeyden ve herkesten NEFRET EDİYORUM!". Hep bunu yapmışımdır. Çok sinirlendim, çok kızdım ve bu kelimeyi çok kullandım hayatımda. O çıkmaz sokaklarımın sonu hep gözyaşıydı, ağlamaktı. Çünkü ben ne geriye dönebilirdim ne de kaçabilirdim. Bu yüzden hep ağladım... Şimdi bile tek bi söz öyle kırıcı olabiliyor ki ağlamak istiyorum. Benim o küçük kaçamaklarım hep gözyaşlarım oldu. Peki şimdi ben mi hatalıyım? Ben mi utanmalıyım kendimden yoksa onlar mı? En yakınım dediğim bile bana neler yaptı. Nasıl bi kazık attı. Peki şimdi ondan NEFRET ediyorum diye, ona karşı KİN tutuyorum diye ben mi suçluyum?

    13.01.2014 Pazartesi
    A.U
  • ... Aslında benim aklımdaki hiç değilse kalbimdeki ANNE karakteri hiçbir zaman benim "anne" dediğim kişi olamaz. Biliyorum, en azından, hissedebiliyorum. Benim için ANNE: Sadece doğurmaktan ziyade onu büyüten, seven, anlayış gösteren, ona güvenen, dertlerini dinleyip hiçbir şey bilmese bile ona doğru yolu gösteren ya da en azından bunların hiçbirini yapmasa da o sıcaklığı, anne sıcaklığını evladına hissettirendir. Keşke benim annem benim annem değil de ablam, bir arkadaşım olsaydı. Tamam belki bir fark olmalı. Anne deyince anne, abla deyince abla. Ama hiçbiri bir annenin, bir arkadaş da olabileceğini değiştiremez. En azından her zaman olmasa da olması gereken zamanlarda. Ben hep ağladım, üzüldüm, her defasında biraz daha yok oldum. Oysa sen benim ne annem olabildin o zamanlar da ne de arkadaşım. Ben sana hiçbir şeyimi anlatamadım. İlk aşkımı bile. Onun yüzünden çektiğim acıları, o benimleyken kalbimin çırpınışlarını, korkularımı, endişelerimi, heyecanlarımı, onu özleyişlerimi, ona kavuşmak isteyipte bir türlü ona kavuşamamayı, hayallerimi, arzularımı, isteklerimi, onsuzken geçmeyen zamanlarımı, hırslarımı, nefretlerimi, evetlerimi-hayırlarımı, nedenlerimi, bekleyişlerimi, kalışlarımı, tüm gizlerimi, şiirlerimi, şarkılarımı, duygularımı, düşüncelerimi, kararlarımı, hatta sorgulayışlarımı, güneşimi, ayımı, onun için döktüğüm yaşlarımı, onun için harcadığım yıllarımı, görmezden gelişlerimi, umrumdaları-umrumda değillerimi, kinlerimi, kaçamaklarımı, kaçışlarımı, saklanışlarımı, sessizliğimi, yalnızlığımı, inanışlarımı-inanmayışlarımı, dualarımı, güvenimi-güvensizliğimi, başarılarımı, kaybedişlerimi, arayışlarımı, gülüşlerimi, tebessümlerimi... ben, ben sana bunların hiçbirini anlatamadım. Ben sana hiçbir şeyimi anlatamadım. Hep değerin vardı bende, hiç değilse "annemdin" sonuçta. Bir gün seni görmesem özlerim evet, ararım, merak ederim. Yok olup gitsen bir gün beni bırakıp gitsen arasam da bulamasam seni ve sonra sen pişman olup gelsen ben seni AFFETMEM! İstemem artık ben seni... Sevmem... Özlemem... Aramam... Yalnız en çok korktuğum şey bir gün, bir gün seni tamamen kaybetmek. Biliyorum ki ne kadar kızsam da, küssem de affetmem belki ama sen olmayınca da, seni kaybedince de hiçbir şeyin anlamı kalmaz. Ben ağlarım. Çok ağlarım. Sensizliği kaldıramam omuzlarımda. Ne kadar beni anlamasan da bi cansın sonuçta. Öyle bir şey var ki bende, seni silmek istesem de silemiyorum. Bir köşeye öylece kaldırıp atamıyorum.
    ...
    Ben yalnız olmayı seviyorum. Çünkü yalnızım. Ben hayatta hep tek tabancaydım yine öyleyim. TEK TABANCAYIM! Ben istiyorum ki yalnız değil mutlu olayım. Bir gün geriye dönüp baktığımda pişmanlıklarımı gormeyim. İki geri bir ileri olmasın. Benim tek ihtiyacım beni anlatan bir arkadaş. Her şeyimi paylaşabileceğim, özgürce. Güvenimi suistimal etmeyen bir arkadaş...

    13.01.2014 Pazartesi
    A.U
  • Adım Haşim JEANSEN. 19 yaşındaydım. papaz asistanıydım.. Kız kardeşim bir Türk’le evlendi ve müslüman oldu. Kendisine İslam’ın doğru olmadığını söyledim. Bir kitapçıya gittim ve almanca bir Kur’an aldım. Kur’an’ı okuyup kardeşime onun yanlışlarını göstermek istedim. Kur’an’ı okuyup onun yanlışlarını bulacaktım fakat daha 3 sayfa okumuşken çok sevdim onu. Sonra çok daha fazla okumaya başladım. Bir süre sonra daha fazla bilgi aramaya başladım İslam’la ilgili. İkilem içine düştüm. Hristiyan olarak mı kalmalıyım yoksa Müslüman mı olmalıyım? Kafamda sorular oluşmaya başladı. Bir süre sonra papazın yanına gittim sordum: Söyler misin hangisini seçmeliyim? O da bilmiyorum dedi. Ama birini biliyorum o sana neyi seçeceğini söyleyecek. Kim diye sordum. O da tanrı dedi. Dua et ona, sor ona cevabı sana verecektir. Biraz sinirlendim. Tamam telefon açar sorarım, dedim o sinirle. Eve gittim. Düşünmeye başladım. Papaz doğru söylüyordu. Allah’a güveniyorum, inanıyorum, çok büyük ve her yerde, bana cevap verebilir. Dizlerimin üstüne çöktüm.

    Yakardım: Biliyorum sen varsın, sana inanıyorum, büyüksün, her şeyi biliyorsun, dünyadaki kimse senden daha iyi bilemez, söyler misin ne yapmalıyım? Bunları söylediğim zaman güçlü bir şeyler olmaya başladı. Sıcak ve soğuk hissettim. Biri sıcakça sarıyordu beni, titremeye başladım. Ağladım, ağladım, ağladım… Bütün vücudum acıyordu. Kur’an’ı aldım o anda. Göğsüme koydum. Yarım saat ağladım. Tesadüfî bir yer açtım. Maide süresi geldi. “Papaz, öğretmen, din adamları, Kur’an’ı duydukları zaman, onu okudukları zaman kalplerinde kibir yoksa ağlayacaklardır ve bileceklerdir ki bu Allah’ın sözleri.” Bu benim için bir sinyaldi. Kendi kendime söyledim: Sadece sana inanıyorum. Bu dünyayı sen yarattın. Hz. Muhammed’i tanımıyorum ama biliyorum ki o bir peygamber… Ve o anda Müslüman olmaya karar verdim.
  • Ben sırf bir bahaneleri olması için ve intahar etmemeleri için ayrıldığım kızlara;

    ..ağladım
    ..kavqalar çıkardım kendi ve aileler arası
    ..kendi mi kötü qösterdim
    ..istemeyerekte olsa günlerce yazdım
    ..rahatsız edermiş qibi yaptım
    ... çiçeklerde aldım

    Ama başardım ve mutluyum hepsi sağ qörev tamam. Tadını çıkarıyorum hayatın şimdi , dedim...
  • 224 syf.
    ·10/10
    Her gönle nasip olmayan bir incelik ve hassasiyetle "Yağmur" adıyla taşıyor satırlara, Peygamberi;

    Yağmur'un ölü tabiatı yeniden dirilttiği gibi Muhammed'in (sav) de ölü kalpleri dirilteceği umudunu taşıyor dizelerinde...

    Yağmur'u yazmaya bir yolculuk sırasında başlıyordu Nurullah Genç ve yıllar sonra şu sözlerle dile getiriyordu hâlini:

    Yolculuk dört beş saat sürdü. Bileti çıkardım arkasına; 

    ''Sensiz ufuklarıma, yalancı bir tan düştü
    Sensiz kıtalar boyu uzayan vatan düştü
    Bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül
    Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü.'' diye yazdım.

    Sonra dedim ki; Allah’ım ben herhalde bir şey yazmaya başladım… Bir halin içerisine girdim. Bu bir naat mı acaba diye. Onu böyle sıkıştırdım göğsüme. Otobüs hareket etti gidiyoruz. Ben unutmuyorum. Arada bir bakıyorum, okuyorum.

    "Oh ya Rabbim diyorum ben bir şey yazmaya başladım”.

    Çünkü mısralar zorluyor beni artık. Eve gittim kapıyı çaldım, eşim açtı kapıyı. İki çocuğum var. Eşime dedim ki, ''Ben bir şey yazmaya başladım ama ne olduğunu da tam bilmiyorum. Biraz sıkıntılı bir haldeyim, içim çok dolu. Bu süre içerisinde, bu bitene kadar bana tahammül eder misin?'' ''Tabi ki sen yaz yeter ki'' dedi.

    40 metrekare bir evdeyiz, asistan lojmanı küçük, iki tane oda. Dedim ki, ''Şu odada ben bununla uğraşırken sen çocuklara bu odada sahip ol olur mu? Konsantrasyonumu bozarlar.” Allah razı olsun. 3 ay gerçekten o odadan çocukları sokmadı içeri. Ama günler bitmiyor. O da merakla bekliyor.

    Ben geliyorum,
    odaya kapanıyorum.
    Yemek yiyorum odaya kapanıyorum. 
    Duvarlakonuşuyorum.

    Bütün bir tarih. Hz. Adem'den bugüne kadar. Peygamberler tarihi, İslam tarihi, Batı tarihi, Bizans, Roma, Orta çağ… Bütün bir kainat, bütün dünya bir muhasebe içerisinde o duvarlarla konuştum ve benim ufkuma hücum ettiler. Sonra mısralar dökülmeye başladı.

    “Var edenin adıyla insanlığa nur”

    diye başladı ve devam etti şiir..


    O üç ay içerisinde derslere gidiyorum. Arkadaşlarıma ‘merhaba’ diyorum, ‘Allaha ısmarladık’ deyip ayrılıyorum. Oysa benim sosyal hayatım çok zengindir. İnsanlarla bir araya gelirim. Fıkralar anlatırım, kurgular yaparım, şakalar yaparım. Azıcık yüzüm dökük olsa sorarlar zaten ''sana ne oldu?'' diye. Arkadaşlar demişler ki: "Bu hasta oldu, doktora götürmemiz lazım.”

    Bir doktor psikiyatrist arkadaşımız var Erzurumlu. Ona gitmişler o demiş ki: ''Mutlaka bir problem var. Böyle olmaz bir insan birdenbire. Depresyondadır alın getirin."
    Geliyorlar diyorlar ki: ''Ya hastaneye gidelim. Bir arkadaş var rahatsız, onu görelim.'' Beni mahsusen oraya götürmek için. “Sonra gideriz arkadaşlar selam söyleyin, Allaha ısmarladık” deyip ben çekip gidiyorum. Gitmiş anlatmışlar, “getiremiyoruz” demişler. Demiş ki: ''Tamam bu kesin rahatsız. Çünkü gelmek istemez zaten. Takip edin omuzlarının düştüğünü anladığınız an yakalayın getirin. Çünkü artık tedavi olması lazım'. Bunlar beni takip etmeye başladılar omuzlarım düşecek mi diye...

     Üç ay bitti, şiir bitti. 

    Bugünkü haliyle, hiçbir şey değişmemiştir. Yani harf değişmemiştir. O odadan nasıl çıktıysa öyledir o şiir.

    Aldım gittim. Arkadaşları topladım dedim ki: "Arkadaşlar hakkınızı helal edin. Böyle bir hal oldu. Ben garip bir şekilde bir odaya kapandım ve bir şiir yazdım ‘Yağmur’ adında. Bir naat yazmak nasip oldu Efendimizi anlatan. Bir mutlu oldular. Sonra şiiri okudum. Gözleri doldu hepsinin. Sonra gittim Horasan'a. Peygamberimizin bir torunu, mübarek bir zat vardı Muhammed Zeki Bayram diye. Sahih bir peygamber torunu, zarif bir insan, mübarek bir insan. Hiç ona şiir okumamıştım. ''Size bir şiir okuyacağım'' dedim. ''Oku'' dedi. Şiiri baştan sona okudum.

    ''İşte şimdi adam olmuşsun'' dedi. Ben böyle duygulandım. Ağladım. Dedim ki "Amcamla konuştunuz mu?''. ''Hayır, neden'' dedi. ''Çünkü o böyle derdi'' dedim. ''Bilmem oğlum amcanın ne dediğini. Ama bu şiiri yazan adam olmuş demektir'' dedi. Bir garip duygular içerisinde Erzurum'a döndüm.

    ‘Yağmur’ böyle oldu işte. Böyle yazıldı.


    Ben şiir bittikten sonra ertesi gün gerçekten hastaneye gittim. Sebebi de şu… El parmağımın ucundan ayak parmağımın ucuna kadar bütün vücudum çıbanlarla doldu. Kıpkırmızı çıbanlar sardı vücudumu… Doktor muayene etti ve “çok büyük bir gerilim, büyük bir stres yaşamışsınız ve zona diye bir hastalığa yakalanmışsınız, bir deri hastalığı” dedi. Bir yıl kadar tedavi gördüm ve ondan sonra izi kalmayacak şekilde iyileştim. '' diyerek son veriyor sozlerine.

    İşte elimizdeki bu kitap bir sancı'nın en güzel neticesi ile karşılıyor sizi. Yağmur naatı ile. Böylesi bir sevginin, özlemin karşısında insanı mahcup ve aciz hissettiriyor her bir satır. .

    Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım...

    Kitap içeriğinde Genç'in birkaç şiiri ve Yağmur'un şerhi isimli bölümleri de barındırıyor olsa da siz Yağmur'da tutulup kalıyorsunuz.
    Okunası düşünülesi muhteşem eserdir. Keyifli okumalar dilerim.

    Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
    Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
    Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım
    Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım
    Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
    Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım
    Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
    Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
    Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
    Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım
    Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım
    Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
    Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
    Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım.
  • Bizim derdimizi insanlar sağlıklı yaşam, insanlar fit Beden olarak algılıyorlar, bazı insanlar fit beden için bu yaşamı tercih ediyor
    Bedenim beni hiç ilgilendirmiyor , eğer ilgilendirseydi Eyüp as bedeni lime lime dökulmezdi. Amacım deccalden sakınmak
    Boğazından geçen herseyi bilmen lazım
    Deccal ne mi bunlar bildirildi ama biz ilgilenmiyoruz , sahabenin korktugu kadar korkmuyoruz ,
    Sahabenin Allah'a sığındığı kadar sığınmıyoruz.
    Annelerimiz çok kıskançtı , özellikle Hz Aişe validemiz.
    Bir gün annelerimiz den birisi çok güzel süslenmiş Hz Aişe validemiz onu öyle görünce kıskanıyor tabi , Hz Aişe validemiz Hafsa validemize bak şimdi ne yapacağım deyip o annemize yönelerek ;
    Biz suan Hz Hafsa ile deccal çıkmış onu konuşuyoruz diyor ve
    Anne de korkuyor hemen inanıyor oysa ki din daha yeni geldi, annemiz komurluk gibi bir yere saklanıyor üstü başı kir oluyor
    Peygamber efendimiz geliyor ne.oldu diyor gülmekten anlatamıyorlar parmak ile kömürlugu gösteriyorlar , Peygamber efendimiz yönelip napıyorsun orada deyince annemiz deccalden saklanıyorum , peygamber efendimiz deccal çıkmadı korkma ama çıkacak.Annemiz ondan korktu ve saklandı kocam peygamber beni korudu demedi.Bugün bizi koruyacak olan ney kim ? O kadar yaklaştık ki.
    Bir iki mesaj geldi paylaşım yapilinca
    Demişler ki Kuran'da deccali yok , bende ağladım .
    Nasıl bu zamanlara geldik..
    Ben çok seminere katıldım hep bilimsel terimlere anlatılıyor , biz kitap okumayı sevmeyen toplumuz bu yüzden
    7'den 70 şe hitap edecek şekilde anlatmak gerekir
    Hayat zaten çok zor açık konuşmak gerekiyor
    Hadis ve Kur'an üzerinden konuşacağım
    Hadis ortadan kalkarsa herşey kalkar
    Ben hadis reddediyorum diyen insan namaz kılamaz
    Allah namaz kılın diyor ama kılınış şekli hadisde vardır
    Hadise iman kalkarsa deccale inanç da ortadan kalkar.
    Deccal geldiği zaman müslüman birisine gelecek ve
    Onu öldürecek diriltecek diyecek ki inandın mi Allah olduğuma müslüman diyecek ki bu evet inandım ne kadar deccal olduğuna.


    Bunlar korkunç şeyler
    Yeğenlerimle konusuyorum ihl de öğretmenler adem as .ilk insan değil diyorlarmış , hepimizin dizlerine vurarak ağlaması gerekiyor.
    Gerekçede de yazıyı sumerli bulmuş parayi Lidyalılar bulmuş , Adem as dan beri tüm ilimler vardı .
    Allah ne buyuruyor biz insana herşeyi öğrettik
    bilim ile her ilmi reddederek nereye varacaklar merak ediyorum
    Ben şunu anlatmak istiyorum tek derdmizin dinimiz.olmasi lazım
    Sakarya da bir hanım kardeşim benim kocam çok sağlıklı bende zaten öleceğim diyordum ha simdi ha sonra ha dogal yaşayarak ha kimyasal.
    Ben bugün anladım ki mevzu benim imanım demiş.

    Hz Ayşe annemiz rivayet ediyor Hz.Ebubekir Ra bir işçisi malını isletiyor , deveyle ticaret yapıyor .Bir gün Hz Ebubekir bir yemek getiriyor , Hz.Ebubekir da hemen yiyor sonrasında işçi ona yemeyi nereden aldım biliyor musun , idda sonucu aldım ve bu yemehi kazandım sana sundum dedikten sonra Hz Ebu Bekir parmağını boğazına öyle yle bir takıyor ki kan şeklinde tüm yemeği kusuyor
    Vallahi kusmasaydim midemi cikarirdim diyor.
    Bugün fikiha baksan bilmeden yaptı denir Ebubekir.olmak bunu gerektirir
    Biz bu yediklwrimizle aynı cennete mi talibiz ?
    Onun okuduğu Kuran'da bizim okudugumuz ne ?



    Her konferansta Masite annemizi anmaktwn gurur duyuyorum
    Efendimiz miraca çıkarken çok güzel bir koku duyuyor
    Ey Cibril bu neyin kokusu ?
    Ya Muhammed bu Masite ve evlatlarınin kokusu diyor
    Hikayesini Cebrail as anlatıyor , ey Muhammed Musa kavminden bir kadın vardı kişinin dadısı Bir.gun hamamda kızın saçlarını tararken tarak yere düşüyor Bismillah Musa kelamullah diyor
    Kızı dadiya dönerek
    Sen Musa'nın rabbinemi inanıyorsun sen babami red mi ediyorsin seni babama söyleyeceğim diyor , firavun öğrenince iman etmesini yoksa 3 çocuğuyla beraber öldüreceğini söylüyor.Oda etmeyeceğini söylüyor , bizi öldür ama birşey rica edeceğim
    Bari o hizmetlerimin karşılığı olarak kemiklerinizi bir poşete koy orada ayrılmayalım diyor.
    Kocaman yag dolu bir kazan kaynıyor ilk evladı atıyor eriyor 2.evladı atıyor en son 3.evlada sıra.geliyor
    Annenin kalbi gidip geliyor anne acaba ona tamam desem de iman etmesem mi derken
    Kundak da olan bebek anne kardeslerimi kaybettin beni de kaybet valla cennete bir adım kaldi imanını kaybetme
    O bebegide atıyorlar.Masite annemizin yanık kokusu Miraç ds efendimize gidiyor
    Bu annemiz ne kaybetti ?
    O ne kazandı bizler ne kaybettik
    O cenneti kazandı Rabbinin cemalini görmeyi kazandı
    Yanık kokusu misk olarak gitti

    Sümeyye annemiz ilk şehit daha namaz oruç yoktu belki sadece lailaheillallah biliyordu hiç birşey bilmiyordu , Hz Hamza şehit edildiğinde Fatiha dahi yoktu
    Tek bildiği kelam onun göğsüne mızrak saplatmaya yetti
    Biz neler biliyoruz onların bilmediği
    Aynı ayetler bizi namaza . götürmüyor
    Gitsek de reklam arasında , onlar namaza.gidince mutlu olurdu biz buhranla kılıyoruz
    Onların yaptıklarını biz neden yapamıyoruz
    Ortada birşey var demek ki
    Onlar bir çok şeyi yapıyor biz cok şeyi yapmıyoruz

    EPİFİZ BEZİ
    Bunların çoğunu bilmiyoruz
    Ama bazı kesim TV de sarışın kadın yanında fetva veriyor
    Tüm medya tek muhabbet saçma sapan işe yaramaz şeyler
    Din İslam bu mu ?
    Bu EPİFİZ bez nedir İslam ile alakasi nedir .
    Beyin iki ye ayrilie herşey eşittir bu bez ortada ve tektir .
    400 sene önce EPİFİZ BEZİ için tenis topu kadar derlerdi
    Bizim gördüğümüz mercimek kadar düştü neden ne oldu bu organa ?
    Ne.ise yarıyordu da nsanlar savaş açtı ?
    İslam'da kalp gözümüz basiretimiz
    Otopsilerde çıkıyor göz şeklinde
    Göz retinasi ile aynı hücrelere sahip
    Eskiden insanlar bir ortamda koklayıp burası gıybet kokuyor derlermiş , Bizler anca bir şey yandığı vakitte kokularını alabiliyoruz
    Kendimiz evlatlar yanıyor manevi olarak ruhumuz.duymuyor


    Florur dış macunun içinde var florur epifiz bezini eceleri karanlıkta aktif oluyor , sinek kadar ışık olsa uyanır .
    Gece 11:00-05-00 arası en aktif olduğu zaman kendini geliştiriyor.Rabbimiz ne buyuruyor o saat için ;
    Gece en yakın semaya inerim af dileyen yok mu affedeyim der.
    O zaman en aktif zaman.

    Dmt ruh molekülü serotonin mutluluk
    Melatonin hayatimizi düzene sokan
    Bilime bakarsaniz bilim yok der , .hatta Allah da yok der çünkü madde olmayan herşey yok onlara gore hatta ruh yok deyip hastahane açmak da.komik .


    Dmt ölüm ve doğum anında salgılanır
    Allah'ın kula en yakın olduğu iki an yani.
    ve şizofreni hastaları birşeyler görürler onların da idrarlarinda yüksek doz dmt.bulunur
    Birşeyler görüyor ama bilim açıklamıyor

    televizyonlarda hep günde 2 defa ve geceleri yatmadan dişlerinizi fırçalayın derlwe dişleriniz beyaz olsun diye oysaki dişlerimiz ne kadar fırçalarsanız fırçalayın kemik renginiz ne ise odur diş macunu ile dişleriniz beyazlamaz sadece titanyum oksit ile beyaza boyanır.Bir sure sonra ibadetler de ben bunu yapmak istemiyorum dersin ama nedeni bilmezsin nedeni irade artık senden çıkmış florur maneviyatı yok eder huşu kaybolur
    İman seni secdeye götürmez
    Yüreğimi çok acıtan bir hadis Peygamber efendimiz buyuruyor ki ben size deccali anlatıyorum ama anlayamamanizdan da korkuyorum demiş.

    ben bilimden çok hadis konuşuyorum Çünkü Hadisler her şey belirtiyor , her taşın altından deccal çıkacak diyorum abartma diyorlar , Ben abartmıyorum sahabeler ve Peygamber efendimiz çok abartıyorsunuz denilen hayatı yaşıyorlardı.

    Deniyor ki siz onları gorseydiniz deli dersiniz,onlar da size müslüman mı bunlar derdi.
    Tek derdimiz şuurlu Müslüman olmak yoksa ben doğal yaşamışım umrumda değil çürüyüp gideceğim önemli olan iman ile gitmek insan gibi gönül'ün derler Müslüman gibi ölünü zaten Ben müslümanım diyoruz bugün insanlar domuz kapakçığı ile gömüyorlar bunu umursamıyor kimseler epifizin bezi körelmiş seni uyarmıyor.

    Diyanet yüksek kurumunu aradım bu iş olmaz dedim bugün aşıların içinde domuz ve maymun hatta fetüs kurtajda.alinan DNA olduğu ispatlandı asi şirketleri kabul ediyor evet diyorlar müslümanları öyle bir halde getirdi ler ki görmüyoruz.
    Bizim hocalar hastalık anında herşey mübah diyor
    Domuz jelatinini bilerek evladına enjekte ediyorsun
    Bu çocuk namaz kılmaz ise şaşırmayın
    Böyle bir dünya yok
    Haram da şifa yoktur
    Allah haram kıldığı hiç birşey içine şifa koymaz
    aradığım da Dediler ki hadisler mutevatir değilse bizi bağlamaz.!

    İnsana domuz dahi yedirirler


    Tüp bebek fetvası korkunç İslamiyet taharete kadar bilgilendirir bizi sağ elle değil de sol elle der bugün bilim adamları sağ eldeki flora yemeği hazmetmek için sol eldeki flora ise temizlik için olduğunu söylüyorlar , tek çare sünnete sarılmak başka çare aramayın ahir zaman kıtlığı olacak , kıtlıkvar mı yok Her yer dolu marketler manavlar pazarlar müslümana kıtlık var sağlıklı yiyecek yok onlar zikirle de olacaklar Allah onlara kapı açıyor gel bana diyor .

    bizlerin Allah'tan gayrı Hiç kimsesi yok bizi hadis ve sünnetler koruyor Ayşe annemiz Peygamber efendimize kıyameti sorduğunda ey Ayşe o gün herkes çıplak olacak kişinin göğsü öndekinin sırtına yakışacak iğne ucu kadar çukur olmayacak içine girelim ş kadar tümsek olmayacak ki arkasına saklanalım insanlar evladından kaçacak Ben ona boşuna tokat attım şimdi benden hesap soracak diye çocuklar bizim diye her şeyi yapabiliriz zannediyoruz mahşer günü boşuna yapılan her şeyden hesap sorulacak çare var mı biri diyecek ki Adem aleyhisselam'a gidelim gidecekler Ben zaten Rabbime yüzyıl af diledim Beni affetti mi bilmiyorum İbrahim aleyhisselam'a gidin İbrahim peygambere gidecekler Ben kutu kırıp suç işledim
    Allah beni affettim bilmiyorum Nuh as'ma gidiyorlar çare bul bize deyince ben kâfir olan oğluma üzüldüm af oldum mu bilmiyorum
    Musa as ben insan öldürdüm boynum bükük derken bir rivayete göre 124 bin peygamber gidilcek.
    Efendimize gidilcek efendimiz secdeye kapanmış Yarabbi şefaat et diyecek başımı kaldırmam diyecek.

    Kime edecek âlimlere mi onlar zaten Allah dostu ,
    Sana bana çürük elmalara şefaat edecek .

    Hz Hüseyin'in şehit edildiği zaman boynunu kopardılar aç ve susuz olduğu halde hem de Yezid'in sarayı'na geldiği zaman bir zalim bir çubuk ile dudaklarını oynatıyor Ve onunla alay ediyordu yaşlı bir sahabe O zalime gelip hem kesip hem oynuyorsunuz Vallahi ben Peygamber efendimizin onu öptüğünü gördüm .

    Vallahi huzura çıkacağız Peygamber efendimiz demeyecek mi bize sizin için taifte taşlanmadim mı ?Kabe'de işkembe atılmadı mı ?dişim kırılmadı mı peki ey ümmetim Bu muydu karşılığı.

    Rabiatül adeviyye hazretleri 1 rekat namaz kılardı her gece Allah için kılardı ve Peygamber efendimiz ümmeti ile övünsün diye Peygamber efendimiz Şeref lensin için bunu yapardı.hepimiz eşimiz için kayınvalide miz için sevdiğimiz bir insan için bir şeyler yapıyoruz peki Allah için Peygamber efendimiz için ne yapıyoruz ? bunların hepsini biliyoruz 1 saat sonra unutuyoruz zihinler dolu irade bize ait değil bunun başka hiçbir açıklaması olamaz en büyük Kur'an bizim elimizdeyken bu kadar sapkınlığa düşüyorsa bunun başka bir açıklaması yok.
    1 TL olan kahveye 20 TL veriyoruz çünkü irade artık bizim elimizde değil.

    Eskiden okunmuş su vardı yobaz mısınız derlerdi al tablet iç kendine gel denilirdi şimdi Japon bilim adamları suyu okumanı keşfini yaptı kuruyan dereleri okuyorlar Çünkü suyun hafızası vardı canlı ve ölü sular , bedenin yüzde 80'e yakını sudur ve su bir şeyleri saklar.

    Aşıların artık iç yüzü ortada şuan bilmediklerimiz var w
    Herkes biliyor 100 bin aile asi reddi yapmış
    Herkes uyandı uyanmayankar da uyansın insAllah
    Şeytanı frekanski tüm muzik ve çalgılar buna uyarli
    1400 sene önce efendimiz çalgı zinaya cagricidr
    İnsan muzik dinlecikce su molekülleri titreşimi çekiyor ve
    Müzikler.bizi yönetiyor


    Nano teknoloji bir bela insan ve organ uretiyorlar
    Deccal ne yapacaktı ? İnsan öldürüp diriltecekdi.

    Gençlere laf geçmiyor , anne çocuğu markete gönderemiyor
    Bir mavi balina çocuğa laf geçiriyor

    Gençler lgbt akiminda bir.ulke ancak böyle feth edilirdi
    Bakın aşılar sebebiyle otizm 48 kadar çoğaldı
    Eskiden otizm yoktu bu bir beyin hasaridir
    Otizm hastalık değil ağır metal yüklü 48 doz aşı vuruyorsun
    Bağışıklık 2 sene de kendine geliyor .
    Her mesele ayete çıkıyor , otizm iki yıl emzirme.ile 2 sene aşının ne manası var beyinler kilitli kimse ilgilenmiyor
    Bağışıklık oluşmuyor sen henüz olusmayan bedene hangi kimyasala yüklüyorsun ?
    Suyu zararlı görüyorsun da o ilaçları nasıl verirsin ?
    Kusma ateş çırpınma hepsi aşıdan ötürü
    Eskiden 8-10 çocuk vardı hastalık yoktu
    Kanlarında birşeyler dolaşıyor maddi manevî zararı var

    İki yaşında geldi48 doz aşıyla
    Biz değişik değiliz asıl fitratimizdayiz
    Ölene kadar.bu fitratra kalmak istiyoruz
    150 sene önce otizm yoktu
    Bu oran 3-1 düşecek
    Bizim canımızı değil imanımızı alıyorlar
    Bu insanlara ne oldu
    bu insanlar bize bir şeyler yedirip içiyorlar bununeğer ayağa kalkamazsak önüne alamayız korkmayn bedir'de 313 kişi vardı




    Alimler bir annenin evde namaz.kilmiyor oluşu o evde beladır
    Terliyorsun gözenek açılıyor Ariel Omo içeriye giriyor

    Aşılar kısırlık yapiyor , yirmi sene önce tüp bebek merkezi yoktu
    Eskiden bı kısır vardı yoktu şimdi her evlenene çocuğun oluyor mu diyoruz hamile olan normal mi tüp mi
    normal mi sezeryan mi diyoruz
    Doğumları dahi elimizden aldılar .
    Allah rasulu taharete dahi karıştırdı
    Bu din kaide ve kural koydu herşeye cima yada..
    Rahim dışardan bir.kabul etmez elime kıymık batsa görmesem şişer iltihap olur patlar dışarı atar
    Rahim içerde tutmaz hicbirsey çocuğu da.dokuz ayy sonra atar
    Tutmadı diyor merkeizlee de ve kadını tutsun diye bağışıklık iptal ediliyor tedavi görmek demek bu , anneye jelatin yükleniyor sığır jelatini değil , aynısı babaya veriliyor birlikte olarak değil , kendini tatmin ediyor bardağa koyuyor mahremiyet denen birşey yok anneye verdikten sonra bebeğe koyuyor
    Nerede besmele nerede hadisler böyle bir döllenme.nu bebek normal bir bebek olur mu ?



    Nasıl insan olacak bunlar bu asrın Musa nasıl olacak epifiz körelmiş frekanslar bozulmuş hepsi aşılardan sonra oluyor insan her şeyi kendi eliyle yapar hem de öyle süslü yapar ki bugün her çocuk astım hastası her çocuk kıllı tüylü annelerde kıl yok gençler niye böyle hormonlarr bozuk
    Birileri kısır her yerde mantar gibi tüp bebek merkezleri birileri tüylü her yerde mantar gibi lazer epilasyon ya insanın ruhu her hücresinden tek tek çıkar sen nasıl o kökleri kurutuyor sun o kağıda imza atarken fiyattan başka bir şeye bakmazlar oysaki kağıda okusalar orada kanser olursanız kemoterapi alamayacağınız yazar bunu kimse okumaz 90 lılar tüp bebek merkezleri ile 2000'liler lazer epilasyonla 2020'den sonra nasıl cinsiyet değiştirme ile meşgul olacaklar

    ilaç firmalarında çok büyük oyunlar dönüyor sana aylık 20.000 lira vereceğim ama bu kadar ilaç satman gerekiyor

    çocuklarınızı yarıştırmayin her çocuk kendine özeldir bırakın zayıf olsun ama sağlıklı olsun Ben aşı olmadım hiç ilaç almadım hazır bez kullanmadım

    Japonlar tüysüzdür doğal soya kullanıyorlar biz hem soya yeriz daha çok tüy çıkar çünkü genetiği değiştirilmiş tir.
    Bebek mamaları kullanmayın içeriklerinde GDO var aşılarda da DNA fetüs hücresi var kız erkek ayrımı olmadan bundan dolayı eşcinsellik yaygın televizyonda gündüz kuşu her kanalda eşcinsellik DNA bozuldu mama bebek bezi İsrail'in ürettiği tüm kimyasalları çekti üzerine anne yumuşatıcı kullandığı bu çocuğun normal olması Allah'ın bir mucizesidir bunca zulme rağmen hala delikanlı ise bu tamamen Allah'ın takdiridir

    Aşı olan çocuklar için aşı detoksları var yapın bunları deccal den Allah'a sığının biz neye güveniyoruz bir Fatiha okumuyoruz her namazdan sonra çocuklarımıza dua etmemiz gerekiyor elbette Allah cevap verecektir korkmayın anneliğinizi çocuklarınıza karşı kullanının annelerin duaları makbuldür

    dikkat dağınıklığına ilaç verilmez o ilaçlar uyuşturucu gibi çocuğu uyuşturur 10 yaşındaki bir çocuğa antidepresan veriyorlar çocuk Durmaz uyuşur mama konusunda diyoruz ki doymuyor mama ile uyuyor karnı doyuyor çocuğumun öyle bir şey yok çocuğun karnı doymuyor tamamen beyni uyuştuğu için Mayıs diyor

    Zara markası ile İsrail mahkemelik oldu onlardan %100 pamuk ürün istediği halde kıyafetlerin iplikleri sentetik olduğu için hepsini geriye gönderip dava açmışlar.

    İmam-ı nebevi riyazüs salihini şerh ederken bir hadisi şerifi şerh edemiyor giyinik çıplaklar anlayamamış nasıl hem giyinik hem çıplak olur Allah'ın mucizesi herhalde demiş ve hadis-i orada bitirmiş .giyinmek çıplaklık iki türlüdür birincisi sentetik ve plastik olan kıyafetler ve şu an tüm tesettür firmaları bu ürünleri kullanıyor istisnalar hariç bu sentetik ve plastik olanlar cinlere göre çıplak hükmünde olanlar 2.normal dar giyenler .
    Peygamber efendimiz hep pamuk keten ve yün giyerdi kadınlara artık olarak ipek verilmiştir. Yahudi her taşın altına girecek...


    29 Aralık Pazar Yağmur İbiç hanımın sohbetinden Umudun Atolyesi olarak notlarım.
    Eksiklerim kusurlarım yazım ve imla hatalarından ötürü kusura bakmayın elimden bu kadar geldi.🖤
    Yazandan Allah razı olsun..
  • - seni seviyorum dedi mi sana?

    - demedi. ama seviyor gibiydi. bana öyle geliyordu yani. tamam benim gibi sevmiyordu belki ama sevecekti. benim sevmesi için gereken her şeyi yapıyordum. tek istediğim umudumu kırmaması ve bana biraz güvenmesiydi.

    - öyle olur mu lan? sevmek denilen şey böyle bir şey değil. süs bitkisi gibi ışığı suyu sağlayınca yeşertip büyütemezsin onu. sana karışık gibi görünen şey aslında çok basit. birini seviyorsan seversin, sevmiyorsan da sevmezsin. bazen de ikisi birbirine karışır.

    - peki abi, sevip sevmediğini nasıl anlarsın?

    - bak o biraz karışık işte. bir sevgilim vardı benim. sürdü bir süre. geçmiş zaman. neyse bir hafta sonu beraberdik bununla. gezdik, yedik, içtik falan. sonra pazar akşamı trene bindirip uğurladım ankara'ya. trenden inince aradı hemen beni. sanki az önce yanından ayrılmışım gibi değil de aylardır görüşmemişiz gibiydi. bir ara peş peşe seni seviyorum dedi. seni seviyorum seni seviyorum seni seviyorum… çok hoşuma gitti elbet. biraz daha konuşup kapattık.

    - ee, sonra?

    - salı günü ayrıldık, yine bir telefon konuşmasıyla. eski sevgilisi aramış bunu, buluşmuşlar. sonra aslında birbirlerini unutamadıklarını fark edip tekrar denemeye karar vermişler. ne deniyorlarsa artık. bozuldum tabi. ağladım, yalvardım, tehdit, küfür kıyamet.. ama faydası olmadı tabi.

    - yani yalan mı söylemiş? sevmiyor muymuş seni?

    - bilmiyorum. başta öyle zannettim tabi. sonra zaman geçince şöyle düşünmeye başladım. belki o ana kadar ve öncesinde gerçekten sevmiştir beni. hatta belki insan aynı anda iki kişiyi bile sevebiliyordur. yani belki yalan söylememiştir.

    - yani abi?

    - yanisi şu. sen artık bir şey yapma. bırak. eğer seviyorsa seviyordur. sevmiyorsa da sevmiyordur. üzerine gitmenin, sıkıştırmanın hiçbir faydası olmaz. bırak. sevecekse seni, sever. sevmeyecekse de ne yaparsan yap sevmez. o yüzden hezeyana kapılıp saçmalama.

    - iyi de abi, ben onu çok seviyorum.

    - biliyorum. bakma inanmaz gibi durduğuna, bence o da biliyordur. ama şunu unutma bu tek başına hiçbir işe yaramaz. eğer birini seviyorsan ve o seni sevmiyorsa bundan çok güzel kaos çıkar. bir sürü şiir, sağlam bir roman ve anlatacak bir sürü hikaye çıkar. uykusuz geçen geceler, parklarda içilen şaraplar, yerli yersiz kıskançlık krizleri çıkar. ama sevgine karşılık çıkar mı? o biraz zor işte..