• Muaz b, Cebel rivayet ediyor :
    - Bir gün Resullullah (s.a) ile beraberdik. Ansardan birinin evinde toplanmıştık.. Tam bir cemaat olmuştuk. Sohbete dalmıştık.
    Bu arada, dışarıdan bir ses geldi :
    - Ev sahibi..... içerdekiler... Eve girmem için bana izin verir misiniz? Benim sizden bir dileğim var.
    Resullullah (s.a) Efendimiz,
    -Bu seslenen kimdir bilir misiniz?
    -En iyi bilen ALLAH ve Resuludur.
    - O, lain iblistir. 'Şeytandır' Allah'ın laneti onun üzerine olsun.
    Hz. Ömer :
    -Ya Resullullah , bana izin veriniz onu öldüreyim.
    - Dur ya Ömer , biliyomusun ki; ona belli bir vakte kadar mühlet verilmiştir... Öldürmeyi bırak. Kapıyı ona açın gelsin... O buraya gelmek için emir almıştır. Diyeceklerini anlamaya çalışınız. Size anlatacaklarını iyi dinleyiniz.
    Kapı açıldı...
    Bir ihtiyar. Şaşı. Aynı zamanda köse. Çenesinde altı veya yedi kadar kıl sallanıyor. At kılı gibi. Gözleri yukarı doğru açılmış. Kafası, büyük bir fil kafası gibi. Dudakları da, bir manda dudağına benziyordu.
    Sonra, şöyle bir selam verdi ;
    - Selam ya Muhammed ; selam size ey cemaat-i müslimin.
    - Selam Allah'ındır ya lain. Bir iş için geldiğini duydum; nedir o iş?
    - Benim buraya gelişim kendi arzumla olmadı. Mecburen geldim.
    - Nedir o mecburiyetin ?
    - İzzet sahibi Rabbın katından bana bir melek geldi. Ve dedi ki ;
    "Allah-ü Taâlâ sana emir veriyor : Muhammed 'e gideceksin. Ama düşük ve zelil bir halde. Tevazu ile. Ona gideceksin ve ademoğullarını nasıl kandırdığını anlatacaksın. Onları nasıl aldattığını söyleyeceksin bir bir ona. Sonra o sana ne sorarsa doğrusunu diyeceksin."
    Sonra ... Allah-ü Taâlâ buyurdu ki :
    "Söylediklerine bir yalan katarsan , doğruyu sölemezsen .... seni kül ederim ; rüzgara savurur ... Düşmanlarının önünde, seni rüsvay ederim."
    İşte ... böyle ; ya Muhammed , o emir üzerine sana geldim. Arzu ettiğini bana sor . Şayet bana sorduklarına doğru cevap vermezsem ;düşmanlarım benimle eğlenecek. Şu muhakkak ki , düşmanlarımın eğlencesi olmaktan daha zor bir şey yoktur.
    Bundan sona Resullullah (s.a.) Efendimiz şöyle sordu :
    - Madem ki , sözlerinde doğru olacaksın. O halde bana anlat :Halk arasında en çok sevmediğin kimdir ?
    Şeytan şu cevabı verdi :
    -Sensin ya Muhammed. Allah' ın yarattıkları arasında senden daha çok sevmediğim kimse yoktur. Sonra senin gibi kim olabilirki?
    - Benden sonra , en çok kimlere buğuzlusun ve sevmezsin?.
    - Müttaki bir gence ki ... varlığını Allah yoluna vermiştir.
    - Sonra kimi sevmezsin ?
    - Kendisini sabırlı bildiğim , şüpheli işlerden sakınan alimi ...
    -Sonra ?
    - Temizlik işinde ... yıkadığı yerleri üç defa yıkamayı adet eden kimseyi.
    -Sonra ?
    - Sabırlı olan bir fakiri ki ; ihtiyacını kimseye anlatmaz... Halinden şikayet etmez.
    -Peki, bu fakirin sabırlı olduğunu nerden bilirsin ?
    -Ya Muhammed, ihtiyacını kendi gibi birine açmaz. Her kim ihtiyacını kendi gibi birine üç gün üst üste anlatırsa, Allah onu sabredenlerden yazmaz. Sabırlı kimselerin işi buna benzemez. Hasılı , onun sabrını ; halinden , tavrından ve şikayet etmeyişinden anlarım.
    -Sonra kim ?
    - Şükreden zengin.
    - Peki, ama zenginin şükreden olduğunu nasıl anlarsın ?
    - Onu görürsem ki , aldığını helal yoldan alıyor ve mahalline harcıyor. Bilirim ki : şükreden bir zengindir.
    Resullullah (s.a.) Efendimiz bu defa mevzuu değiştirdi ve ona başka bir sual sordu :
    - Peki, ümmetim namaza kalkınca , senin halin nice olur?
    - Ya Muhammed, beni bir sıtma tutar . Titrerim.
    - Neden böyle olursun ; ya lain ?
    - Çünkü bir kul , Allah için secde edince bir derece yükselir.
    - Peki ya oruç tuttukları zaman nasıl olursun ?
    - O zaman da bağlanırım. Taa, onlar iftar edinceye kadar.
    - Peki ya hac yaptıkları zaman nasıl olursun ?
    O zaman da çıldırırım.
    - Peki, ya Kur'an okudukları zaman nasıl olursun ?
    O zaman da, eririm. Tıpkı ateşte eriyen bir kurşun gibi eririm.
    - Peki ya sadaka verdikleri zaman halin nasıldır ?
    - Ha, işte.. o zaman halim pek yaman olur. Sanki sadaka veren , bir testere alır eline , ve beni ikiye böler.
    -Neden öyle testere ile ikiye biçilirsin, ya Ebamürre ?
    - Çünkü sadakada dört güzellik vardır. Şöyle ki ;
    1 - Allah-ü Teala, sadaka verenin malına bereket ihsan eyler.
    2 - O , sadaka veren kimseyi halkına sevdirir.
    3 - Allah-ü Teala, onun verdiği sadakayı , cehennemle arasında bir perde yapar.
    4 - Allah-ü Teala, belayı sıkıntıyı ve ahları ondan defeder.
    Bundan sonra Resullullah (s.a.) Efendimiz ashabı hakkında bazı sorular sordu :
    -Ebubekir için ne dersin ?
    - O bana cahiliyet devrinde bile itaat etmedi... İslam'a girdikten sonra nasıl bana itaat eder ?
    - Peki, Ömer b. Hattab için ne dersin ?
    - Allah'a yemin ederim ki ; her gördüğüm yerde ondan kaçarım.
    - Peki , Osman b. Affan için ne dersin ?
    - Ondan utanırım ... hem de çok ... Nasıl ki , Rahman' ın melekleri de ondan utanırlar...,
    - Peki, Ali b. Ebutalib için ne dersin ?
    -Ah onun elinden bir kurtulsam... O, kendi başına kalsa ; ben kendi başıma kalsam... O beni bıraksa.... ben de onu bıraksam .. Ben onu bırakırım ; ama o beni bırakmaz.

    Resullullah (s.a.) Efendimiz , yukarıdaki soruları sorduktan ve şeytanın verdiği cevaplar kısmen bittikten sonra ,
    şöyle buyurdu :
    - Ümmetime saadet ihsan eden ; seni taa, belli bir vakte kadar şeki kılan Allah'a hamd olsun.

    Resullullah (s.a.) Efendimiz ' in o cümlesini duyan lain iblis şöyle dedi :
    - Heyhat, heyhat... Ümmetin saadeti nerede? Ben , o belli vakte kadar diri kaldıkça, sen ümmetin için nasıl ferah duyarsın ?.. Ben , onların kan mecralarına girerim. Etlerine karışırım. Ama onlar , benim bu halimi göremez ve bilemezler. Beni yaradan ve baas gününe kadar bana mühlet veren Allah'a yemin ederim ki: Onların tümünü azdırırım. Cahillerini ve alimlerini ... Ümmilerini ve okumuşlarını ... Facirlerini ve abidlerini ... Hasılı, bunların hiçbiri elimden kurtulamaz. Fakat

    Allah'ın halis kullarını ... Evet, bunları azdıramam.
    Bunun üzerine Resullullah (s.a.) Efendimiz sordu :
    -Sana göre ihlas sahibi olan muhlis kullar kimlerdir ?
    - Bilmez misin? ya Muhammed, bir kimse ki , dirhemini ve dinarını sever ... O Allah için bir ihlasa sahip değildir. Bir kimseyi görürsem ki ; dirhemini dinarını sevmez ; övülmekten, medhedilmekten hoşlanmaz.. bilirim ki o : ihlâs sahibidir... Hemen onu bırakır kaçarım. Bir kul malı ve övülmeyi sevdiği süre , kalbi de dünya arzularına bağlı kaldığı müddet , o size vasfını yaptığım kimseler arasında bana en çok itaat edendir. Bilmez misin ki : mal sevgisi , büyük günahların en büyüğüdür. Bilmez misin ki ya Muhammed , baş olma sevgisi yine büyük günahların en büyükleri arasındadır. Ya Muhammed , bilmez misin ? ...
    Benim yetmiş bin tane çocuğum var. Bunların her birini bir başka yere tayin etmişimdir. Sonra ... o her çocuğumla birlikte yine yetmiş bin tane şeytan vardır. Onların bir kısmını ulemaya gönderdim. Bir kısmını gençlere yolladım.Bir kısmını da , meşayihe saldım. Bir kısmını da ihtiyar kadınlara musallat ettim. Gençlere gelince , aramızda hiçbir anlaşmazlık yoktur. Onlarla gayet iyi geçiniriz. Çocuklara gelince ... onlarla da , bizimkiler istedikleri gibi birlikte oynarlar. Bizimkilerin bir kısmını da abidlerin başına dert ettim. Bir kısmını da zahidlerin. Onlar bunların yanına girer.; halden hale sokarlar. Bir tepeden öbürüne ... hep dolaştırıp dururlar. Öyle bir hal alırlar ki ;başlarlar, sebeplerden herhangi birine sövmeye... İşte ... böylece , onlardan ihlası alırım. Onlar bu halleri ile yaptıkları ibadeti, ihlassız yaparlar gayrı .. Ama , bu hallerin farkında olmazlar. Bilmez misin ; ya Muhammed, Rahip Borsisa : tam yetmiş yıl ihlas ile Allah ' a ibadet etti. Bu ibadetleri sonucunda ona öyle
    bir hal ihsan edilmişti ki ; Her dua ettiği hasta , duası ve bereketi ile şifayap oluyordu. Onun peşine takıldım. Zina etti. Katil oldu. Sonunda da küfre girdi. Bu o kimsedir ki ; Allah-ü Teala aziz kitabında , ona şöyle anlatır :
    "Şeytan hali gibidir ki ; o insana : ' Kafir ol .. Dedi. Vaktaki o kafir oldu. : bu defa ona şöyle dedi : Ben senden uzağım . . Ben alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım ." (59/16)
    İblis bundan sonra bazı kötü huylar üzerinde durdu. Ve onların her birinden nasıl istifade ettiğini anlattı..

    YALAN
    - Bilmez misin ya Muhammed , yalan bendendir ve ilk yalan söyleyen de benim. Her kim yalan söylerse ... o benim dostumdur. Her kim yalan yere yemin ederse ... o da benim sevgilimdir. Bilmez misin ya Muhammed , ben Adem'e ve Havva'ya yalan yere Allah adına and içtim. "Muhakkak ben size nasihat ediyorum." (7/16) Dedim... Bunu yaparım : çünkü yalan yere yemin gönlümün eğlencesidir.
    GIYBET - KOĞUCULUK
    -Gıybet ve koğuculuğa gelince .... Onlarda benim meyvelerimdir ve şenliğimdir.

    NİKAH ÜZERİNE YEMİN ETMEK
    -Her kim talak üzerine yemin ederse ... günahkar olacağından endişe edilir. İsterse bir defa olsun .. İsterse doğru şey üzerine olsun. Her kim talakı ağzına alırsa .. taaa.. hakikati belli oluncaya kadar karısı ona haram olur. Onlar bu halleri ile kıyamete kadar meydana getirecekleri çocuklar hep zina çocuğu olur. Ağza alınan o talak kelimesi yüzünden hepsi cehenneme girer.
    NAMAZ

    - Ya Muhammed , namazı an be an tehir edilince ... onu da anlatayım. O her ne zaman ki , namaza kalkmak ister; tutarım .
    Ona vesvese veririm. Derim ki : " henüz vakti var. Sende meşgulsün. Hele şimdilik işine bak . sonra kılarsın." Böylece o : Vaktinin dışında namazını kılar... Ve bu sebepten onun kıldığı namaz yüzüne atılır. Şayet o kimse beni mağlup ederse .. ona insan şeytanlarından birini yollarım... Böylece onu vaktinde namaz kılmaktan alıkoyar.

    O, bunda da beni mağlup ederse .. bu sefer onun hesabını namazında görmeye bakarım. O namazın içinde iken ; sağa bak .. sola bak... Derim... O da bakar ... O ki böyle yaptı... Yüzünü okşar alnından öperim. Bundan sonra ona : Sen ebedi yaramaz bi iş yaptın. Derim ve böylece onun huzurunu bozarım. Sende bilirsin ki ya Muahammed , her kim namazda , sağa ve sola çokça bakarsa , Allah onun namazını kabul etmez.

    Bunda da ona mağlup olursam . Yalnız başına namaz kıldığında yanına giderim. Ve ona ; çabuk çabuk kılmasını emrederim. O da , başlar ; namazını çabuk çabuk kılmaya. Tıpkı horozun , gagası ile yerden bişeyler topladığı gibi.
    Bu işi yaptırmakta da ona başarı kazanamazsam bu sefer , cemaatle namaz kılarken onun yanına varırım. Orada başına bir gem takarım. Başını imamdan evvel secdeden ve rükü'dan kaldırırım. İmamdan evvel de secde ve rüku yaptırırım. İşte o böyle yaptığı için , kıyamet günü , Allah onun başını eşek başına çevirir.

    O kimse bunda da beni yener ise .. Bu defa , ona namazda parmaklarını çıtlatmasını emrederim. Böylece o beni tesbih edenlerden olur. Ama bu işi ona namaz içinde yaptırmaya muvaffak olursam.
    Bunda da mağlup olursam , bu sefer ona tekrar giderim. Namaz içinde iken burnuna üflerim. Ben üfleyince , o esnemeye başlar. Şayet o, bu esneme esnasında elini ağzına kapamazsa .. onun içine küçük bir şeytan girer , dünya hırsını ve dünyevi bağlarını çoğaltır. İşte.. Bundan sonra o kimse , hep bize itaat eder. Sözümüzü dinler. Dediklerimizi yapar.
    Şeytan bundan sonra konuşmasına devam etti :
    -Sen ümmetin hangi saadetinten ferah duyarsın ki ? Ben onlara ne tuzaklar kurarım... ne tuzaklar. Miskinlerine , çaresizlerine ve zavallılarına giderim. Namazı bırakmalarını emrederim. Ve onlara derim ki :
    Namaz size göre değil.. O, Allah'ın afiyet ihsan ettiği ve bolluk verdiği kimseler içindir.

    Sonra hastalara giderim :
    -" Namaz kılmayı bırak " derim çünkü Allah-ü Teala : << hastalara zorluk yok.....>> (24/61) buyurdu.
    İyi olduğun zaman kılarsın. Ve böylece o, namazını bırakır. Hatta küfre de gidebilir. Şayet o, hastalığında namazı terkederek ölüp giderse, Allah'ın huzuruna çıkarken, Allah-ü Teala'yı öfkeli bulur.
    Sonra şöyle dedi :
    ' Ya Muhammed , eğer bu sözlerime yalan kattımsa , beni akrep soksun. Sonra.... Eğer yalan varsa .. Allah 'tan dile beni kül eylesin.
    İblis bundan sonra konuşmalarına devam etti ve şöyle dedi :
    ' Ya Muhammed , sen ümmetin için ferah mı duyuyorsun ? Halbuki ben onların altı da birini dininden çıkardım.
    Bundan sonra Resullullah (s.a.) Efendimiz ona , yani İblis'e aşağıdaki şekilde kısa kısa bazı sorular sordu. O da bunlara cevap verdi :
    -Ya lain , senin oturma arkadaşın kim ? - Faiz yiyen.
    - Dostun kim ? - Zina eden.
    - Yatak arkadaşın kim ? - Sarhoş
    - Misafirin kim ? - Hırsız.
    - Elçin kim ? - Sihirbazlar.
    - Gözün nuru nedir? - Karı boşamak.
    - Sevgilin kim ? - Cuma namazını bırakanlar.
    - Ya lain , senin kalbini ne yıkar ? - Allah yolunda cihada koşan atların kişnemesi.
    - Senin cismini ne eritir ? - Tevbe edenlerin tevbesi.
    - Ciğerini ne parçalar, ne çürütür ? - Gece ve gündüz, Allah'a yapılan bol bol istiğfar.
    - Yüzünü ne buruşturur ? - Gizli sadaka.
    - Gözlerini kör eden nedir ? - Gece namazı.
    - Başını eğdiren nedir ? - Çokça kılınan cemaatle namaz.
    - Sana göre insanların en saadetlisi (!) kimdir? - Namazını bilerek kasden bırakanlar.
    - İinsanların en şakisi kimdir ? - Cimriler
    - Seni işinden ne alıkoyar ? - Ulema meclisleri
    - Yemeğini nasıl yersin ? -Sol elimle parmaklarımın ucu ile.
    - Sam yeli estiği zaman ne ortalığı sıcaklık bastığı zaman çocuklarını nerede gölgelendirirsin ? - İnsanların tırnaklarının arasında.
    - Rabbinden neler talep ettin ? - On şey talep ettim.
    - Nedir onlar ya lain ?
    - Şunlardır : 1. Allah'tan diledim ki, beni ademoğullarının malına ve evladına ortak ede. Bu ortaklık talebimi yerine getirdi. Ki bu : << Onlara ortak ol... Mallarına ve çocuklarına . Onlara vaad et. Halbuki şeytan onlara gurur vaad eder...>> (17/64) Ayet-i Celilesi ile sabittir.
    Her besmelesiz kesilen hayvan etinden yerim , faiz ve haram karışan yemeklerden yerim. Şeytandan Allah'a sığınılmayan malın da ortağıyım.
    Cinsi münasebet anında ; Allah'a şeytandan sığınmayan kimse ile birlikte hanımı ile birleşirim. Ve o her birleşmeden hasıl olan çocuk , bize itaat eder. Sözümüzü dinler.
    Her kim hayvana binerken , helal yola gitmeyi değil de , aksini isteyerek binerse , bende onunla beraber binerim. Yol arkadaşı ve binek arkadaşı olurum. Bu da Ayet-İ Kerime ile sabittir. << Onlar üzerine süvarilerinle , piyadelerinle yaygara çıkart..>> (17/64)
    2. Allah-ü Teala'dan diledim ki : Bana bir ev vere .. Bu dilediğim üzerine hamamları bana ev olarak verdi.
    3 .Diledim ki bana bir mescid vere. Pazar yerlerini bana mescid yaptı.
    4. Benim için bir okuma kitabı vermesini istedim. Şiirleri bana okuma kitabı olarak verdi.
    5. İstedim ki ; bir ezan vere , Mezmurları verdi.
    6. Diledim ki ; bana bir yatak arkadaşı vere.. Sarhoşları verdi.
    7. Diledim ki ; bana yardımcılar vere ... Bunun içinde kaderiye mensuplarını verdi.
    8. İstedim ki ; bana kardeşler vere .. Mallarını boş yere israf edenleri verdi. Bir de masiyet yoluna para harcayanları. Bunlarda şu Ayet-i Kerime ile sabittir :
    << O kimseler ki ; mallarını boş yere harcarlar... Onlar şeytanın kardeşleri olmuşlardır. >> (17/27)
    Bir ara Resullullah (s.a.) Efendimiz şöyle buyurdu :
    - Eğer söylediklerini, Allah'ın kitabındaki ayetlerle ispat etmeseydin. Seni tastik etmezdim.
    Bundan sonra İblis devam etti :
    - Ya Muhammed , Allah'tan diledim ki ; ademoğullarını ben göreyim ; ama onlar beni göremeyeler. Bu dileğimi de yerine getirdi. Diledim ki ; ademoğullarının kan mecralarını bana yol yapa ; Bu da oldu. Böylece ben, onlar arasında akıp giderim. Gezerim.Hem nasıl istersem. Bütün bu isteklerimi verdi . " Hepsi sana verildi .. Buyurdu. " Ve ben bu hallerimle iftihar ederim. Sonra şunu da ekleyeyim ki ; benimle beraber olanlar , seninle beraber olanlardan daha çoktur. İşte .. Böylece kıyamete kadar, ademoğullarının ekserisi benimle beraber olurlar. Bundan sonrasını İblis şöyle anlattı :
    Benim bir oğlum vardır. Adı : ATEME 'dir. Bir kul , yatsı namazını kılmadan uyursa .. gider ; onun kulağına bevleder. Eğer böyle olmasaydı ; imkan yok , insanlar namazlarını eda etmeden uyuyamazlardı.
    Benim bir oğlum daha vardır ki ; onun adı da MÜTEKAZİ 'dir. Bunun vazifesi de ; yapılan gizli amelleri yaymaya çalışmaktır. Mesela bir kul , gizli bir taat işlerse .. ve bu yaptığını da gizlemeye çalışırsa MÜTEKAZİ onu dürter. En sonunda o gizli amelin yayılmasına ve açığa çıkarmaya muvaffak olur. Böylece ; Allah-ü Teala onun yüz sevabından doksan dokuzunu imha eder. Çünkü bir kulun yaptığı gizli bir amel için tam yüz sevap verilir.
    Sonra .. Benim bir oğlum daha vardır . Onun adı da KÜHAYL dir. Bunun işi de , insanların gözlerini sürmelemektir. Bilhassa , ulema meclisinde ve hatip hutbe okurken. Bu sürme onların gözüne çekildi mi , uyuklamaya başlarlar. Ulemanın sözlerini işitmezler. Böylece hiç sevap alamazlar.
    Bundan sonra İblis şöyle anlattı :
    ' Hangi kadın olursa olsun .. Onun kalktığı yere şeytan oturur. Sonra kadının kucağında mutlaka bir şeytan durur. Ve onu ,
    bakanlara güzel gösterir. Sonra o kadına bazı emirler verir. Mesela : Elini kolunu dışarı çıkar ; göster. Der .. o da , bu emri tutar. Elini , kolunu açar, gösterir. Bundan sonra , o kadının haya perdesini tırnakları ile yırtar.
    İblis bundan sonra ; Resullullah (s.a.) Efendimiz ' e kendi durumunu anlatmaya başladı :
    'Ya Muhammed bir insanı delalete sürüklemek için elimde bir imkan yoktur. Ben ancak vesvese veririm. Ve bir şeyi güzel
    gösteririm. O kadar. Eğer delalete sürüklemek elimde olsaydı , yeryüzünde ; << Allah'tan başka ilah yoktur ve Muhammed Allah'ın resülüdür. >> diyen herkesi , oruç tutanı ve namaz kılanı hiç bırakmazdım. Hepsini delalete düşürürdüm. Nasıl ki senin elinde de , hidayet nevinden bir şey yoktur. Sen ancak Allah'ın Resulusun. Ve tebliğe memursun. Şayet hidayet elinde olsaydı, yeryüzünde tek kafir bırakmazdın. Sen Allah'ın halkı üzerinde bir hüccetsin. Bende , kendisi için ezelde şekavey yazılan kimselere sebebim. Said olan kimse , taa , ana karnında iken saiddir. Şaki olan da , yine ana karnında iken şakidir. Saadet ehli kılan da Allah , Şekavet ehli kılan da Allah .
    Bundan sonra Resullullah (s.a.) Efendimiz şu iki Ayet-i Kerimeyi okudu.
    < Bunlar, taa sonuna kadar böyle değişik şekilde devam edecek... Ancak Rabbın esirgedikleri hariç..> (11/118-119)
    < Allah'ın emri behemehal yerini bulan bir kaderdir.> (33/38)
    Bundan sonra Resullullah (s.a.) Efendimiz , İblise şöyle buyurdu :
    << Ya Ebamürre , acaba senin bir tevbe etmen ve Allah' a dönmen mümkün değil mi ? Cennete girmene kefil olurum.
    Bunun üzerine İblis şöyle dedi :
    'Ya Resullullah , iş verilen hükme göre oldu. Karar yazan kalemde kurudu. Kıyamete kadar olacak işler olacaktır. Seni peygamberlerin efendisi kılan , cennetin ehlinin hatibi eyleyen ve seni halkı içinden seçen ve halkı arasında bir gözde yapan, beni de şakilerin efendisi kılan ve cehennem ehlinin hatibi eyleyen Allah'tır. Ve O : bütün eksik sıfatlardan münezzehtir.
    Ve İblis cümlelerini şöyle tamamladı :
    İşte bu söylediklerim sana son sözümdür. Ve bütün söylediklerimi de doğru dedim..
  • Babası, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in amcası olan Ebu Talib, annesi ise Fatıma binti Esed bin Hişam bin Abdi Menaf’tır. Annesi Müslüman olup sahabi kadınların büyükleri arasına girmiştir. Ali (Radiyallahu Anh) bilindiği gibi Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in amcasının oğludur. Ebu’l-Hasan künyesiyle anılan Ali (Radiyallahu Anh), Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) tarafından Ebu Turab künyesiyle de künyelenmiştir.

    Buhari 6153, Heysemi 9/101

    Ali (Radiyallahu Anh) rivayetlere göre Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in risaletinin ikinci günü 8 veya 12 yaşında olduğu halde Müslüman oldu. Kendisi Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in damadı, dördüncü halifesi ve kendisiyle beraber ilk namaz kılan kişidir.

    Tirmizi 3979

    Rasulü Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in hicret ettiği gece, hayati tehlikeyi göze alarak büyük bir cesaretle onun yatağında yatmış ve kendisine teslim edilen emanetleri sahiplerine iade ederek bir gün sonra Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in talimatı gereği hicret etmiştir. Tebuk Seferi hariç Bedir, Uhud, Hendek ve Hayber gibi benzeri savaşlara katılarak üstün bir kahramanlıkla savaşmıştır.

    Kendisi, savaş meydanlarında karşısına çıkanların hepsini yenmesi ve onunla karşı karşıya gelenlerin yaşamamasıyla ün yapmıştır. Hemen hemen her savaşta yara alan Ali (Radiyallahu Anh) bir rivayete göre Uhud savaşında 16 yara almıştır.

    Öte yandan ilmi bir dehaya sahipti. Hatipliği ve edebiyatı müstesna bir derecede idi. Hikmetli sözleri, hutbe ve şiirleri meşhurdur. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onu genç yaşta Yemen’e kadı olarak göndermiştir. Ali (Radiyallahu Anh):

    -“Ya Rasulallah! Beni gönderiyorsun ama ben tecrübesizim, onların arasında nasıl hüküm vereceğimi bilmiyorum” deyince Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) mübarek elini göğsüne vurmuş ve:

    -“Allah’ım! Bunun kalbine hidayetini ver ve dilini sabit kıl” diye dua etmişti. Ali (Radiyallahu Anh) bu duadan sonra iki kişi arasında hüküm vermek hususunda hiç tereddüt etmemiştir.

    İbni Mace 2310

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kendisini çok severdi.

    Ali Radiyallahu Anh’ın Faziletine Dair Hadisler

    1) Ali (Radiyallahu Anh), bir seferde komutasındaki müfrezenin elde ettiği ganimet paylaşımı neticesinde kendisine düşen cariyeyle birlikte oldu. Bundan rahatsız olan bazı sahabiler Medine’ye dönüşte bu durumu Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e anlatarak Ali (Radiyallahu Anh)’ı şikayet ettiler. Buna çok kızan Rasulü Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    “Ali’den ne istiyorsunuz? Ali bendendir ve ben Ali’denim. Benden sonra, Ali her mü’minin velisidir!” buyurmuştur.

    Tirmizi 3958

    2) Ebu Bekir ve Ömer (Radiyallahu Anhuma) Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in kızı Fatıma (Radiyallahu Anha) ile evlenmek istediler.

    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onlara:

    “O daha küçüktür” dedi. Fatıma (Radiyallahu Anha)’yı Ali (Radiyallahu Anh) isteyince onun teklifini kabul etti.

    Nesei 3207

    3) Hayber’de kuşatma uzun sürmüştü. Bir akşam Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    “Sancağı yarın öyle birine vereceğim ki, o Allah’ı ve Rasulü’nü sever, Allah ve Rasulü de onu sever. Ve Allah fethi ona nasip edecek” buyurdu. O geceyi herkes, o kişinin kim olduğunu merak eder ve kendisini umar halde geçirdi.

    Sabah olunca Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Ali (Radiyallahu Anh)’ı çağırttı, o gözlerinden rahatsızdı. Gözlerine rukye yaparak tükürdü ve şifa için dua etti, müteakiben gözleri iyileşti. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sancağı ona teslim etti ve bazı nasihatlarda bulundu. Müteakiben Allah (Azze ve Celle) fethi ve zaferi ona nasip etti.

    Buhari 3467, Müslim 2405/33

    4) Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ümmetine, Kur’an’a ve Ehli Beyti’ne ehemmiyet göstermelerine emretmişti. Mübahele ayeti nazil olunca Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin (Radiyallahu Anhum) çağırdı da:

    “Ey Allah’ım! İşte bunlar benim Ehli Beyti’mdir” buyurdu.

    Müslim 2404/32

    5) Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) mescitten Ali (Radiyallahu Anh)’ın kapısı hariç tüm kapıların kapatılmasını emretti.

    Tirmizi 3977, Ahmed 1/75, Keşfu’l-Estar 2/195

    6) Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir başka hadisinde şöyle buyurdu:

    “Ali’yi ancak mü’min sever ve ona ancak münafık buğzeder!”

    Tirmizi 3981, İbni Mace 114

    7) Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Kim Ali’ye söverse bana sövmüş olur!”

    Ahmed 6/323, Hakim 3/121

    8) Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Ali (Radiyallahu Anh) hakkında şöyle dua etti:

    “Ey Allah’ım! Onu (Ali’yi) seveni sev, ona düşman olana da düşman ol!”

    Ahmed 4/370, İbni Hibban 2205, Bezzar 2544, İbni Ebi Asım 1367

    9) Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ashabıyla beraber Tebuk Seferi’ne giderken yerine vekil olarak Ali (Radiyallahu Anh)’ı Medine’de bıraktı. Bunun üzerine bazıları bu olay hakkında ileri geri konuşunca bunlar Ali (Radiyallahu Anh)’ın ağrına gitti ve Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) e yetişerek:

    -“Ey Allah’ın Rasulü! Beni Medine’de çocuk ve kadınlarla bıraktın. Nihayet onlar hakkımda konuşmaya başladılar” diye şikayetlenince Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona şöyle dedi:

    -“Ey Ali! Benim katımda, Harun’un Musa’nın katındaki derecesindesin. Ne var ki benden sonra Nebi ve Rasul yoktur.”

    Buhari 3472, Müslim 2404/30

    Şia mezhebine bağlı Rafizi ve İmamiye gibi bazı kollar hilafetin Ali (Radiyallahu Anh)’ın hakkı olduğuna ve Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in de bunu tavsiye ettiğine dair bu ve bunun gibi hadisleri delil getirmişlerdir. Hatta Rafiziler, Ali’yi ilk halife seçmedikleri için bütün sahabeyi tekfir etmişler, bir kısmı da hakkını aramadı diye Ali’nin kafir olduğuna hükmetmişlerdir. Bildiğimiz kadarıyla Şiilerin bir kolu olan Aleviler kendi içerisinde 20’nin üzerinde fırkaya ayrılmışlardır.

    Bunlardan kimisi Ali (Radiyallahu Anh)’ın haşa Allah olduğuna, kimisi Nebi olduğuna ve Cebrail (Aleyhisselam)’ın nübüvvet görevini yanlış kişiye verdiğine, diğer bir kısmı ilk halife olduğuna dolayısıyla sahabenin hata ettiğine inandığı gibi, kimisi de Ehli Sünnet inancına yakın bir inancı paylaşmakta ve sadece ismen kendisini Alevi diye bilmekte ve tanıtmaktadır.

    Sahabiler de Ali (Radiyallahu Anh)’ı severler ve hakkını korurlardı.

    1) Muaviye, Sa’d bin Ebi Vakkas (Radiyallahu Anh)’a:

    “Ebu Turab’a sövmekten seni alıkoyan nedir?” dediğinde Sa’d (Radiyallahu Anh):

    “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in Ali’ye söylediği şu üç sözü hatırladığım müddetçe Ali’ye asla sövmem. Allah’a yemin ederim ki, o sözlerden bir tanesinin benim için olması bana kırmızı develerden ve Arapların en kıymetli mallarından daha sevgili olurdu.

    -Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Ali’yi Harun (Aleyhisselam)’a benzetmesi,

    -Ehli Beytim diye tanıtması ve

    -Hayber’de sancağı ona teslim etmesi” demişti.

    Müslim 2404/32, Tirmizi 3970

    2) Abdullah ibni Ömer (Radiyallahu Anhuma)’ya bir adam Ali (Radiyallahu Anh) hakkında sorduğunda Ali’nin güzel amellerini zikretmiş ve:

    “Ali budur, evi de Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in evlerinin ortasındadır”demiştir.

    Buhari 3474

    3) Yine Abdullah ibni Ömer (Radiyallahu Anhuma) Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den şöyle rivayet etmiştir:

    “Hasan ve Hüseyin cennet ehlinin gençlerinin seyyidleridir. Babaları ise ikisinden daha hayırlıdır.”

    İbni Mace 118

    Ali (Radiyallahu Anh)’ın hüküm ve fetvaları yayılmış ve meşhur olmuştur. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den 536 hadis rivayet etmiştir.

    Cevamiu’s-Sire 258

    Kendisinden hadis rivayet edenler de başta oğulları Hasan ve Hüseyin olmak üzere İbni Mes’ud, Ebu Musa, İbni Ömer, İbni Abbas, Ebu Rafi, Ebu Said, Süheyb, Zeyd bin Erkam, Cerir bin Abdullah, Ebu Umame, Bera bin Azib, Ebu Cuhayfe, Ebu’t-Tufeyl ve başkalarıdır.

    Küçük yaştan itibaren İslamiyete sarılarak bütün gücü ile dine yaptığı büyük hizmet ve fedakarlığı ile bilinen bu değerli zatın halifeliği 4 sene 9 ay 10 gün sürmüştür.

    Cevamiu’s-Sire 337

    Bilindiği gibi bu dönem çok olaylı geçmiştir. Kendisine ısrarla yapılan halifelik teklifini kabul etmemiş, bu sebeple ümmet sekiz gün başsız kalmıştı. Bundan dolayı halk arasında huzursuzluk ve tedirginlik baş göstermiş, neticede kendisine yapılan baskılara dayanamayarak teklifi kabul etmiştir.

    Bu dönemde Osman (Radiyallahu Anh)’ın katillerini muhafaza etmekle suçlanmış, Müslümanların karşı karşıya geldiği Cemel ve Sıffin vak’alarına muhatap olmuştur ki, Cemel Vak’ası’nda Talha bin Ubeydullah ile Zübeyr bin Avvam (Radiyallahu Anhuma) haince şehit edilmişlerdi.

    Sıffin Vak’ası’nda hakem seçimine mecbur bırakılmış, yaptığı vaade bağlı kaldığı için Hariciler diye adlandırılan gurup kendisinden ayrılmış ve o da, dinden okun yaydan çıktığı gibi çıkan bu gurupla Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in önceden bildirdiği gibi Nehravan’da savaşmıştır.

    Hariciler buna rağmen boş durmamış, ümmeti Ali (Radiyallahu Anh)’a karşı kışkırtmaya devam etmiş ve neticede kendisini ‘Fitnenin başı’ diye nitelendirip onu, Muaviye’yi ve Amr bin As’ı öldürenin cennete gireceğini dile getirerek onların katlini teşvik etmiş ve planlamışlardı.

    Neticede bu suikasttan Muaviye ve Amr bin As kurtulmuş, ancak İbni Mülcem isimli Harici tarafından hicretin 40. yılı Ramazan ayının 27. günü sabah namazında hançerlenen Emir’ul-Mü’minin Ali (Radiyallahu Anh), 2 gün sonra 63 yaşındayken Kufe’de şehit olmuştur.

    Allah ondan razı olsun ve bizi kendisine komşu kılsın.
  • Bera bin Azib (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Ensardan bir adamın cenazesinin peşinden, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile birlikte kabre kadar gittik. Henüz daha kabri açılmamıştı. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kıbleye doğru oturdu, biz de Onun etrafında oturduk. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) elinde yere vurduğu bir değnek vardı. Bir göğe, bir yere bakmaya başladı. Gözlerini üç defa kaldırıp indirdi. İki ya da üç defa:

    “Kabir azabından Allah’a sığınınız!” dedi.

    Sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    “Allah’ım! Şüphesiz ki ben, kabir azabından Sana sığınırım!” dedi ve bu sözlerini üç defa tekrarladı.

    Daha sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

    “Mü’min bir kulun dünya ile alakası kesilip, ahirete yönelmeye başladı mı kendisine semadan yüzleri güneş gibi parlayan beyaz yüzlü melekler iner. Beraberlerinde cennet kefenlerinden bir kefen ve cennet kokularından bir koku bulunur. Nihayet melekler o kişiden gözün görebildiği kadar uzak bir mesafede otururlar.

    Sonra ölüm meleği gelir ve o kişinin başının yanında oturup, şöyle der:

    -‘Ey hoş ve mutmain olan nefis! Allah’tan bir mağfirete ve bir hoşnutluğa gitmek üzere çık!’ Onun canı su kabından damlanın akması gibi akarak çıkar. Ölüm meleğide o canı alır. Nihayet canı çıktı mı sema ile yer arasındaki bütün melekler ona dua ederler. Semanın kapıları ona açılır. Bütün kapılarda bulunan melekler, yüce Allah’a ruhuyla yükselmesi için dua ederler. Ölüm meleği onun canını aldığı zaman melekler, bir göz açıp kapatacak bir süre kadar dahi olsa onu asla bırakmazlar! Hemen onu alır ve canını cennet kefenine koyarlar.

    İşte bu, yüce Allah’ın:

    -“Nihayet birinize ölüm gelse, elçilerimiz onun ruhunu alırlar. Onlar eksik de yapmazlar!” En’am Suresi 61. ayet bunu anlatmaktadır. Yeryüzünde bulunan en güzel misk kokusundan daha hoş olarak ruhu çıkar. Melekler onun ruhunu alıp yükselirler.

    Meleklerden bir topluluğun yanından geçtileri zaman mutlaka melekler:

    -‘Bu hoş ve temiz ruh kimindir? derler.’

    Onlara:

    -‘Bu filan oğlu filandır’ diyerek dünyada iken ona verilen isimlerin en güzelini söylerler. Nihayet bu ruh ile dünya semasına ulaşırlar. Onun için kapının açılmasını isterler ve kapı açılır. Herbir semadan o semanın mukarreb olan melekleri bir sonraki semaya uğurlarlar. Nihayet onu yedinci semaya ulaştırırlar.

    Allah Azze ve Celle şöyle buyurur:

    -“Kulumun kitabını İlliyyin’de yazınız! İlliyyin’in ne olduğunu sen nereden bileceksin? O yazılmış bir kitabtır. Mukarreb olanlar onu müşahede ederler.” Onun kitabı İlliyyin arasında yazılır.

    Sonra Allah Azze ve Celle şöyle buyurur:

    -“Kulumu tekrar yeryüzüne götürünüz! Çünkü ben onlara şunu vadettim. Ben onları oradan yarattım, onları oraya iade edeceğim ve ikinci bir defa daha onları oradan çıkartacağım!”

    Bunun üzerine, yere geri döndürülür ve tekrar ruhu onun cesedine geri verilir. O arkadaşlarının onu bırakıp gittikleri vakit ayakkabılarının sesini işitir. Onlar geri dönmekte iken bu sefer ona şiddetle bağırıp çağıran Münker ve Nekir isimli iki melek gelir ve ona şiddetle bağırırlar ve onu oturtarak ona şöyle derler:

    -‘Rabbin kimdir?’

    O kişi:

    -‘Rabbim Allah’tır’ der.

    Melekler ona:

    -‘Dinin nedir?’ diye sorarlar.

    O kişi:

    -‘Dinim İslam’dır’ der.

    Melekler ona:

    -‘Size gönderilen bu adam kimdir?’ diye sorarlar

    O kişi:

    -‘O, Muhammed’dir ve Allah’ın Rasulüdür. Bize beyineler ile hidayet getirdi. Bizde Onun da’vetine icabet ettik ve Ona uyduk. O adam, Muhammed’dir’ der. Meleklerin bu sözü üç kere tekrarlanacaktır.

    Melekler ona:

    -‘Amelin nedir?’ diye sorarlar.

    O kişi:

    -‘Allah’ın Kitabını okudum, ona iman ettim ve onu tasdik ettim’ der. Bu sorgu esnasında kulun namazı, orucu, zekatı ve diğer iyilikleri hazır bulunur. Allah’ın bir vaadi olarak bu mü’min kul bu suallere istenildiği gibi cevap verir.

    Melek ona şiddetlice:

    -‘Rabbin kimdir? Dinin nedir? Rasulullah kimdir?’ diye sorar. İşte bu mü’minin karşı karşıya kalacağı son fitne olacaktır.

    İşte bu, Allah Azze ve Celle’nin:

    -“Allah, iman edenleri dünya hayatında da, ahiret hayatında da sabit bir sözle (tevhid sözüyle) sabit tutar…” İbrahim Suresi 27. ayetinde anlatılan budur.

    O kişi:

    -‘Rabbim Allah’tır, dinim İslam’dır, Rasulüm Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemdir’ der.

    Mü’min kulun sorgusu esnasında verdiği bu cevaplar üzerine Allah gökten, onun cevaplarını tasdik eder ve kabrinin genişletilmesini, kendisine cennet yataklarından bir yatak hazırlanmasını, cennetten elbiseler giydirilmesini, cennetten kabrine güzel kokular ve ılık rüzgarlar esmesi için kabri ile cennet arasına bir kapı açılmasını emreder. Buna müteakiben kabri 70 zira yani 35 metre genişletilir ve aydınlatılır.

    Daha sonra yüzü güzel, elbiseleri güzel ve kokusu hoş bir adam ona gelir ve der ki:

    -‘Seni sevindirecek şeyleri sana müjdeliyorum. Allah’tan bir rıza ve içinde ebedi nimetlerin bulunduğu cennetlerin müjdesini sana getirdim. İşte bu sana vaadolunan günündür.’

    Mü’min kişi ona şöyle der:

    -‘Allah sana da hayırlı müjdeler versin, sen kimsin? Senin yüzün hayırlı şeylerle gelen kimsenin yüzüne benziyor.’

    O kişi de ona:

    -‘Ben senin dünyada işlemiş olduğun salih amelinim der. Allah’a yemin ederim ki ben seni şöyle bildim. Allah’a itaat hususunda çabuk davranan bir kimse idin. Allah’a masiyet hususunda ağırdan alırdın. Bundan dolayı Allah seni hayırla mükâfatlandırdı.’

    Sonra ona, cennette açılan bir kapı ve cehenneme açılan bir kapı açılır ve denir ki:

    -‘Eğer Allah’a isyan etmiş olsaydın, gideceğin yer bura olacaktı! Allah onun yerine sana bunu verdi.’

    O kişi cennette olanları görünce şöyle der:

    -‘Rabbim! Kıyametin kopmasını çabuklaştır ki ben aileme ve malıma kavuşayım!’

    O kişiye:

    -‘Sen burada kal!’ denilir. O kişi yeniden diriltilene kadar cennetteki makamını seyreder durur. Ruhu ise, yeniden bedene döneceği kıyamet gününe kadar cennet ağacına tutunmuş bir kuş olduğu halde temiz ruhların arasında bulunur.

    Kâfir veya facir bir kişi dünya ile alakası kesilip, ahirete yöneldi mi, ona semadan kaba ve güçlü kuvvetli yüzleri siyah melekler semadan iner. Beraberlerinde cehennem ateşinden kaba elbiseler vardır! Nihayet melekler o kişiden gözün görebildiği kadar uzak bir mesafede otururlar.

    Sonra ölüm meleği gelir ve o kişinin başının yanında oturup, şöyle der:

    -‘Ey murdar! Nefis, Allah’tan bir gazab ve öfkeye doğru çık!’ Ölüm meleğinin bu sözü üzerine, o kişinin ruhu cesedinde dağılır. Dalları budakları çok, demir çubuğun ıslak yünden çekilmesi gibi onun ruhunu çekip alır. Bu hal ile birlikte damarları ve sinirleri paramparça olur. Gök ile yer arasındaki herbir melek ve semadaki bütün melekler ona lanet ederler. Semanın kapıları kapanır. O kişinin ruhu Allah’a çıkmaması için dua etmeyen hiçbir melek kalmaz! Ölüm meleği o ruhu, bu bedeni ezmek maksadıyla ve Allah’ın nimetlerinden yararlanmamak amacıyla, bedenin üzerine giyilen kıldan dokunmuş elbiselere gir! der.

    Melekler göz açıp kapatacak kadar bir zaman kadar dahi olsa, onun elini bırakmazlar! O kişiyi hemen o getirdikleri kaba elbiselere sararlar. O kişiden, yeryüzünde görülmüş en kötü kokan leşin kokusu gibi bir koku çıkar.

    Melekler onu alıp yükselirler.

    Meleklerden bir topluluğun yanından geçtiklerinde mutlaka melekler:

    -‘Bu murdar ruh kimdir?’ derler.

    Onu götüren melekler de:

    -‘Bu, filan oğlu filandır’ diyerek dünya hayatında ona verilen en kötü ismiyle onu anarlar. Nihayet o, dünya semasına getirilir. Ona kapının açılması istenir ama ona kapı açılmaz!

    Bera bin Azib (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Daha sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Araf Suresi 40. ayeti okudu:

    -“Ayetlerimizi yalanlayıp da onlara karşı büyüklenenlere hiç şüphesiz gök kapıları açılmayacaktır! Onlar, deve iğne deliğinden geçmedikçe cennete giremezler!..”

    Bunun üzerine Allah Azze ve Celle şöyle der:

    -“Onun kitabını Siccin’de, yerin en alt tabakasında yazınız! Kulumu tekrar yeryüzüne götürünüz! Çünkü ben onlara şunu vaat etmiştim. Ben onları oradan yarattım, onları oraya iade edeceğim ve ikinci bir defa daha onları oradan çıkartacağım!”

    Bu sefer o kişinin ruhu semadan savrulup atılarak kovulur ve cesedine döndürülür nihayet gelip cesedine düşer!

    Bera bin Azib (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Hac Suresi 31. ayeti okudu:

    “…Kim, Allah’a ortak koşarsa o sanki gökyüzünden düşüp, kuşların kaptığı yahut rüzgarın kendisini uzak bir yere attığı kimseye benzer.”

    Nihayet o kişinin ruhu cesedine iade edilir. O arkadaşlarının kendisini bırakıp gittikleri vakit ayakkabılarının sesini işitir. Bu halde iken şiddetle bağırıp çağıran ve azarlayan iki melek gelir ve onu onu korkutarak oturturlar.

    Melekler o kişiye şöyle derler:

    -‘Rabbin kimdir?’

    O kişi:

    -‘Ah! Ah! Bilmiyorum’ der.

    Melekler ona:

    -‘Dinin nedir?’ diye sorarlar.

    O kişi:

    -‘Ah! Ah! Bilmiyorum’ der.

    Melekler ona:

    -‘Bu size gönderilen adam hakkında ne dersin ve onun hakkında nasıl şahitlik edersin?’ diye sorarlar.

    O kişi, kendisine sorunan kişinin kim olduğunu anlıyamaz ve:

    -‘Hangi adamı soruyorsunuz?’ der.

    Melekler de ona:

    -‘Muhammed’ diye hatırlatırlar.

    Bunun üzerine o kişi:

    -‘Ah! Ah! Bilmiyorum, insanlar (Muhammed hakkında) bir şeyler söylüyorlardı, ben de onların söylediği gibi söylüyordum. der.

    Bu cevap üzerine melekler de ona:

    -‘Hay bilmez olasın! ve hiçbir şey söyleyemez olasın!’ derler.

    Bu cevaba müteakiben Allah-u Teâlâ, o yalan söylemiştir! Ona cehennem ateşinden bir yatak serilmesini, sıcak ve kavurucu rüzgarın girmesi için cehennemden onun kabrine bir kapı açılmasını emreder. Cehennemin ateşinin sıcağı ve deri gözeneklerinden işleyen sıcak havasıda ona ulaşır. Onun cehennemdeki mekanı kendisine gösterilir ve:

    -‘Bu senin mekânındır’ denilir.

    O kişiye cennetten de bir yer gösterilir ve:

    -‘Eğer Allah’a itaat etmiş olsaydın burası senin olacaktı, denilir.’ O kişi kazandığı ve kaybettiği yerleri görünce acısı ve ızdırabı katlanır. Sonra o adamın kabri, o kadar daraltılır ki, kaburgaları birbirine geçer! İşte bu, Allah’ın vaat ettiği sıkıntılı ve sıkıcı hayattır!

    Bera bin Azib (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

    Buna müteakiben Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Ta-Ha Suresi 124. ayeti okudu:

    Nitekim Allah Azze ve Celle şöyle buyurmuştur:

    “Herkim Benim zikrimden/Kur'anım’dan yüz çevirirse, şüphesiz ki onun sıkıntılı bir hayatı olur ve biz onu, kıyamet günü kör olarak haşrederiz!”

    Sonra o adama yüzü ve elbiseleri çirkin, kötü kokan bir adam gelir ve ona şöyle der:

    -‘Ben sana hoşuna gitmeyecek şeyleri bildiriyorum. İşte bu sana daha önce vaadolunan günündür,’ der ve onu Allah’ın azabı ile müjdeler.

    Oda şöyle der:

    -‘Sana da Allah hayır sözü işittirmesin! Sen kimsin? Yüzün kötü şeylerle gelen kimsenin yüzüne benziyor.’

    O adam şu cevabı verir:

    -‘Ben senin kötü amelinim. Allah’a yemin ederim ki; Ben seni Allah’a itaatte işi ağırdan alan, Allah’a isyana hızlıca koşan bir kişi olarak biliyorum. Allah sana kötülüğünün karşılığını versin.’

    Sonra ona gözleri görmeyen, kulakları duymayan ve konuşmayan, elinde bir balyoz bulunan bir kişi görünür. Bu balyozu bir dağın üzerine indirecek olsa o dağ toprak olur. Ona bu balyozla öyle bir darbe indirir ki bu darbe ile o kişi kabrinde toprağa döner!

    Daha sonra, Allah Azze ve Celle onu tekrar eski haline getirir ve ona musallat edilen kişi ona bir daha vurunca, o öyle bir feryad eder ki doğu ile batı arasındaki insanlarla cinlerden başka her şey o feryadı işitir. Sonra ona cehennem ateşine giden bir kapı açılır ve cehennemden ona yaygılar yayılır.

    O adam:

    -‘Rabbim! Kıyamet kopmasın!’ der.

    Allah onu tekrar diriltinceye kadar o kişi kabrinde azap görmeye devam eder.”

    Buhari 1/243, 3/1260, 1294, Müslim 905/11, 2870/70, Malik Muvatta 1/188, 189, İbni Hibban 3120, Ebu Davud 4753, Terğib ve Terhib 7/67, 77, Nesei 2059, 2075, İbni Mace 4269, 4271, Ahmed bin Hanbel 4/287, 288, No: 17803, 18559 18733, 18815, Hâkim 1/37, 40, Tayalisi 753, Acurri eş-Şeria 367, 370, Albânî Cenaiz 199

    Muhammed Nâsıruddin el-Albânî (Rahmetullahi Aleyh), Ahkâmu’l-Cenâiz isimli kitabında şöyle demiştir:

    “Hadiste geçen Meleku’l-Mevt: Kur’an ve Sahih Sünnette adı budur, yani ölüm meleğidir. İnsanların, Onu Azrail diye isimlendirmesine gelince, israiliyattan olma ihtimali vardır.”

    Önemli Uyarı: Ehli Sünnet’e göre kabir azabı ve nimeti hak ve gerçektir. Ayet ve Sahih Hadisler kabir azabının olduğunu bildirmektedir. Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

    “…Firavun’un ailesini, kötü azap kuşattı. Onlar sabah akşam ateşe sunulurlar. (Dünya durdukça azap böyle devam eder.) Kıyamet saati geldiğinde de ‘Firavun ailesini azabın en şiddetlisine sokun!’ (denilir.)”

    Mü’min 46

    Kabir azabı ve nimetlerinin keyfiyetiyle ruhun ölüye dönüşünün keyfiyetine gelince, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den sahih olarak rivayet edilen hadislerin dışına çıkmak doğru değildir. İmam Tahavi akidesinin şârihi İbni Ebi’l-İz bu hususta şöyle demektedir:

    “Kabrin azap ve nimeti, iki meleğin gelip ölüye bir şeyler sorması Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den mütevatir olarak rivayet edilmiştir. Dolayısıyla onlara îtikat etmek gerekmektedir. Nasıllığı ve niceliği hakkında konuşmak doğru değildir! Bilakis ruhun cesede dönüşü bizim keyfiyetini bilmediğimiz bir tarzdadır. Kabir azabı berzah azabıdır.

    Ölüp kabir azabına müstahak olanlar şüphesiz onu tadacaktır. Onlar ister bir kabre defnedilsin, ister suda boğulup cesedi kaybolsun, ister kurda kuşa yem olsun aynıdır. Azap defnedilenlere ulaştığı gibi bunlara da ulaşır.”

    Tahavî Şerhi 399, 400
  • " Bir gün
    geleceğim ve bir haber getireceğim
    ...
    Geleceğim.
    dilenciye bir yasemin vereceğim,
    cüzzamlı güzel kadına da
    yeni bir küpe ...
    köre diyeceğim ki: bak nasıl da güzel bahçe!
    ... bütün küfürleri süpüreceğim dudaklardan.
    bütün duvarları yıkacağım yere.
    Haramilere diyeceğim ki:
    gülümseyiş yüklü bir kervan geldi!
    bulutu parçalayacağım.
    gözleri güneşe bağlayacağım
    gönülleri aşka
    gölgeleri suya
    dalları rüzgâra
    sonra bütün bunları birbirine
    Ve çocuğun uykusunu da
    cırcırböceklerinin mırıltılarına bağlayacağım.
    uçurtmaları uçuracağım gökyüzünde,
    saksılara su vereceğim.
    ... Geleceğim.
    ve her duvarın başına bir karanfil dikeceğim.
    her pencerenin altında bir şiir okuyacağım.
    her kargaya bir çam vereceğim.
    yılana diyeceğim ki: kurbağa nasıl da fiyakalı ama!
    barıştıracağım.
    tanıştıracağım.
    yol alacağım.
    ışık içeceğim.
    seveceğim. "


    Sohrab Sepehri
  • Hangi ressam o güzel gözlerin hakkını verebilir?
    Jane Austen
    Sayfa 56 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
  • BİR KADINI SEV ...
    Ama dış görünüşü için değil,
    Kalbinin güzelliği için sev...
    Her sabah uzunca mesajlar at mesala,
    Uyandığında ilk senin adını görsün telefonunda
    Sevinsin, gözleri parlasın .
    Desin ki; işte beni gerçekten seven biri.
    Ama sadece uzun mesajlar atmakla bırakma
    Gülüşünü sev,gülerken yüzünde oluşan çizgilerini sev..
    Avuç içlerini sev, kirpilerini sev .
    Sev ama hissettirde sevdiğini.
    Özel olduğunu hissettir ona, başına gelebilecek en güzel şey olduğunu ispatla !!
    Fazla makyaj yapmamasını, doğal halinin daha güzel olduğunu söyle .
    Günlük bir ilişki olmadığını, ömürlük olduğunu anlat.
    Seviyorsan mutlu edeceksin !
    Mutlu olsun ki; dünyanın en güzel kadını gibi gözüksün gözüne..
    Sevilen , mutlu olan kadın çiçek gibi açar ve güzelleşir...
    Çenesinden öp O'nu
    Kaşlarının arasından gözlerinden öp.
    Öpmenin sadece dudaklardan ibaret olmadığını hatırlat..
    Ve sevmenin bedenle değil, kalple olduğunu..
    Yüzünde tebessüm sebebi ol,
    gözlerinde güven , kalbinde HUZUR...
    Kadını böyle sev , seveceksen !.
  • 344 syf.
    ·8/10
    Oğlu Danny'nin gittiği okul gezisinden hiç dönen olmayınca ve geçirdikleri kazada Danny'nin paramparça olması nedeniyle oğluna törende bile bakamayınca koskoca bir yılı yasla geçirip , bir yılın ardından hayatına kaldığı yerden devam etmeye başlar.
    Bir gün Danny'nin odasındaki yazı tahtasında ÖLMEDİ yazısıyla karşılaşınca bu işin peşine düşer.
    Corona günlerinde Covid 19 u anımsatan Wuhan-400 lü güzel bir kitaptı. İlk sayfalardaki olaylarda Danny'nin annesinin cesaretine hayran kaldım. Yalnız yaşayanların okumamasında fayda var diye düşünüyorum