@kitapfisiltisiofficial, Leylak Kızlar'ı inceledi.
 10 May 11:56 · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 10/10 puan

1939 yılları....

İkinci dünya savaşı dönemi...

Ravensbrück" te bir toplama kampı...

Ve hayatları kesişen üç kadın...

Fransız Konsolosluğu"nda aile yardımı başkanı olarak gönüllü çalışan Amerikalı Caroline...

Hitler'in özel olarak kadınlar için yaptırdığı toplama kampına tek kadın doktor olarak katılan Alman Hertha...

Polonya Kız İzcilik grubunun üyesi olarak ülkesi için siyasi çalışmalar yapan Kasia...

#leylakkizlar gerçek bir hikayeden yola çıkılarak kitap haline getirilmiş. Yazar, yıllar süren bir çalışma sonucunda geçmişte yaşanan ve yaşatılan gerçekleri en ince ayrıntısına kadar araştırıp okuyucuyla buluşturmuş. Bugüne kadar Hitler hakkında romanlarda okuduklarımızın, filmlerde izlediklerimizin en gerçeği. Tüyler ürperten olaylar, işkenceler, açlık ve en kötüsü de Polonyalı kadınların kampta "tavşan" olarak alınmasına neden olan insanlık dışı deneylere tabi tutulmaları.

Leylak kızları okumak benim için zordu. Etkilendiğim yerlerde ara vermek zorunda kaldım. Uzun bir süre de unutacağımı sanmıyorum. Kitabı okurken ilk başlarda yaşadığım sıkıntı Almanca kelimelerin çokluğu idi. Bilmediğim bir dil olduğu için zorlandim. Ama hikayenin geçtiği yer olması nedeniyle normal diye düşünerek dipnotlarla olayı çözmek kolay oldu. Zaten sonra da kelimeler kendiliğinden aktı. Onun dışında kitabın kapak tasarımına bayıldım. Ciltli ve büyük boy olması da ayrı bir güzellikti. Dönem kitaplarını seviyorsanız bu kitabı kaçırmayın derim.

gökçe c., bir alıntı ekledi.
30 Nis 17:28 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

"... pek çok insanın yaşadığı, toplama kampı gibi olan o kötü ilk evliliği yaşadım. Ama ondan sonra kötü ikinci evliliği ya da üçüncü ya da bir dördüncüyü yaşamamaya kararlıydım. Ondan sonra, bir daha kafeste yaşamamaya kararlıydım."

Ölen Hayvan, Philip Roth (Sayfa 24 - Monokl Yayınları)Ölen Hayvan, Philip Roth (Sayfa 24 - Monokl Yayınları)
Mehmet Şahin, bir alıntı ekledi.
27 Nis 22:22 · Beğendi · Puan vermedi

Auschwitz:1940 yılında Polonya, Krakow yakınlarında inşa edilen ve çoğunluğunu Yahudilerin oluşturduğu 4 milyondan fazla tutsağın imha edildiği ünlü Nazi Toplama Kampı

İnsanın Anlam Arayışı, Viktor E. Franklİnsanın Anlam Arayışı, Viktor E. Frankl
Kübra, bir alıntı ekledi.
 25 Nis 17:24 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Adalet nedir?
Toplama kampı muhafız ve nöbetçilerinin mahkum edildikleri maddenin, eylemin gerçekleştiği tarihte ceza yasasında yer almış olması yeterli miydi, yoksa söz konusu maddenin o dönemde nasıl yorumlandığı ve uygulandığını; gerçekleştikleri dönemde söz konusu eylemleri kapsayıp kapsamadığını da göz önünde bulundurmak gerekir miydi? Adalet nedir? Yasalarda yazılı olan mı, yoksa toplumun fiilen geçerli sayıp uyduğu mu? Yoksa her şeyin hakça yürüdüğü koşullarda, yasalarda yazılı olup olmadığına bakılmaksızın geçerli sayılması ve uyulması gereken şey midir adalet?

Okuyucu, Bernhard Schlink (Sayfa 80 - undefined)Okuyucu, Bernhard Schlink (Sayfa 80 - undefined)
Umut kara, bir alıntı ekledi.
15 Nis 16:42 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Hitler:"Toplama kamplarını bizim icad ettiğimizi mi zannediyorsunuz?"
Toplama kampı fikri ilk kez 1900-1902 yılları arasında ingilizler tarafından İkinci Boer Savaşı'nda hayata geçirildi.Hatta daha öncelerinde bu sistem benzerleri İspanyolların 1868-1878 yılları arasında Küba'da yürüttüğü On Yıl Savaşları'nda kullanılmıştı.Ama bir ulusun tamamını hedef alan ve nüfus azaltmaya amaç edinen toplama kampı sistemi ilk defa İngilizler tarafından uygulandı.

Kavgamız, Atakan Büyükdağ (Sayfa 309 - Destek yayınevi)Kavgamız, Atakan Büyükdağ (Sayfa 309 - Destek yayınevi)
Çağla Dündarcan, Leyla'yı inceledi.
14 Nis 00:18 · Kitabı okudu · 2 günde · Puan vermedi

Bu kitapla ilgili yorum yapmak istemiyorum. Sadece içimden geçenleri söylicem. İnsanoğlu çok acımasız insanoğlu çok kötü. Hiç bir hayvan diğer hayvana insanların birbirlerine yaptıklarını yapmaz. Okurken gözyaşlarımı tutamadım. Tüylerim diken diken oldu ki okuduklarım buz dağının sadece görünen kısmı buna eminim. Gerçekten yaşanmış bir hayat hikayesi. Toplama kampı işkence açlık tecavüz tecavüz tecavüz. Ben evde ki kedimin ayağına yanlışlıkla bastığımda içim parçalanırken insanlar birbirlerine bunu nasıl yapıyor anlayamıyorum. Savaş kelimesi sadece insanların ölmesi çatışması topraklarına girmesi demek değil. Erkeklerin bir kez ölmesi geride kalan kadınların her gün her tecavüzde ölmek isteyip ölememesi demek. Yutkunmadım bazı yerler geldi okumak İçin kendimi zorladım. Hayal etmeye kafamda canlandırmaya bile niyetlenmedim Zaten yapamazdım. Bunun hayalini bile kurmak yapmaktan farksız değil bence. Toplama kamplarını gerçekten herkesin bilip üstünü örtmeye çalıştığı bir insanlık ayıbı. Maalesef biz daha dili dini ırkı ayırt etmeden insanın sadece insan olduğu için kıymetli olduğunu anlayamadık. Kötüsün İnsanoğlu çok kötü...

Arzu Şen, Anne Frank'in Hatıra Defteri'yi inceledi.
09 Nis 18:36 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Almanya'da okul ile ilk defa Toplama Kampı'na gittiğimde 14 yaşındaydım. Gittiğimiz Kamp, Almanya'nın en büyük Toplama Kampı Münih-Dachau'dı. İnanın gördüklerim beni dehşete düşürdü ve yıllarca İkinci Dünya Savaşı'nı araştırdım ve bundan dolayı Tarihçi oldum. Anne Frank ise ardından okuduğum ilk kitaptı. Haliyle çok etkilendim, hatta Amsterdam-Prinsengracht' da saklandığı evini bile ziyaret ettim. Bence her okulda okutulması gereken kitaplardan bir tanesi. Bu arada öldüğü Toplama Kampı Bergen Belsen'ede gittim. 14 yaşımdan bu yana 4 defa okudum kitabı ve kızım 14 yaşına bastığında ona da okutacağım. Genç bir kızın (sadece Yahudi olduğu için) sıradan hayatından nasıl kopartıldığı, dışlandığı ve nihayetinde saklandıktan sonra yakalanıp, ailesinden kopartıldığını kendi kaleminden okuyacaksınız....Kendisi maalesef bulunduğu Kamp kurtarılmadan aylar öncesinde tifodan öldü (ablası Margot gibi)....Babasının yazdığı kitabı okudum, dediği şuydu; ''Kızım çok mücadeleci biriydi. Hayatta olduğumu bilseydi, biraz daha direnip, hayatta kalmaya başarırdı.''

Algı Krizi - Atasoy Müftüoğlu
Modern tarih, büyük ölçüde bir baskı ve tahakküm tarihidir. Modern tarih boyunca insan-insanlık, teknolojik ve ideolojik düzenin nesneleri haline getirildiler. Modern tarih, herkese tam olarak tanınmayan insanlığın, eksik insan sayılabilen insanların tarihidir. Filistinliler örneğinde takip edilebileceği üzere, kimi insanlar toplama kampı insanları olarak, mülksüzleştirilmiş insanlar/halklar olarak yaşamaya ve ölmeye mahkum edilmişlerdir. Modern tarih boyunca siyasal stratejiler, araçsal ve ideolojik aklın emperyalizmi tarafından belirlendi. Günümüzde de, ideolojik emperyalizm belirleyiciliğini sürdürüyor. Bu nedenle de, İslam toplumları-halkları, güç ilişkilerine maruz kalıyor. İdeolojik silah olarak kullanılan “insan hakları” gibi kavramlar, bütün toplumlara/insanlara uygulanmıyor. Liberal demokrasi ve insan hakları söylemi, sistematik bir şekilde eşitsizlik ve şiddet üreten yeni evanjelizmin maskesi olmaktan öte bir işlev taşımıyor. Adaletten bağımsız bir hukuk yaklaşımı sıradanlaştığı ve tayin edici olduğu için, insanlık acımasız ve ahlaksız bir tarihin baskısı altında tutuluyor.

TAKLİT EDEREK VAROLUNAMAZ

Hangi toplumda ve kültürde olursa olsun, mevcudu sırf mevcut olduğu için meşrulaştırmak, bütün kötülükleri, kirlilikleri, yozlaşma ve yabancılaşmaları meşrulaştırmakla sonuçlanır. Hayatta, dünyada, tarihte neler olup bittiğini anlamadan, anlamaya çalışmadan yaşamak, sürüklenerek, savrularak yaşamaktan farksızdır. Sürüklenerek, savrularak yaşayan toplumlarda büyük ölçekli bir gündem oluşturulamayacağı gibi, büyük ölçekli bir dönüşüm ve değişim de gerçekleştirilemez; meydan okuyucu düşünceler, fikirler üretilemez. Bu tür toplumlarda insanlar, düşünerek/üreterek varolmak yerine, bir otoriteyi taklit ederek ya da ideolojik bağlılıkları seçerek varolma yolunu seçerler. Taklit eden insan, kendisinin farkında olmadığı için taklit eder.

İslam dünyası toplumları, sınırsız bir duygusallık ve kendine hayranlık gibi kimi zaaflarla malûl bulunduğu için, temel-yapısal-hayati sorunları görmekte-anlamakta zorlanıyor, eleştirel bir dikkate sahip olamıyor. Müslümanlar olarak geçmişin tarihini hikaye etmek çok hoşumuza gidiyor, ancak tarihin eleştirel yorumundan her nedense hiç hoşlanmıyoruz. Müslümanların zaaflarını İslam’ın zaafları olarak görmemek gerekiyor. Kur’an-ı Kerim, bilgi üzerinde yoğunlaşmamızı isterken, bugün toplumlarımızda zihnî çabaları tahfif eden bir gelenek ısrarla sürdürülebiliyor. İslam, Müslümanları düşünme ve aklını kullanma sorumluluğuna davet ederken, düşünme ve aklını kullanma sorumluluğu bütünüyle terk edilebiliyor.

ALGI KRİZİ YAŞIYORUZ

Günümüzde, İslam toplumlarında politik söylemler dışında, alimlerin, ariflerin, düşünürlerin, filozofların sesi, soluğu, mücadelesi, muhalefeti duyulmaz, işitilmez hale gelmiştir. İslam dünyası toplumlarında İslami bütünlük algısının, bilincinin çözülmesi, dağılmasıyla birlikte, hayatlarımız, kişiliklerimiz, kimliklerimiz de büyük ölçüde parçalanmıştır. Bu parçalanma sebebiyle, bugün dünya Müslümanları olarak, büyük bir algı krizi/karmaşası içerisinde yaşıyoruz. İslam’ın nasıl temsil ve tecrübe edilebileceğini, insanlığın dikkatine nasıl kazandırılabileceğini, bugünün gerçekliği karşısında nasıl bir tavır/tarz/duruş/çözümleme geliştirilebileceğini bilmiyoruz. Toplumlarımız ve kültür dünyamız, bir yanda geçmişin baskısı, bir diğer yanda da liberal-seküler dünya görüşünün baskıları sebebiyle özgün/bağımsız üretime cesaret edemiyor. İslami bünye, içerisinde yaşadığı algı krizi sebebiyle, bir türlü kültürel özne olma liyakatini kazanamıyor. Kültürel özne olma liyakatine sahip olamadığımız için, barbarca önyargılara katlanıyoruz. İslami ideallere yönelik yoğunluklar ve bilinç, milliyetçi dayatmalar sebebiyle her geçen gün daha bulanık/etkisiz hale geliyor. Müslüman halklar, ulus-devlet ve milliyet sınırlarına kapatıldığı için, ümmet çapında, insanlık çapında yankısı olabilecek, bütün insanlığa ait eserler üretemiyor, bilginler ve bilgeler yetiştiremiyor.

Bugünün dünyasında Müslümanlar olarak, bir yanda dışarıdan ideolojik manipülasyonların, içeriden de milliyetçi manipülasyonların yoğun saldırıları ile karşı karşıya bulunuyoruz. Pratik gerçeklerle ahlaki hakikatler arasında sıkışıp kalmış bir ruh/zihin hali sergiliyoruz. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, Ortadoğu’da aile/kabile/aşiret monarşileri, yeni evanjelizme kölece hizmet edebilmek için yarış halindeler. Bütün insanlıkla konuşma, iletişim kurma yeteneğini-liyakatini taşıyan kadrolara sahip olmak bir yana, bugün, İslami bütünü, İslami bütünün taşıdığı idealleri en güzel şekilde ifade edebilecek bir dile, düşünceye, kültüre de sahip değiliz.

İSLAMİ İDEALLARİN İÇİ BOŞALTILIYOR

İslami bünye içinde yaşanmakta olan algı krizi, algı karmaşası, algı parçalanması; Müslümanların kültürel nesnelere dönüşmesi; İslam’ın ontolojik bağımsızlığını, meşruiyetini, otoritesini ve iktidarını kaybederek itibarsızlaştırılması; İslami meşruiyetin, otorite ve iktidarın sömürgeci dil ve söylem tarafından sorgulanabilir/değersizleştirilebilir hale getirilmesiyle birlikte başladı. Yaşadığımız algı krizi/karmaşası sebebiyle, hakikatlerin yanılsamalara, yanılsamaların hakikate dönüştüğünü farketmiyoruz. İlkesel ve ahlaki zeminde bir çözüme kavuşturulması mümkün olmayan çelişkiler biriktiriyoruz. İslami ideallerin içi bütünüyle boşaltılıyor.

Bugün, hepimizi doğrudan ilgilendirdiği halde, üzerinde belki hiç durmadığımız, düşünmediğimiz, konuşmadığımız, tartışmadığımız, varoluşsal bir sorunumuz var: Farkına varmadığımız bu sorun, bugünün dünyasının, tarihinin, dünya sisteminin bize dayattığı düşünsel, kültürel, felsefi, ideolojik sınırlar içerisinde yaşamaya mahkûm olmak, bu sınırlar içerisinde kalarak tanımlanmayı, konumlandırılmayı kabul etmektir. Hakim kültür dünyasının, yapılarının, endüstrilerinin hepimiz için icat-imal ettiği kategorileri aşamadığımız takdirde, düşünsel-felsefi bağımsızlıktan söz edemeyeceğimiz gibi, maruz kaldığımız İslami algı karmaşasından da kurtulamayacağız.

https://www.yenisafak.com/hayat/algi-krizi-3192165

Tarık, bir alıntı ekledi.
23 Mar 20:50 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Toplama kampı fikri ilk kez 1900-1902 yılları arasında İngilizler tarafından İkinci Boer Savaşı'nda hayata geçirildi.

Kavgamız, Atakan BüyükdağKavgamız, Atakan Büyükdağ
Beyza ŞİMŞEKLİ, Çizgili Pijamalı Çocuk'u inceledi.
22 Mar 22:30 · Kitabı okudu · 8/10 puan

2 farklı dünya, 2 aynı çocuk...

Bruno isimli bir çocuk karakterimiz var bu hikayede. Yaşadıkları yerden taşınan Bruno, taşınırken orada sadece anılarını değil arkadaşlarını da bırakmak zorunda kalıyor. Yeni taşındıkları yer ise bir Yahudi toplama kampının yanı. Her gün bu kampı ve kamptaki insanları gören Bruno, babasının yahudi karşıtı bir asker olarak çalıştığının ve insanların o derece kötü şartlarda yaşamasına aslında babasının sebep olduğunu bilmiyor. Kamp ile evlerinin topraklarını birbirinden ayıran bir tel Brunonun dikkatini çekiyor ve tel boyunca yürümeye başlıyor. Biraz ilerleyine ise bir çocukla karşılaşıyor ve gün geçtikçe onla muhabbet etmeye,arkadaş olmaya başlıyor. Bu arada, bahsedilen tel örgü, her ne kadar hikayede somut bir kavram olarak gösterilse de bence yazarın bahsettiği tel örgüler insanların düşüncelerinden başka bir şey değil.

Fakat Bruno'nun aklına takılan bir soru var. Neden arkadaşıyla tellerin farklı taraflarında durmak zorunda? Kimin hangi tarafta kalacağına kim karar veriyor?

Kitabın genel kurgusu bu şekilde olsa da ben kitabın bana düşündürdüklerinden bahsetmek istiyorum. Çocukların babaları, düşünce şekilleri, yaşam standartları her ne kadar farklı olsa da, ikisi için de bu tarz 'ayrımların' ne derece saçma olduğunu da bir kez daha gösteren bir kitaptı.

Dünyamızda çok büyük bir ayrımcılık var, bu inkâr edilemez bir gerçek. Fakat bu ayrımı kim yapıyor, neye göre, kime göre yapıyor? Çocuk aklıyla -tamamen saf ve dürüst bir akıl- düşünüldüğünde mantıksız gelen tüm bu olayları "mantıklılaştıran" büyüdükçe gelen hırs, açgözlülük ya da başkalarından çok daha üstün olma isteği mi?

Kitabın kısa olmasının yanında sade ve basit bir dille yazılmış olması, okunmasını baya bir kolaylaştırıyor. Eğer merak ediyorsanız, hiç durmadan okumanızı tavsiye ederim.