• Eğer sen müslüman olursan, işte o benim mehrim olsun, evlenelim, başka bir şey talep etmeyeceğim!
  • "Fatıma'yla birlikte Aişe, Ümmü Eymen, Ümmü Süleym ve Ümmü Umâre...
    Yaralıların tedavisiyle ilgileniyor, dertlere çare olmaya çalışıyorlarda. Elbette hepsi gözyaşları içinde...
  • Ebu Talha şaşırmıştı..
    Demek ki Ümmü Süleym için evleneceği adamın mümin olması, en kıymetli mehirlerden daha önemliydi.
    Bu nasıl imandı, nasıl İslamdı böyle?
    Bir kadın nasıl olur da kendisinin iman etmesini mehir olarak yeter bulabilirdi?
    Bir süre sonra Ebu Talha , mümin olmayı kabul etti.
    Ümmü Süleym mutluydu.Hem bir insanın hidayetine vesile olmuş hem de kendisini fakirlik ve yalnızlık sıkıntılarının yükünden azad edecek hayırlı bir eş kazanmıştı..
  • Uykudan uyanan kişi çamaşırını ıslak gördüğünde rüyasında iltiham olduğunu hatırlamıyorsa ve bu ıslaklığın meni olduğunu biliyorsa gusletmesi gerekir. Fakat mezi mi meni mi olduğuna karar veremiyorsa her ihtimale karşı gusül abdesti alması gerekir.
    Sarhoş veya bayılmış kişi uyandığında çamaşırında meni bulsa gusletmesi gerekirken, mezi bulsa gusletmesine gerek yoktur.
    Cinsel ilişkiye giren veya ihtilam olan kişi gusül abdesti almadan önce uzun zaman beklemeli veya yürümeli. Eğer ki ihtilam olduktan hemen sonra gusül abdesti alsa ve abdestten sonra idrarını yapsa ve idrardan sonra kalıntı meni gelse tekrar gusül abdesti alması gerekmektedir.
    Şehvet olmadan, darbe sonucu veya ağır yük kaldırma sonucu çamaşırda meni görülse gusül abdesti almaya gerek yoktur.
    Bakire bir kızın bekaretini yok etmemek üzere yaşanan bir cinsel ilişkide eğer erkekten meni gelmemişse gusletmesine gerek yoktur. Çünki bekaret sünnet yerine kadar duhule engel olmuş olur.
    Bir kadın cenabet olduktan sonra hayz olsa hemen gusül abdesti almasına gerek yoktur. Hayz bittikten sonra tek gusül abdesti alması cünüplükten çıkması için yeterlidir.
    Ebu Said (r.a) anlatıyor: " Resulallah (s.a.v.) Ensar'dan birini bir kişiyi göndererek yanına çağırttı. Ensar başından sular damlaya damlaya geldi. Resulallah (s.a.v.) : " Herhalde sana acele ettirdik " buyurdu.
    Ensari : " Evet ey Allah'ın resulu " deyince
    Resulallah (s.a.v.) : Acele ettirilir veya inzal olmazsan gusletmen gerekmez. Sadece abdest alman yeterli olur " buyurdu.
    Bir başka rivayette Hz. Aişe (r.a) anlatıyor: Resulallah'a bir kimse sabah kalktığında elbisesinde ıslaklık bulsa, ancak ihtilam olduğunu hatırlamasa yıkanması gerekir mi diye soruldu. Resulallah (s.a.v.) : " Evet yıkanmalıdır. " diye cevap verdi. Sonra ihtilam olduğunu görüpte yaşlık görmeyen kişi hakkında soruldu. " Ona gusül gerekmez " dedi. Ümmü Süleym ( r.a.) sordu : " Bunu kadın görse, kadına gerekir mi ? Buna da : " Evet kadınlar erkeklerin emsalleridir " diye cevap verdi.
  • Ebû Üsâme Zeyd b. Hârise b. Şerâhîl
    Dia Bünyamin ERUL
    Bi‘setten otuz beş yıl kadar önce doğdu. Aslen Yemen menşeli Kelb kabilesindendir. Hz. Peygamber’den sadece on yaş küçük olduğu halde evlâtlığı olmasından dolayı önceleri Zeyd b. Muhammed diye anılırdı. Ancak evlâtlıkların öz babalarının adıyla anılmasını emreden âyet (el-Ahzâb 33/5) indikten sonra babası Hârise’nin adıyla anılmaya başlandı (Müslim, “Fezailü’s sahâbe”, 62). Resûlullah tarafından çok sevildiği için “hibbü Resûlillâh” lakabıyla tanınırdı. Câhiliye döneminde henüz çocukken annesi Su‘dâ ile birlikte Benî Ma‘n’daki akrabalarını ziyarete giderken Benî Kayn mensupları tarafından kaçırıldı ve Ukâz panayırında köle olarak Hz. Hatice’nin yeğeni Hakîm b. Hizâm’a satıldı. Hakîm onu Mekke’ye götürdü ve halası Hatice’ye, Hz. Hatice de Resûlullah’a hediye etti.
    Diger bir rivayete göre ise Zeyd’i kaçıranlar Mekke’nin Bathâ semtinde satmak istediklerinde Hz. Peygamber kendisini görmüş ve Hatice’ye onu satın almasını tavsiye etmiş, o da satın alıp Resûl-i Ekrem’e hediye etmiştir. Zeyd’in kabilesinden hac için Mekke’ye gelenler kendisini görüp tanıdılar ve dönüşte durumu ailesine bildirdiler. Babası Hârise ile amcası Kâ‘b (bazı rivayetlere göre ağabeyi Cebele) yanlarına Zeyd’in fidyesini de alarak Mekke’ye geldiler, Resûl-i Ekrem’den onu geri istediler. Resûlullah, Zeyd’i ailesiyle görüştürdü ve dilerse kendileriyle gidebileceğini söyledi. Fakat Zeyd, Resûlullah’ýn yanında kalmayı tercih etti. Bu olaydan sonra Resûl-i Ekrem, Zeyd’i Kâbe’nin bitiþişindeki Hicr mevkisine götürüp, “şahit olun, Zeyd benim oğlumdur, o benim mirasçım, ben de onun mirasçıyım!” dedi ve ardından onu âzat etti. Hz. Peygamber’den hiç ayrılmayan Zeyd onun risâletini ilk tasdik edenlerdendir; hatta bazı rivayetlere göre erkeklerden ilk müslüman olan kişidir. Resûl-i Ekrem’in Tâif yolculuðunda Zeyd de beraberdi. Tâifliler, Resûl-i Ekrem’i dinlemeyip şehirden çıkardıkları sırada üzerlerine atılan taşların Peygamber’e isabet etmemesi için Zeyd kendi vücudunu ona siper etti ve yaralandı. Islâm’in ilk yıllarýnda Mekke’de Resûlullah tarafından Hz. Hamza ile kardeş ilân edildi. Hz. Hamza savaďa gitmeden önce öldüğü takdirde ne yapacaðýný Zeyd’e vasiyet ederdi; Şehid olacağı Uhud günü de ona vasiyette bulunmuştu. Medine’ye hicretten sonra Zeyd bir süre Sa‘d b. Hayseme’nin “beytü’l-uzzâb” (bekârlar evi) denilen Kubâ’daki evinde misafir oldu ve Üseyd b. Hudayr ile kardeþ ilân edildi. Zeyd b. Hârise Bedir, Uhud, Hendek gazvelerine, Hudeybiye seferine ve Hayber’in fethine katıldı. Bedir zaferinin müjdesini Hz. Peygamber’in devesi Kasvâ’ya binerek Medine’ye o ulaştırdı. Hendek Gazvesi’nde muhacirlerin sancaktarı idi. Karede Seriyyesi, Süleym kabilesi üzerine düzenlenen Cemûm, ayrıca Îs, Taref, Hismâ (Benî Cüzâm), Ümmü Kirfe (Benî Fezâre), birinci Vâdilkurâ, Medyen ve ikinci Vâdilkurâ seriyyeleri onun kumandanlığında yapıldı. Hicretin 6. yılının Rebîülevvel ayi başında (Temmuz 627), Kureyþ’in müttefiki olup Hendek Gazvesi’ne 700 kiþilik bir kuvvetle katilan Benî Süleym kabilesini cezalandırmak üzere Cemûm’a gönderildi ve kabilenin üzerine baskın düzenleyerek çok sayıda esir ve ganimet elde etti. Ümmü Kırfe seferinden dönüsünde Resûl-i Ekrem’in ona sarılıp öptüğü rivayet edilir. Sefevân ve Müreysî‘ gazvelerinde Resûlullah’a vekâlet için Medine’de kaldı. Hz. Peygamber’in Zeyd’e olan güvenine işaret eden Hz. Âişe, “Resûl-i Ekrem, Zeyd’i bir ordu ile sefere gönderdiðinde mutlaka onu kumandan tayin ederdi. Eğer þimdi sað olsaydý kendisini yerine halife bırakırdı” demiştir (Müsned, VI, 226-227, 254, 281). Kur’ân-ı Kerîm’de adý geçen tek sahâbî olan Zeyd (el-Ahzâb 33/37) birkaç defa evlendi. Resûlullah’ın dadısı Habeşî Ümmü Eymen’le Mekke’de gerçeklesen ilk evliliðinden oğlu Üsâme doğdu. Zeyd, Ümmü Gülsûm bint Ukbe, Dürre bint Ebû Leheb, Hind bint Avvâm ve bazı rivayetlere göre Ümmü Mübeşsir adlı hanimlarla da evlilik yaptı. Bedir Gazvesi’nden sonra da Resûl-i Ekrem’in halasi Ümeyme’nin kızı Zeyneb bint Cahş ile evlendi. Ancak bu evlilik geçimsizlik yüzünden sürdürülemedi. Evlenmelerine bizzat aracı olan Hz. Peygamber onların ayrılmasını arzu etmese de Zeyneb’in surf Peygamber’in tavsiyesiyle yaptığı bu evlilik boşanma ile sonuçlandı. Resûl-i Ekrem bu duruma üzüldü. Daha sonra konuyla ilgili âyetin inmesiyle (elAhzâb 33/37) Câhiliye döneminden kalma, evlâtliklarin boşanmış eşleriyle evlenme yasağı âdeti kaldırıldı ve Resûl-i Ekrem Zeyd’in boşadığı Zeyneb ile evlendi. Zeyneb’i kocasindan Hz. Peygamber’in ayırdığı iddası doğru olmadığı gibi yukarıdaki âyette de belirtildiği üzere- Resûl-i Ekrem Zeyd’e eşini boþamamasını telkin etmiştir. Resûlullah’ın Zeyneb’le evlenmesinin asıl sebebi sözü geçen katı Arap âdetinin bizzat onun uygulamasıyla ortadan kaldırılmasıdır. Öte yandan Resûl-i Ekrem’in Zeyneb’i ev ortamında örtüsüz halde gördüğü ve gönlünün ona kaydığı yolundaki rivayetler muteber değildir. Bu rivayetler, Hz. Peygamber’in daha önce yakından tanıdığı Zeyneb’i hiç tanımıyormuş intibah uyandırması bakımindan da problemlidir. Onun Zeyneb’i bizzat Zeyd aracılığıyla istediğine dair sadece Enes b. Mâlik’ten nakledilen garip rivayet (meselâ bk. Müslim, “Nikâh”, 89) ihtiyatla karşılanmalıdır. Resûl-i Ekrem, Mûte Savaşı için orduyu yola çıkarırken sancağı Zeyd’e vererek, “Eger Zeyd şehid olursa sancağı Ca‘fer (b. Ebû Tâlib) alsın, o da şehid düşerse Abdullah b. Revâha alsin” demisti. Üç sahâbî de bu sıraya göre şehid oldu. Resûl-i Ekrem şehadet haberini Medine’de ashabına göz yaşları içinde bildirdi ve söyle dua etti: “Allahým, Zeyd’e mağfiret et! Allahım, Zeyd’e mağfiret et! Allahım, Zeyd’e mağfiret et! Allahım, Ca‘fer’e mağfiret et! Allahım, Abdullah’a mağfiret et!”. Sa‘d b. Ubâde, ölülerin arkasından ağlamayı yasaklayan Resûl-i Ekrem’in Zeyd için göz yaşı dökmesini garipseyince Resûl-i Ekrem şunlarý söyledi: “Bu, sevgilinin sevgilisine olan özlemidir”. Zeyd’in elli beş yaşında sehid düştüğü kaydedilir. Zeyd’in oğlu Üsâme de Hz. Peygamber’e yakınlığıyla bilinen, onun güvenine ve iltifatına mazhar olan sahâbîlerdendi. Zeyd beyaz tenli olduğu halde Habesî bir anneden doğan Üsâme’nin koyu esmer oluşu bazi münafıkların onun nesebi hakkında dedikodu yapmasına yol açmıştı. Bunun üzerine çağrılan meşhur nesep âlimi Mücezziz el-Müdlicî’nin ayni yatakta uyuyan Zeyd ile Üsâme’nin yorganin dışına çıkmış ayaklarına bakarak, kim olduklarını da bilmeden, “Bu ayaklar birbirindendir” dedigi rivayet edilir. Bu dedikodunun münafıkların da güvendiği bir bilirkişinin sözleriyle ortadan kalkması Hz. Peygamber’i çok sevindirmiştir. (Buhârî, “Ferâiç”, 30). Resûl-i Ekrem, vefatından kýsa bir süre önce Bizans’a gönderilmek üzere hazırlanan (Safer 11 / Mayýs 632) ve içinde Hz. Ebû Bekir ile Ömer’in de bulunduğu ordunun kaymakamlığını Üsâme’ye verince bazı kişiler hoşnutsuzluklarını dile getirmiş, Resûlullah bir hutbe irat ederek bunun sebebini açıklamış ve Üsâme’ye uyulmasını emretmiştir (Müslim, “Fezâilü’s sahâbe”, 62-64). Zeyd’in Üsâme dışında Zeyd ve Rukayye adli iki çocugu daha vardir. Ağabeyi Cebele de sahâbedendir. Cebele, kendisine sorulan, “Sen mi büyüksün Zeyd mi?” sorusuna, “Ben Zeyd’den önce dogdum, ama o benden büyüktür” şeklinde cevap vermiştir. Hişâm b. Muhammed el-Kelbî’ye Kitâbü Zeyd b. Hârise adlı bir eser nisbet edilmektedir (Ibnü’n-Nedîm, s. 142). Temmâm er-Râzî’nin Cüz fîhi Islâmü Zeyd b. Hârise ve gayrihî min e hâdisi’þ-şüyûh adlı risâlesi Ýbnü’l-Mibred’in iki eseriyle birlikte neşredilmiştir (nşr. Muhammed Sabâh Mansûr, Beyrut 2003). Ayrıca Muhammed İbrâhim Hizme’nin Zeyd ve Üsâme lemehât mine’l-Islâm (Kahire 1964), Ahmed Abdülcevâd Dûmî’nin Zeyd b. Harise (Sayda 1973), İbn Abdüşşekûr’ün Sîretü hazreti Zeyd b. Hârise (Lahor 1983), Mahmûd Þîn Hattâb’in kådetü’n-nebî el-šådetü’þ-şühedâ fî Mute Zeyd b. Hârise el-Kelbî (Beyrut 1990), Resmî Ali Âbid’in Zeyd b. Harise (Amman 2002) ve Afîf en-Nablusî’nin Zeyd b. Hârise rabîbü’n-nübüvve (Beyrut 2004) adli eserleri burada zikredilmelidir. BÝBLÝYOGRAFYA :
    Müsned, VI, 226-227, 254, 281; İbn Sa‘d, Tabakåt, III, 40-47; Ibn Kuteybe, el-Maârif), s. 144-145;
    Ibnü’n-Nedîm, el-Fihrist, s. 142;
    Ibn Abdülber, el-istîâb, I, 544-549;
    Ibn Asâkir, Tarihî Dimask XIX, 342-374;
    Ibnü’l-Esîr, Üsdü’l gåbe (nsr. Halîl Me’mûn şîhâ), Beyrut 1418/1997, II, 238-240;
    Nevevî, Tehzib, I, 202 203; Mizzî, Tehzîbü’l-Kemâl, I, 35-40; Zehebî, A'lâmü’n-nübelâ, I, 220-230;
    İbn Hacer, el-Isâbe, I, 563-564; ve Tehzîbü’t-Tehzîb, III, 401402; Mücteba Ugur, “Cebele b. Hârise”, DÝA, VII, 185;
    M. Lecker, “Zayd b. Haritha”, EI2 (Ýng.), XI, 475.
  • Sonraki kuşaklara yön veren “büyük kadınlar” mutluluğu hasırda, halıda, dekorasyonda değil imanda aradığı için; Ümmü Süleym gibi, muhataplarına “Tek bir çeşidiyle dünyalık bir talebim yok, tek şartım Müslüman olmandı.” dediler.
  • Sonraki kuşaklara yön veren " büyük kadınlar" ,mutlulugu hasırda,halıda,dekorasyonda degil imanda aradıgı için;Ümmü Süleym gibi,muhataplarına " Tek bir çesidiyle dünyalık bir talebim yok,tek şartım müslüman olmandir" dediler