• 240 syf.
    ·5 günde·7/10
    Kitapta kullanılan betimlemeler, zaman zaman çok uzatılmış gibi gelse de kelimelerin özenli seçimi hikayenin içine çekiyor. Zamanla muhtar, Reşit, Cennet'in oğlu ve Güvercin'le yaşayan köy sakinlerinden biriymişsiniz gibi hissettiriyor. Kurguya göre köyden önce berber kayboluyor. Berber dönüyor, güvercin kayboluyor. Güvercin dönüyor, nuhtar kayboluyor. Kaybolanların başına mantık dışı ve gerçek üstü olaylar geliyor, muhtar hariç. Muhtarı acı ve üzücü bir son bekliyor. Roman bittiğinde ne olduğuna karar vermek zor. Güvercini kim kaçırdı? Muhtar mı yoksa? Yoksa o Ramazan mıydı ya da Cennet'in oğlu? Ama ayı olamazdı herhalde.
    Postmodern romanların usta yazarlarından olan Hasan Ali Toptaş, olayların tamamını köyde geçirmemiş. Üstkurmaca tekniğini kullanarak romana başlarken, yazarken ve bitirdiğinde etkilendiği unsurları da ara ara vermiş.
  • Göbeklitepe ve Tanrıça Atiye

    Geçmiş ve gelecek gizemliliği ile insanı kendine hayran bırakır. Gelecek belirsizliğiyle geleceğe varlığından iz bırakmak isteyen insanda sadece merak duygusu bırakır. Geçmiş ise yaşanmışlığın ihtişamıyla insanda hayranlık ve soru işareti bırakır. Ancak insanoğlu geleceği nedense yüceltir ve geçmişi de küçümser. En azından geçmiş bize nedense böyle öğretildi. Geçmiş insanlığın yüz karasıdır. Gelişmemiş insandan izler taşıdığı için. Geçmişin insanın hayvanlarla aynı derecede görülmesinde bunun etkisi önemli.

    En önemlisi insanlık geçmişinden kopuktur. Bugüne nasıl geldiğini bilmemek insanlığın zoruna gidiyor. Geçmişin bilmeyen insanlığın tanrısallığı da yarım kalıyor. Bugüne ve yarına tanrılık taslayanların geçmiş ayağı olmaması tanrılık rolünü zedelemekte.

    Dört dörtlük tanrı olma derdinden mi nedir bilinmez ama artık geçmişe yapılan atıflar insanlığın ihmal edilen tanrılığına yöneliktir. Böylece geçmişin gizemi yaratıcıdan koparılarak yorumlanması, insanın uyanıklığın bir eseri olarak bugünün insanlığına sunulacaktır. Nitekim Atiye dizisinin bugünü yani geleceği şekillendiren finali farklı yorumlanamaz.

    Göbeklitepe insanlığın hayvanla eşdeğer teorilerini alt üst etti. Ama bunu dünya daha kendi tarihine geçirmedi. Hazımsızlık yaşanıyor. Bugünün çok akıllı insanı ve geçmişini hor gören evlatları o günün insanından kalan eserleri yorumlamaktan aciz. Anlamlandıramıyor. O günün insanların neden hayvan olmadığına şaşırıyor. Nasıl olur da yanılmışlar. O kadar teknoloji, bilim ve zeka nasıl iflas edebilir? Göbeklitepe bugünün insanın acizliğini acımazca yüzüne vurdu. Hatta bugünün insanın geldiği noktayı aşağıladı. Sessizlik bundandır. Her şeye bir şey bulan insanlık sessizliğe gömüldü. Bu sessizlik geçmişe dair teorilerinin iflasını gördüklerinden ya da bunu örtbas etmenin bir arayışıdır. Eğer ortada iflas edilen teoriler varsa ki var görünüyor. İnsanlığın geçmişine dair utançlık duygusu taşıdıklarından mı susuyorlar?

    Bilim adamları işin içinden çıkmanın yollarını kara kara düşünsünler. Biz işin edebiyat ve sinema kısmına değinelim. Göbeklitepe son dönemde tıkanan sinema ve edebiyat için iyi bir malzeme kaynağı oldu. Üst üste kitaplar yazılıyor ve filmler çevriliyor. Göbeklitepe’nin anlaşılmasına dair bir katkı yok bu çalışmaların. Çoğu batı eksenli fantastik etkilenmeler. Yani geçmişi yüceltme adı altında bugünün insanın geçmişe damgasının arayışı vardır. Geçmiş insanlığın ortaya koyduğu her şeyin bugünün insanın eliyle olma ihtimali anlayışı hemen hemen bütün filmlere damgasını vuran bir algıdır. Yukarıda da değindiğimiz gibi bugünün insanı tanrılığını ilan ettiğinden geçmişin varlığı bile bugün insanıyladır.

    Bir online sinema ve dizi platformu Gebeklitepe’yi konu edinen Atiye dizini yapımını üstlendi. Yayına girdi. Temel iki beklenti vardı: Şanlıurfa’nın reklamını içermesi ve ekonomik getirisi. İkincisi Göbeklitepe’nin gizemi ya da edilen verilerin dile getirilmesiydi. Tabii bir dizi de birebir bir gerçeklik aranmaz ama en azından farklı teorilerin alt metin olarak geçmesi beklenilir ki seyirci fikir sahibi olabilsin. Sanılmasın ki diziler de didaktik bir şey bekliyoruz. Her dizi ve film kurgu kaynağına az çok değinmesi gerekir.

    Şanlıurfa’nın tanınmasına dizinin ne kadar katkısı oldu konumuz dışında ama sekiz bölümlük dizi de “Urfa” ismi iki üç defa geçti. O da orada ne işin vardı, şekildeydi. Birinci bölümde zaten isim geçmedi. Urfalı olmasaydım, diziden Göbeklitepe’nin nerede olduğunu öğrenmek için Google amcaya soracaktım. Şanlıurfa’ya dair doğru dürüst bir çekim bile yoktu dizide. Üzücü bir durum.

    Sahi Göbeklitepe doğru dürüst ekrana yansıdı mı?

    Göbeklitepe’nin ne olduğu bile doğru dürüst vurgulanmadı. Hiç mi Göbeklitepe’ye dair bir izahat olmaz. en azından hocaların amfiden konuşmasında kısa bir izahat verilemez miydi? Evet verilemezdi. Geçmiş insanların da zeki olduğu, aslında hayvan olmadıkları nasıl söyleyebilirlerdi ki. Sonra demezler mi hani onlar aptal birer hayvandı, diye. Sinema yine işini en güzel şekilde yaptı konuyu manipüle etti ve konuyu sulandırdı, amacından uzaklaştırdı. Böylece Göbeklitepe’ye dair teorilerin de dillendirilmediğine değinmiş olduk.

    Devam Edecek…
    Osman Tatlı
    osmantatli@gmail.com
  • Göbeklitepe ve Tanrıça Atiye

    Geçmiş ve gelecek gizemliliği ile insanı kendine hayran bırakır. Gelecek belirsizliğiyle geleceğe varlığından iz bırakmak isteyen insanda sadece merak duygusu bırakır. Geçmiş ise yaşanmışlığın ihtişamıyla insanda hayranlık ve soru işareti bırakır. Ancak insanoğlu geleceği nedense yüceltir ve geçmişi de küçümser. En azından geçmiş bize nedense böyle öğretildi. Geçmiş insanlığın yüz karasıdır. Gelişmemiş insandan izler taşıdığı için. Geçmişin insanın hayvanlarla aynı derecede görülmesinde bunun etkisi önemli.

    En önemlisi insanlık geçmişinden kopuktur. Bugüne nasıl geldiğini bilmemek insanlığın zoruna gidiyor. Geçmişin bilmeyen insanlığın tanrısallığı da yarım kalıyor. Bugüne ve yarına tanrılık taslayanların geçmiş ayağı olmaması tanrılık rolünü zedelemekte.

    Dört dörtlük tanrı olma derdinden mi nedir bilinmez ama artık geçmişe yapılan atıflar insanlığın ihmal edilen tanrılığına yöneliktir. Böylece geçmişin gizemi yaratıcıdan koparılarak yorumlanması, insanın uyanıklığın bir eseri olarak bugünün insanlığına sunulacaktır. Nitekim Atiye dizisinin bugünü yani geleceği şekillendiren finali farklı yorumlanamaz.

    Göbeklitepe insanlığın hayvanla eşdeğer teorilerini alt üst etti. Ama bunu dünya daha kendi tarihine geçirmedi. Hazımsızlık yaşanıyor. Bugünün çok akıllı insanı ve geçmişini hor gören evlatları o günün insanından kalan eserleri yorumlamaktan aciz. Anlamlandıramıyor. O günün insanların neden hayvan olmadığına şaşırıyor. Nasıl olur da yanılmışlar. O kadar teknoloji, bilim ve zeka nasıl iflas edebilir? Göbeklitepe bugünün insanın acizliğini acımazca yüzüne vurdu. Hatta bugünün insanın geldiği noktayı aşağıladı. Sessizlik bundandır. Her şeye bir şey bulan insanlık sessizliğe gömüldü. Bu sessizlik geçmişe dair teorilerinin iflasını gördüklerinden ya da bunu örtbas etmenin bir arayışıdır. Eğer ortada iflas edilen teoriler varsa ki var görünüyor. İnsanlığın geçmişine dair utançlık duygusu taşıdıklarından mı susuyorlar?

    Bilim adamları işin içinden çıkmanın yollarını kara kara düşünsünler. Biz işin edebiyat ve sinema kısmına değinelim. Göbeklitepe son dönemde tıkanan sinema ve edebiyat için iyi bir malzeme kaynağı oldu. Üst üste kitaplar yazılıyor ve filmler çevriliyor. Göbeklitepe’nin anlaşılmasına dair bir katkı yok bu çalışmaların. Çoğu batı eksenli fantastik etkilenmeler. Yani geçmişi yüceltme adı altında bugünün insanın geçmişe damgasının arayışı vardır. Geçmiş insanlığın ortaya koyduğu her şeyin bugünün insanın eliyle olma ihtimali anlayışı hemen hemen bütün filmlere damgasını vuran bir algıdır. Yukarıda da değindiğimiz gibi bugünün insanı tanrılığını ilan ettiğinden geçmişin varlığı bile bugün insanıyladır.

    Bir online sinema ve dizi platformu Gebeklitepe’yi konu edinen Atiye dizini yapımını üstlendi. Yayına girdi. Temel iki beklenti vardı: Şanlıurfa’nın reklamını içermesi ve ekonomik getirisi. İkincisi Göbeklitepe’nin gizemi ya da edilen verilerin dile getirilmesiydi. Tabii bir dizi de birebir bir gerçeklik aranmaz ama en azından farklı teorilerin alt metin olarak geçmesi beklenilir ki seyirci fikir sahibi olabilsin. Sanılmasın ki diziler de didaktik bir şey bekliyoruz. Her dizi ve film kurgu kaynağına az çok değinmesi gerekir.

    Şanlıurfa’nın tanınmasına dizinin ne kadar katkısı oldu konumuz dışında ama sekiz bölümlük dizi de “Urfa” ismi iki üç defa geçti. O da orada ne işin vardı, şekildeydi. Birinci bölümde zaten isim geçmedi. Urfalı olmasaydım, diziden Göbeklitepe’nin nerede olduğunu öğrenmek için Google amcaya soracaktım. Şanlıurfa’ya dair doğru dürüst bir çekim bile yoktu dizide. Üzücü bir durum.

    Sahi Göbeklitepe doğru dürüst ekrana yansıdı mı?

    Göbeklitepe’nin ne olduğu bile doğru dürüst vurgulanmadı. Hiç mi Göbeklitepe’ye dair bir izahat olmaz. en azından hocaların amfiden konuşmasında kısa bir izahat verilemez miydi? Evet verilemezdi. Geçmiş insanların da zeki olduğu, aslında hayvan olmadıkları nasıl söyleyebilirlerdi ki. Sonra demezler mi hani onlar aptal birer hayvandı, diye. Sinema yine işini en güzel şekilde yaptı konuyu manipüle etti ve konuyu sulandırdı, amacından uzaklaştırdı. Böylece Göbeklitepe’ye dair teorilerin de dillendirilmediğine değinmiş olduk.

    Devam Edecek…
    Osman Tatlı
    osmantatli@gmail.com
  • 352 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Kitap çok akıcı ve kolay okunur.Geçen olaylar boyunca hiç sıkılmadan okudum. Ahmet Ümit yine bilgi ve tecrübesini konuşturmuş. Kitabın sonu çok üzücü ve ilk baştan beri tahmin edilemeyecek şekilde bitiyor. Özellikle kitabın son bölümlerinin büyük bir ustalıkla yazıldığını düşünüyorum.
  • İTALYAN HAKİM, İDAM KARARI
    VERMEDEN ÖNCE ÖMER
    MUHTAR'A SORAR:

    —İtalyan Devleti'ne karşı savaştınız mı?
    Ömer Muhtar:
    —Evet
    —İnsanları İtalyan Devleti'ne karşı savaşmaya teşvik ettiniz mi?
    Ömer Muhtar:
    —Evet
    —İtalya'ya karşı kaç yıl savaştınız?
    Ömer Muhtar:
    —Yaklaşık 20 yıl
    —Yaptıklarından dolayı pişman mısınız?
    Ömer Muhtar:
    —Hayır
    —İdam edileceğinizi biliyor musunuz?
    Ömer Muhtar:
    —Evet
    Hakim şaşırdı:
    —Sizin gibi birisi için böyle bir son, çok üzücü
    Bunu duyan Ömer Muhtar şöyle dedi:
    —Tam tersi! Bu, hayatımın sonu için en güzel yol.
    Hakim daha sonra,
    —Mücahidlere cihadı durdurmalarını
    Emreden bir emirname yazması halinde
    O'nu beraat ettirmek ve ülke dışına sürgüne göndermek istedi. Bunun üzerine Ömer Muhtar,
    O meşhur sözlerini söyledi:
    —“Her namazda Allah'tan başka ilah olmadığına, Muhammed(s.a.s.)'in de O'nun resulü olduğuna şehadet eden parmaklarım,
    asla yanlış bir şey yazamaz!
    Bizler teslim olamayız.
    Ya kazanırız ya da ölürüz!"
    Biz ölsekte kazanırız ve siz kaybedersiniz.
    Fakat acı olan siz bunu ancak öldüğünüzde anlarsınız ve bunun size bir faydası olmaz..!
    Ömer Muhtarı ölüm yıldönümünde Rahmetle anıyoruz!
  • Bu o kadar üzücü bir manzara ki, tekniğin en son ifadelerinden biri olan bu makine ile dünyanın en iptidai yolunun mücadelesini görmemek için insan gözlerini kapıyor. Bazan koşup yolu avuçlarımla düzeltmek, orada hiç olmazsa beş on metrelik bir yeri “yol” haline koyarak kendi hisseme düşen vazifeyi yapmış olmak istiyorum.
  • Sizin için üzülmekten başka bir şey yapmayan bir insana duyduğunuz üzücü bağlılığa bir son verin .