• Tanganika Roportajı (Mektuplar-10/10)
    Kulağımı dayadım yere,
    dinledim Afrika toprağını,
    homurtular geliyor Uganda'dan, Mozambik'ten,
    Güney afrika'da pembe tabanlı ayaklar öfkeyle şakırdatıyor zincirini.
    Angola ormanları yeşil arslanlar gibi böğürüyor al kan içinde.
    Son savaşalrını veriyor emperyalizm, ama silahlısı, zındanlısı, valilisi,
    Başımı kaldırdım bakıyorum:
    Afrika iki yol kavşağında duruyor,
    yol var yine esirliğin inine gider döne dolaşa,
    yol var gider büyük hürriyetine büyük kardeşliğin...
    Yani demek istediğim:
    Benim akıllı, güzel karıcığım,
    bir daha oku douzuncu mektubumu.
    Sen leb demeden leblebiyi anlarsın
    ve bilemediğin kadar göresim geldi seni Moskovalım, Tulyakova'm.
    Şubat 1963, Tanganika
  • Uganda ligi takımlarından Galatasaray 4 -0 yeniliyor Real Madrid'e
  • Sıradan kişilerin kendi başlarına düşünmeleri istenmez; çünkü düşünen insanları yönetmek güçtür; yönetimde sorunlar çıkarırlar. Platon'un deyişiyle, yalnız yöneticiler düşünmeli, geri kalanlar sadece itaat etmeli, koyun sürüsü gibi liderlerini izlemelidirler.
  • 83 syf.
    Dünyada bilim denilince ilk akla gelen isimlerin başında gelen Albert Einstein'in penceresinden dünyaya bir bakış olarak kısaca özetlenebilecek bu eserinden birkaç hususa değinmek istiyorum.

    Öncelikle hep söylenilegelen Einstein'in atom bombasını yaptığı veya buna neden olduğu haliyle de büyük yıkımlara neden olduğu konusunda, Einstein'in getirdiği açıklama: Meşhur bilimsel denklemi ortaya koymuş olması ve İkinci Dünya Savaşı sırasında Hitler Almanya'sinin nükleer silah yapımını başarmasi tehlikesi nedeniyle, başkan Roosevelt'e nükleer silah yapımını teşvik eden mektup yazmış olmasıdır. Yani aslında olası büyük tehlike karşısında barışı sağlamaya çalışmaktır yaptığı.

    Barışın sürekliliğini sağlamak için de bir dünya devleti kurulmasını isteyen Einstein, kitabında yer yer Hitler'den kaçarak geldiği ABD'ni de çeşitli nedenlerle elestirmektedir. Bunlar; zencilere yapılan ayrımcılık(ırkçılık), SSCB'yi tehdit olarak görüp halkı manipüle ederek çeşitli antidemokratik işler yapılması, nispeten de kapitalist düzen...

    Einstein'in eğitim üzerine düşüncelerine de tamamen katılmamak elde değil diye düşünüyorum. Eğitimin amacının kişiye herhangi bir konuda uzmanlık sağlamak veya onu bilgi bombadirmanina maruz bırakmak olmadığı; kişiyi eleştirel ve sorgulayan, farkındaligi yüksek bir birey haline getirmek olduğu ifade ediliyor. Bununla birlikte, kişinin içinde yaşadığı toplumdan kopuk olmaması gerektiği aksine toplumunun farkında olmasi ve bir amacının her daim toplum temelli olmasi gerektiği söylenmiş diyebiliriz. Nitekim Einstein kitabında sık sık insanın toplumsal yönüne vurgu yapmaktadır. İnsanı, hayvandan ayıranin onun toplumsal bir canlı olması olduğunu söylüyor.

    Einstein deyince hemen akla gelen diğer bir konu da onun din hakkındaki düşünceleridir. En çok duyduğumuz ve bir kesimin Einstein'in başka hiçbir sözünü görmeden ve onun hayata bakışını irdelemeden kendi inançları için bir tanık gösterme aracı olarak kullandıkları "Tanrı zar atmaz." sözünün aslında bu kesimin anladığı gibi bir manaya gelmediğini, Einstein'in bu kitaptaki yazılarından ötürü anlayabiliyoruz.

    Einstein, dinleri oluşturan iki etmen görüyor diyebiliriz. Bunlardan birisi, insanın evren karşısındaki hayranliginin çeşitli korkulariyla birleşmesi, sonra da bunun krallar, rahipler elinde giderek sistemlesmesidir. Diğeri ise Freud'un Tanrıyı açıkladığı Baba kompleksidir diyebiliriz. Ancak Einstein; insana müdahale eden, insanı sınav yapan ve bu sınavın neticesinde de onu ödüllendirecegi veya cezalandiracagi bir Tanrıya ve bundan şekillenen bir dine inanmadigini görebiliyoruz. Einstein bir bilim insanı olarak yaklaşarak, evrendeki sırları çözme yolunda atılacak küçük bir adımın insanda yaratacağı huşuyu dindarlik, evrenin ardında bir aklın olmasını da Tanrı olarak niteliyor. Yani deistik ve panteistik bir Tanrı anlayışı bulunmaktadır.


    Özetle, Einstein'in fikirlerini okumak ve onun penceresinden dünyaya bakmak oldukça güzeldi. Neredeyse her sayfasında veya iki sayfada bir alıntilamak istediğim pasajlar oldu. Özellikle kimi düşünceleri(ABD'nin soğuk savaş nedeniyle halkını sürekli dış tehdit var diyerek bir yöne sokması ve aydınları baskıya alması gibi) bana Uganda'yi anımsattı.


    İyi okumalar..
  • Allah'a ve Peygamber'e inanırsın. Beş vakit namazını kılarsın. Evinin geçimi için helâlinden kazanmaya çalışır ve diyelim ki kazanırsın da. Ve ne yağlıya ne de sütlüye karışırsın ve düşünürsün ki şeytan senden uzak, nefsin uyuz bir köpek gibi ayaklarının altında ve Allah'ın rahmetine senden daha layık kimse yok. Keşke gafletin bu kadar masum olsaydı. Durumun bundan ibaret olsaydı, devlet idaresinden kentlerin tanzim planına kadar teşkilatlanmış olan bâtılın çarkları arasında bir kum tanesi kadar bile hükmün olmadığını bilmemiş olsaydın, siyasi bakımdan süratle bilinçlenmek zorunda olduğu henüz idrak etmemiş olsaydın ve bunu sana hiç kimse anlatmamış olsaydı, keşke Filipinler'de, Eritre'de, Filistin'de, Uganda'da, Suriye'de ve Afganistan'da Allah'ın nizamını ayakta tutmak için kanlarını akıtan Müslümanların varlığı ve onların senin omuzlarına yüklediği sorumluluğu hiç duymamış olsaydın ve bunu sana hiç kimse duyurmamış olsaydı. O zaman, kim bilir belki o zaman o şekilde düşünmekte belki mazur olurdun ve umulur ki kurtulurdun.