Düşünmedi, düşünmemek istedi. Evet, niçin düşü necekti? Behlül hatırına geldikten sonra zihninde başka bir hatıra uyandı: Onu Peyker'in arkasında dudakları muhteris bir buseyle titreyerek hemen
Uzunca bir zamandır konuşup dertleşemedik seninle. Oysa yüreklerimizde kıpırdanan, ama dile getiremediğimiz, göstermelik gülümsemelerin ardına sakladığımız öylesine çarpıcı ayrıntılar var ki.
Kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. Uzunca bir aranın ardından sessizliği bozan Cihangir oldu.
"Yarın cezaevine giriyorum."
Duvar dibinde ölümü bekleyen köpeğin hırıltılı inlemesine benzer bir sesle derin bir iç çekti Cihangir. Az evvel odanın ortasında can çekişerek çırpınan tuhaf kuştan bile ölgün görünüyordu. Kelimeler odanın ortasında kederle uçuştu.
"Akşama doğru adliyeye gideceğim. Nöbetçi mahkemeye çıkacağım. Oradan da cezaevine götürürler herhalde."
Zeliha, Nihal ve ben hiç tepki vermeden Cihangir'in yüzüne baktık. Anlamadığımız bir dilde konuşuyordu, anlamak istemediğimiz bir dilde. Ulaşılmaz görünüyordu gözüme, sanki demir parmaklığın arkasındaydı şimdiden, kalın bir camın ardından konuşuyordu bizimle. Başımı yere eğdim, iç içe geçmiş halı desenine takıldı gözlerim; renkler ve çizgiler karmaşıklaştı. Sözcükler belirsizliğin ateş çukurunda kül olana dek bekledim, duyduklarımı reddediyordum. Hayat yeteri kadar hor davranıyordu, başa çıkamayacağım bir başka gerçekliği duymaya tahammülüm kalmamıştı.
"Epey uğraştım ama ne yazık ki yol bitti. Köşeye sıkıştım iyice. Teslim olup cezamı çekmekten başka çarem kalmadı. Bana artık kimse yardım edemez. Nasıl, beğendiniz mi hikâyemi? Yeteri kadar ilginizi çekti mi?"
O ana kadar tek bir kelime edilmemişti ve uzunca bir süre daha edilmedi. Martin iki kez eğilip onu öptü ve her ikisinde de Ruth’un dudakları bu çekingen dudaklara, vücuduysa onun mutlulukla saran hareketine karşılık verdi. Martin görmeyen gözlerle körfezin öte tarafındaki büyük şehrin belli belirsiz görüntüsüne bakarken ona asılmış vaziyetteydi kız; gencin kendini geri çekmesinin imkânı yoktu, kollarıyla onun vücudunu destekler vaziyette oturuyordu. O anda beyninden hiçbir görüntü geçmiyordu. Sadece gün kadar ılık ve aşk kadar sıcak renkler, ışıklar ve alevler parlıyordu. Tekrar kıza eğildi. Ama onun dudaklarında sözler vardı. “Bana ne zaman âşık oldun?” diye fısıldadı kız.